Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2010/96 E. 2010/1732 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2010/96
Karar No
2010/1732
Karar Tarihi

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle; duruşma için tebliğ edilen 23.03.2010 günü belirlenen saatte temyiz eden davacı ... mirasçıları olan ... ve arkadaşları vekili Av. ... ile davalılar vekili Av. ... geldiler. Gelenlerin huzuru ile duruşmaya başlandı. Duruşmada hazır bulunan tarafların sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü: Dava tapuda kayıtlı taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatların mülkiyetinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece bozma kararına uyulmuştur. Kural olarak bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına kazanılmış hak aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için zorunluluk doğar. Öte yandan bozma dışında kalan yönler ise kesinleşir. İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, dosya kapsamında toplanan delillere, hüküm yerinde gösterilen gerekçelere, mahkemece bozma kararına uyulmuş olmasına ve bozma doğrultusunda hüküm verilmiş olmasına göre davacıların aşağıdaki bendin dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ne var ki, mahkemece bozma kararı doğrultusunda davaya konu muhtesatlardan bir kısmına yönelik istem yerinde görülerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, oluşturulan yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir. HUMK'nun 76. maddesi hükmüne göre, bir davada maddi olayları açıklama taraflara, bunların hukuki değerlendirilmesini yapma ise hakime aittir. Muhtesatın sözlük anlamı sonradan yapılmış, sonradan meydana gelmiş, yeni şey'dir. İmar Yönetmeliği'nin 4. maddesinde de "Bir binanın garaj, kalorifer dairesi, kömürlük, kapıcı dairesi, sığınak vb" gibi bağımsız bölüm niteliğinde olmayan yerleri müştemilat olarak açıklanmıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 684. maddesinde bütünleyici parça (mütemmim cüz) "yerel âdetlere göre asıl şeyin temel unsuru olan ve o şey yok edilmedikçe, zarara uğratılmadıkça veya yapısı değiştirilmedikçe ondan ayrılmasına olanak bulunmayan parça" olarak tanımlanmış, 686. maddesinde de eklenti (teferruat) " asıl şey malikinin anlaşılabilen arzusuna veya yerel âdetlere göre, işletilmesi, korunması veya yarar sağlaması için asıl şeye sürekli olarak özgülenen ve kullanılmasında birleştirme, takma veya başka bir biçimde asıl şeye bağlı kılınan taşınır mal" olarak açıklandıktan sonra 718. maddesi hükmünde, arazi üzerindeki mülkiyetin, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını da kapsayacağı, bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynakların da gireceği, 728. maddesi hükmünde ise başkasının arazisi üzerinde kalıcı olması amaçlanmaksızın yapılan kulübe, büfe, çardak, baraka ve benzeri hafif yapıların, bunların malikine ait olduğu, bu tür yapıların taşınır mal hükümlerine tâbi olacağı belirtilmiştir. Bütün bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde muhtesat ve müştemilat'ın aynı şey olmadığının, muhtesat sözcüğünün taşınmaz üzerinde bulunan bütünleyici parça niteliğindeki yapı ve ağaçları, müştemilat sözcüğünün ise taşınmaz üzerinde bulunan bütünleyici parça niteliğindeki binalar ile kat mülkiyeti veya kat irtifakı kurulmuş binalardaki bağımsız bölümlerin eklentilerini ifade ettiğinin kabulü gerekir. Somut olaya gelince; davacı taraf dava dilekçesinde öncesi 2470 parsel olan 3644 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan çok sayıdaki ev, ahır ve samanlığın kendilerine ait olduğunu öne sürerek müştemilat olarak nitelendirdiği bu yapıların mülkiyetinin tespitini dava etmiştir. Toplanan delillerden davaya konu edilen yapıların toplam değerinin 41.629,28 TL, hakkında kabul kararı verilenlerin değerinin 6.597,65 TL, red kararı verilenlerin değerinin ise 35.031,63 TL olduğu anlaşılmaktadır. Dava dilekçesinde müştemilatların mülkiyetinin tespiti istenilmiş ise de, davaya konu yapıların bütünleyici parça niteliğinde ve muhtesat oldukları gözetildiğinde dava dilekçesindeki hatalı nitelendirmenin az yukarıda açıklanan hukuksal olgu karşısında sonuca etkisi bulunmadığından mahkemece davanın muhtesat tespiti davası olarak görülmesi ve buna göre hüküm verilmesi gerekir. Yine dava kısmen kabul edildiğine ve davalı taraf yargılama sırasında kendisini vekille temsil ettirdiğine göre davalı taraf yararına hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri esas alınarak hakkında red kararı verilen muhtesatların değeri üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi de zorunludur. Mahkemece az yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek davaya konu yapıların niteliğinde yanılgıya düşülerek muhtesat yerine müştemilatlardan sözedilerek hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi, davalı taraf yararına eksik vekalet ücretine hükmedilmesi dahi isabetsiz, davacı ve davalı tarafın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin ödenen temyiz harçlarının istek halinde iadesine, Yargıtay duruşmasında kendisini vekille temsil ettiren davacı taraf yararına takdir edilen 750,00 TL vekalet ücretinin davalı taraftan alınarak davacı tarafa, davalı taraf yararına takdir edilen 750,00 TL vekalet ücretinin de davacı taraftan alınarak davalı tarafa verilmesine, 29.03.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2010/96, K. 2010/1732, T. 29.03.2010, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2010-96-e-2010-1732-k-1a8c8c4bcd03