Yargıtay · 5. Hukuk Dairesi
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2024/14006 E. 2025/10696 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 5. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/14006
- Karar No
- 2025/10696
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi SAYISI: 2023/2182 Esas, 2024/2444 Karar KARAR: Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ: Çerkezköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI: 2020/440 Esas, 2023/102 Karar Taraflar arasındaki mülkiyeti asıl ve birleşen dava davacılarına ait taşınmazın, kesinleşen orman tahdit sınırları içinde kalması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın davalı Hazine yönünden ayrı ayrı reddine, asıl ve birleşen davanın davalı ... Genel Müdürlüğü yönünden ayrı ayrı pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. Kararın asıl ve birleştirilen dava davacıları vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleştirilen dava davacıları vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilerek, Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Asıl ve birleştirilen dava davacıları vekili dava dilekçesinde özetle; dava konusu Tekirdağ ili, Çerkezköy ilçesi, ... Mahallesi 97 ada 29 parsel sayılı taşınmazda asıl ve birleşen dava davacılarının hissedar olduğunu, taşınmaza konulan orman şerhi nedeniyle taşınmaza haksız olarak el atıldığını bu nedenlerle şimdilik 10.000,00 TL tazminatın davalılardan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; taşınmazın davacı adına kayıtlı olduğunu, tapu kaydının iptal edilmediğini, tazminat şartlarının oluşmadığını bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı ... Genel Müdürlüğü vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın Hazineye karşı açılması gerektiğini, ... Genel Müdürlüğüne husumet yöneltilemeyeceğini bu nedenlerle davanın husumet yokluğundan reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl ve birleştirilen davanın davalı Hazine yönünden ayrı ayrı reddine, asıl ve birleştirilen davanın davalı ... Genel Müdürlüğü yönünden ayrı ayrı pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleştirilen dava davacıları vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Asıl dava davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; orman şerhinin satışı etkileyen nitelikte bir şerh olmadığını, dolayısıyla mülkiyet hakkının korunması gerektiğini, davalı idarenin şerhten itibaren 5 sene dava açmayarak pasif kalması, mülkiyet hakkına yönelik müdahale niteliğinde olduğunu, bu durumda idarenin kamulaştırmasız el atmadan kaynaklı sorumlu olduğunu, davalı idarenin tapulu taşınmaza orman şerhi koyarak taşınmazı kullanamaz hale getirdiğini, dolayısıyla Anayasa ile korunan mülkiyet hakkının içini boşalttığını, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay'ın dava konusu meseleye ilişkin vermiş olduğu kararlarda mülkiyet hakkının ihlal edildiği olgusunu kabul ettiğini, iş bu davanın açılmasına, zamanından tapu iptal tescil davası açmayan davalı idarenin sebebiyet verdiğini, dava konusu taşınmazın, ''tamamen ormandır'' şerhinden önce satın aldığını belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur. 2.Birleştirilen dava davacısı vekili istinaf dilekçesinde özetle; orman şerhinin satışı etkileyen nitelikte bir şerh olmadığını, dolayısıyla mülkiyet hakkının korunması gerektiğini, davalı idarenin şerhten itibaren 5 sene dava açmayarak pasif kalması, mülkiyet hakkına yönelik müdahale niteliğinde olduğunu, bu durumda idarenin kamulaştırmasız el atmadan kaynaklı sorumlu olduğunu, davalı idarenin tapulu taşınmaza orman şerhi koyarak taşınmazı kullanamaz hale getirdiğini, dolayısıyla Anayasa ile korunan mülkiyet hakkının içini boşalttığını, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay'ın dava konusu meseleye ilişkin vermiş olduğu kararlarda mülkiyet hakkının ihlal edildiği olgusunu kabul ettiğini, iş bu davanın açılmasına, zamanından tapu iptal tescil davası açmayan davalı idarenin sebebiyet verdiğini ileri sürerek istinaf başvurusunda bulunmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda, taşınmazdaki orman şerhi aleniyeti nedeniyle, davacılardan ...'in, taşınmazın tamamının orman olduğunu bilerek satın alma işlemini geçekleştirdiği, diğer davacının ise taşınmazın ne kadarlık kısmının orman olduğunu bilmemekle birlikte bir kısmının orman olduğunu bilerek satın alma işlemini yaptığı, bu durumda, davacıların özel mülkiyete konu olamayacak nitelikte esasen orman olan bir taşınmazı iktisaplarında, ağır kusurlu olmaları nedeniyle, tazminata müstehak olmadıkları, kaldı ki, taşınmazdaki orman şerhi nedeniyle taşınmazın tapusunun ileride iptal edilebileceğini öngörmesi gereken, yani durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen davacılar iyi niyet iddiasında bulunamayacakları gibi, bu şerhe dayalı olarak taşınmazı satın alan davacıların tazminat talebinde bulunmalarının dürüstlük kuralına uygun olmadığı, bu sonucun doğabilmesi için taşınmazın iktisap anında kısmen orman şerhinin bulunmasının yeterli olduğu, giderek her iki davacının tazminat taleplerinin hukuken himaye görmeyeceği nazara alındığında, davanın reddine karar verilmiş olmasında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle asıl ve birleştirilen dava davacı vekilleri istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleştirilen dava davacıları vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Asıl ve birleşen dava davacıları vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki itirazlarını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukukî Nitelendirme Uyuşmazlık, 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir. 2. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 3. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukukî nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre birleştirilen dava davacısı yönünden tüm asıl dava davacısı yönünden aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 4. Dava konusu Tekirdağ ili, Çerkezköy ilçesi, ... Mahallesi 97 ada 29 parsel sayılı taşınmazın hissedarı olan asıl dava davacısı tarafından 06.04.2018 tarihinde satın alındığı, tapu kaydında 15.09.2008 tarihli kısmen Devlet ormanı sınırları içerisinde olduğuna dair şerhin bulunduğu daha sonra taşınmazın tamamının 26.09.2018 tarihinde orman alanında kaldığı anlaşıldığından asıl dava davacısının dava konusu taşınmazı satın aldığı tarihten sonra orman sınırları içerisine alınan bölüm belirlenerek bu kısma ilişkin bedeline hükmedilmesi gerekirken davanın tümden reddine yönelik hüküm kurulması doğru değildir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Birleştirilen dava davacısı vekilinin temyiz itirazlarının reddine, asıl dava davacısı vekilinin temyiz itirazlarının kısmen kabulüne, 2.Asıl dava davacısı vekilinin temyiz isteminin kısmen kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesinin kararının BOZULMASINA, Davacı ...'dan peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine, davacı ...'den peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydedilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 07.07.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Dava ve birleştirilen dava, tapu kaydında mevcut orman şerhi nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı TMK'nın 1007 nci maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece davacıların tapu kaydındaki “orman tahdit ve sınırları içerisindedir.” şerhini görerek satın aldığından bahisle kötü niyetli sayılarak davanın reddi yönünde verilen kararın, davanın kısmen kabulü gerektiği yönündeki bozma kararına açıklayacağım nedenlerle katılmamaktayım. TMK’nın 1007 nci maddesinde tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devletin sorumlu olacağı hükme bağlanmıştır. Bu sorumluluğun nitelik itibarıyla kusursuz sorumluluk olduğu hususu gerek öğretide gerekse Yargıtay kararlarında kabul edilmektedir. Sicillerin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden Devlet, gerçeğe aykırı ve dayanaksız olarak tutulmuş olan kayıtlar nedeniyle doğan zararları da ödemekle yükümlüdür. Tapu işlemleri, kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan, tapu kütüğünün oluşumu aşamalarında kadastro işlemleri ile tapu işlemlerinin bir bütün oluşturduğu kuşkusuzdur. TMK’nın 1007 nci maddesinde kabul edilen sorumluluğun doğabilmesinin ilk şartı, Tapu Sicil Tüzüğü'nün 7 nci maddesinde sayılan ana ve yardımcı sicillerin Devlet tarafından tutulması için gerekli bir eylem veya işlemin bulunmasıdır. Bildirim yükümlülükleri, sicilin tutulmasına ilişkin araçların korunması, saklanması, kayıtların yazımından önce gerekli araştırmaların yapılması, siciller ile ilgili örneklerin ilgilisine verilmesi, sicildeki bilgilerin eksik ya da yanlış çıkartılması gibi hususlar da tapu sicilinin tutulması kavramı içine girmektedir. Devletin sorumluluğundan söz edebilmek için bu kayıtların tutulması sırasında bir hatanın mevcut olması veya gerçeğe aykırı bir sicilin tutulmuş olması gerekir. Tapu sicilinin tutulması nedeniyle Devletin sorumlu tutulabilmesinin ikinci şartı, bir zararın oluşmasıdır. Zarar tehlikesi var olmakla birlikte henüz zarar doğmamış ve zararın başka türlü önlenmesi imkânı var ise aynî hakkını kaybeden veya aynî hakkı sınırlandırılan kişi, tapu kaydının düzeltilmesi davası ile ya da tapu memurunun idari bir işlemi ile hakkına kavuşabilecekse zararın doğduğundan söz edilemez. Zararın varlığının kesin olarak anlaşıldığı hallerde Devletin sorumluluğundan söz edilebilecektir. TMK’nın 1007 nci maddesine göre Devletin sorumluluğunun doğabilmesi için gereken bir diğer şart, meydana gelen zarar ile tapu sicilinin tutulması arasında illiyet bağının bulunması, ayrıca zarar görenin bu illiyet bağını kesecek derecede bir kusurunun bulunmamasıdır. Eğer zarar görenin bir kusuru var ve bu kusur illiyet bağını kesecek yoğunlukta ise Devletin sorumluluğundan söz edilemeyecektir. Bu nedenle somut olayda davacıların tapu kaydındaki “orman tahdit ve sınırları içerisindedir.” şerhine rağmen taşınmazı satın almasında davacıya bir kusur yüklenebilecek mi, davacı kötü niyetli sayılabilecek mi, davacı kötü niyetli sayılacak ise bu kusur illiyet bağını kesecek yoğunlukta mıdır sorularının cevabı önem taşımaktadır. Öncelikle, hatalı olarak verildiği düşünülse dahi Devlet kurumlarınca özel mülkiyete konu edilerek gerçek ve tüzel kişiler adına tesis ve tescil edilen taşınmazlara ait tapu kayıtları kazanılmış hak oluşturacaklarından, hiçbir gerekçe ile “yok hükmünde” veya “geçersiz” sayılamazlar. Tapu kayıtları bedelsiz olarak iptal edilemez. Tapu kayıtlarının iptal edilmesi üzerine açılan bedel (tazminat) davaları reddedilemez. Aksi yöndeki düşünce, Anayasamızın 90'ıncı maddesi ile mülkiyet hakkına ilişkin hükümlerine, hukuk devletinin güvenilirliği ve devamlılığı ilkesine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (1) No.lu Protokolünün 1'inci maddesine açıkça aykırılık teşkil eder. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre bir taşınmazın orman veya kıyı kenar çizgisi ya da başka bir kamu alanında olduğu gerekçesiyle tapusunun iptal edilmesi, hukuken öngörülebilir olup kamu alanlarının korunmasına yönelik kamu yararına dayalı meşru bir amaç da içermektedir. Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, mülkiyet tespitine ilişkin hukuki hatalar nedeniyle tapuların iptal edilerek kişilerin mülkiyetlerinden yoksun bırakıldıkları başvurular bakımından istikrarlı olarak hiçbir tazminat ödenmemesini haklı gösterecek herhangi bir istisnai durum da bulunmadığı halde bir tazminat ödenmeksizin bireylerin tapu kayıtlarının iptal edilmesi şeklindeki mülkiyetten yoksun bırakmaya yol açan müdahalenin, kamunun yararı ile bireylerin hakları arasında olması gereken adil dengeyi bozduğu ve bu müdahalelerin başvurucuları aşırı bir yük altına soktuğu kanaatine vararak başvurucuların mülkiyet haklarının ihlal edildiğine karar vermiştir. (N.A. ve diğerleri/Türkiye, B. No: 37451/97, 11/10/2005, §§ 36-43; Rimer ve diğerleri/Türkiye, B. No: 18257/04, 10/03/2009, §§ 34-41) Tapu sicilinin tutulmasından doğan Devletin sorumluluğu bir kusursuz sorumluluk hali olduğundan, sorumluluğun ortadan kalkması için illiyet bağının kesildiğinin kanıtlanması gerekir. Burada zararın doğduğu anın tespiti illiyet bağının kesilip kesilmemesi yönünden önem arz etmektedir. Zira davacının tapu kaydındaki şerhi görerek ve bilerek taşınmazı satın almasının zararın oluşumuna katkısının bulunup bulunmaması, Devletin sorumluluğunun tespiti açısından önemlidir. Bu değerlendirme şüphesiz her somut olayın kendi şart ve özelliklerine göre yapılmalıdır. Dairemizin çoğunluk görüşüne dayalı kararda, davacının tapu kaydında “orman tahdit ve sınırları içerisindedir” şerhi bulunan ve tapusunun iptal edilme ihtimalini öngörebildiği taşınmazı satın alması nedeniyle tazminat ödenmesini isteyemeyeceği düşüncesiyle kararın bozulması gerektiği kabul edilmiştir. Böyle bir kabul, Devletin hatalı kayıt oluşturmasından kaynaklı sorumluluğu ile taşınmazın orman şerhinin bilinerek satın alınması olgusu arasında, bu kusursuz sorumluluğu bertaraf edecek nasıl bir bağlantı olduğunu izah etmeye yetecek dayanaktan yoksundur. Zira orman şerhini içerse de alım-satıma engel bir açıklama, tedbir kararı, vs. bulunmayan tapu kaydına güvenerek bulunduğu hâl üzere taşınmazı satın alan kişinin tapusunun kamu yararına dayalı meşru bir amaçla da olsa bedelsiz iptali ile tüm zararın davacıya yüklenmesi, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki adil dengenin hatalı işlem yapan idare lehine bozulması sonucunu doğurur. Davacının orman şerhli bir taşınmazı satın almış olması Anayasa’nın 35 inci maddesindeki güvenceleri ortadan kaldırmaz. Salt “orman” şerhli bir taşınmazın satın alınması, ilgili idarenin tapu sicilini gecikmeksizin, doğru ve eksiksiz oluşturma sorumluluğunun ihlalini mazur göstermeye yetmemelidir. Bir taşınmazın orman tahdidi içinde kalmış olması ve bu hususun kesinleşmesi ile birlikte zarar doğmaktadır. Zarar doğduktan sonra böyle bir taşınmazı satın alan davacının, zararın doğumunda bir katkısının olduğundan söz edilemez. Zira davacı taşınmazı satın almadan evvel zarar oluşmuştur. Şayet önceki malikin talep hakkının bulunmadığı bir durumda, yeni malik talep hakkı elde edecek olsa ve devir sırf bu amaçla yapılmış olsaydı, davacının eyleminin illiyet bağının kesilmesine neden olduğu kabul edilebilirdi. Zira burada zarar görenin bu eylemi zararın meydana gelmesinin sebebi olarak ortaya çıkmış olacaktı. Zarar görenin eyleminin zararın ortaya çıkmasının bir sebebi halini almadığı durumlarda illiyet bağının kesildiğinden bahsedilemez. Çünkü zarar ve sorumluluk zaten doğmuştur. Somut olayda davacı ... tahdit sınırları içerisinde bulunan taşınmazı için eldeki davayı açmış, mahkemece dava ret edilmiş, karara yönelik istinaf talepleri bölge adliye mahkemesince esastan reddedilmiştir. Orman şerhli taşınmazdaki eski malik açısından var olabilecek bir hak, kötü niyetli olduğu ispatlanamamış yeni malik için de şüphesiz geçerli sayılmalıdır. Davacının, illiyet bağını kesebilecek yoğunlukta kötü niyetli olduğuna dair herhangi bir tespit dosya kapsamında yapılamamıştır. Bir kimsenin iyiniyetli olmadığına dair şüphe, kötü niyet ispatlanamadığı müddetçe nedensellik bağını kopartacak boyutta ve mülkiyet hakkı gibi ... bir anayasal hakkın ihlali için yeter düzeyde kabul edilemez. (Bkz. aynı anlamda, Anayasa Mahkemesi, B. No:2019/4977, 24.11.2021) Yukarda açıklamış olduğum nedenlerden dolayı davaların, asıl dava davacısının ve birleştirilen dava davacısının tüm talepleri yönünden kabulü gerektiğini düşündüğümden, sayın çoğunluğun bozma dışında kalan kısım yönünden temyiz taleplerinin reddi görüşüne katılmıyorum.