Yargıtay · 8. Hukuk Dairesi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2021/4979 E. 2022/8017 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2021/4979
Karar No
2022/8017
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : Uygulama Kadastrosuna İtiraz İLK DERECE MAHKEMESİ : ... Kadastro Mahkemesi Taraflar arasında ... Kadastro Mahkemesinde görülen dava sonucunda verilen hükme karşı davalılar vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş olup, bu kez davalılar vekilleri tarafından Bölge Adliye Mahkemesi kararı temyiz edilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Uygulama kadastrosu sırasında, ... ili... ilçesi ... Köyü / Mahallesi çalışma alanında ve tapuda davacı adına kayıtlı bulunan eski 107 ada 378 parsel sayılı 5.100,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, aynı ada-parsel numarasıyla ve 5.323,04 metrekare yüzölçümlü olarak; davalı ... adına kayıtlı bulunan 107 ada 426 parsel sayılı 8.400,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, aynı ada-parsel numarasıyla ve 8.254,33 metrekare yüzölçümlü olarak; 107 ada 428 parsel sayılı 16.800,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, aynı ada-parsel numarasıyla ve 17.561,11 metrekare yüzölçümlü olarak; eski 107 ada 436 parsel sayılı 303,00 metrekare yüzölçümdeki taşınmazın aynı ada - parsel numarasıyla ve 337,28 metrekare yüzölçümlü olarak; tapuda davalı ... adına kayıtlı bulunan eski 107 ada 379 parsel sayılı 13.500,00 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, aynı ada-parsel numarasıyla ve 12.951,43 metrekare yüzölçümlü olarak tespit edilmiştir. Davacı ... vekili, yenileme çalışmaları sırasında, ... ilçesi ... Köyü çalışma alanında ve tapuda vekil edeni olan davacı adına kayıtlı bulunan 107 ada 378 parsel sayılı taşınmazın sınırlarının, davalılara ait olan 107 ada 379, 426, 436 ve 428 parsel sayılı taşınmazlara kaydırıldığını ileri sürerek, sınırların düzeltilmesine karar verilmesi istemiyle dava açmıştır. Davalılar ...ve ... vekilleri, davacının kadastro tespitine itiraz ettiğini, ancak 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece verilen, bilirkişi raporunda A, B ve C harfleri ile gösterilen taşınmazlar yönünden 22/a çalışmasının hatalı yapıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, D, E ve F harfleri ile gösterilen alanlar bakımından ise, davanın mülkiyete ilişkin olduğundan bahisle mahkemenin görevsizliğine dair 07.06.2017 tarihli ilk hükmün davalı ... ... ve davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 26/10/2017 tarihli kararıyla, dava konusu 107 ada 379 parselin evvelki malikinin açtığı ve ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen 1994/854 Esas ve 1995/224 Karar sayılı dosyanın dosya arasına alınmadığı ve keşifte uygulanmadığı, dava konusu taşınmazlara dair ada raporu ve tutanakların irdelenmediği açıklanarak, dava dosyasının mahkemesine iadesine karar verilmiştir. Mahkemece, Bölge Adliye Mahkemesinin iade kararı sonrası yeniden yapılan yargılama sonunda; davacının, ... ili... ilçesi ... Mahallesi 107 ada 426 parselin A harfi ile gösterilen, 107 ada 436 parselin B harfi ile gösterilen, 107 ada 379 parselin C ve D harfleri ile gösterilen kısma ilişkin davasının kabulü ile dava konusu ... ili... ilçesi ... Mahallesi 107 ada 378 parsel sayılı taşınmazın komisyon tutanağının ve dava konusu ... İli... İlçesi ... Mahallesi 107 ada 426, 436 ve 379 parsel sayılı taşınmazların 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 22/A madde uygulaması sonucu oluşturulan yenileme uygulama tutanaklarının iptaline, dava konusu ... ili... ilçesi ... Mahallesi 107 ada 426 parsel sayılı taşınmazın yüzölçümünden, fen bilirkişileri... ve ... tarafından hazırlanan 12.02.2019 havale tarihli ek bilirkişi raporuna ekli krokide "A" harfi ile gösterilen 1.630,28 m2'lik kısım çıktıktan sonra geriye kalan (8.254,33 - 1.630,28) = 6.624,05 m2 yüzölçümü ile 107 ada 426 parsel olarak aynı yer aynı vasıfla tapuya kayıt ve tesciline; dava konusu ... ili... ilçesi ... Mahallesi 107 ada 436 parsel sayılı taşınmazın yüzölçümünden, fen bilirkişileri... ve ... tarafından hazırlanan 12.02.2019 havale tarihli ek bilirkişi raporuna ekli krokide "B" ile gösterilen 114,89 m2'lik kısım çıktıktan sonra geriye kalan (337,28 - 114,89) = 222,39 m2 yüzölçümü ile 107 ada 436 parsel olarak aynı yer aynı vasıfla tapuya kayıt ve tesciline; dava konusu ... ili... ilçesi ... Mahallesi 107 ada 379 parsel sayılı taşınmazın yüzölçümünden, fen bilirkişileri... ve ... tarafından hazırlanan 12.02.2019 havale tarihli ek bilirkişi raporuna ekli krokide "C" ile gösterilen 972,89 m2'lik kısım ve "D" harfi ile gösterilen 296,33 m2'lik kısım çıktıktan sonra geriye kalan (12.951,43 - 972,89 - 296,33) = 11.682,24 m2 yüzölçümü ile 107 ada 379 parsel olarak aynı yer aynı vasıfla tapuya kayıt ve tesciline; dava konusu ... ili... ilçesi ... Mahallesi 107 ada 378 parsel sayılı taşınmazın yüzölçümüne, fen bilirkişileri... ve ... tarafından hazırlanan 12.02.2019 havale tarihli ek bilirkişi raporuna ekli krokide "A" harfi ile gösterilen 1.630,28 m2'lik kısım, "B" harfi ile gösterilen 114,89 m2'lik kısım, "C" harfi ile gösterilen 972,89 m2'lik kısım ve "D" harfi ile gösterilen 296,33 m2 kısım eklenmek suretiyle (5.323,04 + 1.630,28 + 114,89 + 972,89 + 296,33) = 8.337,43 m2 yüzölçümü ile 107 ada 378 parsel olarak aynı yer aynı vasıfla tapuya kayıt ve tesciline; davacının ... ili... ilçesi ... Mahallesi 107 ada 426 parselin "F" harfi ile gösterilen kısım ile 107 ada 428 parselin E harfi ile gösterilen kısma ilişkin davasının dava şartı yokluğundan reddi ile dava konusu ettiği bu kısımların kendisine ait olduğunu iddia ve talep ettiğinden bu dava bakımından Kadastro Mahkemesinin görevli olmadığı ve talebin mülkiyete yönelik olduğu anlaşılmakla tasarrufa ilişkin bu davanın görev yönünden reddi ile mahkemenin görevsizliğine karar verilmiş, hükmün davalı ... vekili ile davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş ve iş bu karar, davalı ... vekili ile davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, uygulama kadastrosuna itiraza ilişkin olup, uygulama kadastrosunun amacı, tapulama, kadastro veya değişiklik işlemlerine ilişkin; sınırlandırma, ölçü, çizim (tersimat) ve hesaplamalardan kaynaklanan hataları gidermektir. Uygulama kadastrosuna itiraz davaları, kadastro faaliyetinin yöntemine uygun yapılıp yapılmadığının denetlenmesine yöneliktir. Uygulama kadastrosu yapılırken öncelikle zeminde bulunan ve tesis kadastrosu tarihinde mevcut olan sabit nokta ve sınırlardan, aynı döneme ya da yöreye ait farklı amaçlarla üretilmiş haritalar ile benzeri verilerden yararlanılarak yapılan teknik çalışmalarla, tesis kadastrosuna ait pafta haritaları ortofoto üzerine işlenmekte; haritanın zemine uygun olmaması halinde farklılıkların nerelerden ve hangi sebeplerden kaynaklandığı tespit edilip varsa hatalar yöntemine uygun şekilde giderilmekte, düzenlenen ada raporu ile yapılan teknik çalışmalar ve gerekçeleri açıklanmakta; bundan sonra yönetmelikte açıklanan ilkeler çerçevesinde taşınmazların bütün sınırları tek tek değerlendirmeye tabi tutularak ilk tesis kadastrosu sırasındaki gerçek fiili duruma ulaşılmaya çalışılarak, uygulama tutanağı düzenlenmekte ve uygulama kadastrosu haritaları üretilmektedir. İşte, uygulama kadastrosuna itiraz davaları, uygulama kadastrosu faaliyetinin yöntemine uygun yapılıp yapılmadığının denetlenmesine yönelik davalardır. Bu nedenle Mahkemelerce, uygulama faaliyetine eşdeğer ve amaca uygun bir araştırma yapılması zorunludur. Mahkemece, amacına ve yöntemine uygun bir araştırma yapılabilmesi için öncelikle, denetime veri teşkil etmek üzere, tesis kadastrosunun yapıldığı tarihe en yakın tarihli hava fotoğrafları, temin edilebilen en eski ve güncel ortofoto ve uydu fotoğrafları, tesis kadastrosuna ait pafta haritası, varsa bu haritada değişiklik yapan ifraz haritaları, mahkeme ilamları ve eki olan haritalar, varsa uygulama kadastrosu sırasında yararlanıldığı anlaşılan diğer haritalar, dava konusu taşınmaza ilişkin tesis kadastrosu ve uygulama kadastrolarına ait ölçü çizelgesi, hesap cetveli ve ölçü krokileri gibi bilgi ve belgelerin toplanması gerekmektedir. Bundan sonra mahallinde, yerel bilirkişiler, taraf tanıkları, harita ya da jeodezi mühendisi teknik bilirkişinin katılımı ile keşif yapılmalıdır. Keşif sırasında dava konusu taşınmaz ve çevresinin toprak yapısı, bitki örtüsü, zeminde mevcut ağaçların yaşı gibi hususlar ile zeminin jeolojik yapısının değerlendirilmesine ihtiyaç duyulan hallerde uzman ziraat bilirkişisi ile jeoloji mühendisi bilirkişi de keşif heyetine dahil edilmelidir. Yapılacak keşif sırasında yerel bilirkişi ve tanıklardan tesis kadastrosu sırasında da zeminde mevcut olan sabit sınır ya da yapılar bulunup bulunmadığı sorularak varsa yerleri teknik bilirkişiye işaretlettirilmeli, fotoğrafları çekilmeli, taraflar keşif sırasında hazır bulunmakta ise zeminde ortak sınır üzerinde uzlaşıp uzlaşmadıkları tespit edilip gerektiğinde imzaları ile beyanları tevsik edilmeli, uzlaşılan sınırlar ile iddia edilen sınırlar teknik bilirkişi tarafından haritasında işaretlenmeli, keşif sırasında hazır edilmeleri halinde ziraat bilirkişisi ile jeoloji mühendisi bilirkişisinden, taşınmazlar arasında değişmeyen doğal ya da yapay sınırlar bulunup bulunmadığı, sınırlarda mevcut ağaçların yaşları gibi hususlarda bilgi alınmalı, teknik bilirkişiden denetime veri teşkil etmek üzere dosya içine getirtilen bilgi ve belgeler ile bilirkişi ve tanık anlatımlarından yararlanarak uygulama kadastrosunu denetlemesi istenmelidir. Teknik bilirkişiden, tesis kadastrosunun, paftaların üretim yılı, üretim tekniği, altlığı ve ölçeği gibi hususları da açıklar tarzda hangi yöntem ve tekniklerle yapıldığı, uygulanan yöntemlerin hata paylarının ne olduğu, üretilen haritaların zeminle uyumsuz bulunması halinde farklılığın nereden ve hangi sebeplerden kaynaklandığı, sırasıyla tersimat hatası, hesap hatası, ölçü hatası ve sınırlandırma hatası bulunup bulunmadığı, uygulama kadastrosu sonucu tespit edilen yeni sınırların niteliğinin ne olduğu ve yönetmelik hükümlerine uygun olarak belirlenip belirlenmediği, uygulama kadastrosunda hata yapılmış ise doğru sınır ve haritanın nasıl olması gerektiği gibi hususlarda ve "ada raporu" ile "uygulama tutanağı ve haritasını" irdeler şekilde, teknik ve bilimsel verilere dayalı, gerekçelendirilmiş, denetlenebilir ve ayrıntılı rapor ve haritalar alınmalıdır. Raporun denetime elverişli olması için teknik bilirkişiden, düzenleyeceği haritalardan iki tanesinde hava fotoğrafı üzerinde, iki tanesinde ise ortofoto (yoksa uydu fotoğrafı) üzerinde ilk tesis kadastrosu paftası ve uygulama kadastrosu paftasını çakıştırması istenmeli; çakıştırmaların birer tanesinin ada bazında değerlendirme yapmaya elverişli geniş ölçekli olması, diğerinin ise dava konusu taşınmaz ve çevresini gösterir şekilde daha dar ölçekli olması istenmelidir. Teknik bilirkişi haritasında, uygulama kadastrosunda yanlışlık varsa, infazı kabil bir hükme esas olmak üzere doğru sınırların nasıl olması gerektiği de gösterilmelidir. Açıklanan yönteme uygun inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmeli; değerlendirme yapılırken uygulama kadastrosunun amacının mülkiyet ihtilaflarını çözmek olmadığı ve mülkiyet uyuşmazlıklarının uygulama kadastrosuna ilişkin davalarda tartışma konusu yapılamayacağı göz önünde bulundurulmalıdır. Eldeki davada Mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporunda A, B, C ve D harfi ile gösterilen alanlarda 41. madde Yönetmeliğinin 8. maddesi içeriğinde belirtilen sınırlandırma hatasının bulunduğu, söz konusu bilirkişi raporlarında gerekçesi açıklandığı üzere, uygulama kadastrosu ile belirlenen davacıya ait 107 ada 378 parsel sayılı taşınmaz ile davalılara ait 107 ada 379, 436 ve 426 parsel sayılı taşınmazlar arasındaki sınırların uygulama kadastrosu ile belirlenen geçerli sınır kadastro pafta sınırı ile uyumlu olmadığı, davacının göstermiş olduğu krokide A, B, C ve D harfi ile belirtilen sınırların hava fotoğrafı ve kadastro paftası ile uyumlu olduğu bu nedenle geçerli sayılabilecek sınır olduğu, krokide A (107 ada 426 parselde), B (107 ada 436 parselde), C (107 ada 379 parselde) ve D (107 ada 379 parselde) harfleri ile gösterilen alanların davacıya ait 107 ada 378 parsele eklenmesi gerektiği, 22/a yenileme kadastrosunun yönetmeliğe uygun olarak yapılmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmiş ise de, varılan sonuç dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır. İlk Derece Mahkemesi tarafından, Bölge Adliye Mahkemesinin iade kararı öncesinde mahallinde yapılan 20/03/2017 tarihli keşifte dinlenen mahalli bilirkişiler, davacının kullandığı bir kısım yerlerin davalıların taşınmazında kaldığını, taşınmazların arasında belirgin bir sınır olmadığını, tesis kadastrosu sırasında zeminde mevcut olan sabit sınır ve yapıların zeminde olmadığını ifade etmişler; dinlenen davacı tanığı ise, taşınmazın sınırlarının hiç değişmediğini, tesis kadastrosu yapılırken yerler evrak üzerinde yazıldığından bir çok kişinin sınırlarında kaymalar olduğunu, davacının taşınmazın bir kısmının davalılara ait taşınmazlara katıldığını beyan etmiş; keşif sonrası düzenlenen 10/04/2017 tarihli bilirkişi raporunda da, dava konusu taşınmazların sınırlarında hava fotoğrafı, mahalli bilirkişi beyanları, arazinin kullanım şekli ile uygulama kadastrosuna kadar nizasız kullanılması dikkate alınarak, ilk tesis kadastrosu sırasındaki olması gereken sınırların paftaya yanlış aktarıldığı, ayrıca dava konusu 107 ada 378 parsel sayılı taşınmazın tüm sınırlarının ilk tesis kadastrosundaki sınırlar ile birebir alınarak zemindeki sınırlara uyulmadan geçerli sınır olarak belirlendiği ve ilk tesis kadatrosundan farklı bir çalışma yapılmadığı belirtilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin iade kararından sonra yapılan keşif neticesi düzenlenen ve İlk Derece Mahkemesince hükme esas bilirkişi raporunda ise genel olarak, dava konusu 107 ada 378 parsel sayılı taşınmazın kuzey tarafından komşusu olan davalı 107 ada 379 parsel sayılı taşınmaza ait tescil krokisinin zemine uygulandığı, dava konusu 107 ada 378 parselin sınırlarının yenileme çalışmalarında geçerli sınır tipinde bilgi belgesine göre alınmış olduğu, davacı iddiasına göre yapılan ölçülerde krokisinde A, B, C, ve D ile gösterilen alanlarda 1975,1985 ve 1999 yılı hava fotoğrafında davacı tarafından kullanım bulunduğu, ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen 1994/854 Esas ve 1995/224 Karar dosyasında uygulanan ve 107 ada 379 parsele revizyon gören tapu kaydının güney hududunda... okuyan yere denk geldiği ve...’ın davacının babası olduğu ve davacının bu yerin kendilerine ait olduğunu beyan ettiği, keşif mahalinde dinlenen bilirkişi beyanlarında bu alanların sabit sınır niteliğinde olduğunun belirtildiği açıklanmıştır. Bu itibarla; Mahkemece hükme esas alınan 20.07.2018 tarihli bilirkişi raporu ve 12.09.2019 tarihli bilirkişi ek raporu incelendiğinde, ilk tesis kadastrosu sınırları ile yenileme kadastrosu sınırları çakıştırıldığında, yenileme kadastro çalışmalarında ilk tesis kadastrosu sınırlarına uyulduğu, her iki sınırın çakıştığı yani tesis kadastrosu sınırı ile yenileme kadastrosu sınırının aynı olduğu belirtilmiş olup, ekli krokilerde de, rapor içeriğinde belirtildiği şekilde her iki sınırın (tesis kadastrosu sınırı ile yenileme kadastrosu sınırının) üst üste çakıştığı ve krokilerde turuncu renkle gösterildiği gözlemlenmiştir. Buna göre, yenileme kadastrosu çalışmalarında, dava konusu taşınmazın ilk tesis kadastrosundaki sınırlarının birebir esas alındığı ve tesis kadastrosundan farklı bir uygulama yapılmadığı, ancak her iki uygulamada (tesis ve yenileme çalışmalarından) esas alınan sınırın, zeminde mevcut sınırlarla uyumlu olmadığı ve Mahkemece, zemindeki kullanım durumu dikkate alınarak yazılı şekilde karar verildiği anlaşılmaktadır. Dava konusu taşınmazın, tesis kadastro paftasındaki sınırları ile yenileme kadastrosu paftası sınırlarının aynı olduğunun yani her iki pafta sınırının çakıştığının (üst üste bindiğinin) belirlenmiş olması karşısında, somut olayda herhangi bir sınırlandırma yada tersimat hatası yapıldığından söz edilemez. Davacı tarafından davaya konu edilen taşınmaz bölümlerinin birbiriyle çakışan tesis ve yenileme paftasındaki sınırların dışında kaldığı ve bu haliyle, davacının söz konusu taşınmaz bölümlerine yönelik talebinin mülkiyete yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca; Mahkemece, uygulama kadastrosuna itiraz olarak açılan eldeki davada, mülkiyet ihtilafının çözülemeyeceği ve bu uyuşmazlığın Kadastro Mahkemesinin görev alanı dışında olduğu gözetilerek, hükme esas alınan bilirkişi raporunda A, B, C ve D harfleri ile gösterilen taşınmaz bölümleri yönünden de görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olduğundan, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı ... vekili ile davalı ... vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf talebinin esastan reddine ilişkin kararının 6100 sayılı HMK'nin 373/1 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nin 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz eden davalılara iadesine, 13.10.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2021/4979, K. 2022/8017, T. 13.10.2022, www.arakarar.com/karar/yargitay-8-hukuk-dairesi-2021-4979-e-2022-8017-k-69660bec339e