Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/4878 E. 2013/11146 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2013/4878
- Karar No
- 2013/11146
- Karar Tarihi
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine, 2-Davacı, uzun süre ücretlerinin ödenmediğini, oyalandığını talep edilmesi üzerine de 03.10.2010 da işe alınmadığı daha sonra da sözleşmenin 07.10.2010 tarihinde davalı tarafından feshedildiğini belirterek ihbar tazminatı ve ücret alacaklarını talep etmiştir. Davalı, davacının 2010 yılı Eylül ve Ekim ayından 7 günlük ücreti olan 684,00 TL’yi kabul ettiklerini, hiç kimsenin yaklaşık 1 yıl ücret almadan bir yerde çalışamayacağını, ücretlerinin ödendiğini ancak davacı satış ve pazarlama elemanı olarak istihdam edildiği için bordroların imzalatılamadığını, davacının izin bitim tarihini izleyen 4-7 Ekim arası işe gelmediğini, bu davranışının istifa kabul edilerek sözleşmenin sona erdiğini, davacının 01.10.2010 tarihinde aynı sektörde bulunan başka bir firmada işe girdiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. İşçi ücretinin ödenmesi konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanununun 37 nci maddesine göre, işçiye ücretin elden ya da banka kanalıyla ödenmesi durumunda, ücret hesabını gösteren imzalı ve işyerinin özel işaretini taşıyan “ücret hesap pusulası” verilmesi zorunludur. Uygulamada çoğunlukla “ücret bordrosu” adı altında belgeler düzenlenmekte ve periyodik ödemelerde işçinin imzası alınmaktadır. Banka aracılığı ile yapılan ödemelerde banka kayıtları da ödemeyi gösteren belge niteliğindedir. Ücretin ödendiğinin ispatı işverene aittir. Bu konuda işçinin imzasını taşıyan bir ödeme belgesi yeterli ise de, para borcu olan ücretin ödendiğinin tanıkla ispatı mümkün değildir. 4857 sayılı Yasanın 32 nci maddesinde, “Çalıştırılan işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakının özel olarak açılan banka hesabına yatırılmak suretiyle ödenmesi hususunda; tabi olduğu vergi mükellefiyeti türü, işletme büyüklüğü, çalıştırdığı işçi sayısı, işyerinin bulunduğu il ve benzeri gibi unsurları dikkate alarak işverenleri veya üçüncü kişileri zorunlu tutmaya, banka hesabına yatırılacak ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakının, brüt ya da kanunî kesintiler düşüldükten sonra kalan net miktar üzerinden olup olmayacağını belirlemeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığından sorumlu Devlet Bakanlığı müştereken yetkilidir. Çalıştırdığı işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakını özel olarak açılan banka hesapları vasıtasıyla ödeme zorunluluğuna tabi tutulan işverenler veya üçüncü kişiler, işçilerinin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaklarını özel olarak açılan banka hesapları dışında ödeyemezler” şeklinde kurala yer verilmiştir. Anılan hükme göre, belli koşulların varlığı halinde ödemeler işçi adına açılacak banka hesabına yatırılmalıdır. Uzun süre ücretlerinin ödenmediği iddiası karşısında, işverence cevap dilekçesinde dayanılmak kaydıyla yemin teklifi hakkının olduğu hatırlatılmalı ve gerekirse bu yönde usulü işlemler tamamlandıktan sonra sonuca gidilmelidir. Dairemizce, çok uzun süre ücret ödenmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu belirtilerek, hakimce resen yemin teklifinde bulunulabileceği de kabul edilmektedir Mahkemece davacının 11 aylık ücret alacağından davalı tarafından kabul edilen 684.64 TL dışındaki kısmının ödendiğinin yazılı delillerle ispatlanamamış olması nedeniyle talebin geri kalan kısmı hüküm altına alınmıştır. İş hayatında bu kadar uzun süre ücret almadan çalışılması hayatın olağan akışına aykırıdır. Davalı cevap dilekçesinde yemin deliline başvurmuştur. Bu nedenle mahkemece yapılması gereken davalı tarafın davacıya ücretlerini alıp almadığı noktasında yemin teklif edebileceği hususunu hatırlatmak, davacıya usulüne uygun yemini yaptırmak ve davacı ücretini almadığı hususunda yemin ederse şimdiki gibi kabulüne, eğer yemin etmezse ücret alacağının reddine karar vermektir. Mahkemece bu husus yerine getirilmeksizin eksik inceleme ile hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalı tarafa iadesine, 13.06.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.