Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2024/6439 E. 2026/3978 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2024/6439
- Karar No
- 2026/3978
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/391 E., 2024/1595 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma SUÇLARIN TARİHİ : 12.06.2018 HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Kısmi Onama Kısmi Red
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden verilen hükmün kesin olduğu belirlenmiştir. Sanık hakkında kurulan nitelikli yağma suçu yönünden kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk Derece Nevşehir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 22.06.2023 tarihli ve 2021/63 Esas, 2023/99 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında nitelikli yağmaya teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 149/1-h, 58, 53. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna, nitelikli kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanun'un 109/2, 110/1, 53, 58. maddeleri uyarınca 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
B. İstinaf Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 22.05.2024 tarihli ve 2024/391 Esas, 2024/1595 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince nitelikli yağmaya teşebbüs ve nitelikli kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan hükme yönelik sanık ve müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-a. maddesi uyarınca esastan reddine, karar verilmiştir.
II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Sanık ... Müdafiinin Temyiz İstemi Sanığın savunmalarını suçtan kurtulmaya yönelik değerlendiren ilk derece mahkemesi kararının hukuka aykırı olduğu, paranın bankadan çekilmesine dair değerlendirmenin yoruma dayalı olduğu, sanık savunmasının değerlendirilmediği, takdiri indirim uygulanmasının ve yasanın lehe hükümlerinin uygulanmamasının hakka ve hukuka aykırı olduğu bu sebeplerle kararın sanık lehine bozulması gerektiğine, ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Her ne kadar sanık hakkında hürriyeti tahdit suçunu işlediğine dair delil yok ise de verilen hükmün kesin olduğu görülmüştür. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarında sanığa ceza verilmesi için şüpheye yer vermeyecek şekilde eylemi gerçekleştirdiğinin ispatı gerekecektir. Bu ispat için öncelikle suçun işlenip işlenmediği sonra bir olayın kanuni unsurlarının belirlendiği şekilde işlenip işlenmediği ve son olarak da sabit olan bu suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin tartışılması ve kesin olarak ispatı gerekir. Tüm aşamalarda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2017/6-1147 Esas, 2018/519 Karar sayılı ilâmlarında "... Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir..." şeklinde içtihatta bulunarak bu husus işaret etmişlerdir.
Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2018/6-110 Esas, 465 Karar, 2016/6-1157 Esas, 2017/239 Karar sayılı ilâmlarında da aynı hususlar teyit edilmektedir. Yani olayın oluşuna ilişkin şüpheli durum varsa burda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekecektir. Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde, sanığın mağdurla daha öncesinde bir tanışıklığı olmadığı, sanığın tanık ... ... ile arasında bir alacak verecek meselesi olduğu, katılanın sanığın yanında bulunması nedeniyle tanıştıkları, katılanın soruşturma ve kovuşturma aşamalarındaki beyanlarında yer alan silahın bulunamaması, soruşturma aşamasında yanlarında kimliği tespit edilemeyen bir kişi olduğunu beyan etmesine karşın kovuşturma aşamasında kimliği tespit edilemeyen iki kişi olduğunu yönünde çelişkili beyanlarda bulunması, katılanın kendisine silahla vurulmak suretiyle darp edildiği yönündeki beyanı karşısında herhangi bir darp raporunun bulunmaması, sanıkla katılanın para çekmeye beraber gittiklerinin kamera kayıtlarıyla tespit edildiği, katılanın bankadayken herhangi bir yardım talebinde bulunmadığı, sanığın katılandan parayı aldıktan sonra katılanı otobüse bindirerek gönderdiği, katılanın da aşamalardaki beyanlarında bunu doğruladığı hususları bir arada değerlendirildiğinde, katılanın çelişkili ve soyut beyanları karşısında şüpheden sanık yararlanır ilkesinin bir gereği olarak beraat hükmü verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
III. KARAR A. Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçundan Verilen Karar Yönünden Her ne kadar sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunu işlediğine dair delil yok ise de hükmolunan cezanın miktarı ve türü gözetildiğinde, kesin nitelikli olduğu ve bu husustan Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcılığınca itiraz yasa yoluna gidilebileceği, 5271 sayılı Kanun'un 286/2-a maddesi uyarınca, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararlarının temyizi mümkün olmadığından, sanık müdafinin temyiz isteminin 5271 sayılı Kanun'un 298. maddesi uyarınca Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle REDDİNE,
B. Nitelikli Yağma Suçundan Verilen Karar Yönünden Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, diğer yönleri incelenmeyen Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Nevşehir 2. Ağır Ceza Mahkemesine Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,07.05.2026 tarihinde karar verildi.