Yargıtay · 7. Hukuk Dairesi

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2010/957 E. 2010/3057 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2010/957
Karar No
2010/3057
Karar Tarihi

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle, duruşma için tebliğ edilen 11.05.2010 günü belirlenen saatte aleyhine temyiz istenilen ... geldi. Gelenin huzuru ile duruşmaya başlandı. Duruşmada hazır bulunan tarafın sözlü açıklamaları dinlendi.Duruşmanın bittiği bildirildi. Tetkik hakiminin raporu okundu. Dosyadaki belgeler incelendi, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü: 1-Dava taşınmaz üzerinde bulunan muhtesatın mülkiyetinin tespiti istemine ilişkindir. İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, mahkemece toplanıp değerlendirilen delillere, davalı tarafın dava dilekçesinde gösterilen dava değerine itiraz etmemiş olmasına göre mahkemece keşfen belirlenen değer üzerinden peşin harcın tamamlatılmamasında ve 4. kattaki dubleks dairenin davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davalı ..., ... ve ...'ın bu hususlara yönelik yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının REDDİNE, 2-Davalı ..., ... ve ...'ın verilen zemin ve zemin üstü 1. katta bulunan daireler ve garaj ile ilgili olarak kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarına gelince, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de, varılan sonuç toplanan delillere ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 684. maddesi hükmünde, bir şeye malik olan kimsenin o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olacağı, 718. maddesi hükmünde de, arazi üzerindeki mülkiyetin, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını da kapsayacağı, bu mülkiyetin kapsamına yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynakların da gireceği açıklanmıştır. Genel kuralı oluşturan bu hükümler dikkate alındığında taşınmaz üzerinde bulunan bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhtesatların mülkiyeti kural olarak arzın mukadderatına tabi olduğundan muhtesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Aksine bir hüküm bulunmadıkça da muhtesatların mülkiyetinin taşınmazın malik veya maliklerinden başka birisine veya maliklerden bir veya birkaçına ait olduğunun tespiti dava edilemeyeceği gibi mahkemelerce de bu sonucu doğuracak şekilde hüküm verilemez. Ne var ki, böyle bir istemle dava açılması halinde "Çoğun içinde azı da vardır" kuralı gözetilerek hukuki yarar bulunması ve diğer koşulların da varlığı halinde davanın kısmen kabulü ile muhtesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesi gerekir. Öğreti ve uygulamada eda davası açılabilecek hallerde tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yarar dava koşulu olup taraflarca öne sürülmese bile mahkemelerce kendiliğinden incelenmesi gerekir. Taşınmaz üzerinde daha önce mevcut olan bütünleyici parça niteliğindeki muhtesatın oturulabilir hale getirilmesi için eklentiler, bakım ve onarımlar yaptırılması bağımsız bir muhtesat meydana getirme olmayıp mevcut muhtesatın kullanılır hale getirilmesini sağlayan işlerdir. Bu nitelikte işler yapılması muhtesatın bu işleri yapan kişiye ait olması sonucunu doğurmaz. Bu tür işlerin yapılması için harcanan giderler muhtesatın değerini artıran faydalı ve zorunlu giderlerden olduğundan iyileştirici nitelikteki bu giderleri karşılayan kişinin koşullarının varlığı halinde bu giderleri veya paylarına düşen kısmını B.K. 61 ve onu izleyen maddeleri hükmüne ve sebepsiz zenginleşme kurallarına göre açacağı eda nitelikli bir alacak davası ile taşınmazın diğer malik veya maliklerinden isteyebileceği, taşınmazdan yararlanmaya son verilmesi halinde istenebilir hale gelecek bu giderlerin önceden tespitini istemekte hukuki yarar bulunmayacağı kuşkusuzdur. Somut olaya gelince, davacı taraf dava dilekçesinde ortaklığın giderilmesi davasına konu 867 ada 202 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan binanın doğu tarafındaki garaj ile, zemin, zemin üstü 1. kat ve 4. katındaki dairelerin kendisi tarafından inşa edildiğinin ve mülkiyetlerinin kendisine ait olduğunun tespiti istemiyle dava açmıştır. Dosya içeriğinde toplanan delillerden 867 ada 202 parsel sayılı taşınmazın tapuda paylı mülkiyet şeklinde davacı ve davalılar adına kayıtlı olduğu, 20.01.1985 tarihinde taşınmaz üzerinde yapılacak 4 katlı ve 8 daireli bina için yapı ruhsatının alındığı, binanın zemin üstü 1. katının tamamlanması üzerine tamamlanan bu daire için yapı kullanma izin belgesinin 21.08.1987 tarihinde, yine sonradan tamamlanan zemin kattaki dairenin yapı kullanma izin belgesinin de 04.03.1999 tarihinde düzenlendiği, zemin üstündeki 2 ve 3. katların ise daha sonraki yıllarda tamamlandığı, 1994 yılında yapılan imar düzenlemesi ile binaya ilave kat yapılması imkanının doğması üzerine 4. kattaki dubleks dairenin inşa edildiği ve 20.02.2002 tarihinde tamamlanarak yapı kullanma izninin alındığı, davacının 1987 yılında zemin üstü 1. kattaki daire için yapı kullanma izin belgesinin alınmasından sonra bu daireye, 4. kattaki dubleks dairenin tamamlanıp yapı kullanma izin belgesinin alınmasından sonra da oturduğu daireyi boşaltıp 4. kattaki daireye taşındığı, zemin ve zemin üstü 1. kattaki dairelerin davacının tasarrufunda olduğu anlaşılmaktadır. Dinlenilen davacı tanıkları binanın zemin katındaki garaj ve daire ile zemin üstü 1. kat ve 4. katındaki dairelerin davacı tarafından meydana getirildiği doğrultusunda beyanda bulunmaları üzerine mahkemece bu beyanlara itibar edilerek hüküm verilmiş ise de, davacı taraf davalı olan kardeşleri ..., ... ve ... ile aralarındaki sözlü anlaşmayı ve bu anlaşma doğrultusunda zemin ve zemin üstü 1. kattaki dairelerin kendisine verildiğini somut delillerle kanıtlayamadığı gibi, dava dilekçesi içeriğinde de anlaşmanın yapıldığı tarihte binanın inşaatına başlanmış olduğunu kabul etmiştir. Davacı vekili de temyize cevap dilekçesinde binanın müvekkili ve kardeşlerine ait olan bölümlerinin betonarme karkas inşaatının babalarının sağlığında ve babalarının kazancı ile yapıldığını, zemin ve zemin üstü 1. katta bulunan dairelerin davacı ve eşi tarafından tamamlanarak kullanılmaya başlandığını açıklamıştır. Dava dilekçesindeki ve davacı vekilinin temyize cevap dilekçesindeki bu beyan ve ikrarların davacıyı bağlayacağı kuşkusuzdur. Hal böyle olunca taşınmaz üzerinde bulunan muhtesat nitelikli binanın zemin ve zemin üstündeki 1. katının davacı ve kardeşlerinin babalarının sağlığında, babaları tarafından yaptırıldığının, davacının muhtesat niteliğindeki bu katlarda yaptığı işlerin bağımsız muhtesat meydana getirme niteliğinde olmayıp, dairelerin kullanılabilir hale getirilmeleri için yapılmış iyileştirme giderleri olduğunun, bu iyileştirme giderlerinden payına düşen kısmını sebepsiz zenginleşme kurallarına göre ileride açacağı eda nitelikli alacak davasında davalılardan isteyebileceğinin kabulü ile davanın kısmen kabulüne, binanın 4. katında bulunan dubleks dairenin davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine, davacının zemin ve zemin üstü 1. katta bulunan daireler ve garaj ile ilgili olarak açtığı davasının ve mülkiyet tespiti isteminin reddine karar verilmesi gerekirken delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalı ..., ... ve ...'ın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin ödenen 1.938,50 TL temyiz harcının istek halinde hükmü temyiz eden davalılara iadesine, vekilleri Yargıtay duruşmasına gelmediğinden davalı ..., ... ve ... yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 24.05.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2010/957, K. 2010/3057, T. 24.05.2010, www.arakarar.com/karar/yargitay-7-hukuk-dairesi-2010-957-e-2010-3057-k-5e5244b34cbf