Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2025/237 E. 2026/4536 K. – Nitelikli Yağma
Konu: Nitelikli Yağma
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2025/237
- Karar No
- 2026/4536
- Karar Tarihi
- Konu
- Nitelikli Yağma
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/889 E., 2024/1518 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Sanık hakkında kurulan hükmün yapılan ön inceleme neticesinde temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü;
I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk Derece Sanık hakkında Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararıyla nitelikli yağma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun'un) 149/1-a.d.h, 62, 53. maddesi uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
B. İstinaf İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesi'nin 14.05.2024 tarihli kararı ile sanık müdafiinin istinaf istemi üzerine; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 280/1.a maddesi uyarınca istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Sanık Müdafinin Temyiz İstemi Şikâyetçinin soyut, çelişkili beyanları dışında hiç bir delil bulunmadığı, yalnızca bu beyanlar esas alınarak mahkûmiyet kararı verildiği, gerekçesiz hüküm kurulduğu, kararda çelişkilerin bulunduğu, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme sonucu karar verildiği, lehe olan tanık ...'ın beyanının hükme esas alınması gerektiği, yağma suçunun unsurlarının oluşmadığı, para transferinin yapıldığı 4 eylül 2019’da müvekkilin şikâyetçiyi tek bir kez dahi aramadığı aksine müştekinin müvekkili aradığı dosyada mübrez hts kayıtlarıyla sabit olduğunun gözetilmemesi, gündüz vakti adliye ve kaymakamlık binasına tapu devri için giden taraflardan tehdit gördüğünü iddia eden bilinçli bir kişinin kolluğa haber vermemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, 08.09.2019 tarihine ilişkin iletişim tespiti kayıtlarında müştekinin tanık ...'ı aradığı ve dakikalar süren telefon görüşmesi yaptığı akabinde ...'ın müvekkili aradığı ve devam eden süreçte ...’in ...’ı tekrar arayarak müvekkilin ... ile görüşmesinin sonucunu sorduğu anlaşılmaktadır, müvekkili lehine beraat kararı verilmesi gerektiği, suçun nitelikli hallerinin uygulanmasının hatalı olduğu, aralarında hukuki ihtilaf olduğunun gözetilmesi, 5237 sayılı Kanun'un 150/1 maddesinin uygulanması gerektiği, şüpheden sanığın yararlanması ve beraat kararı verilmesi gerektiği, lehe hükümlerin uygulanması gerektiğine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir.
Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak, sanığın aşamalarda suçlamayı kabul etmediği, 03.09.2019 tarihinde sanık ve katılanın yanında bulunan tanığın sanık beyanlarını destekler nitelikte beyanda bulunduğu, 04.09.20 19... .09.2019 tarihlerine ilişkin görgüye dayalı bir tanık beyanının bulunmadığı, sanık ve katılanın olay öncesinde 4 yıllık beraberliklerinin bulunduğu, katılanın yalan söyleyerek bir erkek ile yemeğe gitmesi nedeniyle aralarında husumet oluştuğu, katılanın sanığın kiralamış olduğu dairede oturduğu, taraflar arasında geçmişe dayalı alacak, verecek hususunda tartışmanın bulunduğu, katılanın yağma gibi ciddi bir eyleme maruz kaldığını iddia etmesine karşın olaydan 5 gün sonra şikayetçi olmasının hayatın olağan akışına aykırı olması dikkate alındığında, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine ilişkin hükümlülüğüne yeterli hukuka uygun, her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı bir delil elde edilemediğinden, şüpheden sanık yararlanır ilkesi de nazara alınarak, sanık hakkında atılı suçtan beraat kararı verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
Kabule göre de; Sanığın aşamalarda suçlamayı inkar ettiği, 03.09.2019 tarihinde sanık ve katılanın yanında bulunan tanığın sanık beyanlarını destekler nitelikte beyanda bulunduğu, 04.09.20 19... .09.2019 tarihlerine ilişkin görgüye dayalı bir tanık beyanının bulunmadığı, sanık ve katılanın olay öncesinde 4 yıllık beraberliklerinin bulunduğu, katılanın yalan söyleyerek bir erkek ile yemeğe gitmesi nedeniyle aralarında husumet oluştuğu, katılanın sanığın kiralamış olduğu dairede oturduğu, taraflar arasında geçmişe dayalı alacak, verecek hususunda tartışmanın bulunduğunun anlaşılması karşısında sanık eyleminin 5237 sayılı Kanun'da düzenlenen yağma suçunda daha az cezayı gerektiren hal başlıklı 150 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamında kaldığı gözetilmeden yargılamaya devamla yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesine, gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, +8+21.05.2026 tarihinde karar verildi.