Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2013/18590 E. 2013/16559 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2013/18590
Karar No
2013/16559
Karar Tarihi

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Davacı vekili, davacının 13/02/2009 tarihinden itibaren Kişisel Risk Yönetim Uzmanı olarak davalı şirketin Adana Şubesinde çalıştığını, davalı işverence Kadıköy 4. Noterliği tanzimli 07/06/2012 tarih ve ... yevmiye nolu fesihname ile iş akdinin feshedildiğinin bildirildiğini, feshe gerekçe gösterilen, işveren vekiline kurum kültürü ve iş ahlakına uygun olmayacak tarzda davranışlar sergileyerek sözlü tacizlerde bulunduğu ve hakaret ettiği, şeklindeki eylemlerin gerçek olmayıp soyut iddia olduğunu, hatta davacının şube müdürünün poliçede tahrifat yaptığını açığa çıkartmasına rağmen ödüllendirilecek yerde iş akdinin tazminatsız feshedildiğini belirterek feshin geçersizliğinin tespitine, işe iadesine, işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücretine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili ise 18/07/2012 tarihinde yapılan tebliğe rağmen süre geçtikten sonra 06/08/2012 tarihinde verdiği cevap dilekçesinde davacının çalıştığı şubedeki huzursuzluklar nedeniyle soruşturma yapıldığını 31/05/2012 tarihli soruşturma raporuna göre davacı ve şube müdürünün iş akitlerinin haklı nedenle feshedildiğini savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davanın işe iade talebine ilişkin olduğu, ispat görevinin işverene ait olduğu, işverenin iş akdini geçerli olarak feshettiğini ispatlaması gerektiği, davalının verilen kesin sürede cevap ve delillerini sunmadığı, davacının cevap ve delillerin sonradan sunulmasına muvafakat etmediği ve davalının iş akdini geçerli olarak feshettiğini ispat edemediği kanaatine varılarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık esasa ilişkin cevap süresi içinde cevap dilekçesi vermeyen davalının yargılama aşamasında delil ileri sürüp süremeyeceği noktasında toplanmaktadır. 01.10.2011 tarihinde yürülüğe giren 6100 Sayılı HMK nın 127. maddesinde: Cevap dilekçesini verme süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren 2 haftadır. Ancak durum ve koşullara göre cevap dilekçesinin bu süre içinde hazırlanması çok zor veya imkansız olduğu durumlarda, yine bu süre zarfında mahkemeye başvuran davalıya, bir defaya mahsus olmak ve 1 ayı geçmemek üzere ek bir süre verilebilir . Ek cevap süresi talebi hakkında verilen karar taraflara derhal bildirilir. 128. maddesinde ise: Süresi içerisinde cevap vermemiş olan davalı davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkar etmiş sayılır. Süresinde cevap dilekçesi vermeyerek münkir durumuna düşen davalı taraf, davacının dava vakıalarını ispat sadedinde ileriye süreceği iddia delillerine karşı bunları çürütücü mukabil deliller ileriye sürebilmek hakkını kaybetmez. Kendisine bu delillerin ileriye sürülebilmesi için son defa bir kesin mehil verilmiş olup da o, müdafaa delillerini yine ileriye sürmemişse, davalı bu delilleri ancak bu takdirde ikame edebilmek imkanını kaybedecektir. (İKİD. 82, s 5669) Medeni Yargılama Hukuku. Üstündağ, 1992) Uygulamada baskın olan görüşe göre: hiç cevap dilekçesi vermemiş olan davalı davacının iddialarını inkar etmiş sayılır İnkar da bir savunma sebebi teşkil eder. Süresinde cevap dilekçesi vermediği için davayı inkar etmiş sayılan davalı, davacının dava dilekçesinde bildirdiği vakıaların doğru olmadığını, m.191 uyarınca ispat etmeye ve bunun için karşı (mukabil delil) göstermeye yetkilidir ve bu karşı delillerle davacının iddiasının doğru olmadığını ispat edebilir. Bu halde mahkeme, davacının iddiasının doğru olmadığını ispat için davalının göstereceği delilleri inceleyip, davacının delilleri ile birlikte takdir ederek (değerlendirerek) varacağı sonuca göre hüküm vermelidir. Yukarıda anlatıldığı üzere davalı sadece davacının dava dilekçesinde bildirdiği vakıaların doğru olmadığını (inkarı) ispat için karşı delil gösterebilir. Yoksa yeni vakıalar ileri süremez. Bu savunmanın genişletilmesi yasağına tabidir. (m.141.)Dava dosyasından anlaşılabilen itiraz sebeplerinin (vakıalar) sonradan (cevap dilekçesinden) ileri sürülmesi m 141 anlamında (yasak olan)savunmayı genişletme değildir. Çünkü hakim dava dosyasından anlaşılan itiraz sebeplerini kendiliğinden gözetmekle yükümlüdür. Süresinde cevap dilekçesi vermeyen davalı ile süresinde verdiği cevap dilekçesinde davacının dava dilekçesinde bildirdiği vakıaları inkar eden davalı arasında fark yoktur. O da davayı inkar etmiş sayılır. Her iki durumda da davalının inkar savunmasını genişletmesi savunmayı genişletme yasağına tabidir. (önceki tüm paragraflar. Prof. Dr. Baki Kuru, Prof. Dr.Ramazan Arslan-Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK'na göre Yeniden Hazırlanmış 22.Baskı.) Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu kapsamda hukuki dinlenilme hakkı, bilgilenme/bilgilendirme, açıklama yapma, yargı organlarınca dikkate alınma ve kararların gerekçeli olması gibi hususları içerdiği açıktır. Mahkemece, açılan davayı genişletmeyen dava dilekçesi konuları ile sınırlı olarak fesih gerekçesinin haklılığını ortaya koyan kapsamlı soruşturma dosyası ve dava dilekçesinin tebliğinden sonra dosyaya ibraz edilip dosyada mevcut olduğu anlaşılan deliller gözardı edilerek sadece bu delillerin süresinde ibraz edilmediğinden bahisle yazılı şekilde davacının işe iadesine karar verilmesinde isabet görülmemiştir. Mahkeme davacının iddiasının doğru olmadığını ispat için davalının göstereceği delilleri inceleyip, davacının delilleri ile birlikte değerlendirerek varacağı sonuca göre hüküm vermelidir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 09.10.2013 gününde oybirliğiyle KESİN olarak karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/18590, K. 2013/16559, T. 09.10.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2013-18590-e-2013-16559-k-bc56a6b76616