Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2022/6311 E. 2023/6232 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/6311
Karar No
2023/6232
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1411 E., 2022/1702 K. KARAR : Davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 11. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/270 E., 2021/395 K. Taraflar arasındaki ön alım hakkından kaynaklanan tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davacının dava ehliyeti bulunmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının dava konusu taşınmazın malik ve hissedarı olduğunu, davalının bu taşınmazdan 26/09/2018 tarihinde 145/11696 oranında hisse satın aldığını belirterek ön alım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu 145/11696 hissenin 26/09/2018 tarihinde davalıya satıldığını, davacının taşınmazda murisinden intikal eden hisse üzerinde başka paydaşlarla birlikte el birliği mülkiyetine sahip olduğunu, elbirliği mülkiyetine tabi taşınmazda hissedarların üzerinde tasarrufta bulunabilecekleri bağımsız payları olmadığı diğer mirasçılar ile zorunlu dava arkadaşı konumunda olduğu ve mirasçılardan biri veya bazılarının kendi adlarına talepte bulunmaları durumunda ise davanın reddedilmesi zorunlu olduğu gerekçesiyle davanın dava şartı (davacının dava ehliyetinin bulunmaması) yokluğundan reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacının, murisinden intikal eden hisse üzerinde elbirliği mülkiyetine sahip olsa bile, mahkemenin davacıya, diğer paydaşlarla birlikte dava açması için veya terekeye mümessil ataması için süre vermesi, paydaşların muvafakatını istemesi, terekeye temsilci atanmasının davacı tarafa bildirilmesi gerektiğini, mahkemenin dava dilekçesini kabul ettiğini, iki seneyi aşkın süre bekledikten sonra davanın reddine karar vermesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece, iki yılı aşkın süre içinde davacı tarafın dava dışı mirascıların rızasının alınması veya terekeye mirascı atanması için mehil ve yetki vermediğini, bu nedenle karara dayanak yapılan 17/02/2010 tarih ve 2010/8-80 karar sayılı H.G.K kararına esasen ters düşüldüğünü ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava tereke adına değil de davacının kendi miras payı için açılmış ise tüm mirasçıların onayının alınmasına gerek bulunmadığı, öteki mirasçıların davaya katılmalarının sağlanması veya yöntemine uygun biçimde muvafakatlerinin alınması, ya da miras ortaklığına bir mümessil tayin edilerek onun huzuru ile davaya devam edilmesinin mümkün olmadığı ve davanın reddi gerektiği gerekçesiyle İstanbul 11. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18/11/2021 tarih ve 2019/270 Esas - 2021/395 Karar sayılı kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri İstinaf başvuru dilekçesindeki sebeplerle hüküm temyiz edilmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ön alım hakkından kaynaklanan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2. Kanuni ön alım ..., 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 732 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 3. Ön alım hakkının kullanılmasında davacının dayandığı pay elbirliği mülkiyetine konu ise tüm ortakların birlikte dava açması veya birinin açtığı davaya diğerlerinin muvafakat etmesi gerekir. Çünkü bu gibi hallerde 11.10.1982 gün 3/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın tereke adına açıldığının kabulü gerekir. Muvafakat duruşmaya gelip bu konuda beyanda bulunmakla veya imzası noterce onaylı muvafakat belgesi ibraz edilmesi suretiyle yahut davacı adına davayı takip eden avukata vekalet verilmesi ile sağlanabilir. Bu yolda ortakların tümünün muvafakatı sağlanamazsa 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 640. maddesi hükmü uyarınca miras bırakanın terekesine görevli mahkemede temsilci atanması için davacıya süre verilir. Temsilci davacı dışında biri olursa davacının sıfatı biter, davayı temsilci takip eder. Dava hakkına ilişkin olan bu hususun hakim tarafından kendiliğinden öncelikle nazara alınması gerekir. 4. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 31.05.2022 gün 2019/14-740 Esas, 2022/795 karar sayılı ilamında; " Bilindiği üzere bir taşınmaz üzerindeki mülkiyet ..., bir kişiye ait olabileceği gibi birden fazla kişiye de ait olabilir. Birinci durumda “ferdi mülkiyet” söz konusu iken, ikinci durumda 4721 sayılı TMK’nın 688 ve devamı maddelerinde düzenlenen “birlikte mülkiyet” söz konusu olur. Kanun’daki düzenlemeye göre birlikte mülkiyet ancak “paylı mülkiyet” ve “elbirliği mülkiyeti” şeklinde olabilir. 28. Paylı mülkiyette birden çok kimse, maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir. Başka türlü belirlenmedikçe, paylar eşit sayılır. Paydaşlardan her biri kendi payı bakımından malik hak ve yükümlülüklerine sahip olup, bu pay üzerinde tek başına dilediği gibi tasarrufta bulunabilir. Her paydaş kendi payını başkasına devredilebileceği gibi payı üzerinde rehin ... da kurabilir. Yine paydaşlardan birinin payı, kendi alacaklıları tarafından haczettirilebilir. Bir paydaşın vefatı üzerine de payı miras yoluyla kendi mirasçılarına intikal eder. 29. Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti ise elbirliği mülkiyetidir. 30. Elbirliği mülkiyetinin hükümleri TMK’nın 702. maddesinde düzenleme altına alınmıştır. Bu hükme göre; “Ortakların hakları ve yükümlülükleri, topluluğu doğuran kanun veya sözleşme hükümleri ile belirlenir. Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir. Sözleşmeden doğan topluluk devam ettiği sürece, paylaşma yapılamaz ve bir pay üzerinde tasarrufta bulunulamaz. Ortaklardan her biri, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır”. 31. Yukarıdaki hüküm uyarınca elbirliği (iştirak) hâlinde mülkiyet türünde malikler, mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Tüzel kişiliğe sahip olmayan bu ortaklıkta, mülkiyet ... bir bütün hâlinde ortaklara aittir. Ortakların tasarruf edebilecekleri bağımsız payları bulunmadığından, topluluğu doğuran sebebe göre kanun veya sözleşmede aksine hüküm bulunmadıkça, ortaklar gerek yönetim gerekse tasarruf işlemlerinde birlikte hareket etmek ve TMK’nın 702. maddesinin ikinci fıkrasına göre oy birliğiyle karar vermek zorundadırlar. Bu mülkiyet türünde kendine özgü işlevi olan bir pay kavramı bulunmakta olup, pay kazancın veya ortaklığın sona ermesi durumunda elde edilecek değerin paylaşımında önem taşımaktadır 32. Türk Medeni Kanunu’nun “Miras ortaklığı” başlıklı 640. maddesinde de, birden çok mirasçı bulunması hâlinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklığın meydana geleceği, mirasçıların terekeye elbirliğiyle sahip olacakları, sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf edecekleri düzenleme altına alınmıştır. 33. Bu hükümden anlaşılacağı üzere tereke (miras ortaklığı) TMK'nın 701 ve devam eden maddeleri uyarınca elbirliği mülkiyetine tabidir. TMK’nın 702/2. maddesine göre elbirliği mülkiyetinde, kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerektiğindenaralarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Ne var ki bu kural, uygulamada yumuşatılarak, Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 11.10.1982 tarihli ve 1982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla, bir ortağın tek başına dava açabileceği; ancak, davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığıyla davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir. 34. Yukarıda yer verildiği gibi TMK’nın 702/4. fıkrası “...ortaklardan her biri, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır” hükmünü taşımaktadır. Benzer şekilde TMK’nın 640. maddesinde vurgulanan korumadan anlaşılması gerekenin ne olduğu önem arz etmektedir. 4721 sayılı TMK’nın yürürlüğe girmesinden önce elbirliği ile (iştirak hâlinde) mülkiyet 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 581. maddesinde düzenlenmişti. Ancak uygulamada karşılaşılan bazı güçlüklerin giderilmesi için yeni düzenlemede TMK’nın 640. maddesine “Mirasçılardan her biri, terekedeki hakların korunmasını isteyebilir. Sağlanan korumadan mirasçıların hepsi yararlanır” hükmünü içeren dördüncü fıkra eklenmiştir. Maddenin gerekçesinde de belirtildiği üzere, mirasta terekenin tâbi olduğu elbirliği mülkiyetine yöneltilen en güçlü eleştiri, birlikte hareket etme zorunda olmaları nedeniyle mirasçıların bireysel olarak terekedeki hakların korunması amacıyla hareket edememeleriydi. maddeye eklenen dördüncü fıkra, bu eksikliği giderme amacına yönelik olarak getirilmiştir. 35. Buna göre; olağan koruma eylemleri ve buna bağlı olarak onarımlar, mahsullerin toplanması bozulacak olanların satılması, acele olarak yapılması zorunlu bulunan işlemin yerine getirilmesi ile istihkak, el atmanın önlenmesi, tapu sicilinde hak sahipliğinin saptanması gibi taksimi mümkün olmayan talepler, ortaklardan her biri tarafından dava yoluyla ileri sürülebilir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.03.2013 tarihli ve 2012/8-861 E.,2013/391 K.; 05.10.2016 tarihli ve 2014/14-1243 E., 2016/958 K.). 36. Türk Medeni Kanunu’nun 702/2. maddesinde sözü edilen terekeye ait haklar üzerinde tasarruf söz konusu ise ortakların oy birliği ile karar vermeleri, maddenin açık hükmü gereği olduğundan, tasarruf işlemi niteliğindeki tapu iptali ve tescil davasının tüm mirasçılar tarafından birlikte açılması veya terekeye temsilci atanması ve bu yolla davanın yürütülmesi gerekir. Bir mirasçı tüm mirasçılar adına tek başına dava açabilirse de, böyle bir davayı yalnız başına yürütemez. Bu durumda davanın hemen reddedilmeyip, diğer mirasçıların davaya katılımlarının veya muvafakatlerinin sağlanması ya da terekeye temsilci atanması için davacıya uygun süre verilmesi gerekmektedir. 37. Ancak dava halefiyet esasına göre tereke adına değil de kendi miras payı için açılmış ise tüm mirasçıların onayının alınmasına gerek bulunmamaktadır. Bir ya da bir kısım mirasçı terekeye ait bir mal veya alacaktan yalnız kendi miras payına düşen kısım için yalnız kendi adına dava açarsa, böyle bir dava reddedilir. Çünkü, bir veya bir kısım mirasçının iştirak hâlindeki pay üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi yoktur. Böyle bir dava diğer mirasçıların paylarını kapsamadığından ve aynı zamanda onlar adına da açılmadığından, davaya diğer mirasçıların katılmasına (icazet vermesine) olanak yoktur. Diğer bir anlatımla, öteki mirasçıların davaya katılmalarının sağlanması veya yöntemine uygun biçimde muvafakatlerinin alınması, ya da miras ortaklığına bir mümessil tayin edilerek onun huzuru ile davaya devam edilmesi mümkün değildir ve davanın reddi gerekir. 38. Aynı nedenle, tereke temsilcisi de, bir mirasçının yalnız kendi payı için açmış olduğu davaya icazet verip davayı devam ettiremez. Yargıtay’ın yerleşik uygulaması ve öğretinin görüşü bu yöndedir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı 2001, C.1, s. 984 vd). 39. Bu arada 11.10.1982 tarihli ve 3/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde “…İştirak halinde mülkiyetin gereği olarak miras yoluyla gelen terekeye dahil bir taşınmaza üçüncü kişi tarafından elatılması halinde MK.nun 618. maddesine dayanılarak ortaklardan biri ya da birkaçı tarafından dava açılamaz. Davanın birlikte ya da MK.nun 581. maddesine göre atanacak bir temsilci tarafından açılması gerekir. Bu kural MK.nun 630/2. maddesinden kaynaklanmaktadır. Madde hiç bir yoruma yer bırakmayacak biçimde açık olup ortakların oybirliği ile karar verebileceklerini öngörmektedir. Ancak bu katı görüş yargısal kararlarla kısmen yumuşatılmış ve dava açma ve davayı sürdürme olarak iki aşamada mütalâa edilmiştir. Şöyle ki: İştirak halinde mülkiyet durumunda olan bir taşınmaza elatan üçüncü kişiye karşı bir ortak tek başına dava açabilir. Yalnız açtığı bu davayı sürdürebilmesi ya diğer ortakların muvafakatını alması ya da terekeye bir mümessil tayin ettirmesi ile mümkün olacaktır ve bu biçimdeki uygulama (iştirak halinde mülkiyet) sistemi sınırlarını aşmamaktadır…” şeklinde yapılan açıklamalardan sonra netice olarak; “…Mirastan doğan iştirak halindeki mülkiyet ortaklarından birinin ya da birkaçının kendi adına MK.nun 618. maddesi hükmüne dayanarak üçüncü kişilere karşı açtığı elatmanın önlenmesi davalarında, davanın yürütülebilmesi için diğer ortakların muvafakatının alınması ya da MK.nun 581. maddesi hükmü uyarınca bir mümessil tâyini gerektiğine…” karar verilmiştir. 40. Gerek Yargıtay içtihatlarında gerekse doktrinde önalım hakkını kullanan davacının dayandığı pay elbirliği mülkiyetine tâbi ise kural olarak önalım davasının da mirasçılar tarafından birlikte açılması gerektiği, ancak tek mirasçının açtığı davanın hemen reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, bu durumda diğer mirasçıların davaya katılmaları ya da açılmış davaya muvafakat vermeleri için gerekli imkânın tanınması; davaya muvafakatin de dava açan ortak dışındaki mirasçıların duruşmaya gelip bu konuda beyanda bulunmaları ya da imzaları noterce onaylanmış muvafakat belgesi sunmaları ya da dava vekil aracılığıyla açılıp takip ediliyorsa aynı avukata vekâletname vermeleri suretiyle sağlanabileceği, aksi hâlde davacıya görevli mahkemede TMK’nın 640. maddesi uyarınca terekeye temsilci atanması yönünde görev verilmesi, terekeye temsilci atandığı takdirde davanın tereke temsilcisi huzuruyla görülmesi gerektiği, davanın kabulü hâlinde de önalım hakkına konu payın davayı açan ortak adına değil tereke adına tescilinin gerekeceği, ancak davayı açan ortak dışında kalan tüm mirasçıların şufalı payın davayı açan ortak adına tesciline muvafakat edebilecekleri vurgulanmaktadır. Nitekim ... Reşit Karahasan’ın Türk Eşya Hukuku kitabında da yukarıdaki şekilde hareket edilmesi gereği “...Çünkü, önalım hakkının belirli bir sürede kullanma zorunluluğu olduğu için, burada ivedilik durumu söz konusudur” şeklinde açıklamıştır (1991, sh. 139). 41. Eldeki davada, önalım hakkının kullanılmasında davacının dayandığı pay elbirliği mülkiyetine konu olup, yukarıdaki açıklamalar gözetildiğinde tüm ortakların birlikte dava açması ya da bir ortağın açtığı davaya diğerlerinin muvafakat etmesi gerekir. Davacı Erman Erşan sadece kendi miras payına hasren dava açmamış, her iki taşınmazda da davalıya satılan şufalı payların tamamı hakkında tescil isteminde bulunmuştur. Bu gibi durumlarda gerek 11.10.1982 tarihli ve 3/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, gerekse önalım hakkının hukukî niteliği ve bu hakkın TMK’nın 733. maddesinde öngörülen noter bildirimi üzerine üç ay ve her hâlde iki yıllık hak düşürücü süre içerisinde dava açılarak kullanılması gereken ivedi haklardan olması nedeniyle tek başına bir mirasçı tarafından kendi adına tescil istemli olarak dava açılsa dahi bu davanın tereke adına açıldığının kabulü gerekmektedir..." şeklinde belirtilmiştir. 3. Değerlendirme 1. Davalı dava konusu taşınmazdaki davadışı Fatih Kılıç'a ait 145/11696 payı 26/09/2018 tarihinde 9866 yevmiye numaralı işlem satın almıştır. Davacı taşınmazda murisinden intikal eden hisse üzerinde davadışı başka paydaşlarla birlikte el birliği mülkiyetine sahiptir. 2. İlgili hukuk bölümünde açıklanan sebeplerle, dosya içindeki tapu kaydına göre davacının dava konusu taşınmazda elbirliği ortağı şeklinde malik olduğu anlaşıldığından tüm ortakların birlikte dava açması veya birinin açtığı davaya diğerlerinin muvafakat etmesi gerekir. Ortakların tümünün muvafakatı sağlanamazsa TMK'nın 640. maddesi hükmü uyarınca murisin terekesine görevli mahkemede temsilci atanması için davacıya süre verilmesi gerekir. Mahkemece bu husus gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.12.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Davacı vekili 08.07.2019 tarihli dava dilekçesinde; davalının, dava konusu 912 ada, 15 parsel sayılı taşınmazdan, 26.09.2018 tarihinde pay satın aldığını, müvekkilinin kanuni ön alım hakkını kullandığını belirterek davalının satın aldığı payın bedeli karşılığında iptaliyle müvekkili adına tescilini talep etmiştir. Davalı; 20.08.2019 tarihli cevap dilekçesiyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Tapu kaydına göre davacı ... oğlu ...'ın taşınmazda iştirakli paydaş olduğu ve müstakil payının bulunmadığı görülmüştür. İstanbul 11. Asliye Hukuk Mahkemesi 18.11.2021 tarihli kararında; davacının dava konusu taşınmazda müstakil payının bulunmadığı, davacının dava dilekçesinin talep bölümünde davaya konu payın tamamının murisi adına değil kendi adına tescilini talep ettiği belirtilerek ve Hukuk Genel Kurulunun 17.02.2010 tarihli kararı da emsal gösterilmek suretiyle, iştirakli paydaşın tek başına açtığı ve adına tescilini talep ettiği davayla ilgili olarak davanın dava şartı yokluğundan reddine karar vermiştir. Davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurması üzerine; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, İlk Derece Mahkemesi kararını hukuka uygun bularak davacının istinaf talebini esastan reddetmiştir. Davacı vekilinin temyiz talebinde bulunması üzerine oy çokluğuyla verilen Dairemizin 13.12.2023 tarihli kararında; davacının dava konusu taşınmazda el birliği ortağı olduğu, davanın tüm ortaklarla birlikte açılması veya birinin açtığı davaya diğerlerinin muvafakat etmesi gerektiği, ortakların tümünün muvafakatının olmadığı durumlarda ise terekeye temsilci atanması için davacıya süre verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerektiği belirtilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun, "Yargılamaya Hâkim Olan İlkeler" bölümünde yer alan 24 üncü maddesinde, hakimin iki taraftan birinin talebi olmaksızın, kendiliğinden bir davayı incelemeyeceği ve karara bağlayamayacağı, 25 inci maddesinde; kanunda öngörülen istisnalar dışında, hakimin iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamayacağı ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamayacağı, 26 ncı maddesinde; hakimin tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olduğu, talepten fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği, hükümlerine yer verilmiştir. Davacı vekili 08.07.2019 tarihli dava dilekçesinin talep bölümünün 2 nci bendinde "davalı hissesinin bedeli mukabili iptaliyle davacı adına kayıt ve tesciline" ibaresine yer vermek suretiyle, ön alım davasına konu payın tereke veya diğer iştirakli paydaşlar adına tescilini talep etmemiş, kendi adına tescilini talep etmiştir. Yukarıda yer verilen usul hükümleri çerçevesinde, davacının talebi açık olup tereddüt etmeyi gerektiren bir ifade taşımadığından, talebiyle bağlı kalınarak değerlendirme yapılması ve kararın onanması gerekirken davanın tereke adına açıldığı varsayımıyla kararın bozulması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2022/6311, K. 2023/6232, T. 13.12.2023, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2022-6311-e-2023-6232-k-c308dc6a44d1