Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2023/1993 E. 2024/4186 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/1993
- Karar No
- 2024/4186
- Karar Tarihi
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/510 E., 2023/244 K. KARAR : Esastan Red İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 18. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/421 E., 2021/143 K. İlk Derece Mahkemesince, eser sözleşmesinden kaynaklı tazminat davasında, davacının yüklenici, davalının ise iş sahibi olduğu, işin davalının talimatları doğrultusunda yerine getirtileceği hususunda herhangi bir anlaşma bulunmadığı, davacının basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kurallara uymadığı, işin yapılması gereken yerde gerekli önlemleri almadığı ve yeterli özeni göstermediği, kendisine iletilmesine ve binanın 4 m yakınında yüksek gerilim hattı olduğunu bilmesine rağmen, 6 m uzunluğundaki demir korkulukları binanın dış cephesinden çıkarmak suretiyle kazanın meydana gelmesinde kendisinin kusurlu olduğu, davalı iş sahibinin kazanın meydana gelmesinde herhangi bir kusurunun bulunmadığı davacıların maddi ve manevi zararları ile davalının eylemi arasında illiyet bağının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davacılar vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi tarafından mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı davacılar vekilince süresinde temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ise de; Mahkemece dava konusu olayda davacının yüklenici konumunda olması nedeniyle dosyanın eser sözleşmesi hükümlerine göre inceleme yapılarak kusur yönünden rapor düzenlemek üzere üç kişilik bilirkişi heyetine tevdiine karar verilmiştir. Öncelikle bilirkişilik kurumu ile ilgili düzenlemelerin de açıklanması gerekmektedir. 6100 sayılı Kanun’un 266/1. maddesinde bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller düzenlenmiştir. Buna göre; “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez.” Bilirkişi açıklamalarının tespiti ve raporun şekli Kanun’nun 279. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddenin 2. bendine göre; “Raporda, tarafların ad ve soyadları, bilirkişinin görevlendirildiği hususlar, gözlem ve inceleme konusu yapılan maddi vakıalar, gerekçe ve varılan sonuçlarla, bilirkişiler arasında görüş ayrılığı varsa, bunun sebebi, düzenlenme tarihi ve bilirkişi ya da bilirkişilerin imzalarının bulunması gerekir. Azınlıkta kalan bilirkişi, oy ve görüşünü ayrı bir rapor hâlinde de mahkemeye sunabilir.” Aynı Kanun’un 281. maddesinde; “(1)Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler. (2) Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir. (3) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir.” hükmüne yer verilmiştir ve 282. madde ile de hâkimin bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği belirtilmiştir. Yine, 24.11.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun 3. maddesinin iki ve üçüncü fıkraları, "(2) Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. (3) Genel bilgi ve tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz."; 03.08.2017 tarihinde yürürlüğe giren Bilirkişilik Yönetmeliği'nin 5. maddesinin iki ve üçüncü fıkraları ise, "(2) Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. (3) Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz." şeklinde düzenleme içermektedir. Görüldüğü gibi, hâkim çözmek zorunda olduğu uyuşmazlıkta, ancak konusu hukuki bilgi dışında özel ve teknik bir bilgiyi gerektiren durumlarda bilirkişi incelemesine başvurur. Mahkeme, bilirkişiden oy ve görüşünü yazılı olarak bildirmesini talep etmişse, bilirkişi, düzenleyeceği raporu, bu maddede öngörülen tüm hususları kapsar şekilde kaleme almak zorundadır. Bilirkişilerin kurul hâlinde görevlendirilmesi durumunda, bir araya gelerek toplantılar yapmak suretiyle işi müzakere etmeleri ve birlikte rapor hazırlamaları kurul hâlinde görevlendirmenin doğası gereğidir. Bilirkişi raporunda, tarafların ad ve soyadları, bilirkişinin görevlendirildiği hususlar, gözlem ve inceleme konusu yapılan maddi vakıalar, gerekçe ve varılan sonuçlar ile kurul hâlinde görevlendirilme yapılmış ve bilirkişiler arasında görüş ayrılığı ortaya çıkmışsa, bunun sebebi; raporun düzenlenme tarihi ve bilirkişi ya da bilirkişilerin imzalarının bulunması şarttır. Bilirkişi, raporunu, özellikle mahkemece belirlenen sınırlar dâhilinde, tümüyle maddi vakıalara hasretmeli; kendisine yöneltilen somut soruları tek tek yöneltiliş sırasında göre, bilimsel dayanaklarını da açık ve anlaşılır biçimde göstermek ve eksiksiz olarak cevaplandırma suretiyle hazırlamalıdır (Kılıç, H: Açıklamalı İçtihatlı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, C II, Ankara, 2011, s: 2246 vd). Hemen belirtmek gerekir ki; bilirkişiler uyuşmazlık konusunu aralarında görüştükten sonra birlikte düzenlemelidirler. Muhalefette kalan bilirkişi bu yapılan müzakereden sonra bilirkişi raporuna karşı oyunu belirten imza attıktan sonra ayrı bir rapor verebilir. Ek rapor düzenlenmesinin talep edilmesi durumunda da aynı usul izlenmeli, eş söyleyişle kararda imzası bulunan tüm bilirkişiler uyuşmazlık konusunu (ve ek raporun talep edilme sebeplerini, iddia ve itirazları) birlikte müzakere etmeli ve aynı yöntemle bilirkişi raporunu düzenleyip, mahkemeye sunmalıdırlar. Yukarıdaki esaslara göre bilirkişi incelemesine başvurulduğunda; raporun olayın özelliklerine ve uyuşmazlığın çeşidine göre yapılması gerekli olan inceleme ve değerlendirmeleri içermesi, raporda hâkimin uyuşmazlığı çözmesi için gerekli olan tüm özel ve teknik bilgilere ve açıklamalara usulünce yer vermesi, tarafların iddia, savunma ve itirazlarının gerekçeleriyle ve olayın teknik özellikleriyle tartışması, bu tartışmanın da denetime elverişli olması gerekmektedir. Anılan bilirkişi raporunun teknik özellikleri taşımaması, denetime elverişli olmaması, mevcut bilirkişi raporları ile çelişki yaratması ya da verilen bilgilere göre somut olayın özellikleri ve verilen teknik verilere göre kendi içinde çelişki yaratır tarzda olması hâlinde söz konusu rapor hükme esas alınamayacaktır. Hâkim bu durumda, davayı aydınlatma yükümlülüğünün de bir gereği olarak , eksiklik ve belirsizliğin ya da çelişkilerin giderilmesi ve gerçeğin ortaya çıkması için Kanun’da belirtilen yolu izlemelidir. Bu yol izlendikten (eksik inceleme ve araştırma tamamlandıktan ve müphem konular açıklığa kavuşturulduktan) sonra usulüne uygun biçimde alınan bilirkişi raporu 282. madde uyarınca bilirkişinin ya da bilirkişi heyetinin oy ve görüşleri diğer delillerle birlikte serbestçe takdir edilmelidir. Sözü edilen bu takdir hakkının kapsamı, hâkimin hukuki olmayan özel ve teknik bilgiye ilişkin konularda, doğrudan doğruya kendi yorumuna ve anlayışına göre hüküm verebileceği anlamına da gelmemektedir. Zira, eksik inceleme ve araştırma ile hukuki olmayan yoruma dayalı olarak hatalı değerlendirme ile hüküm kurulamayacağı açıktır. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacılar vekili tarafından, müvekkili ...’ın davalı müteahhitliğini yaptığı binanın balkon korkuluklarını yapmayı üstlendiği, müvekkilinin edimini ifa ettiği sırada geçirdiği kaza nedeniyle kendisinin ve ailesinin maddi ve manevi zararlarının oluştuğunu iddia etmiştir. Mahkemece; konusu teknik ve özel bilgiyi gerektirdiği kabul edilerek, uzmanından oluşan üç kişilik bilirkişi heyetinin görüşüne başvurulmasına karar verilmiştir. Bilirkişiler çoğunluk görüşlerinde, iş sahibi müteahhit ...'nün asli kusurlu olduğunu, balkon korkuluğu yapılacak alüminyum profil boruyu binaya taşımaya çalışırken görünen tehlikeye karşın dikkatli davranmaması nedeniyle ...'ın tali kusurlu olduğunu, diğer hukukçu bilirkişi ise davacılardan ... ile davalı ... ... arasındaki hukuki ilişkilerin değerlendirilmesi sonucunda dava konusu olayda ortaya çıkan zarardan davalı ... ...’nün sorumluluğunu gerektirecek şartların mevcut olmadığını belirtmiştir. Davacılar vekili tarafından; bilirkişi raporunda çoğunluk görüşünün esas alınması gerektiğinden bahisle beyan dilekçesi verildiği, davalı vekili tarafından ise muhalefet görüşüne göre karar verilmesi gerektiği, aksi halde ek rapor alınması gerektiği belirtilerek rapora karşı itiraz edilmesi karşısında, mahkemece kazanın oluş şekline yönelik bilirkişi heyeti raporundaki tespitler yeterli görülmüş, ancak taraflar arasındaki ilişkinin eser sözleşmesi niteliğinde olması, davacının yüklenici, davalının ise iş sahibi konumunda olması, aralarında işçi- işveren ilişkisinin bulunmaması nedeniyle olayın iş kazası olarak değerlendirilerek buna göre rapor düzenleyen bilirkişiler ... ve ...'in kusura ilişkin tespitleri dikkate alınmamış, hukukçu bilirkişinin karşı oyu doğrultusunda davanın reddine karar verilmiştir. Teknik bir bilgiyi içerdiği kabul edilerek bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş olmasına rağmen, ortada denetime olanak sağlamayan, usulünce düzenlenmemiş bir bilirkişi raporu bulunmakta iken, bilirkişi çoğunluk görüşünde tespit edilen hususların çoğunluğunun hukuki nitelikte olması nedeniyle kusur oranlarının tespitinin mahkemece yapılmasına, tarafların rapora itirazlarının reddine, karar verildiği belirtilerek eksik inceleme ve araştırma ile karar verilemeyeceği de açıktır. Mahkemece yapılması gereken iş, dava konusu olayın eser sözleşmesinden kaynaklanması nedeni ile zararlı sonuçla illiyet bağı kurularak, konularında uzman yeni bir bilirkişi kurulundan hem tarafların kusur oranı hem de tazminat miktarı konusunda rapor alınarak, sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, bilirkişi raporundaki azlık karşı oy esas alınarak eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, İlk Derece Mahkemesi kararı ile bu karara karşı istinaf isteminin reddi kararı usul ve yasaya aykırı görülmüştür. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesi kararı ile bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya aykırı olması nedeniyle HMK'nın 373/1. maddesi gereğince Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27.Hukuk Dairesi kararı KALDIRILARAK; Ankara 18. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2021/510 E.- 2023/244 K. sayılı kararın BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde ilgilisine iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, Kararın bir örneğinin de Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE, 20.11.2024 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.