Yargıtay · 6. Ceza Dairesi

Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2024/6043 E. 2026/4204 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
6. Ceza Dairesi
Esas No
2024/6043
Karar No
2026/4204
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/265 E., 2024/1257 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, hakaret HÜKÜMLER : Esastan ret TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, Onama

Sanık hakkında hakaret suçundan kurulan hükmün kesin nitelikte olduğu belirlenmiştir. Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk Derece Kırklareli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 05.12.2022 tarihli ve 2022/235 Esas, 2022/565 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında nitelikli yağma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 149/1-a-d-h 53. maddeleri uyarınca 12 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, 125/1-4, 43/2, 53, 62, 58. maddeleri uyarınca 3 ay 3 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

B. İstinaf İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, 07.05.2024 tarihli ve 2023/265 Esas, 2024/1257 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun esastan reddine, karar verilmiştir.

II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Sanık Müdafiinin Temyiz Sebepleri ; Müvekkilinin müsnet suçları işlediğine dair cezalandırılmasına yeterli delilin bulunmadığı, beraatine karar verilmesinin gerektiği, müvekkilinin lehine olan hükümlerin uygulanmadığı, eksik inceleme sonucunda mahkûmiyet kararı verildiği, kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 günlü ve 2013/678-2014/98 sayılı Kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Kanun'un 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir.

Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir.

Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ıspatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ıspat şartı aranmamaktadır.

Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar, yazışmalar vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir.

Ayrıca "şüpheden sanık yararlanır kuralı" ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikâyetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır.

Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Yasa'nın 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ıspat şartı aranmamalıdır.

Alacağın varlığına inanarak ve bu hakkı elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Yasa'nın 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. ( Benzer görüşler için bkz. Nur Centel- Hamide Zafer- Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi age s.5461 )

Ancak kanun metninde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinden kimlerin yararlanabileceği açık açık sayılmamıştır. Kanun metninde açık açık sayılmasa da Yargıtay kimlerin 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinden yararlanabileceğini, kimlerin yararlanamayacağını kararlarıyla belirlemektedir.

Kural olarak borç ilişkisi doğduğu anda alacaklı veya borçlu sıfatı taşımayan kimselerin bu maddeden istifade edemeyeceğini kabul etmektedir. Ancak bu kural sıkı sıkıya uygulandığında ciddi sakıncaları olduğu görülebilmektedir. Çek senet tahsilatçısı veya mafya bağlantı olmadan hatta çoğu zaman hiçbir maddi veya manevi çıkarı olmadan bazen zorunluluk bazen dayanışma adı altında olaya katılan kişilere rastlanılmaktadır. Mesela; yakın akrabalardan biri alacağını almak için borçlu olan kişiye giderken birlikte gitmenin çoğu zaman aile bağları gereği zorunlu olduğu açıktır. Bunun gibi işçi veya ortağı olarak çalıştığı birinin alacağını almaya giderken yanında bulunmama halinde çoğu zaman işten çıkarılma veya ortaklığın bitirilmesi durumları yaşanabilmektedir. Ortaklığın maddi zarara uğraması yani kendi zararları da söz konusu olmaktadır. Ayrıca alacak miktarından çalışan veya ortak doğrudan da etkilenmektedir. Ayrıca hem yakın akrabalar hemde ortak ya da çalışan ile patron arasında ekonomik bağlantı olduğu veya olabileceği de açıktır. Yakın arkadaşlar da dayanışma duygusu ve yakın ilişki nedeniyle çoğu zaman hatıra binaen borçluya birlikte gitmektedirler. Bu nedenlerle bu tür durumlarda birlikte hareket etmek zorunluluk arz etmektedir. Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun kararları bu doğrultudadır. Bazılarını hatırlayacak olursak;

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 23.05.2017 tarihli 2017/6-91 Esas ve 2017/291 Karar sayılı "... İnceleme dışı sanık Fahrettin ile katılan ... arasında 10... plakalı aracın satışı nedeniyle hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişkinin bulunduğunun sabit olduğu, katılanın, yetkilisi olduğu şirketin vergi borcu nedeniyle haczedilerek elkonulan aracı teslim almasına rağmen Fahrettin'e iade etmemesi üzerine, Fahrettin'in hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsili amacıyla yağma eylemini gerçekleştirdiği, sanık ...'in ise yanında çalıştığı Fahrettin'in katılan ...'dan olan alacağını tahsil etmek için adı geçen sanıkla birlikte hareket ederek yağma eylemine iştirak ettiği, bu nedenle sanık ... hakkında da Türk Ceza Kanunu'nun 150/1. maddesinin uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. ..." şeklindeki kararında çalışanın 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddeden yararlanacağına verilmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunu'nun 14.01.2020 tarihli ve 2017/6-204 Esas, 2020/5 Karar sayılı "...Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 10.12.2013 tarihli ve 452-612 sayılı kararında kardeşinin hukuki alacağını tahsil amacıyla yağma eylemine katılan sanığın; 23.05.2017 tarihli ve 91-291 sayılı kararında yanında çalıştığı failin hukuki alacağa dayanan yağma suçuna iştirak eden iş yeri arkadaşının da 5237 sayılı Kanun'un 150. maddesindeki düzenlemeden yararlanacağına karar verirken akrabalık ve geleneksel yakınlık ilişkilerini gözetmiştir..." , " şikâyetçi ...’nın 03.04.2009 tarihinde üzerine kayıtlı dubleks evi sanık ...’ın eşinin üzerine devrettiği olayda; ...’ün hukuki alacağını tahsil etmek amacıyla katılanlara karşı yağma eylemini gerçekleştirdiği sırada muhasebe müdürü olarak on bir yıl yanında çalışmış olan sanık ...’ın da onunla birlikte hareket ederek yağma eylemine iştirak ettiği, bu nedenle sanık ... hakkında da 5237 sayılı Kanun'un 150. maddesinin 1. fıkrasının uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. " şeklindeki kararında çalışanın 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddeden yararlanacağına karar verilmiştir.

Somut olaya gelince; 30.05.2022 tarihinde Kakava şenlikleri için Kırklareli'nde bulunan katılanlar ... ve ... ile birlikte tanıklar ..., ..., ... ve ... ile beraber sanığın sahibi olduğu otelde konakladıkları, 05.06.2022 tarihinde sanığın tanıklara hitaben para istemi üzerine tanık ...'un haber vermesi üzerine saat 03.00 sıralarında katılanların otele geldikleri pos cihazı ile ödeme yaptıkları ancak hesaba geçmediği bahane edilerek sanığın, katılanların bulunduğu odaya elinde bıçak ile gittiği ve katılanlara hitaben " benim paramı vereceksiniz orospu çocukları, çoluğunuzu çocuğunuz sikerim" diyerek tehdit ettiği, akabinde katılanlar ile yanında bulunan tanıkların bavullarını topladıklarını aşağıya indiklerinde sanığa bu kez nakit olarak ödeme yaptıkları, paraları alırken yine katılanlara bıçak çektiği olayda sanık ile katılanlar arasında otel ücreti sebebiyle tartışma çıktığı anlaşılmakla eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesinde düzenlenen alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmadığının karar yerinde tartışılarak hüküm kurulması gerekirken yazılı şeklide karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.

III. KARAR A-Sanık Hakkında Hakaret Suçundan Kurulan Mahkûmiyet Hükmüne Yönelik Sanık Müdafiinin Temyiz Başvurusunun İncelenmesinde; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286/2-a. maddesinde yer verilen “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286/3. maddesi kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, sanık müdafiinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle REDDİNE,

B-Sanık Hakkında Nitelikli Yağma Suçlarından Kurulan Mahkumiyet Hükümlerine Yönelik Sanık Müdafiinin Temyiz Başvurusunun İncelenmesinde;

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin kararında, sanık müdafii tarafından temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesi gereği, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1 maddesi uyarınca Kırklareli 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilamının bir örneğinin ise istanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,13.05.2026 tarihinde karar verildi.

Atıf: Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2024/6043, K. 2026/4204, T. 13.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-6-ceza-dairesi-2024-6043-e-2026-4204-k-0c330fdb319d