Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2022/7511 E. 2024/6602 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/7511
Karar No
2024/6602
Karar Tarihi

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/87 E., 2022/384 K. KARAR : Davanın usulden reddine Taraflar arasındaki orman olmadığı iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen feragat nedeniyle reddine, kısmen aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş olup, kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Çekişmeli Mardin ili Savur ilçesi Köprülü Mahallesi 103 ada 1 parsel sayılı 731.949,11 metrekare yüzölçümü ile orman vasfı ile Hazine adına tapuda kayıtlı taşınmazın kadastro tespitinin 13.09.2008 tarihinde kesinleştiği, Mardin ili Savur ilçesi Pınardere/Karşıyaka Mahallesi 107 ada 1 parsel sayılı 3.962.498,82 metrekare yüzölçümü ile orman vasfı ile Hazine adına kayıtlı taşınmazın kadastro tespitinin 18.03.2011 tarihinde kesinleştiği, taşınmazların bulunduğu yörede orman kadastrosunun 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 5304 sayılı Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun (5304 sayılı Kanun) ile değişik 4 üncü maddesi hükmüne göre yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkili ...'a babası ... tarafından bağışlanan Mardin ili Savur ilçesi Köprülü Köyü 170 ada 1 nolu parselde bulunan bağ niteliğindeki taşınmazın yaklaşık 50 yılı aşkın süredir müvekkilinin zilyetliğinde olduğunu ve söz konusu taşınmaz fiilen bağ olarak kullanıldığını, ekilip biçilmekle tarıma elverişli olan bir arazi olduğunu, 2012 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında müvekkilinin zilyetliğinde olan taşınmaz orman arazisi olarak kaydedildiği, müvekkilinin Gaziantep ilinde ikamet ettiğinden kadastro işlemlerinden haberi olmadığını, ancak Mardin'e geldiğinde durumu öğrendiğini, öğrendiğinde de itiraz hakkının sona erdiğini öğrendiğini, tüm nedenlerden ötürü kadastro çalışmaları sırasında orman arazisi olarak Hazine adına yapılan tespite itirazlarının kabulü ile taşınmazın tapuda müvekkii adına tescilini istemiş, davalılar davanın reddini savunmuşlardır. Dava, orman olmadığı iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; dava konusu edilen gayrimenkulün orman arazisi olduğu ve orman arazisinin zilyetlikle elde edilemeyeceği, dava konusu arazinin orman arazi olması hususunun kadastro tespit tutanağı, mahkeme gözlemi ve bilirkişi raporlarıyla uyumlu olduğu anlaşılarak davanın reddine karar verilmiştir. Anılan hükmün davacı vekilinin temyizi sonrasında Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 10.04.2018 tarihli ve 2016/8179 Esas, 2018/2797 Karar sayılı ilamında; davacı lehine 3402 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesi uyarınca zilyetlik yoluyla kazanma koşullarının olup olmadığının araştırılması gerektiğine değinilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; mahalli ve tespit bilirkişilerin beyanından davacının ve asli müdahillerin miras bırakanı ...'dan intikal ettiği anlaşılan taşınmazlar üzerinde miras paylarının elbirliği mülkiyetine tabi olduğu, ...'un terekesine göre 3 üncü kişi konumunda bulunan Hazine aleyhine açılmış olan davada ...'un davaya taraf olmayan başka mirasçılarının da bulunduğu, terekeye dahil bir taşınmazda mirasçılar arasında zilyetlik hükümleri işlemeyeceği, mirasçılardan bir kısmının tek başlarına, 3 üncü kişiye karşı adlarına tescil istemiyle dava açması mümkün olmadığı, elbirliği mülkiyetinde mirasçıların tereke malları üzerinde belli pay veya payları olmayıp haklarının terekenin tamamını kapsadığı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 702 nci maddesine göre topluluk devam ettiği sürece tasarrufi işlemlerde tüm ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerektiği, mirasçılardan bir kısmının kendi adına açtığı dava, diğer mirasçıların paylarını kapsamadığından, davanın da miras ortaklığı adına açılmamış bulunmasına göre, diğer mirasçıların adlarına davetiye çıkarılmak suretiyle davaya dahil edilmeleri ile 4721 sayılı Kanun'un 640 ıncı maddesinde belirtilen dava koşulunun yerine getirilebileceği de kabul edilemeyeceği, başka bir anlatımla, mirasçıların katılımının sağlanması suretiyle miras ortaklığı adına davanın sürdürülmesi de mümkün bulunmadığı nazara alınarak davacının davasının Mardin ili Savur ilçesi İşgören Mahallesi 107 ada 1 parsel sayılı taşınmaz içerisinde kalan ve fen bilirkişinin 07.10.2019 tarihli raporunda (A) harfi ile gösterilen taşınmaz yönünden, asli müdahillerin davasının tüm taşınmazlar yönünden aktif husumet yokluğundan usulden reddine, davacının davasının Mardin ili Savur ilçesi İşgören Mahallesi 103 ada 1 parsel sayılı taşınmaz içerisinde kalan ve fen bilirkişilerin 07.10.2019 tarihli raporunda (B) harfi ile gösterilen taşınmaz yönünden feragat nedeniyle reddine karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Somut olaya geçmeden önce "taraf sıfatı" kavramı üzerinde durulmalıdır: Sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen (nitelendirilen) kişiler, şeklen (biçimsel açıdan) o davanın taraflarıdır. Ancak mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası bakımından bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olma sıfatı yoksa dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez. Dava, sıfat yokluğundan reddedilir. Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere, bir subjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kim olduğu (yani bir davada, davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu) tamamen maddî hukuka göre belirlenir. Bu nedenle, bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (subjektif) hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur. Sıfatın usul hukuku bakımından önemi (usul hukukunu ilgilendiren yönü) şudur: Bir davanın tarafları (veya taraflardan biri) o davada gerçekten (davacı veya davalı olarak) taraf sıfatına sahip değilse mahkeme, dava konusu hakkın esası (mevcut olup olmadığı) hakkında inceleme yapıp karar veremez. Mahkeme, davanın sıfat yokluğundan reddine karar verir. Bu karar, davanın dinlenemeyeceğine ilişkin bir karar olmayıp, davanın esasına ilişkin bir karardır (taraf olarak gösterilenlerden birinin taraf sıfatının bulunmadığını tespit eden bir karardır). Mahkemenin sıfat yokluğunu kendiliğinden (re'sen) gözetmesi gerekir. Çünkü sıfat yokluğu, bir def'i değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hakim, kendisine sunulan dava malzemesinden (davalı veya davacının bildirdikleri vakıalardan, yani dava dosyasından) bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden gözetir (Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder: Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, Ankara 2011, s. 234; Yılmaz, Ejder; Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s. 530). Mahkemece, Mardin ili Savur ilçesi İşgören Mahallesi 107 ada 1 parsel sayılı taşınmaz içerisinde kalan ve fen bilirkişinin 07.10.2019 tarihli raporunda (A) harfi ile gösterilen taşınmaz yönünden, asli müdahillerin davasının tüm taşınmazlar yönünden aktif husumet yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. Bir davanın esası hakkında değerlendirme yapılabilmesi için az yukarıda açıklandığı üzere öncelikle taraf ehliyetinin bulunması zorunlu olup, bu husus dava şartı olduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114/1-d maddesi gereğince mahkemelerce re'sen gözetilmesi gerekir. Somut olayda, davacı çekişmeli taşınmazın kendisine ait olduğunu iddia etmiştir. Mahallinde yapılan keşifte dinlenen tespit bilirkişisi ..... taşınmazın davacı ve asli müdahillerin babası ...'a ait olduğunu, bu kişinin ölümü sonrasında davacı ve kardeşlerine kaldığını, birlikte kullandıklarını bildiğini ancak paylaşım yapıp yapmadıklarını bilmediğini anlatmakla birlikte, mahalli bilirkişiler ..., ...'ün ve tespit bilirkişisi ....'ın dava konusu taşınmazın davacı ...'a ait olduğu ve bu kişi tarafından kullanıldığı, bir diğer mahalli bilirkişi .... ve tanıklar ..., ... ve ...'in beyanlarında davacı ve asli müdahillerin babaları ...'a ait olduğu, mirasbırakanın mallarının kardeşler arasında paylaşımının yapıldığı, dava konusu parselin davacının kullanımında olduğu, davacı dışındaki kardeşlerin bir payı olmadığına dair anlatımları bir arada değerlendirildiğinde; bu aşamada davacının aktif dava ehliyetinin varlığının kabulü gerekir. Ayrıca, tespit bilirkişisi .....'ın anlatımı ile diğer mahalli bilirkişi ve tanık beyanları arasındaki çelişki dikkate alındığında dava konusu taşınmazın davacı ve asli müdahillerin babası olduğu anlaşılan mirasbırakan ...'a ait olup olmadığı, mirasbırakan tarafından davacıya bağışlanıp bağışlanmadığı, mirasbırakan ...'un terekesindeki taşınmazların mirasçıları arasında taksim edilip edilmediği üzerinde durulup, Mardin ili Savur ilçesi İşgören Mahallesi 107 ada 1 parsel sayılı taşınmaz içerisinde kalan ve fen bilirkişinin 07.10.2019 tarihli raporunda (A) harfi ile gösterilen taşınmaz yönünden müstakilen davacı lehine kazandırıcı zamanaşımı şartlarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi, bu kapsamda keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan, taşınmazların öncesinin ne olduğu, kim veya kimler tarafından, hangi tarihten beri ve ne şekilde kullanıldığı, imar-ihya gerektiren yerlerden olup olmadığı, böyle yerlerden ise imar-ihyaya konu edilip edilmediği ve edilmiş ise imar-ihyasının hangi tarihte tamamlandığı hususları etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, komşu parsellerin tutanak ve dayanakları uygulanmalı; dava konusu taşınmazları sınır olarak nasıl nitelendirdikleri araştırılmalı; yerel bilirkişiler ve tanıkların sözleri arasında doğabilecek çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılarak giderilmeye çalışılmalı; ziraat bilirkişisinden taşınmazın evveliyatını, toprak yapısını, niteliğini ve zilyetlikle mülk edinilebilecek yerlerden olup olmadığını, komşu taşınmazlarla karşılaştırmalı şekilde açıklayan, bilimsel esaslara ve somut verilere dayalı, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı; fen bilirkişisinden ise, keşfi takibe ve denetlemeye olanak verir rapor ve kroki alınmalı, tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmeli 3402 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesi uyarınca, adına tescil kararı verilecek kişi ya da kişiler ile diğer mirasçılar ve onların miras bırakanları adına aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden başkaca taşınmaz mal tesbit ya da tescil edilip edilmediği tapu müdürlüğü ve ilgili kadastro müdürlüğü ile hukuk mahkemeleri yazı işleri müdürlüğünden sorulup, aynı Kanunun 03.07.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu (5403 sayılı Kanun) ile değiştirilen 14/2 nci maddesi hükmü gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Kanun'un getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır. Mahkemece bu hususlar gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün bozulması gerekmiştir. S O N U Ç : Yukarıda açıklanan gerekçeler ile davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile kararın 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, İstek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 18.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2022/7511, K. 2024/6602, T. 18.11.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2022-7511-e-2024-6602-k-c4f991c15970