Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2023/2076 E. 2024/3896 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/2076
- Karar No
- 2024/3896
- Karar Tarihi
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/633 E., 2023/389 K. HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 13. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/44 E., 2022/185 K. Davacı vekili, taraflar arasında Ankara ili, Mamak ilçesi, 2. Bölge 6724 ada, 10, 11 ve 14 parseller üzerinde bulunan evin yıkılması ve yerine inşaat yapılmasına ilişkin, Ankara 39. Noterliğinde 17.03.2005 tarihli 6153 ve 6155 yevmiye numaralı kat karşılığı inşaat sözleşmeleri imzalandığını, taraflar anlaştıktan sonra 6724 ada, 9 ve 10 parsellerin birleştirilerek 25 numaralı parselin meydana geldiğini, müvekkilinin aynı zamanda arsa sahibi olduğunu, müvekkilinin süresinde edimlerini ifa ederek binayı iskana uygun hale getirdiğini, davalı arsa sahibinin iskanın alınması için sözleşme gereğince ödemeleri gereken veraset ve intikal harcını ödemediği için yüklenici müvekkilinin onların yerine 10.02.2012 tarihinde bu harçları ödemek durumunda kaldığını, müvekkilinin arsa sahibi davalıya teminat olarak 35.000,00 Euro çek verdiğini, arsa sahibi davalının kötüniyetli davranarak söz konusu teminat çekini icra takibine konu ettiğini, icra takibine karşılık müvekkili tarafından Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2007/198 Esas numaralı dosyada menfi tespit davası açıldığını, daha sonrasında Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2016/405 Esas sayılı dosyası ile birleştirildiğini, bu dosyada müvekkilinin 35.000,00 Euro'luk çekten borçlu olmadığına kesin olarak karar verildiğini, arsa sahibi davalı tarafından müvekkili yüklenici aleyhine Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2008/305 Esas sayılı dosyayla tapu iptali tescil ile maddi tazminat ve kira tazminatı talepli dava açıldığını, müvekkilinin Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/100 Esas sayılı dosya ile tapu iptali ve tescili davası açtığını, yüklenici müvekkilinin 2012 tarihinde iskan almasına rağmen 2017 tarihine kadar hiçbir satış işlemini gerçekleştiremediğini, bu nedenle müvekkili şirketin bu süreçte faaliyetlerinde aksamalar yaşadığını ve zaman içinde ticari faaliyetlerine son verme durumunda kaldığını ileri sürerek, müvekkilinin payına düşen taşınmazların satışını gerçekleştirememesi ve taşınmazları kiraya verememesi nedeniyle uğradığı zararlardan şimdilik 100,00 TL, davalı yerine ödediği veraset ve intikal harcı için şimdilik 100,00 TL ve müvekkilinin uğradığı 15.000,00 TL manevi zararın işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davacının kat karşılığı inşaat sözleşmelerini, kendisi adına asaleten, hissedarı olduğu VÖM Şirketi adına temsilen hareketle oğlu Özgür Bektaş'la birlikte imzaladıklarını, davacının sözleşmeye uygun davranmadığını, iyi niyetli olmayanın davacının kendisi olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince, davalı tarafından, davacı aleyhine Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2008/305 Esas sayılı dosyası ile tapu iptali tescil ile maddi tazminat ve kira tazminatı talepli dava açıldığı, davacının da Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/100 Esas sayılı dosyası ile tapu iptali ve tescil davası açtığı, bu iki davanın bağlantı nedeniyle birleştirildiği, anılan süreçte davalının salt davacıyı zararlandırmak için hareket ettiğine yönelik delil bulunmadığı gibi şikayete esas olacak emare ve olgular da mevcut olmadığı, davacının kişilik haklarına bir saldırı olmadığı, davalı tarafın hak arama özgürlüğü kapsamında hareket ettiği ve hukuka aykırı bir fiili bulunmadığı, bu nedenle davacının manevi tazminat talebinin reddi gerektiği, davacı, payına düşen taşınmazların satışını gerçekleştirememesi ve kiraya verememesi nedeni ile maddi tazminat talep etmiş ise de, davacının arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca kendisine düşen edimleri yerine getirmemesi nedeni ile taraflar arasında uyuşmazlık yaşandığı, yargılama sürecine davacının sebebiyet verdiği,kendi kusuru ile oluşan zarardan davalı tarafın sorumlu tutulamayacağı,davacının, davalı adına ödenen veraset ve intikal harcının iadesi talebi yönünden, taraflar arasındaki uyuşmazlık eser sözleşmesinden kaynaklandığından sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan BK’nın 126/4. (TBK m. 147/son) maddesi gereğince 5 yıllık zamanaşımı süresi bulunduğu, davacı tarafından harcın ödeme tarihinin 10/02/2012 olup, dava tarihi itibarıyla zamanaşımı süresinin dolduğu, davalı tarafça süresi içerisinde zamanaşımı def'inde bulunulduğundan bu talep yönünden de davanın reddi gerektiği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davacı vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekilince süresinde temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. Öncelikle belirtmek gerekir ki; sözleşmelerin nispiliği ilkesi gereğince sözleşme, kural olarak o sözleşmede taraf olanları bağlar. Sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıklarda davanın tarafları da sözleşmenin taraflarıdır. Yargıtay içtihatlarında ve öğretide bu durum taraf sıfatı olarak adlandırılmaktadır. Taraf sıfatı, bir başka deyişle husumet ehliyeti; dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, bir maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini, davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler. Uygulamada davacı sıfatı, aktif husumeti, davalı sıfatı ise pasif husumeti karşılayacak şekilde kabul edilmektedir. Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise, davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukuki koruma isteniyor ise o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir. Taraf sıfatı bu anlamda, def'i değil itiraz niteliğinde olup; taraflarca süreye ve davanın aşamasına bakılmaksızın her zaman ileri sürülebileceği gibi taraflar ileri sürmemiş olsalar bile mahkemece re'sen nazara alınmalıdır. Yargıtay HGK'nın 27.11.2013 gün ve 2013/439 Esas ve 2013/1595 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere; bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı sıfatı yoksa, dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez. Dava sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. Bir sübjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı (aktif husumet ehliyeti) da o hakkın sahibine aittir. Bir sübjektif hak kendisinden davalı olarak istenebilecek olan kişi, o hakka uymakla yükümlü (borçlu) olan kişidir (pasif husumet ehliyeti). Bu kapsamda somut olay bakımından değerlendirme yapıldığında, davanın dayanağını oluşturan 17.03.2005 tarihli ve 6153 ve 6155 numaralı arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin tarafının Vöm İnşaat Şirketi olduğu, davacı ...'in şirketi temsilen sözleşmeleri imzaladığı anlaşılmaktadır. Dava dilekçesi içeriği ve davadaki talepler dikkate alındığında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinden ve daha önce yüklenici ile arsa sahibi arasında görülen davalardan söz edilerek yüklenici sıfatıyla taleplerde bulunulduğu, sözleşmelerin tarafı olan arsa sahibi davalı ...'ın haksız eylemleri nedeniyle zarara uğranıldığı ileri sürülerek, alacak ve tazminat talep edildiği görülmektedir. Oysa akdedilen sözleşmelere davacı ...'in taraf olmadığı, yüklenici sıfatının dava dışı Vöm İnşaat şirketine ait olduğu açıktır. 17.03.2005 tarihli ve 6153 Yev.nolu sözleşmede ...'in diğer arsa sahibi ... yanında hem arsa sahibi olarak, hem de yüklenici Vöm İnşaatı temsilen sözleşmeyi imzaladığı görülüyorsa da, dava dilekçesindeki açıklamalar ve talepler dikkate alındığında, davanın sözleşmenin yüklenici tarafı olarak (yüklenici sıfatıyla) arsa sahibine karşı açıldığı belirgindir. Sözleşmelerin tarafı ve yüklenici olarak sorumlusu Vöm İnşaat olup ...'in aktif dava ehliyeti bulunmamaktadır. Bir başka deyişle, davacı ..., yüklenici sıfatıyla sözleşmelerin tarafı olmadığından, sözleşme tarafı yüklenici şirketi temsilen sözleşmeleri imzaladığından, sözleşmelere dayanarak yüklenici sıfatıyla karşı taraftan bir talepte bulunması mümkün değildir. Bu durumda mahkemece davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davanın esası hakkında karar verilmesi doğru değilse de neticesi itibarıyla dava reddedildiğinden 6100 sayılı HMK'nın 370/4. fıkrası hükmü uyarınca kararın gerekçesinin bu şekilde değiştirilmek suretiyle düzeltilerek onanması gerekir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesi kararı ile bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya aykırı olması nedeniyle HMK'nın 373/1. maddesi gereğince Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi kararı KALDIRILARAK; İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesi değiştirilmek suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 07.11.2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.