Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2022/5001 E. 2023/2280 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/5001
- Karar No
- 2023/2280
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen tapu iptali ve tescil, ikinci kademede tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay 8. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Şarkışla Asliye Hukuk Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Davacılar vekili tarafından temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 25.04.2023 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir. Belli edilen günde davalılardan Hazine vekili geldi. Başka gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Gelenin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra açık duruşmanın bittiği bildirildi. İşin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili; dava konusu 92 ada 5 ve 94 ada 2 parsel sayılı taşınmazların 100 yılı aşkın süredir vekil edenlerinin zilyetliğinde bulunduğunu, Mehmet oğlu ... adına kayıtlı iken, bir kısım davalıların adına intikalin sağlandığını, 20 yıllık süreden sonra yapılan intikalin hukuken değer taşımadığı gibi, taşınmazların davalı 3. kişilere satışının kötü niyetli ve muvazaalı olduğunu açıklayarak; öncelikle dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile vekil edenleri adına tapuya tesciline karar verilmesini, bunun mümkün olmaması halinde ise taşınmazların değerinin tahsiline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... vekili, dava konusu taşınmazdaki hisseleri yatırım amaçlı aldığını, taşınmazda 100'e yakın hissedar olduğunu ve taşınmazın başka hissedarlarca kullanıldığını belirterek davanın reddini talep etmiştir. 2. Davalı ..., taşınmazda birçok intikal ve satışların yapıldığını ve taşınmazı iyi niyetli satın aldığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. 3. Davalı ... 31.07.2014 havale tarihli dilekçesinde, mirasbırakanı ...'ya ait hissenin devri işlemine ilişkin işlem hakkında evrakta sahtecilik nedeniyle suç duyurusunda bulunduğunu beyan etmiştir. 4. Davalılardan Hazine vekili, ...., ... ve ... duruşmada alınan beyanlarında, davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 13.03.2015 tarihli ve 2012/345 Esas, 2015/129 Karar sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 16.05.2017 tarihli ve 2016/3431 Esas, 2017/7140 Karar sayılı ilamıyla; “...mahkemece; öncelikle dava konusu taşınmazlar başında yeniden keşif yapılarak yerel bilirkişi ve tanıkların HMK'nun 259 ve 290/2. maddeleri gereğince keşif yerinde dinlenmelerinin sağlanması, davacılar ... ve ... yönünden dava şartının açıklığa kavuşturulması bakımından taşınmazların davacılara kimden, ne şekilde ve hangi tarihte intikal ettiğinin, davacılardan başka mirasçı bulunduğu görüldüğünden mirasçılar arasında geçerli taksimin yapılıp yapılmadığının, davacının zilyetliğinin başlangıcı ve sürdürülüş şeklinin yerel bilirkişi ve tanıklardan ayrıntılı olarak sorularak açıklığa kavuşturulması, davacıların dava konusu taşınmazlarda fiili olarak kullandıkları kısımların zeminde gösterilerek işaretlenmesi, belirlenen kısımların davacıların kendi nam ve hesaplarına kullanıp kullanmadıkları ve ne şekilde kullanıldıklarına ilişkin detaylı beyanlarına başvurulması, beyanlar arasında çelişki bulunduğu takdirde HMK'nun 261. maddesi gereğince aykırılığın giderilmesi, keşfe katılacak teknik bilirkişiden taşınmazlardaki fiili kullanımı gösterecek şekilde ayrıntılı ve denetime elverişli rapor temin edilmesi, davacıların kullanımının kendi paylarını aşan başka anlatımla davalıların hisselerini de kapsayacak şekilde olup olmadığının saptanması gerekmektedir. Yine davacılar davaya konu hisseleri satın alan davalıların kötü niyetli olduğu iddiasında bulunduklarından, az yukarıda açıklandığı üzere 08.11.1991 gün ve 3/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtilen ilkeler gereği, mahalli bilirkişi ve tanıklardan, tapuda satın alanların dava konusu taşınmaz bölümünün davacıların zilyet ve tasarruflarında olup olmadığını bilip bilmedikleri, aynı köy ya da yerleşim alanında oturup oturmadıkları, akraba olup olmadıkları, bu kişilerin dava konusu taşınmazlara bitişik ya da yakınlarında taşınmazlarının bulunup bulunmadığının ayrıntılarıyla sorularak, satın alan davalıların iyi niyetli olup olmadıklarının duraksmaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi ve tüm delillerin birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yetersiz araştırma ve eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Diğer yandan, dosyada bulunan tapu kayıtlarının incelenmesinde, davalı ...'nin iptali istenen hisse maliki Mehmet oğlu Hasan mirasçısı olmadığı ve taşınmazda hissedar olmadığı gözetilerek bu davalı yönünden husumet nedeniyle davanın reddi gerektiğinin düşünülmemesi de doğru değildir...” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesince, davacı ...'ın dava konusu 94 ada 2 parsel sayılı taşınmaz üzerinde herhangi bir kullanımının bulunmadığı, 92 ada 5 parsel sayılı taşınmazda kardeşlerinin de hakkı olduğu, taşınmazın kalan yarısını amcasının tasarruf ettiği, taşınmazların el birliği mülkiyetinde olup yalnızca mirasçı olan davacılara bırakıldığının ispatlanamadığı, mirasçılardan biri veya bir kısmı adına tescil istenemeyeceği gibi dava dışı mirasçılarında olduğu, tüm mirasçılar adına tescil istenilmediği için dışarıda kalan mirasçıların davaya katılmalarının sağlanması veya miras ortaklığına temsilci atanması yoluyla da davanın yürütülmesinin mümkün olmadığı, 94 ada 2 parsel sayılı taşınmazda bir kullanımları olmadığından davacılar lehine kazanma şartlarının oluşmadığı, davalı ... Hazinesinin Mehmet oğlu Hasan mirasçısı olmadığı gerekçesiyle Hazine yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeni ile reddine, diğer davalılar hakkında açılan davanın ise reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili (özetle), 1. Yargıtay bozma ilamına uyulmasına rağmen bozma ilamı gereklerinin yerine getirilmediğini, 2. Taşınmazların ortak muristen intikal etmediğini, 3. İktisap için fiili taksimin zorunlu olmadığı, 4. Kayıt malikinin aynı kişi olduğu düşünülse bile zamanaşımı yolu ile iktisap koşullarının oluştuğunu, 5. ..... oğlu ..... ile davalıların murisi olan .... oğlu .....’ın aynı kişi olmayıp yargılama sırasında..... oğlu.....’ın kim olduğunun anlaşılamadığını, 6. Davalıların kötüniyetli olduğu gibi satışlarında muvazaalı yapıldığını, 7. Yolsuz tescil durumunun davalılarca bilindiğini, 8. Hakimin Türk Hukukunu Re’sen uygulamakla yükümlü olduğunu, 9. Mahkeme gerekçesinin yetersiz kaldığını ileri sürmüştür. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 713/2. fıkrasında yer alan “...maliki 20 yıl önce ölmüş…” hukuki sebebine dayalı tapu iptali ve tescil ikinci kademede tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun, “Olağanüstü zamanaşımı ” başlıklı 713 nci maddesi, 3. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun, 1023 ve 1024 üncü maddeleri, 4. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 640, 701 ve 702 inci maddeleri, 5. Bununla birlikte, 28.07.1941 tarih 4/21 sayılı YİBK ile Kanunun iyiniyete hukuki sonuç bağladığı durumlarda iyiniyetin varlığının asıl olduğu, ancak durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimsenin iyiniyet iddiasında bulunamayacağı kabul edilmiştir. 6. Yine, 08.11.1991 tarih 4/3 sayılı YİBK ile, iyi ve kötü niyeti belirmiş olan bir kişinin kötü niyetli bulunduğunun ayrıca ispatlanmasının gerekmediği, vakıa ve karinelerden olayda kanunen iyiniyet iddiasında bulunmayacak durumu belirmiş olan kimsenin kötü niyetinin diğer tarafa ispat ettirilmesine sebep ve gerek kalmayacağından dava hakkının doğumunu sağlayan iyi veya kötü niyetin bu durumda mahkemece resen nazara alınacağını belirtmiştir. 3. Değerlendirme 1. Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacılar vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Yargıtay duruşma vekalet ücreti 8.400,00 TL’nin davacılardan alınarak davalılardan Hazineye verilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.04.2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi.