Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2022/4621 E. 2023/6085 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/4621
- Karar No
- 2023/6085
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1554 E., 2022/1113 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 15. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/571 E., 2020/161 K. Taraflar arasındaki TMK'nın 713/2 nci maddesine göre ölüm sebebine dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı ..., ..., ... vekili ile davalı ... ve ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; dava konusu İstanbul ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, ... Mevkiinde kaim ve tapuda 31 pafta, 1392 parselde kayıtlı taşınmazın 18000/20000 hissesinin davalıların murisi ... adına kayıtlı olduğunu, Kadıköy 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 28.12.1989 tarih ve 1989/1253 Esas,1989/1458 Karar sayılı veraset belgesine göre ...'ın 07.11.1989 tarihinde vefat ederek geriye mirasçı olarak eşi ile müşterek çocuklarını bıraktığını, müvekkillerin murisi ve müvekkillerinin dava konusu taşınmazın bir kısmını nizasız, fasılasız 20 yıldan fazladır malik sıfatıyla zilyet olarak kullanmakta olduğunu, mezkur taşınmazın davalıların murisi ... tarafından dava dışı ... 'a satıldığını, ... 'ın da taşınmazı 22.10.1976 tarihinde dava dışı ...'e sattığını, dava konusu taşınmazın dava dışı ...'in kullanımındayken 31.08.1988 tarihinde müvekkillerinin murisi ... tarafından satın alındığını, TMK'nın 713/2 nci maddesi uyarınca fazlaya ilişkin her türlü dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla dava konusu taşınmazın 240/20000 payının ... adına olan tapu kaydının iptali ile adlarına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Bir kısım davalılar cevap dilekçesinde; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 713/2 nci maddesi gereği kazandırıcı zamanaşımı şartlarının oluşmadığını, dava konusu 1392 parsel ile ilgili açılan tüm davaların nizaya neden olduğunu ve zamanaşımını kestiğinin kabul edilmesi gerektiğini beyanla davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu taşınmazın tapu kayıt maliki ...'ın 07.11.1989 tarihinde vefat ettiği, tapu kayıtlarında dava tarihine kadar herhangi bir intikal yapılmadığı, mahallinde yapılan keşif, tanık beyanları ile toplanan tüm delillerden davacıların yaklaşık olarak 30 yıldır dava konusu taşınmazı mesken olarak kullandıkları, kullanımlarına hiç ara vermedikleri, böylelikle 4721 sayılı Kanun'un 713 üncü maddesindeki nizasız fasılasız halde 20 yıl malik sıfatıyla zilyetliğin her biri için ayrı ayrı gerçekleştiği, harita bilirkişisinden alınan ek raporda dava konusu taşınmaz kısmı ile ilgili daha önce açılıp sonuçlandırılmış veya halen derdest olan niza oluşturacak bir dava bulunmadığının tespit edildiği ve anılan maddeye dayalı davalarda davanın yöneltildiği davalıların harç, avukatlık ücreti ve diğer yargılama giderlerinden sorumlu tutulamayacağı da anlaşıldığından davanın kısmen kabulüne, İstanbul ili, ... ilçesi, ...acık Mahallesi, ... Mevkii, 1392 parsel sayılı taşınmazda davalılar murisi ... adına kayıtlı 16643/20000 hisseye ait tapu kaydının 235,66/20000 kısmının tapu kaydının kısmen iptali ile taşınmazın iptal edilen bu kısmı 4 pay kabul edilerek; 1 payın davacı ..., 1 payın davacı ..., 1 payın davacı ... , 1 payın davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline, kalan kısmın muris ... üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ..., ..., ... vekili ile davalı ... ve ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri ve İstinaf Aşamasındaki Süreç 1. Davalılar ..., ..., ... vekili istinaf dilekçesinde; taşınmazın tapulu olduğunu, olağanüstü kazandırıcı zamanaşımıyla kazanılamayacağını, malikinin de açıkca anlaşıldığını, dava konusu parsele ilişkin 1991 yılında açılan 2000 yılında kesinleşen ve 2000 de açılarak 2007 yılında kesinleşen tapu iptali ve tescil davaları olduğunu, muris ... tarafından açılmış müdahalenin men'i davaları bulunduğunu, davacı tarafın 1988 yılından beri kullandığına dair iddiasını kabul etmemekle birlikte, belirtilen davalar nedeniyle zamanaşımı ve zilyetliğin kesildiğini, taşınmazın elbirliği mülkiyetini haiz olduğunu, gerek murisin gerek bir kısım mirasçının açtığı veya aleyhlerine açılan tüm davaların nizaya sebep olacağını, ... mirasçılarının ölüm sonrası 2008 yılına kadar emlak vergilerini ödediklerini, bunun da niza yaratmış sayılacağını, davacıların iyi niyetli olmadığını, davacıların haksız işgalci olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. 2. Davalı ... ve ... vekili istinaf dilekçesinde; 4721 sayılı Kanun'un 713/2 nci maddesinde aranan koşulların gerçekleşmediğini, davacıların taşınmazın başkasına ait olduğunu bildikleri için zilyetlik ve nizasızlık şartlarının bulunmadığını, açılan tapu iptali ve tescil davalarına direnilmesinin niza oluşmasına yeterli olduğunu, bu şekilde sürenin de kesildiğini, dava konusu taşınmazın davacıların murislerine satıldığını ispata yarar somut bilgi ve belge olmadığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahallinde yapılan keşifte dinlenen tanıklar tarafından nizalı taşınmazın sıralı satışlarla davacılar murisine devredildiği, davacılar murisi ...'ın ve ölümüyle davacı mirasçılarının 30 yıldan daha fazla süredir tek katlı bina ve bahçesine zilyet olduğu, zilyetliğin aralıksız ve hâlen sürdürüldüğü ifade edildiğine, kayıt malikinin ölüm tarihinden (07.11.1989) Anayasa Mahkemesinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 713/2 maddesindeki ölüm sebebini iptal tarihine kadar yirmi yıl süre geçtiği anlaşıldığına göre şeklen ve süre yönünden davada dayanak hukuki sebebin gerçekleştiği, kayıt maliklerinin açtığı el atmanın önlenmesine ilişkin dosyalarda düzenlenen teknik bilirkişi raporlarının zemine uygulandığı, buna göre inceleme konusu taşınmaz bölümünün el atmanın önlenmesi davalarında davaya konu edilen bölümlerden olmadığı anlaşıldığına göre, yazılı şekilde karar verilmiş olmasında isabetsizlik bulunmadığı, anılan maddeye dayalı davalarda davanın yöneltildiği davalılar harç, avukatlık ücreti ve diğer yargılama giderlerinden sorumlu tutulamayacaklarından davalı ..., ..., ... vekili ile davalı ... ve ... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hatice ve ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı Hatice ve ... vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde bildirdiği sebeplerle hükmün bozulmasına karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik ve TMK'nın 713/2 nci fıkrasında yer alan “maliki 20 yıl önce ölmüş” hukuki sebebine dayalı tapu iptali ve tescil talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Olağanüstü Zamanaışımı” başlıklı 713 üncü maddesi. 3. Değerlendirme 1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile Bölge Adliye Mahkemesi kararında belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup özellikle Bölge Adliye Mahkemesince kanunun somut olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği anlaşıldığından, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiş, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmamıştır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370'inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,07.12.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 713 üncü maddesinin 2 inci fıkrasında düzenlendiği hâlde, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen "..ölmüş" hukuksal sebebine dayalı tapu iptali ve tescil isteminden ibarettir. Dava konusu taşınmaz, tapuya kayıtlı olup tapu maliki dava tarihinden önce ölmüş ise de, yasal mirasçıları mevcut olup davada da kendilerine husumet yöneltilmiştir. Tapuda kayıtlı bir taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı ile iktisab edilebilmesi için yasalarda dayanağının olması ve yasada öngörülen koşulların zilyet yararına oluştuğunun mahkemece sabit görülmesi gerekir. Esasında; tapu maliki ölmüş ise zilyet lehine zilyetlikle kazanım, gerek mülga 743 sayılı Türk Medenisi Kanunu'nun 639 uncu maddesine ve gerekse de 1 Ocak 2002 günü yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu'nun 713 üncü maddesinde düzenlenmişti. Ne var ki, TMK yürürlükte iken Yasa'nın 713 üncü maddesinin 2 nci fıkrasında yer alan "…ölmüş…" sözcüğü, Anayasa Mahkemesinin 17.03.2011 gün ve 2009/58 Esas, 2011/52 Karar sayılı kararıyla iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmiştir. Anayasa Mahkemesi gerekçesinde özetle şu hususlara değinmiştir. "Tapuya kayıtlı bir taşınmazın malikinin ölmesi halinde, bu taşınmazın sahibi mirasçılarıdır. Mirasçılar bu taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkını mirasbırakanın ölümü ile birlikte kanun gereğince tescile gerek kalmadan kazanmaktadırlar. Hukukun genel ilkelerinden birisi de mülkiyet hakkının "zaman ötesi" niteliği, başka bir anlatımla mülkiyet hakkının zamanaşımına uğramamasıdır. Bu nedenle, Medeni Kanun tarafından bir taşınmaz malikinin mirasçılarına tanınmış olan hakların, hak sahiplerince yirmi yıl boyunca kullanılmaması, o kimselerin taşınmazla aralarındaki ilişkiyi fiilen kestiğini göstermiş olsa bile, o taşınmazla aralarındaki hukuksal ilişkinin sona erdiği anlamına gelmez. Mirasçıların devam eden mülkiyet ..., taşınmazı fiilen kullanma hakkını içerdiği gibi kullanmama hakkını da içerir. Mülkiyet hakkının mutlaklığı ve tapu sicilinin aleniyeti karşısında, itiraz konusu sözcük uyarınca, zilyedin mirasçılara ait olan mülkiyet hakkını tanımayarak, tek yanlı olarak ortadan kaldırmasına olanak tanınması, mülkiyet hakkını ortadan kaldırdığı gibi, kazanılmış hak ve hukuki güvenlik ilkelerini de ihlal etmektedir." Değerli çoğunluk ile görüş ayrılığı ise, 17.03.2011 tarihi itibarıyla henüz kesinleşmemiş veya bu tarihten sonra açılan davalarda anılan "...ölmüş" hukuksal sebebine dayalı olarak açılan davaların dinlenip dinlenmeyeceği hususundan ibarettir. Değerli çoğunluk, Anayasa Mahkemesi kararlarının geçmişe yürümeyeceğini ve aynı maddenin 5 inci fıkrasında yer alan mülkiyetin, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılacağı cümlesine dayanmaktadır. Ancak sayın çoğunluğun bu görüşüne katılmak mümkün değildir. Şöyle ki; Her şeyden önce, 28.11.1956 tarih ve 15/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda, "... her davada açıldığı tarihte tespit edilen vaziyet hükme ittihaz olunması iktiza eylemesine..." denilmek suretiyle, davanın, açılmasına kadar gerçekleşen hukuki ve maddi vakıalara göre sonuçlandırılması gerektiği benimsenmiştir. Bu durumda, dava tarihinde Anayasaya aykırılığı nedeniyle iptal edilmiş ve yürürlükte olmayan bir hükmün eldeki davada uygulama imkanı olabilir mi? Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen yasa maddelerinin uygulamaya etkileri konusunda yüksek mahkeme kararlarına bakıldığında bu konuda bir tereddüt olmadığı ortadadır. Bu kararlardan bir kısmını hatırlatmakta fayda vardır: Anayasa Mahkemesinin iptal kararının kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemeyeceği, ancak henüz devam eden uyuşmazlıkların iptal kapsamında bulunacağı açıktır (Yargıtay İçtihatları Birleştirme 10.03.1969 tarih ve 1/3 sayılı kararının gerekçe bölümünden). Yargıtay Dairelerinin geriye yürümez cümlesinin nasıl anlaşılması gerektiğine ilişkin dayanak olarak gösterdikleri Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 gün ve 1989/11 Esas, 1989/48 Karar sayılı kararı aynen şöyledir: ...Aynı durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. İptal kararlarının ileriye yönelik "derhal" etkisi tartışmasız biçimde ortaya çıkar. Böylece, Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edilen bir yasanın geleceğe yönelik tüm etkilerinin kaldırılması ve iptal kararına uyulması tüm devlet kuruluşlarınca kaçınılmaz bir zorunluluktur. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulanma alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece ortaya çıkmakta ve "İptal kararları geriye yürümez." kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasanın 153 üncü maddesinde "iptal kararları geriye yürümez" hükmü, iptal kararlarının kesinleşen işlemlere etki etmeyeceği anlamında olup, elde bulunan uyuşmazlığın sürdüğü davalarda "geriye yürümeme kuralı" uygulanamaz. Diğer bir anlatımla; bir davada uygulanması gereken kanun maddesi başka bir dava vesilesi ile iptal edilmiş ise, bu madde artık eldeki davada da uygulanamaz. Zira davanın yasal dayanağı kalkmıştır ve davacının iptal edilen maddeden dolayı sağlayacağı hukuki yararı da kalmamış olur (Hukuk Genel Kurulunun 17.05.1989 tarihli ve 1989/10-250 Esas 1989/361 Karar). İtiraz yoluyla yapılan başvuru üzerine iptal edilen hükmün, benzer işlerde uygulama durumunda bulunan başka mahkemeler de Anayasa Mahkemesi iptal kararına uymak zorunda olup, iptal edilen yasa maddesine dayanarak karar veremezler. İtiraz yoluna başvuran mahkemenin verilecek olan iptal kararı ile bağlı olması, diğer mahkemeler bakımından da aynı etkiyi haizdir. Sadece başvuran mahkeme açısından iptal kararının geriye yürüyeceğinin kabulü, uygulanacak olan norm bakımından mahkemeler arasında eşitsizlik doğuracaktır. Tüm mahkemelerin itiraz yoluna başvurması da beklenemeyeceğinden, uyuşmazlığa dair iptal kararının diğer mahkemelerde derdest olan davalar bakımından da uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır (Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 25.02.2020 tarihli 2016/14462 Esas 2020/2965 Karar). Anayasanın 153/5 inci maddesi uyarınca "iptal kararları geriye yürümez" hükmü kesinleşen işlem ve kararlara ilişkin olup elde bulunan uyuşmazlığın sürdüğü davalarda "geriye yürümeme kuralı" uygulanmaz. Diğer bir deyişle, bir davada uygulanması gereken bir kanun maddesi iptal edilmiş ise eldeki davada artık uygulanmaz (Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 01.03.2017 tarihli 2016/12107 Esas 2017/3022 Karar). Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonucu oluşan durumun eldeki maddi anlamda kesinleşmemiş ve derdest olan davaya da uygulanması zorunlu olup, kamu malları ile ilgili davalar aynı zamanda kamu düzeni ilkesini de içerdiğinden mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni yasal durum dikkate alınarak, inceleme yapılıp sonuca ulaşılması gerekmektedir (Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 08.06.2015 tarihli 2015/1380 Esas 2015/12673 Karar ). Anayasanın 153 üncü maddesine göre yasama, yürütme ve yargı organları için bağlayıcı olan Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararının, bu karardan önce açılmış bulunan ve henüz sonuçlanmamış olan tüm davalara uygulanması gerekmektedir (Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 29.04.2015 tarihli 2013/826 Esas 2015/1654 Karar). Yukarıda alıntı yapılan yüksek mahkeme kararlarından da açıklandığı üzere, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında derdest tüm davalarda etkisini göstermeli ve iptal edilen kanun maddesinin kesinlikle uygulanmaması gerektiği izahtan varestedir. 6100 sayılı HMK’nın 33 üncü maddesi uyarınca Hâkim, Türk hukukunu re'sen uygular. 06.1958 gün 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da vurgulandığı gibi; bir davada dayanılan maddi vakıaları açıklamak tarafların, bu olguları hukuken nitelendirmek, uygulanacak yasa maddelerini arayıp bulmak ve doğru olarak yorumlayıp uygulamak da hâkimin görevidir Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme Hâkime aittir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hâkim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur. Bu durumda, ölmüş kişi adına kayıtlı taşınmazın üçüncü kişiler tarafından zilyetlikle iktisabına ilişkin yasa hükmü dava tarihi itibarıyla artık yürürlükte olmadığına göre yollamalara dayanılarak canlandırmak ve zorlama yorumlarla uygulamaya çalışmak mümkün olmamalıdır. TMK'nın 713/2 nci maddesinin başında "...aynı koşullar altında" denilmesi nedeniyle 2 nci fıkra koşullarının 1 nci fıkraya yollama yapılması nedeniyle aynı statüye tâbi olduğu yönündeki gerekçeye katılmak da mümkün değildir. Aynı koşullar altında ibaresinden kastedilen ve kanun koyucunun tekrardan kaçındığı husus "...davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi," cümlesi olup bu yollama maddenin diğer koşullarına ve hele hele diğer fıkralara teşmil edilemez.Aksi düşünce maddenin 3 üncü fıkrasındaki husumetin kime yöneltileceği ve 4 üncü fıkradaki ilanların da yapılması gerektiği anlamı çıkar ki bu da tapula taşınmazlar için davanın niteliği ile bağdaşmaz. Kaldı ki, yasanın 2 nci fıkrasındaki ölmüş hukuksal sebebine dayalı açılan davanın görülebilmesi mümkün olamayacağından mülkiyetin ne zaman kazanılacağına ilişkin 5 inci fıkrasına da müracaat etmek de anlamsızdır. 04.12.1998 tarih ve 1996/4 Esas, 1998/3 Karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararı ile; kazandırıcı zamanaşımı yoluyla tapusuz taşınmazların edinilmesine ilişkin TMK’nın 639/1 inci maddesine göre verilen tescil kararları inşai-ihdası (yapıcı-kurucu-yenilik doğurucu) nitelikli kararlardır. Mülkiyet ... bu kararların kesinleştiği anda kazanılır. Ancak bu içtihadı birleştirme kararının 713 üncü maddesinin 5 inci fıkrasının yürürlüğe girmesiyle hükmü kalmamıştır. Ancak yeri gelmişken belirtmekte fayda olduğundan, 3402 sayılı yasanın 13/B-c fıkrasında benzer hüküm olduğu bu maddeki "ölmüş" sözcüğü 03.05.2012 kabul tarihli, 18.05.2012 tarih ve 28296 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6302 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır.TMK'nın 713/5 inci fıkrasındaki benzer düzenleme 3402 sayılı yasada olmadığından 04.12.1998 tarihli 4/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı bu yasanın 10 yıllık hak düşürücü sürede açtığı davalarda verilen tescil kararları inşai-ihdası (yapıcı-kurucu-yenilik doğurucu) nitelikli kararlar olarak uygulanmasına devam edilmelidir. TMK'nın 713/5 inci maddesindeki "....Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur" cümlesi nedeniyle verilen kararın tespit edici olduğu ve 2 nci fıkra için de geçerli olduğu şeklindeki yoruma da katılmak mümkün değildir. Oysa 5 inci fıkra "Son ilandan başlayarak üç ay ...." kelimeleri ile başlamakta olup 2 nci fıkrada ilan olmadığına göre bu fıkranın 1 inci fıkraya müstenid olduğu açıktır. 713 üncü maddenin 5 inci fıkrasındaki hükmün getiriliş amacı, 1 inci fıkradaki tescil ilamı nedeniyle mülkiyetin ne zamandan itibaren hüküm ifade etmeye başlayacağına yöneliktir. Kaldı ki, tespit ve açıklayıcı nitelikte dahi olsa Mahkeme ilamı olmadan üçüncü şahıslara karşı bir hüküm ifade etmeyecektir. Ortada bir Mahkeme ilamı olmadığından kazanılmış haktan söz edilemeyecektir. 713 üncü maddenin 5 inci fıkrasının getiriliş amacı TCK'nın 154 üncü maddesindeki ... olmayan yere tecavüz suçunu zilyetler lehine yorumlamak ile ecrimisil ve kira gibi hukuksal ilişkileri düzenlemek ve doktrindeki tartışmalara son vermek amacına yöneliktir. Mirasçıların süresinde intikal işlemi yapmamaları nedeniyle şartları oluştuğu takdirde zilyede karşı hak ileri süremeyeceklerine yönelik gerekçenin de uygulama yeri kalmamıştır. Daireler kararlarında aynen; "....yukarıda açıklanan koşullarda en az 20 yıl süre ile zilyet olunması ve bu süre içinde tapu kaydının intikal görmemesi gerekmektedir." hükmüne yer vermektedir. Mirasçıları başvurusu olmasa bile kanun koyucu 03.05.2012 kabul tarihli, 18.05.2012 tarih ve 28296 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6302 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesiyle uygulamadaki tereddütleri gidermek için aşağıdaki düzenlemeye yer vermiştir. "Ölüm tarihinden itibaren en geç iki yıl içinde tapu sicilinde miras intikalinin gerçekleşmemesi halinde tapu müdürlüğü, mirasçılık belgesi düzenlenmesi için yargıya başvurabilir. Tapu müdürlüğü mirasçılık belgesine göre tapu sicili kayıtlarını elbirliği mülkiyeti şeklinde tescil ederek güncelleştirir. Tapu müdürlüğünün bu yetki kapsamındaki başvuruları her türlü gider, vergi, resim veya harçtan muaftır." Keza; TMK'nın 705/1 inci maddesinde; "Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması tescille olur." denildikten sonra, maddenin 2 nci fıkrasında "miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak bu hâllerde malikin tasarruf işlemi yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır" hükmüne yer verilmiştir. Bu madde gereğince davalılar, murislerinin ölümü ile başkaca hiçbir işleme gerek olmaksızın mülkiyeti kazanmışlardır. Davanın kabulüne karar verilmesi nedeniyle davalıların mülkiyet hakkının ihlâl edilmiş olduğu açıktır. Tüm bu açıklamalar neticesinde; Yargıtay istikrarlı kararları ile tapuda kayıtlı taşınmazın harici satın alınmasına değer verilmediği halde, hiçbir bedel ödemeden işgal-zilyet edene mülkiyet ... verilmesi; mirasçılar arasında kazandırıcı zamanaşımı kabul edilmediği halde, kötüniyetli olsa dahi malik sıfatıyla zilyet olanı mülkiyet sahibi kılmak ve bunu da Anayasaya aykırılığı nedeniyle iptal edildiği ortada iken ölmüş kişi adına kayıtlı taşınmazın tapusunun iptaline karar verilmesi mülkiyet hakkının açıkça ihlali olacaktır. Açıklanan gerekçeler ve Dairemizin 30.03.2022 tarih ve 2021/6908 Esas, 2022/2465 Karar sayılı bozma ilâmında yer alan çoğunluk görüşündeki açıklamalar ile davanın kabulüne ilişkin mahkeme kararının bozulması gerektiği kanaatiyle değerli çoğunluğun onama kararına katılmıyoruz.