Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/7861 E. 2023/12221 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/7861
Karar No
2023/12221
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/229 E., 2023/236 K. HÜKÜM/KARAR : Davanın davalı ... yönünden pasif husumet yokluğundan, diğer davalılar yönünden esastan reddi Taraflar arasındaki 6098 sayılı TBK'nın 19 uncu maddesine dayalı muvazaalı işlemin iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece kararın bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın davalı ... yönünden pasif husumet yokluğundan, diğer davalılar yönünden esastan reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalılardan Aker Boya Kimya San. ve Tic. Ltd. Şti'nde sigortalı olarak çalıştığını, 10.08.2012 tarihinde tazminatlı olarak işine son verildiğini, başka çalışanların da aynı zamanda işten çıkarıldığını, ancak davacının kıdem ve ihbar tazminatı ile hak edişlerinin bir kısmının ödenmediğini, şirketin biriken borçları ve işçilerinin alacaklarından kurtulmak için şirkete ait Tuzla İlçesi, Boya ve Vernik Organize Sanayi Bölgesinde yer alan 6617 ada, 10 sayılı parselde kayıtlı taşınmazın 25.07.2012 tarihinde muvazaalı olarak diğer davalı ...'ya satış suretiyle devredildiğini belirterek devrin muvazaalı olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiş; 13.03.2023 tarihli dilekçesi ile 02.07.2013 tarihinde taşınmazın devredildiği Norm Tek İnşaat Tic. ve San. Ltd. Şti.'nin davaya dahil edilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Aker Boya Kimya San. ve Tic. Ltd. Şti. ile ... vekili cevap dilekçesinde; ...'e husumet yöneltilemeyeceğini, davacının davalı Aker Boya Ltd. Şti.'nin işçisi olduğunu, davacının alacağı olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacı ile aralarında herhangi bir iş ilişkisi bulunmadığını, davacının alacağından sorumlu olmadıklarını, satışın gerçek olduğunu, muvazaanın söz konusu olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. Dahili davalı Norm Tek İnşaat Tic. ve San. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin taşınmazı banka kredisi ile aldığını, on yıldır üretim tesisi olarak kullandığını, davanın dördüncü kişi olan müvekkili şirkete yöneltilemeyeceğini, resmi satış işlemi öncesi davalı ...'ye ön ödeme yapmalarının kötüniyetli olarak değerlendirilemeyeceğini, muvazaa bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 22.09.2015 tarihli ve 2014/322 Esas, 2015/300 Karar sayılı kararıyla; davanın muvazaanın tespiti davası olduğu, davacının tespit davası değil muvazaa nedeniyle tasarrufun iptali davası açması gerektiği, bu nedenle davacının bu davayı açmakta hukuki ve korunmaya değer bir yararının bulunmadığı, taşınmaz satışının davacının iş akdinin feshinden önce gerçekleştiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Dairenin 22.02.2021 tarihli ve 2020/3808 Esas, 2021/750 Karar sayılı ilamıyla; "...Dosyanın incelemesinde; davacının işçilik alacaklarının tahsili talebinin yanı sıra davalı işveren şirkete ait Boya ve Vernik Organize Sanayi Bölgesi, 6617 ada, 10 parselde kayıtlı taşınmazın diğer davalı ...'ya devrinin muvazaalı olduğunun tespitini talep ettiği, bu doğrultuda davasını İş Mahkemeleri nezdinde açtığı, İstanbul Anadolu 22. İş Mahkemesi’nin 2013/1289 Esas 2014/147 Karar sayılı kararı ile muvazaalı işlemin tespiti talebi yönünden genel mahkemelerin görevli olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verildiği ve bu görevsizlik kararı üzerine dosyanın eldeki esasa kaydının yapıldığı anlaşılmaktadır. Yine davacının işçilik alacaklarına ilişkin talepleri yönünden ise, davanın kısmen kubulüne dair İstanbul Anadolu 22. İş Mahkemesi 2013/746 Esas 2014/431 karar sayılı 17.06.2014 tarihli kararının Yargıtay incelemesinden geçerek 15/06/2015 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Gerek İİK'nun 277 maddesine göre açılan tasarrufun iptali davalarında gerekse BK'nun 19 uncu maddesine dayalı olarak açılan danışıklı işlemin iptaline ilişkin davada, asıl amaç alacağın tahsilini sağlamaktır. Nitekim tasarrufun iptali davalarında İİK'nın 283/1. maddesi doğrudan BK'na göre açılan davalarda kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacıya haciz ve satış isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerektiği Dairemizin ve Yargıtay'ın yerleşmiş görüşleri arasındadır. Öte yandan muvazaalı işlemin tespiti aslında muvazaaya dayalı işlemin iptalini de kapsamaktadır. Davacı vekili, dava dilekçesinde ve yargılama aşamalarında davalı Aker Boya Kimya San. ve Tic. Ltd. Şti ile diğer davalı ... arasındaki taşınmaz devrinin muvazaalı olduğunun tespitini istediğini belirtmiş ve dava dilekçesi içeriğinden, davanın davacı işçinin davalı işvereni Aker Boya Kimya San. ve Tic. Ltd.Şti.'den işçilik alacağının tahsilini sağlamaya yönelik açıldığı, bu alacağın tahsilini önlemek amacı ile dava konusu edilen taşınmazın muvazaalı olarak diğer davalıya devredildiğinin tespitini istediği, bu tespitteki amacın aslında muvazaalı işlemin iptali ile alacağın tahsilini sağlamak olduğu anlaşılmaktadır. Dosya içeriğinden de anlaşıldığı üzere işçilik alacaklarına ilişkin alacak davasından, muvazaa iddiası tefrik edilerek asliye hukuk mahkemesine gönderildiği anlaşılmaktadır. Olayların hukuksal açıdan değerlendirilmesi ve nitelendirilmesi hakime aittir. Bir uyuşmazlıkta maddi olayın taraflarca yanlış nitelendirilmesi hakimi bağlamaz. Hakim tarafların ileri sürdükleri maddi olay ve netice talepleri ile bağlı olup onların hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir. Mahkemece, bu maddi ve hukuksal olgular dikkate alınarak, davanın, işçilik alacağının tahsiline yönelik BK'nun 19 uncu maddesine dayalı olarak açılan muvazaalı işlemin iptali istemine ilişkin olduğu ve böylece davacının bu davayı açmakta hukuki yararı bulunduğunun kabulü ile davanın esasına girilerek öncelikle davacının, işçilik alacağının kesinleşip kesinleşmediği veya takibe konulup konulmadığı tespit edilerek, alacağın varlığının tespiti halinde ise muvazaa koşullarının bulunup bulunmadığı araştırılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir." gerekçesiyle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında; bozmaya uyularak yapılan yargılamada davacının davalı Aker Boya şirketinde hizmet akdi ile çalışması nedeniyle İstanbul Anadolu 22. İş Mahkemesinin 2013/746 Esas sayılı dosyasında bir kısım işçilik alacakları için dava açtığı, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verildiği, bu ilamın İstanbul Anadolu 17. İcra Müdürlüğünün 2016/12211 sayılı dosyası ile takibe konu edildiği, takibin kesinleştiği, alacağın tahsil edilemediğinin anlaşıldığı, davalı ün sadece borçlu şirketin temsilcisi olması, taşınmazı devralan kişi olmaması nedeniyle bu davalı hakkındaki davanın husumetten reddine karar vermek gerektiği, taşınmazın davalı ... tarafından 25.07.2012 tarihinde davalı borçlu şirketten rayiç değerin altında bir fiyat ile 2.200.000,00 TL'ye satın alındığı, daha sonra bu parselin dava açıldıktan sonra 02.07.2013 tarihinde davalı ... tarafından dördüncü kişi olan dahili davalıya satıldığı, bir başka davacı tarafından İstanbul Anadolu 20. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan 2014/105 Esas, 2015/277 Karar sayılı dosya kapsamına göre; davacının satın alan şirketi davaya dahil ettiği dilekçesinde diğer davalılar hakkındaki davasından vazgeçtiği, davacının davalı ... hakkındaki davasını bedele dönüştürmediği, dahili davalı şirketin davalı ... ile eylem birliği içerisinde olduğuna dair soyut iddiadan başka bir delil ibraz edilmediği, bu şirketin söz konusu taşınmazı bankadan, bedelini ye ödemek suretiyle ve ticari kayıtlarına da işlemek suretiyle satın aldığı ve ticari faaliyetlerini de aynı taşınmazda devam ettirdiği anlaşıldığından dahili davalı dördüncü kişi hakkındaki davanın da reddine karar vermek gerektiği, bu dosyada verilen kararın bozulmasına ilişkin Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2015/16705 Esas sayılı ve 18.12.2018 tarihli ve davacısı farklı olan ve benzer mahiyette sonuca gidildiği anlaşılan bozma kararı dikkate alındığında; davacının davalı ... hakkındaki davasını bedele dönüştürmediği, diğer davalılar hakkındaki davasından vazgeçtiğini belirterek tasarrufun dahili davalı yönünden iptalini istediği, dördüncü kişi dahili davalı şirket ile davalı ... arasında muvazaa olgusunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın davalı Özlem Küçük yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, diğer davalılar yönünden esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davanın tasarrufun iptali davası değil, bozma gerekçesinde de belirtildiği gibi TBK'nın 19 uncu maddesine göre muvazaanın tespit ve iptali davası olduğunu, konusu ve davalıları işbu dava ile aynı olan İstanbul Anadolu 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/110 Esas, 2019/368 Karar sayılı ve 01.10.2019 tarihli kararıyla ilgili sürecin de işbu dava gibi geliştiğini, o davada da eldeki dava gibi Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin aynı gerekçe ile kararı bozduğunu, yerel mahkemenin bozma ilamına uyarak ikinci kez benzer gerekçelerle davanın reddine karar verdiğini, işbu kararı temyiz etmeleri üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2021/1445 Esas, 2021/9436 Karar sayılı ve 30.11.2021 tarihli ilamıyla yerel mahkeme kararının esastan bozulduğunu, eldeki dosyada da Yargıtay 4. Hukuk Dairesince verilen karar doğrultusunda karar verilmesi gerektiğini, davalı Aker Boya şirketi açısından davanın kabulü ya da reddi yönünde bir karar verilmediğini, davalı ...'ün anılan şirketin birinci yetkilisi ve sahibi olduğunu, bu davalı açısından verilen ret kararının hatalı olduğunu, dahili davalı yönünden verilen ret kararının hatalı olduğunu, davalı ...'nin taşınmazı satın alabilecek ekonomik güce sahip olmadığını, mahkeme kararının gerekçesinde yer verilen İstanbul Anadolu 20. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen kararın bu dosyadaki iddia, savunma ve maddi olgular açısından geçerli olup eldeki davaya emsal olamayacağını, zira bu dosyada başka bir şirket tarafından tasarrufun iptali istemli bir dava açıldığını, eldeki davada ise dahili davalı şirketin muvazaalı işlemlerin içerisinde yer aldığının sabit olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; dosya içeriği, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19 uncu maddesine göre muvazaa hukuksal sebebine dayalı olarak davalılar arasındaki taşınmaz devrine ilişkin tasarrufların iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesi delaletiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 19 uncu maddesi. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Davacı vekili, işçilik haklarına ilişkin borcun doğumundan sonra borçlu şirkete ait dava konusu taşınmazın önce 25.07.2012 tarihinde davalı ...’ye, onun tarafından da 02.07.2013 tarihinde davalı Norm-Tek Şirketine satıldığını, satışların mal kaçırma amacı ile yapıldığını ileri sürmüştür. İİK'nın 277 nci maddesine göre açılan tasarrufun iptali davalarında ve TBK'nun 19 uncu maddesine dayalı olarak açılan danışıklı işlemin iptaline ilişkin davada asıl amaç, alacağın tahsilini sağlamaktır. Nitekim tasarrufun iptali davalarında İİK 283/1. maddesi doğrudan TBK'ya göre açılan davalarda kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacıya haciz ve satış isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerektiği Dairemizin ve Yargıtayın yerleşmiş görüşleri arasındadır. Öte yandan muvazaalı işlemin tesbiti aslında muvazaaya dayalı işlemin iptalini de kapsamaktadır. Somut olayda; dava konusu taşınmazın dosyada bulunan bilirkişi raporuna göre davalı ... tarafından borçludan satın aldığı tarih olan 25.07.2012 tarihi itibari ile değerinin 4.691.514,00 TL (emsal dosyalarda alınan bilirkişi raporlarına göre 5.300.000,00 TL) olduğu halde tapuda 2.200.000,00 TL satış bedeli ile devredildiği anlaşılmıştır. Davalı üçüncü kişi 3.500.000,00 TL ipotek bedeli düşüldükten sonra elden 500.000,00 TL verdiğini ileri sürmüş, buna ilişkin bir belge sunulmamıştır. Davalı üçüncü kişinin zabıta araştırmasına göre yetim aylığı aldığı, evinin kira olduğu, otomobilinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Borçlu, ilk satıştan sonra kiracı olarak faaliyetine devam ettiğini belirtmiştir. Diğer davalı Norm Tek firması ise taşınmazı tapudan 02.07.2013 tarihinde satın almasına rağmen, satıştan önce, üçüncü kişiye 28.05.2013 tarihinde 130.000,00 TL, 24.06.2013 tarihinde 777.408,00 TL gibi yüksek rakamlı ödemeler yaptığını belgelemiştir. Borçlu şirketin toplu olarak işçilerini ikinci satıştan önce çıkardığı anlaşılmıştır. 1942 doğumlu ve herhangi bir işi olmayan, yetim aylığı alan davalı ...’un 5.300.000,00 TL değerindeki bir fabrika binasını satın alıp borçlu şirkete kiraya vermesi, daha sonra da dördüncü kişi firmanın 2012 yılı Haziran ayında aldığı ihale nedeni ile acil ihtiyacı olan dava konusu fabrika binası ve depolarını, tapuda satın almadan yaklaşık 2 ay öncesinden başlamak üzere, teminat dahi almadan davalı üçüncü kişiye ödemeler yapması, yaşam deneyimlerine uygun olmadığı gibi yapılan her iki satışın da mal kaçırma amacı ile yapıldığı, muvazaalı olduğu sabittir. Mahkeme kararında, emsal dosyalarda dördüncü kişinin kötü niyetli olmadığı tesbitine dayanılmış ise de her dosya birbirinden bağımsız olup ileri sürülen delil ve belgelere göre değerlendirme yapılacağından, emsal dosyanın sadece delil niteliğinde olduğu da gözetilerek, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. VI. KARAR 1. Değerlendirme bölümünün (1) nolu bendinde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Değerlendirme bölümünün (2) nolu bendinde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz eden davacıya iadesine, Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 20.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/7861, K. 2023/12221, T. 20.11.2023, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2023-7861-e-2023-12221-k-b1ef9ff1b4bd