Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2022/2988 E. 2023/4501 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/2988
Karar No
2023/4501
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/930 E., 2022/310 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Mersin 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/390 E., 2020/359 K. Taraflar arasındaki harici satın almaya dayalı tapu iptali ve tescil, terditli olarak rayiç bedelin tahsili, bunlar mümkün olmaz ise ödenen bedelin tazmini davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın tapu iptali ve tescil istemi ile rayiç bedel yönünden reddine, ödenen bedelin tazmini isteminin kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların HMK'nun 353/1-b-1 inci maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin 1992 yılında dava konusu Mersin ili, Toroslar ilçesi, ... Mahallesi, 658 parsel ... taşınmazı davalı ...'dan 20.000,00 ETL bedelle satın aldığını, bu paranın 19.000,00 TL'nin peşin kalan 1.000,00 TL'nin ise tapu devri sırasında verileceğinin kararlaştırıldığını, davalı ... tarafından yazılan yazı ile "Ben yerimi ... (Mazher) Kapcuk'a sattım. ... günü tapusunu vereceğim. (2650 m2). " şeklinde belirtildiğini, söz konusu yer hisseli olduğundan şufa ... nedeniyle herhangi bir hukuksal problemle karşı karşıya kalınmaması adına dava konusu yerin tapu devrinin bir süre davalı ... tarafından ertelendiğini, davalının "Size satmış olduğum taşınmaza bir an önce ev yapın ki bu şekilde şufa ... sorunundan kökten kurtulalım." diyerek müvekkiline kendince yol gösterdiğini, müvekkilinin satın alınan taşınmazda 645 m²'lik alana şu anda oturduğu evi yaptırdığını, 1992 yılından beri bu taşınmazda ikamet ettiğini, elektrik ve su aboneliklerinin bulunduğunu, müvekkilinin dava konusu 2650 m²'lik taşınmazın 645 m²'si dışında kalan yerleri satış senediyle on kişiye sattığını, davalı ...'tan dava konusu taşınmazın tapusunu kendi adına devrini talep ettiğini, ancak davalı tarafından kötü niyetli olarak devrin yapılmadığını, 1996 yılında davalı ...'ın taşınmazdaki hissesini olaylardan haberdar olan annesi ...'e tapuda satış göstermek suretiyle muvaazalı olarak devrettiğini ileri sürerek; Mersin ili, Toroslar ilçesi, ... Mahallesi 658 parsel ... taşınmazdaki davalı ... adına kayıtlı hissenin iptali ile müvekkili adına tapuda kayıt ve tescilini, tapu iptali ve tescil talebinin uygun görülmemesi hâlinde davaya konu satış vaadi sözleşmesindeki davalı ... hissesinin rayiç bedeli tespit edilerek dava tarihinden itibaren faizi ile birlikte rayiç bedelin tahsilini, olmadığı takdirde satış bedelinin satış vaadi sözleşmesinin düzenlenme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak müvekkiline verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... vekili; müvekkilinin ticaretle uğraşan malvarlığı iyi olan bir yatırımcı olduğunu, sürekli yatırım amaçlı taşınmaz aldığını, dava konusu taşınmazı bu amaçla aldığını, müvekkilinin dava konusu taşınmazın geçmişte başkasına satılıp satılmadığı konusunda bilgisinin olmadığını, tapu kayıtlarına güvenerek taşınmazı satın aldığını, davacı tarafın 1992 yılından bu yana müvekkilinden hiçbir sözlü ve yazılı talebinin olmamasının haksız ve kötü niyetli olduğunun göstergesi olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur. 2. Davalı ... vekili; müvekkilinin dava ehliyetinin bulunmadığını, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, tapu dışı yolla yapılan satışların alıcısına mülkiyet ... vermeyeceğini, resmî şekilde yapılmayan satış sözleşmelerinin geçersiz olup geçersiz sözleşmelerde tarafların aldıklarını geri vermekle yükümlü olduğunu, sözleşmeden de taşınmazın bedelinin 20.000,00 TL olduğu ve kalan borcun 19.000,00 TL olduğunun anlaşıldığını, satım bedelinin tamamının ödenmediğini, müvekkilinin taşınmazı muvaazalı olarak satmadığını, nakit ihtiyacı nedeniyle satmak zorunda kaldığını belirterek, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "Davacının ilk seçenek olan davaya konu Mersin ili, Toroslar İlçesi, ... Mahallesi/Köyü 658 Parsel ... taşınmazdaki davalılardan ... hissesinin bu davalı adına olan tapusunun iptali ile davacı adına tescili talebin reddine; davacının ikinci seçenek olan davaya konu Mersin ili, Toroslar İlçesi, ... Mahallesi, 658 parsel ... taşınmazdaki davalılardan ... hissesinin rayiç bedelinin davalılardan tahsili talebinin reddine; davacının üçüncü seçenek olan davaya konu Mersin ili, Toroslar İlçesi, ... Mahallesi, 658 parsel ... taşınmazdaki davalılardan ... hissesi satışı için davacı tarafından ödenen (19.000.000,00 ETL) bedelin güncel karşılığının tahsili talebinin kısmen kabulü ile; a- 26.900,52.-TL nin, 1.000,00.-TL sine dava tarihi olan 02/06/2017 tarihinden, 25.900,52.-TL sine ıslah tarihi olan 09/12/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...’dan alınarak davacıya ödenmesine, b- Davacının üçüncü seçenek talebi yönünden davalılardan ... aleyhine açılan davanın sübut bulmadığından reddine," karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili; yerel Mahkeme gerekçesinin kabulünün mümkün olmadığını, dava konusu taşınmazın davalı ... tarafından 29 yıl önce müvekkiline harici satış sözleşmesi ile satıldığını, müvekkilinin de satışın hemen akabinde bu satışa güvenerek dava konusu taşınmaz üzerinde ikamet amaçlı konut yaptırdığını ve hâlen bu konutta oturduğunu, davalıların bu hususları inkar etmesi ve sanki bunlardan habersizmiş gibi iddialarda bulunmasıyla kötü niyetlerini ortaya koyduklarını, müvekkilinin TMK'nun 724 üncü maddesine dayanarak arazinin mülkiyetinin devrini istemesinde zamanaşımının söz konusu olmadığını, bilirkişi raporlarının eksik incelemeye dayandığını, hatalı olduğunu, bilirkişi raporunda 1992 yılında dava konusu taşınmazı satın almaya yetecek değerde olan 20.000.000 ETL'nin satın alım gücünün dava tarihine göre satın alım gücü uyarlamasının hakkaniyete uygun yapılmadığını, müvekkilinin davaya konu hisse senedi için ödediği 19.000.00 ETL'nin güncellenmiş bedelinin 26.900,52 TL olarak hatalı ve düşük belirlendiğini, dava konusu taşınmazın zaman içinde imar uygulamasından ve her türlü belediye hizmetinden yararlanan Mersin ilinin oldukça değerli bir mahallesindeki taşınmaz konumuna geldiğini, dolayısıyla gayrimenkul alanında uzman bir bilirkişinin incelemesine sunulmadan tanzim edilen bu bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğunu, davalılar arasındaki satışın muvazaalı olduğunu, maddi durumu çok iyi olan anne ...'nin paraya ihtiyacı olan oğlu Turgay'a parasal olarak herhangi bir karşılık beklemeksizin yardım etmesinin hayatın olağan akışına uygun olduğunu, müvekkilinin 1992 yılında satın aldığı taşınmazın tapusunu, seneler boyunca davalı tarafından tapunun devredileceği söylemiyle oyalanmak suretiyle bir türlü alamadığını belirterek; hükmün kaldırılmasını istemiştir. 2. İstinaf yoluna katılma yoluyla başvuran davalı ... vekili; zamanaşımı ve husumet yönünden itirazlarının Mahkemece değerlendirilmediğini, davanın husumet yönünden reddedilmesi gerektiğini, (19.000.000,00.-ETL) bedelin hem de güncel karşılığının davacıya verilmesine yönelik kararın yerinde olmadığını, belgeyi kabul etmediklerini, davacının dosyaya sunduğu belge incelendiğinde hukuki geçerliliğinin olmadığını, kabul etmemekle birlikte davacının 1992 yılında imzaladığını iddia ettiği belgeye dayanarak davacının dava tarihi olan 2017 yılındaki taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacının 1992 yılında imzalandığını iddia ettiği belgeye dayanarak satın aldığını beyan ettiğini, söz konusu belgeyi kabul etmemekle birlikte hangi taşınmazın ne kadar bedelle satın alındığının gösterilmediğini, belge üzerinde sonradan eklemeler yapıldığının açıkça belli olduğunu, geçersiz olan satış sözleşmelerde tarafların aldıklarını geri vermekle yükümlü olduğunu, müvekkiline ödediği miktarın iadesini isteyebileceğini, davacının iddia ettiği satım bedelinin 20.000.000 ETL olup kalan borç tutarının da 19.000.000 ETL olduğu, davacının satım bedelinin tamamını ödemediğini, alacak 19.000.000 ETL olup ödenen miktarın 1.000.000 ETL olduğunu, bu nedenle yerel mahkemece 19.000.000 ETL'yi ödenmiş gibi kabul edip bu değer üzerinden hüküm kurmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, rapordaki hesaplamaların da gerçek değerinden yüksek olup itirazları doğrultusunda yeniden rapor alınması gerektiğini, davacı tarafça ıslahın yasal süresi içerisinde yapılmadığını, davacı tarafa 24.11.2020 tarihindeki duruşmada süre verildiğini, yasal süresinde yapılmayan ıslaha dayanarak hüküm kurmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, muvazaalı satış iddialarını kabul etmediklerini, 1992 yılından önce kendisinin olmadığı halde davacının kendi malı gibi parsel parsel taşınmazı satmaya başladığını, sattığı kişiler tapularını isteyince de bu davayı açtığını, bu nedenlerle davacının kötüniyetli olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Tapuda kayıtlı bir taşınmazın mülkiyetini devir borcu doğuran ve ancak yasanın öngördüğü biçim koşullarına uygun olarak yapılmadığından geçersiz bulunan sözleşmeye dayanılarak açılan bir cebri tescil davasının kural olarak kabul edilemeyeceği, geçersiz sözleşmeye dayalı elde edilen kazanımların sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri istenebileceği, dava konusu taşınmazın kadastro tespitinin 05/04/1969 tarihinde yapıldığı, taraflar arasındaki harici alımın ise 1992 yılında yapıldığı, bu hususlar dikkate alındığında yerel mahkemece davacı tarafın ödediği bedelin güncelleşmiş değerinin ödenmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, davacı tarafça açılan bir temliken tescil davası da söz konusu olmadığı..." gerekçesiyle; davalı ... vekilinin istinafı yönünden kesin olmak üzere taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nun 353/1-b.1 inci maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili; istinaf dilekçesindeki başvuru nedenleriyle hükmü temyiz etmiştir. 2. Davalı ... vekili; istinaf dilekçesindeki başvuru nedenleriyle hükmü temyiz etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, harici satın almaya dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde temliken tescil, terditli olarak rayiç bedelin tahsili ve bunlar mümkün olmaz ise ödenen bedelin tazmini istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 ... HMK ile usul hukukumuzda, ilk derece yargılamasının beş temel aşamadan oluşması öngörülmüştür. Bunların sırası ile; dilekçelerin karşılıklı olarak verilmesi, ön inceleme, tahkikat, sözlü yargılama ve hüküm aşaması olduğu açıktır. Bu aşamalar içinde yeni olan ise ön inceleme aşamasıdır. Yargılamanın gereksiz yere uzamasının engellenmesi; mahkemenin ve tarafların yargılamada gereken hazırlığı davanın başında yapmasının sağlanması bakımından, Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile dilekçelerin verilmesinden sonra ve tahkikat aşamasından önce gelmek üzere "ön inceleme" adıyla yeni bir yargılama aşaması kabul edilmiştir. 6100 ... HMK’nın 137 nci maddesinde, ön incelemenin kapsamı, HMK’nın 138 inci maddesinde ön inceleme aşamasında dosya üzerinden dava şartları ve ilk itirazlar hakkında verilecek kararlar, HMK’nın 139 uncu maddesinde, ön inceleme duruşmasına davet, HMK’nın 140 ıncı maddesinde ise yapılması zorunlu olan ön inceleme duruşması düzenlenmiştir. Buna göre, HMK 140/1 inci maddesinde “Hâkim, ön inceleme duruşmasında, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında karar verebilmek için gerekli görürse tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder." HMK’nın 140/3 üncü maddesinde; “Ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları taktirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.” düzenlemelerine yer verildiği de açıktır. Diğer yandan, vakıaları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelemeyi yapmak ve uygulanacak kanun hükmünü tespit edip tatbik etmek hâkime aittir. HMK 194/1 inci maddesine göre, tarafların, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmaları gerektiği de kuşkusuzdur. HMK 31 inci maddesine göre; "Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir." Diğer yandan; hâkim davacının bildirdiği maddi olaylar ve son istekle bağlı ise de, 6100 ... Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33 üncü maddesi uyarınca, ileri sürülen maddi olaylarda hangi hukuki sebebe göre karar vereceğini tayin ve takdir etmek durumundadır. Başka bir anlatımla, maddi olgu ve olayları (vakıaları) bildirmek yanlara, bildirilen bu olay ve olgular çerçevesinde hukuki nitelendirmeyi yapmak, uyuşmazlığı çözüme ulaştıracak kanun hükmünü bulup uygulamak ... aittir. Öyle ki, hukuki sebep yanlış gösterilmiş veya hiç gösterilmemiş olsa dahi hâkim tarafından en uygun hukuki sebebin bulunması ve ona göre karar verilmesi gerekir. Öte yandan; TMK’nın 684 ve 718 inci maddeleri hükümleri gereğince yapı, üzerinde bulunduğu taşınmazın mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) haline gelir ve o taşınmazın mülkiyetine tâbi olur. Ancak, yasa koyucu somut olaydaki taşınmazların durumunu genel hükümlere bırakmamış, bu konumdaki taşınmazların maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi TMK’nın 722, 723 ve 724 üncü maddelerinde özel olarak düzenlemiştir. Uyuşmazlığın bu kapsamda değerlendirilmesi gerekecektir. Bir kimsenin kendi malzemesi ile başkasının tapulu taşınmazına sürekli, esaslı ve mütemmim cüzü (tamamlayıcı parçası) niteliğinde yapı yapması halinde malzeme sahibinin iyi niyetli olması yanında diğer bazı koşullar da mevcutsa malzeme sahibi yapının bulunduğu alan ile yapının kullanılması için zorunlu arazi parçasının tescilini mülkiyet ... sahibinden isteyebilir. TMK’nın 724 üncü maddesinde yapı sahibine tanınan bu hak, kişisel hak niteliğinde olup, bina sahibi ve onun külli halefleri tarafından, inşaat yapılırken taşınmazın maliki kim ise ona ya da onun külli haleflerine karşı ileri sürülebilir. Hemen belirtmek gerekir ki, taşınmaza sonradan malik olan kişiye karşı da bu kişisel hak; ancak yapı sahibini bu haktan mahrum bırakmak amacıyla arsa sahibi ile el ve işbirliği içinde olduğu iddiasıyla ileri sürülebilir. Malzeme sahibinin TMK’nın 724 üncü maddesine dayanarak tescil talebinde bulunabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır; a) Birinci koşul, malzeme sahibinin iyi niyetli olmasıdır. TMK’nın 724 üncü maddesi hükmünden açıkça anlaşılacağı üzere, taşınmaz mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyi niyettir. Öngörülen iyi niyetin TMK’nın 3 üncü maddesinde hükme bağlanan sübjektif iyi niyet olduğunda da kuşku yoktur. Bu kural, malzeme sahibinin, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmamasını ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder. Malzeme sahibinin tescil istemi ile açtığı davada iyi niyetin varlığı iddia ve savunmaya bakılmaksızın mahkemece re’sen araştırılmalıdır. Ne var ki, 14.02.1951 tarihli ve 17/1 ... Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden, durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan malzeme sahibinin temliken tescil talebinde bulunması mümkün değildir. Çünkü bu gibi durumlarda kötü niyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur. Ayrıca iyi niyet inşaatın başladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir. (Sübjektif koşul) İyi niyet koşulunun gerçekleşmediği durumlarda diğer koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasına gerek bulunmamaktadır. b) İkinci koşul, yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olmasıdır. Bu koşul dava tarihine ve objektif esaslara göre saptanmalı, fazlalık ilk bakışta da kolayca anlaşılmalıdır. İnşaatın kapsadığı alanın ifrazı kabil ise arsa değeri yalnız bu kısma göre, aksi hâlde tamamının değerine göre bulunmalıdır. İnşaatın kaldırılmasının arazi ve malzemeye vereceği zarar, kaldırılmasıyla malzeme sahibinin elde edeceği yarardan daha fazla ise inşaatın kaldırılması fahiş bir zarara yol açacaktır. (Objektif koşul) c) Üçüncü koşul ise yapıyı yapanın (malzeme sahibinin), taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemesidir. Uygun bedel genellikle yapı için gerekli olan arsa miktarının dava tarihindeki gerçek değeri olarak kabul edilmekte ise de büyük bir taşınmazın bir kısmının devri gerektiğinde geri kalan kısmın bedelinde noksanlıklar meydana gelecekse, bunlar taşınmaza bağlı öteki zararlar da göz önünde bulundurularak hak ve yarar dengesi kurulması suretiyle hesaplattırılmalı, iptale konu zemin bedeli arsa sahibine ödenmek üzere depo ettirilmeli, önceden ödenmiş bedel var ise bu miktar ödenecek bedelden mahsup edilmelidir. d) Yukarıda değinilen üç koşulun yanısıra, yapının bulunduğu arazi parçası davalıya ait taşınmazın bir kısmını kapsıyor ise tescile konu olacak yer, inşaat alanı ile zorunlu kullanım alanını kapsayacağından mahkemece iptal ve tescile karar verebilmek için bu kısmın ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gereklidir. 3. Değerlendirme Hâkim davacının bildirdiği maddi olaylar ve son istekle bağlı ise de, 6100 ... Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33 üncü maddesi uyarınca, ileri sürülen maddi olaylarda hangi hukuki sebebe göre karar vereceğini tayin ve takdir etmek durumundadır. Başka bir anlatımla, maddi olgu ve olayları (vakıaları) bildirmek yanlara, bildirilen bu olay ve olgular çerçevesinde hukuki nitelendirmeyi yapmak, uyuşmazlığı çözüme ulaştıracak kanun hükmünü bulup uygulamak ... aittir. Öyle ki, hukuki sebep yanlış gösterilmiş veya hiç gösterilmemiş olsa dahi hâkim tarafından en uygun hukuki sebebin bulunması ve ona göre karar verilmesi gerekir. Somut olayda; dava dilekçesi içeriğine ve aşamalarda iddiaların ileri sürülüş şekline göre; taşınmaz üzerinde harici satın almaya bağlı olarak davacı tarafından iyi niyetle ev yapıldığı ileri sürülmekle TMK'nın 724 üncü maddesinde düzenlenen temliken tescil istemine dayalı talepte de bulunulduğunun kabulü gereklidir. Ne var ki, Mahkemece 6100 ... HMK'nın 140/3 üncü maddesi gereğince uyuşmazlık konuları tam ve doğru olarak tespit edilmeden sonuca gidilmiştir. O hâlde; Mahkemece usulüne uygun şekilde uyuşmazlık tespit edilerek tahkikatın yukarıda ilkeleri belirtilen temliken tescil yönünden de yapılmak suretiyle koşulların gerçekleştiğinin belirlenmesi hâlinde TMK'nın 724 üncü maddesine dayalı tescil hükmü kurulması gerekirken yetersiz hukuki nitelendirme ve eksik araştırma ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda belirtilen nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05.10.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2022/2988, K. 2023/4501, T. 05.10.2023, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2022-2988-e-2023-4501-k-664fe3babde8