Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2023/4618 E. 2024/5429 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/4618
- Karar No
- 2024/5429
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi EK KARAR TARİHİ : 19.07.2023 SAYISI : 2021/571 E., 2023/981 K. DAVACILAR : ... vd. vekili Avukat ... DAVA TARİHİ : 29.12.2017 KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Urla 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/821 E., 2020/572 K. Taraflar arasındaki ön alım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; dava dışı...'nin dava konusu 180 ada 61 parsel sayılı taşınmazda adına kayıtlı 4/5 hisseyi ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile davalıya devrettiğini, bu işlemin gerçekte satış olduğunu, müvekkilinin ön alım hakkını kullanmasını engellemek amacıyla muvazaalı işlem yapıldığını,...'nin bakıma ihtiyacı olmadığını, davalının da...'ye bakmadığını,...'nin iki çocuğu olduğunu, davalının dava konusu hisseyi devraldıktan sonra ortaklığın giderilmesi davası açtığını belirterek, dava konusu taşınmazda davalı adına kayıtlı hissenin ön alım ... nedeniyle müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekli cevap dilekçesinde; ölünceye kadar bakma sözleşmesinin muvazaalı olmadığını, davanın süresi içerisinde açılmadığını, müvekkilinin teyzesi ile arasında anne oğul ilişkisi olduğunu ve davacının kötü niyeti olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının dayandığı hukuki sebebi açıklayamadığı ve davasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde;kararın gerekçesiz olduğunu, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin muvazaalı olduğunu, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeyle karar verildiğini ileri sürerek ve re'sen gözetilecek sebeplerle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tanık beyanlarına göre davacının iddiasını ispatlayamadığı, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin geçerli olduğu, bu hali ile davacının ön alım hakkını kullanmasının mümkün olmadığı, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde belirtilen nedenlerle, tanık...'nin beyanını değiştirdiğini, taleplerine rağmen istinaf incelemesinin duruşmalı yapılmadığını ifade ederek ve re'sen dikkate alınacak nedenlerle kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ön alım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6, 732, 733 ve 734 üncü maddesi, 2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19 uncu maddesi, 3. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nun 20.06.1951 tarihli ve 1949/13 Esas, 1951/5 Karar sayılı kararı, 4. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 27.03.1957 tarihli ve 1956/12 Esas, 1957/2 Karar sayılı kararı. 3. Değerlendirme 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun “Devir Hakkının Kısıtlamaları” üst başlığı altında düzenlenen “Yasal ön alım ...” kenar başlıklı 732. maddesi, “Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlar ön alım hakkını kullanabilirler.” hükmünü içermektedir. Madde gerekçesinde ise: “Maddede paylı mülkiyette herhangi bir paydaşın kendi payını ister tamamen ister kısmen bir başkasına satması hâlinde, diğer paydaşların ön alım haklarını kullanabilecekleri öngörülmüştür. Bu suretle, ön alım hakkının, bir payın üçüncü kişiye tamamen veya kısmen satılması durumunda da kullanılabileceği vurgulanmıştır.” ifadesi yer almaktadır. Anılan düzenlemede ön alım hakkının açık bir tarifi yapılmamakla birlikte temel prensibin mülkiyet serbestisi ve tasarruf yetkisi olduğu gözetilerek paydaşın temlik ... sınırlandırılırken bu sınırlandırma sınırlı tutularak sadece satış akitleri için ön alım ... öngörülmüştür. Bu husus Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nun 20.06.1951 tarihli ve 1949/13 Esasa, 1951/5 Karar sayılı kararının açıklayıcı nitelikte gerekçesinde de, “Şuf'a ..., meşfu hissenin üçüncü şahsa satılması ve satışa ıttıladan itibaren bir ay içinde kullanılmış olması gibi muayyen şartlar altında kullanılacak yenilik doğurucu bir haktır ki, şefinin bu ... kullandığı yolundaki tek taraflı irade beyanının müşteriye vasıl olmasıyla yeni bir hukuki vaziyet meydana getirilmesine yarar. Bu hakkın kullanılmasıyla şefi yeni bir akit yapmaya hacet kalmaksızın müşteriye hâlef olur” şeklinde açıklanmıştır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 27.03.1957 tarihli ve 1956/12 Esas, 1957/2 Karar sayılı kararının gerekçesinde ise, "…Ancak esas hukuk kaidelerine göre mülkiyet serbestisini ve tasarruf muhtariyetini ana prensip olarak nazara alan vazu kanun, hissedarın temlik hakkını tahdit ederken bu esas kaideyi de gözden uzak tutmamış ve bu tahdidi, mücerret satış akti ile mukayyet kılmıştır. Bu itibarladır ki, gerek nazariyat ve gerek içtihatlar hibe, trampa, sermaye vaz'ı gibi tasarruflarda şuf'a hakkının cereyan etmeyeceğini kabul etmiş bulunmaktadır." açıklamasına yer verilmiştir. Açıkça görüldüğü üzere kanuni ön alım hakkından söz edebilmek için paylı mülkiyet hükümlerine tabi bir taşınmazdaki payın üçüncü şahsa satılması gerekmektedir. Ön alım hakkının konusu pay satışıdır. Başka bir ifadeyle; paylı mülkiyette bir paydaş tarafından ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bağış, trampa gibi işlemlerle yapılan temlikte ön alım ... kullanılması mümkün değildir. Ne var ki; eldeki davada davacı, davaya konu işlemin gerçekte satış olmasına rağmen ön alım hakkının kullanmasını önlemek için muvazaalı olarak ölünceye kadar bakma sözleşmesi olarak gösterildiğini ileri sürmüştür. Bu noktada, muvazaa kavramının hukuksal niteliğinin açıklanmasında yarar vardır. Muvazaa, en basit tanımıyla, bir sözleşmenin taraflarının, üçüncü kişilerden gerçek durumu gizleyerek, onları aldatmak maksadıyla, gerçek iradelerine uymayan ve kendi aralarında geçerli olmayan bir hususta anlaşmalarıdır. Bu şekilde yapılan işlemlere de, muvazaalı işlemler adı verilir. Nispi muvazaa, ya sözleşmenin niteliğinde, ya konusunda ve şartlarında ya da tarafların şahsında ortaya çıkabilir. Bu durumda, görünüşteki işlem tarafların gerçek iradesine uygun bulunmadığından, her koşulda geçersizdir. Gizli işlem ise, yasanın o işlem için öngördüğü şekil şartına ve ayrıca herhangi bir sözleşmenin geçerli olabilmesi için aradığı genel geçerlilik şartlarına uygun bulunduğu takdirde geçerli olabilecektir. Diğer taraftan, görünüşteki hukuki işlemin muvazaa nedeniyle geçersiz bulunduğu iddiası, hukuken korunması gereken bir ... bulunan üçüncü kişiler tarafından da ileri sürülebilir. Çünkü muvazaalı bir hukuki işlem ile üçüncü kişinin zarara uğratılması, ona karşı işlenmiş bir haksız fiil niteliğindedir. Somut olay yönünden önem taşıyan yön de budur. Görünüşteki işlemin geçerliliği ve ispatı bir şekle bağlı bulunsa bile, üçüncü kişiler muvazaa iddiasını tanık da dâhil olmak üzere her türlü delille ispat edebilirler. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 02.10.2002 tarihli ve 2002/6-618 Esas, 2002/659 Karar sayılı kararı). Bu ilkeler, yargısal kararlar ve yasal düzenlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Dosya içeriğinden; 09.01.2017 tarih ve 186 yevmiye numaralı ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile bakım alacaklısı ...'in dava konusu 180 ada 61 parsel sayılı taşınmazdaki hissesinin tamamını bakım borçlusu davalı ...'ye temlik ettiği; davacının, bu temlik işleminin gerçekte satış olmasına rağmen ön alım hakkının kullanılmasını engellemek amacıyla muvazaalı olarak tapuda ölünceye kadar bakma sözleşmesi olarak gösterildiğini ileri sürdüğü; davalının ise, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin muvazaalı olmadığını savunduğu, tarafların iddia ve savunmalarının ispatı bakımından tanık vs. delile dayandığı tarafların ortak tanığı ve bakım alacaklısı...'nin, 24.01.2019 tarihli duruşmada, dava konusu taşınmazdaki payını davalıya ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile devrettiğini beyan ettikten sonra; 04.11.2020 tarihli dilekçesinde, davalının etkisinde kalarak bu şekilde beyanda bulunduğunu, yapılan işlemin gerçekte satış olduğunu, davalıdan 63.000,00 TL para aldığını, davalının diğer kardeşlerinin paylarını da satın aldığını, ancak onların hissesinin adına tescil edildiğini ifade ettiği; adı geçen tanık hakkında yalan tanıklık suçundan yapılan ceza yargılaması sonucunda tanığın hüküm verilmeden önce beyanından döndüğü ve gerçeği söylediği gerekçesiyle ceza verilmesine yer olmadığına karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda; ölünceye kadar bakma sözleşmesinin tarafı olan bakım alacaklısı...'nin iradelerini dava konusu işleme yansıtmadıklarını ve işlemin gerçekte satış olduğunu belirtmesi üzerine muvazaanın varlığı ispat edilmiş olacağı için, görünüşteki işlem tarafların gerçek iradelerine uygun olmadığından geçersiz olacağı, gerçek işlem olan tapulu taşınmazdaki pay satışının ise resmi şekil şartına uygun bir devir niteliğinde olması nedeniyle, davacının ön alım hakkını kullanabileceği değerlendirilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Yargıtay duruşma vekalet ücreti 28.000,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.12.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.