Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/4877 E. 2013/11143 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2013/4877
Karar No
2013/11143
Karar Tarihi

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Davacı, Nisan-Ekim ayı ücretlerinin ödenmemesi nedeniyle yapmış olduğu icra takibine yapılan haksız itirazın iptalini ve takibin devamına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı, davacının maaşlı olarak çalışmadığını, tedavilerden elde edilen gelirin bir kısmının şirkete verildiği geri kalanını ise doktorlarda kaldığını, davacının bunu işverene karşı açılan diğer dosyalarda kendi beyanı ile kabul ettiğini, müşteriden parayı doğrudan alan davacının ücret alacağının olmasının mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacının belli aralıklarla muayene ücretlerini topladığından kendi alacağını almadan paranın tamamını davalıya vermesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, davacının eşi dahil diğer tanıklarında 29.06.2009 tarihinde aynı işverene karşı açılmış diğer dosyalarda verdikleri ifadelerinde muayene ücretinin %60’ nı aldıklarını kabul ettiklerinden bu tarihe kadar ücret alacaklarının olmadığı, bu tarihten sonra da feshe kadar 3.5 aylık dönemde ücret almadan çalışmanın da hayatın olağan akışına aykırı olacağı sabitse de borcun ödendiği davalı tarafından ispatlanamadığından geri kalan ücreti yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir. İşçi ücretlerinin ödenmesi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanununun 37'nci maddesine göre, işçiye ücretin elden ya da banka kanalıyla ödenmesi durumunda, ücret hesabını gösteren imzalı ve işyerinin özel işaretini taşıyan “ücret hesap pusulası” verilmesi zorunludur. Uygulamada çoğunlukla “ücret bordrosu” adı altında belgeler düzenlenmekte ve periyodik ödemelerde işçinin imzası alınmaktadır. Banka aracılığı ile yapılan ödemelerde banka kayıtları da ödemeyi gösteren belge niteliğindedir. Ücretin ödendiğinin ispatı işverene aittir. Bu konuda işçinin imzasını taşıyan bir ödeme belgesi yeterli ise de, para borcu olan ücretin ödendiğinin tanıkla ispatı mümkün değildir. 4857 sayılı Yasanın 32'nci maddesinde, “Çalıştırılan işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakının özel olarak açılan banka hesabına yatırılmak suretiyle ödenmesi hususunda; tabi olduğu vergi mükellefiyeti türü, işletme büyüklüğü, çalıştırdığı işçi sayısı, işyerinin bulunduğu il ve benzeri gibi unsurları dikkate alarak işverenleri veya üçüncü kişileri zorunlu tutmaya, banka hesabına yatırılacak ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakının, brüt ya da kanunî kesintiler düşüldükten sonra kalan net miktar üzerinden olup olmayacağını belirlemeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığından sorumlu Devlet Bakanlığı müştereken yetkilidir. Çalıştırdığı işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakını özel olarak açılan banka hesapları vasıtasıyla ödeme zorunluluğuna tabi tutulan işverenler veya üçüncü kişiler, işçilerinin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaklarını özel olarak açılan banka hesapları dışında ödeyemezler” şeklinde kurala yer verilmiştir. Anılan hükme göre, belli koşulların varlığı halinde ödemeler işçi adına açılacak banka hesabına yatırılmalıdır. Uzun süre ücretlerinin ödenmediği iddiası karşısında, işverence cevap dilekçesinde dayanılmak kaydıyla yemin teklifi hakkının olduğu hatırlatılmalı ve gerekirse bu yönde usulü işlemler tamamlandıktan sonra sonuca gidilmelidir. Dairemizce, çok uzun süre ücret ödenmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu belirtilerek, hakimce resen yemin teklifinde bulunulabileceği de kabul edilmektedir. Somut olayda davacı 7 aylık ücretinin ödenmediğini belirtmiş, davalı ise davacının muayene ücretlerinden kendi ücretini aldığından ücret alacağının olmadığını savunmuştur. Mahkemece davacının 29.06.2009 tarihinde davalı işverene karşı açılan diğer dosyalarda tanık olarak verdikleri ifadelerinde muayene ücretinin %60’nı aldıklarını kabul ettiklerinden bu tarihe kadar ücret alacaklarının olmadığı, bu tarihten sonra da feshe kadar 3.5 aylık dönemde ücret almadan çalışmanın da hayatın olağan akışına aykırı olacağı sabitse de borcun ödendiği davalı tarafından ispatlanamadığından geri kalan ücreti yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkemenin 3.5 aylık dönem için ücret alınmadan çalışılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunun tespiti yerinde olmuştur. Davalı taraf delil listesinde yemin deliline başvurmuştur. Bu nedenle mahkemece yapılması gereken davalı tarafa davacıya 3.5 aylık ücret alacağını alıp almadığı noktasında yemin teklif edebileceği hususunu hatırlatmak ve davacı feshe kadar 3,5 aylık ücretini almadığı noktasında yemin ederse şimdiki gibi, eğer yemin etmezse ücret alacağının tamamının reddine karar vermektir Bu husus yerine getirilmeksizin eksik inceleme ile hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalı tarafa iadesine, 13.06.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/4877, K. 2013/11143, T. 13.06.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2013-4877-e-2013-11143-k-a1d49b8f6910