Yargıtay · 5. Hukuk Dairesi
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2025/10159 E. 2026/3344 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 5. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/10159
- Karar No
- 2026/3344
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/4531 Esas, 2025/614 Karar KARAR : Yeniden esas hakkında verilen karar İLK DERECE MAHKEMESİ : Diyarbakır 5. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/690 Esas, 2024/367 Karar
Taraflar arasındaki 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 41 inci maddesi gereği taşınmaz yüzölçümünün azalması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 inci maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkin davada yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekilince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı üzerine yeniden yargılama yapan İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı Hazine vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararın kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerin Diyarbakır ili, ... ilçesi, ... Köyü 6 parsel sayılı taşınmaza kadastroya ve satın almaya dayalı olarak mülkiyet sahibi olduklarını, taşınmazın 17.04.2010 tarihinde teknik hatalar düzeltme formu ile düzeltildiğini, düzeltme öncesi taşınmazın alanının 1.310.750 m² iken düzeltme sonrası toplam alanın 309.936,86 m²ye düşürüldüğünü, taşınmazın yüzölçümünün 3402 sayılı Kanun'un 41 inci maddesi gereği yapılan düzeltme ile azaldığından uğramış olduğu zararın ve dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; zamanaşımı, kesin hüküm ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın davacı ... yönünden reddine, diğer davacılar yönünden kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle;Mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararın eksik inceleme neticesinde verilmiş olup dosya kapsamına, usul ve kanuna aykırı olduğunu, talebin zamanaşımına uğradığını, parsellerdeki azalma nedeniyle Hazine lehine bir artış söz konusu olmadığından davacının müvekkil idareye dava yöneltmesinde hukukî menfaati olmayacağını, dolayısıyla davanın husumetten reddine karar verilmesi gerektiğini, 3402 sayılı Kanun'un 41 inci maddesine göre yapılan düzeltmelerde komşu parseller lehine bir artma söz konusu ise davanın Hazineye değil ilgili parsel maliklerine yöneltilmesi gerektiğini, Yargıtay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da belirtildiği üzere 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca tapu sicilinin tutulmasından doğan tüm zararlardan Devletin sorumluluğunun sınırsız olmadığını, davacının satın aldığı taşınmazın kaç metrekare olduğunu kullanıldığı zeminin durumundan, taşınmazın çap örneğinden her zaman bilebilecek durumda olduğunu, davacının taşınmazın yüzölçümünü maddi hataya dayalı olarak yanlış olması nedeni ile fazla bedel ödediğini ileri sürerek, devletin sorumlu tutamayacağını, keza davaya konu parsellerdeki farkın çok fazla olup, davacıların söz konusu fahiş farkı bilmemesinin mümkün olmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte söz konusu parsellerdeki fark hususunda davacıların müterafik kusuru bulunduğunu, yetersiz bilirkişi raporuyla hüküm kurulduğunu, dava ve ıslah tarihi itibarıyla alacağın zamanaşımına uğradığını, davacıların fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadan dava açtıklarını, yüksek miktarda tazminata hükmedildiğini, tazminat hukuka aykırı olduğunu ve kabul etmediklerini, kapitalizasyon faiz oranının %5 alınmasını kabul etmediklerini, faiz oranının %5 alındığından taşınmazın değerinin yüksek hesaplandığını, objektif değer artışı olmamasına rağmen %50 alınmasını kabul etmediklerini, dekara verimlerin ortalama olarak alınması gerektiğini, taraflara ayrı ayrı vekâlet ücretine hükmedilmesinin de kanuna aykırı olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tapu kaydının iptali veya 3402 sayılı Kanun'dan kaynaklı tapu kaydındaki yüzölçüm düzeltilmesi nedeniyle 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesine dayalı tazminat davalarında tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse, tazminatın miktarının da o kadar olması gerektiği, yüzölçüm düzeltilmesi nedeniyle 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesine dayalı olarak açılan davalarda gerçek zararı, zarar görenin taşınmazı edinmek için malvarlığında oluşan eksilmeyi, başka bir ifade ile tapu kaydına güvenilerek metrekare birim fiyatı üzerinden satıcıya ödemek durumunda kaldığı bedeli kapsadığı ve somut olayda, dava dilekçesi incelendiğinde davacılar vekilinin fazlaya dair haklarını saklı tuttuğuna dair dava dilekçesinde herhangi bir beyan bulunmadığı, yine dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığına dair bir beyan bulunmadığı anlaşılmakla açılan davanın tam dava olarak açıldığı gözetilmeden ıslah edilen kısım yönünden davalının itirazları da değerlendirilmeden kabul kararı verilmesi yerinde olmadığı, öte yandan dosya kapsamından; davaya konu taşınmazın 24.01.1977 tarihinde tapu kaydının oluştuğu , o tarihten bu yana taşınmazın fiilen kullanım sınırlarının değişmediği, taşınmazın baştan itibaren 309.936,86 m²lik yüzölçümüne sahip olduğu, davacıların 1.310.750,00 m² yüz ölçümünün çok daha geniş bir alanı kapsayacağını ve dava konusu taşınmazın bu büyüklükte bulunmasının olanaklı olmadığını, 1.310.750,00 m²lik yüzölçümü ile 309.936,86 m²lik yüzölçümü farkını bilebilecek durumda oldukları anlaşılmakla davacıların satın aldığı taşınmazda bu kadar büyük bir hataya düştüğü inandırıcı bulunmadığı gibi 4721 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca "durumun gereğine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimsenin iyi niyet iddiasında bulunamaz" hükmü ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.02.2025 tarihli ve 2023/5-16 Esas, 2025/36 Karar sayılı kararı karşısında davacıların iyi niyetli olduğunun kabulü mümkün görünmediğinden davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi yerinde olmadığından davalı Hazine vekilinin istinaf taleplerinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle;3402 sayılı Kanun'un 41 inci maddesi gereğince tebliğ tarihinden itibaren 30 günlük süre geçirildikten sonra 17.06.2019 tarihinde iş bu davayı açtıklarını düzeltmenin kesinleşme tarihinin 07.03.2019 olarak kabulü gerektiğini davaya konu taşınmazın ... tarla vasfıyla 1.310.750,00 m² yüzölçümü ile kadastro tespiti görerek, dava dışı kişiler (... ..., ... ..., ..., ... ...) adına kadastro tespitinin 22.12.1976 yılında yapıldığı, davacıların dava konusu taşınmazda pay iktisap ettiği resmî senet incelendiğinde, ... Tapu Sicil Müdürlüğü'nün 04.09.2009 tarihli ve 2855 yevmiye numaralı satış işlemi ile davacı ... tarafından 23/216 hissenin ...'ya, 23/216 hissenin ...'ya, 23/216 hissenin ...'ya, 23/216 hissenin ...'ya, 23/216 hissenin ... ...'ya satışlarının yapıldığı, 07.08.2001 tarihli ve 3469 yevmiye numaralı satış işlemi ile davacı ...'nun taşınmazı edindiği, tüm satış senetlerinde taşınmazın yüzölçümünün 1.310.750,00 m² olarak yazılı olduğu, taşınmazın 3083 sayılı kanun kapsamında 08.04.2014 tarihli ve 1446 yevmiye nolu işlem ile toplulaştırma işlemi gördüğü toplulaştırma sonucu 1 02... parsel, 1 32... parsel, 1 51... parsel ve 1 52... parsel numaralarını aldığı, zeminde fiili olarak kök 6 parsel 1 51... parsel ve 1 52... parsele ayrıldığının anlaşıldığı, tapu işlemlerinin, kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak, birbirini takip eden sıralı işlemler olduğu, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, kadastro kayıtlarından kaynaklanan hatalardan da 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi anlamında Devletin sorumlu olduğu; dava konusu kök 6 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespiti esnasındaki tespite esas krokisinde dahi taşınmazının sınırının halihazırdaki sınırı ile aynı olduğu, sınırlarının zeminde sabit olduğu anlaşılan davacıların hissedar olduğu parselin yüzölçümünün kadastro sırasında fazla miktarlı olarak tespit edilip, bu haliyle tapuya tescil edilmesi ve sonrasında bu hatalı işlemin düzeltilmesi ile davacının tapulu parselinin yüzölçümünün, parseli satın aldığı tarihe göre azaldığının anlaşıldığı, şu hale göre davacıların zararının oluştuğu, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 24.05.2019 tarihli ve 2017/8 Esas, 2019/3 Karar sayılı kararına göre de bir miktar para alacağının faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesinin talep edildiği kısmî davada, dava konusu miktarın kısmî ıslahla faiz talebi belirtilmeksizin artırılması halinde, artırılan miktar bakımından dava dilekçesindeki faiz talebine bağlı olarak faize hükmedileceğine karar verildiği, somut olayda, davacıların 17.06.2019 tarihli dava dilekçesinde talep edilen tazminatlar için faiz talebinde bulunulmadığı, kısmen ıslaha ilişkin verilen 23.05.2024 tarihli dilekçe ile ise her bir davacı yönünden talep edilen tazminat miktarlarının artırıldığı ve dava dilekçesinde talep edilen tazminatlar ile ıslah ile artırılan tazminat miktarlarını da kapsayacak şekilde tazminat alacaklarına alacağın doğum tarihlerinden itibaren faiz işletilmesinin talep edildiği, yukarında yapılan açıklamalar doğrultunda kısmi ıslah suretiyle tazminat alacaklarına uygulanması istenen faizin ancak ıslah dilekçesi ile arttırılan miktar için ve ıslah tarihinden sonrası için hüküm ve sonuç doğuracağı gözetilerek tazminat istemine ıslah tarihinden itibaren faize hükmedildiğinden kararın hukuka aykırı olduğu dava niteliği gereği belirsiz alacak davası olup ıslahın mümkün olduğu, kötü niyet iddiası ispatlanmadığından en azından dava dilekçesinde belirlenen ilk değer üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
2. Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde özetle; vekâlet ücretinin nispi olarak takdir edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukukî Nitelendirme Uyuşmazlık, 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir.
2Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371 inci maddesi ile 369 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Dava konusu Diyarbakır ili, ... ilçesi, ... Köyü 6 parsel sayılı 1.310.750 m² yüzölçümlü davaya konu taşınmazın 24.01.1977 tarihinde tapu kaydının oluştuğu davacıların intikalen ve satın almaya dayalı olarak mülkiyet sahibi olduklarını, 20 01... yıllarında hisse satın aldığı, Tapu Müdürlüğünün 19.07.2010 tarihli teknik hatalar formu ile 3402 sayılı Kanun'un 41 inci maddesi gereğince teknik hataların düzeltildiği ve taşınmazın 309.936,86 m² olarak tescil edildiği, düzeltme işleminin 21.09.2012 tarihinde kesinleştiği alınan raporlara göre yüzölçüm farkının yazım hatasından kaynaklandığı, eldeki davanın ise 17.06.2019 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
3. Davaya konu taşınmazın 24.01.1977 tarihinde kadastro tespitinin kesinleştiği, o tarihten bu yana taşınmazın fiilen kullanım sınırlarının değişmediği, taşınmazın baştan itibaren 309.936,86 m²lik yüzölçümüne sahip olduğu, davacıların 1.310.750,00 m² yüz ölçümünün çok daha geniş bir alanı kapsayacağını ve dava konusu taşınmazın bu büyüklükte bulunmasının olanaklı olmadığını, bilebilecek durumda oldukları anlaşılmakla davacıların satın aldığı taşınmazda bu kadar büyük bir hataya düştüğü inandırıcı bulunmadığı gibi 4721 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca "durumun gereğine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimsenin iyi niyet iddiasında bulunamaz" hükmü ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.02.2025 tarihli ve 2023/5-16 Esas, 2025/36 Karar sayılı kararı karşısında davacıların iyi niyetli olduğunun kabulü mümkün görünmediğinden davanın reddine karar verilmesi yerindedir
4.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13 nci maddesinin dördüncü bendine göre yazılı şekilde vekâlet ücretine hükmedilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
5.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukukî ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Davalı Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, davacılardan peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydedilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.