Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/1716 E. 2023/10836 K. – Kurum Zararında
Konu: Kurum Zararından Kaynaklanan Alacak
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/1716
- Karar No
- 2023/10836
- Karar Tarihi
- Konu
- Kurum Zararından Kaynaklanan Alacak
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi SAYISI : 2018/1862 Esas - 2019/2346 Karar HÜKÜM/KARAR : Ret/Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü, İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 12. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2007/486 Esas - 2018/10 Karar Taraflar arasındaki kurum zararından kaynaklanan alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili, davalılardan ... mirasçıları, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıların haksız fiil tarihinde Ayasofya Müzesinde personel olarak çalıştıklarını, kanun gereği müze giriş bedellerinin müvekkiline ait olduğunu, davalılar tarafından kuruma verilen zararın tazmini için iş bu davayı açtıklarını, koruma ve güvenlik görevlisi olarak görev yapan davalılar ..., ..., ...'ın, bekçi olarak görev yapan davalılar ..., ..., ..., ...'ın ve geçici işçi ...'nin 2000 ile 2002 yılları arasında yolsuzluk yaparak haksız kazanç elde ettiklerini, davalılar ...'nın müze müdürü, ...'ın ise müdür yardımcısı olarak gelen ihbar ve şikayetleri dikkate almadıkları ve yasal işlem başlatmadıklarını, bu iddialar ile ilgili müfettiş soruşturması başlatıldığını ve 18.03.2003 tarihli 20/2, 22/2 sayılı raporun sunulduğunu, davalıların bilet satış gişesi ve turnike kontrol noktasında usulsüzlük yapma iradesi ile aralarında anlaştıklarını, 2000 yılı Ocak ayı ile 2002 yılı Temmuz ayı arasında, bu noktalarda görev yapan personelin kendilerine haksız kazanç sağladıklarını, davalıların ceza mahkemesinde yargılandıklarını belirterek fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak suretiyle 10.000 TL kurum zararının olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili 10.12.2013 tarihli dilekçesi ile dava değerini 604.391,00 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı ... cevap dilekçesinde; ceza dosyasının Yargıtayda temyiz aşamasında olduğunu ve henüz sonuçlanmadığını, olay yeri ve bir kısım davalıların ikametgahının İstanbul olduğunu, zarar konusunda müfettiş raporunda bir tespit bulunmadığını, 17 yıl Ayasofya müzesinde çeşitli görevlerde disiplinli çalışma sergilediğini, idareci olduğu dönemde denetim görevini eksiksiz yerine getirdiğini, kullanılmış bilet ile turnikelerden geçmenin imkanı bulunmadığını, aylık olarak bilet gelirlerinin Bakanlığa gönderildiğini, yolsuzluk yapıldığı iddia edilen dönemde yüksek gelir elde edildiğini, dava konusu olaya ilişkin görülen İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin dosyasında hakkında beraat kararı verildiğini belirterek davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğradığını ve davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, davalının bir başka müzeye atanmasına ilişkin idari işlemin idare mahkemesi tarafından iptal edildiğini, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin kararının gerekçesinde müvekkilinin denetim görevini ihmal ettiğine dair somut bir delile ulaşılamadığının belirtildiğini, iddia edilen zararın oluşmasında müvekkilinin hiçbir kusur ve ihmalinin bulunmadığını, davacının gelirlerin azaldığı iddiasının hilafı hakikat olduğunu, 2000-2006 yılları arasındaki çizelgelerden anlaşılacağı üzere müvekkilinin göreve başlaması ile gişe gelirlerinin önceki yıllara göre %103 arttığını, 2002 yılında 2000 yılına göre %334 artış olduğunu, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinde beraat ettiğini, davacının somut zararını ortaya koyamadığını belirterek davanın reddini istemiştir. Davalı ... cevap dilekçesinde; asli görevinin koruma ve güvenlik olduğunu, personel yetersizliği nedeniyle başka işlerde çalıştırıldığını, Ağır Ceza Mahkemesinde tamamen kanaat ile ceza verildiğini, turnikeleri yapan firma elemanının sürekli müzede bulunduğunu, firma tarafından turnikelerin bozulduğuna dair tutanak tutulmadığını, maddi delil bulunmadığını, müfettişin aldığı ifadelerin okutulmadan imzalatıldığını, müfettiş raporunun yanlı olduğunu, beklenen tahmini gelirin 20 trilyon olduğunu, elde edilen gelirin ise 21.567.544 TL yani daha fazla olduğunu, belirtilen nedenler ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davayı kabul etmediklerini, davanın zamanaşımına uğradığını, davanın tahmini gelire dayalı olarak açıldığını, müvekkilinin bekçi olarak görev yaptığını, gişede görevlendirildiğinin belirtildiğini, hangi dönemde nerede çalıştığının tespit edilmesi gerektiğini, müze gelirlerine 2000-2006 yılı tablolarının sunulduğunu, tablolardan azaldığı ve değişiklik arz ettiğinin görüldüğünü, bu nedenle gelirin artacağına yönelik varsayımsal hesaplama yapılamayacağını belirterek davanın reddini istemiştir. Davalı ... cevap dilekçesinde; davacının istatistiki bilgilerle varsayımsal verilere dayalı dava açtığının anlaşıldığını, ceza mahkemesinde kişilerin kusurunun belirlenmesi beklenmeden davanın açıldığını, ceza mahkemesinde açılan davanın kendisi ile ilgisinin bulunmadığını, Ayasofya müzesinde görev yapmadığını, 2001 yılında Mayıs ayından Ekim ayına kadar raporlu olduğunu, daha sonra Koyulhisar İlçe Halk Kütüphanesinde görev yaptığını belirterek davanın reddini talep etmiştir. Davalı ... 05.06.2008 tarihli duruşmada; davayı kabul etmediğini, ceza mahkemesinde beraat ettiğini belirterek davanın reddini istemiştir. Diğer davalılar davaya cevap vermemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalılar hakkında İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama sırasında bilirkişi raporunun alınmadığı, verilen zararın ne kadar olduğunun tespit edilemediği, mahkememizce alınan raporlarda da zararın tespit edilemediği, davalıların zarar verdiklerinin iddia edildiği yıla ilişkin olarak müze gelirlerinin artış göstermiş olduğunun gelen kayıtlardan anlaşıldığı, bu sebeplerle zarar oluşup oluşmadığı, oluşmuşsa ne miktarda olduğunun davacının bildirdiği delillere göre tespit edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; dava konusu olaya ilişkin davalıların yargılandıkları ceza mahkemesi dosyasında basit zimmet eylemi nedeniyle cezalandırılmalarına karar verildiğini, ceza dosyası kapsamı itibarıyla eylemlerinin sabit olduğunu, zararın tespitine yarayacak rakamsal bilgiler sunulduğunu, denetlenebilir verilerin değerlendirilmesi ve ortalama bir sonuca ulaşılmasının bilirkişilerin görevi olduğunu, 09.09.2013 tarihli bilirkişi raporunda müvekkilin zararının 604.391 TL olabileceğinin bildirildiğini, ceza mahkemesi kararı ile davalıların zimmet suçunu işlediklerinin ve müvekkili kurumu zarara uğrattıklarının sabit olduğunu, davanın açılmasına davalıların sebebiyet verdiğini, zarar miktarının tespit edilememiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olsa dahi davalıların müvekkili kurumu zarara uğrattıkları sabit olduğundan davalılar vekilleri lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hâkimini bağlamayacağı, ancak ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle "fiilin hukuka aykırılığı" konusuyla hukuk hâkiminin tamamen bağlı olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 50 inci (818 sayılı Mülga Borçlar Kanunu'nun 42 inci) maddesinde; "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler." şeklinde düzenleme mevcut olduğu, İlk Derece Mahkemesince alınan bilirkişi kurulu raporları ile davacı kurum zararı tam olarak tespit edilemediğine göre, davalıların fikir ve eylem birliği içerisinde teselsül eden basit zimmet eylemleri sabit olduğu kabul edilerek, davalıların eylemlerinin süresi, dosyada mevcut yıllara göre ziyaretçi sayıları ve elde edilen gelir miktarları, turnike sayısı, davalılarca turnikelere yapılan müdahalenin niteliği, dosyada mevcut müfettiş raporları, bilirkişi raporları, istatistik bilgileri ve diğer tüm bilgi ve belgeler değerlendirilerek olayın somut özellikleri dikkate alınıp davacı kurum zararının takdiren belirlenmesi gerektiği, dosyadaki tüm bilgi ve belgeler, 02.10.2014 tarihli bilirkişi kurulu ek raporunda belirtilen istatistiki veriler ve yapılan hesaplama, davacı kurumun yıllara göre ziyaretçi sayısı ve gelir tablosu, davalıların eylemlerinin süresi ve kullandıkları yöntemlerin özelliği birlikte değerlendirilerek 6098 sayılı Kanun'un 50 inci maddesi gereğince takdiren 150.000 TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin üçüncü cümlesi gereğince yeniden esas hakkında hüküm verilerek davanın kısmen kabulüne, 150.000 TL alacağın son haksız fiil tarihi olan 31.07.2002 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve mütesesilen tahsiline karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili, davalılardan ... mirasçıları vekili, ..., ..., ..., ... vekili, ...vekili, ..., ve ... temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 09.09.2013 tarihli bilirkişi raporunda zararın 604.391 TL olabileceğinin belirtildiğini, dolayısıyla kurum zararının en az bu kadar olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesince bu tutar üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından hakkaniyete uygun olarak takdiren tazminat miktarı belirlendiğinden davalılar lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. Davalılar ..., ..., ..., ... vekili temyiz dilekçesinde; ıslah ile artırılan miktarın zamanaşımına uğradığını, suçun işlendiği iddia edilen dönemin müze gelirinin en yüksek olduğu dönem olduğunu, yerel mahkemenin ret gerekçesinin yerinde olduğunu, zira davaya konu edilen dönemde müze gelirlerinin kat kat arttığını, dava tarihinden sonra bilet fiyatları artmasına rağmen gelirlerin dava konusu dönemin altında kaldığını, mahkemece defalarca ihtarat yapılmasına rağmen davacının dosyaya zarara ilişkin yeterli delil sunmadığını, salt ceza alınmasının tazminat için yeterli olmadığını, ortaya çıkmış bir zararın olmadığını, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından takdir edilen miktarın fahiş olduğunu ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. Davalı ... mirasçıları vekili temyiz dilekçesinde; ıslah edilen kısmın zamanaşımına uğradığını, zararın meydana geldiğinin iddia edildiği dönemde bilet gelirlerinde bir azalma olmadığı gibi ...’nın müdür olduğu dönemde müze gelirlerinin katlanarak arttığını, kaldı ki davacının zarara uğradığı kabul edilse de miktarının belirlenemediğini, davacının tazminat talebinin varsayımlara dayandığını ve somut dayanaktan uzak olduğunu, zararın tespitinin mümkün olmadığını, ...'nın bilet satışlarındaki usulsüzlüklere herhangi bir dahili olmadığını, olayın olduğu dönemde ...'nın mal varlığında bir artış olmadığını, aksine azalma yaşandığını, Bölge Adliye Mahkemesi kararında tatmin edici bir gerekçe bulunmadığını ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. Davalı ... temyiz dilekçesinde; davacı tarafından sunulan delillerin iddiayı ispatlayacak derecede somut delil olmadığını, varsayım üzerine aleyhe hüküm kurulduğunu ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. Davalı ... temyiz dilekçesinde; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararda dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarına itibar edilmediğini, kurum zararının tespiti mümkün olmamasına rağmen tazminata hükmedilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, ceza dosyasında üzerine atılı suça ilişkin herhangi bir eyleminin ve kastının olmadığının kanıtlandığını, bilirkişi raporlarında belirtildiği üzere varsayıma dayalı bir zarardan bahsedilemeyeceğini, davacının da zararını somut delillerle ispatlayamadığını, varsayıma dayalı olarak aleyhe hüküm kurulduğunu, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından fahiş tazminat takdir edildiğini, zararın olduğu iddia edilen dönemde elde edilen yüksek gelirin de kayıtlarla sabit olduğunu, tarafınca hiçbir şekilde usulsüz gelir elde edilmediğini ve kurumu zarara uğratmadığını, İlk Derece Mahkemesinde alınan raporların tebliğ edilmemesi nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığını ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. Davalı ... Kılıç vekili temyiz dilekçesinde; müvekkilinin 2001 yılında aday memur olarak çalışmaya başladığını, 2002 yılı Ocak ayında müze müdürü ...’nın zorlaması ile gişe görevlisi olarak çalıştığını, müvekkilinin itiraz ettiğini ancak asaleti onaylanmayacağı söylendiğinden mecbur kalarak gişede çalıştığını, 2002 yılında da soruşturma açıldığını, müfettiş ifadesi sırasında hazır metni imzalaması için baskı yapıldığını, müfettiş tarafından aday memurluğunun yakılması ve başka bir yerde görevlendirilmesi ile baskı yapıldığını ve müvekkilinin hazır metni zorla imzaladığını, müvekkilinin amirinin baskısı ile kısa süre çalıştığı gişede hiçbir ilgisi ya da görgüsü olmadığını, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından alacak tutarı olarak hesaplanan maddi tazminatın neye göre hesaplandığı konusunda hiçbir açıklama yapılmadığını ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalıların zimmet eylemi nedeniyle davacı kurumun uğradığı zararın tazmini istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, olay tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 41, 42 ve 60 ıncı maddeleri(6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49, 50 ve 72 nci maddeleri). 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına, davalıların eyleminin ceza mahkemesince verilen karar ile sabit olmasına, davalılar ..., ... ve ... tarafından ıslaha karşı zamanaşımı definin süresinde ileri sürülmemiş olmasına, ... mirasçıları tarafından ıslaha karşı zamanaşımı definin ileri sürülmemiş olması ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalılar ... mirasçıları vekili, ..., ..., ... vekili, ..., ...vekili, ...'ın tüm, davacı vekili ile davalı ... vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Davacı vekilinin diğer temyiz itirazları yönünden; İlk Derece Mahkemesince davacının zararının tespit edilebilmesine yönelik birkaç kez bilirkişi raporu alındığı, bilirkişi raporlarında dava konusu olayın özelliği sebebiyle denetlenebilir bir zarar hesaplaması yapmanın mümkün olmadığının bildirildiği, 09.09.2013 tarihli bilirkişi raporunda varsayımsal bir hesaplama yapıldığı ve davacı vekilinin bu hesaplamaya itibar ederek davayı ıslah ettiği, İlk Derece Mahkemesince davacının zararının tam olarak tespitinin mümkün olmaması nedeniyle davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davalıların basit zimmet eylemlerinin sabit olması nedeniyle olay tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 42 nci maddesi gereğince davacının zararının takdiren belirlenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verildiği, yine davanın reddedilen bölümü üzerinden de kendilerini vekille temsil ettiren davalılar yararına vekalet ücretine hükmedildiği görülmektedir. Yasal düzenlemeler gereği, 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 42 nci maddesinden kaynaklanan nedenle davanın kısmen reddedilmesi halinde reddedilen kısım için davalı yararına vekalet ücreti takdir edilemeyeceğinin gözönüne alınması gerekirken kendisini vekille temsil ettiren davalılar yararına reddedilen kısım için vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. 3. Davalılardan ... vekilinin diğer temyiz itirazları yönünden; Davacı vekili, müvekkili kurumun uğradığı zararın tam olarak tespit edilememesi nedeniyle davayı kısmi dava olarak açmış ve yargılama sırasında alınan bilirkişi raporu üzerine 10.12.2013 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değerini 604.391 TL'ye yükseltmiştir. Davalılardan ... vekili süresi içerisinde ıslaha karşı zamanaşımı defini ileri sürmüştür. Islah, iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının istisnalarından olup taraflardan birinin yapmış olduğu bir usûl işlemini tamamen veya kısmen düzeltmesi olarak tanımlanmaktadır. Islah ile taraflar, dava sebebini, dava konusunu veya talep sonucunu değiştirebilirler. Usûlüne uygun olarak açılmış bir davanın bulunması şartı ile davanın tamamen veya kısmen ıslahı mümkündür. Zamanaşımı, borcu ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, doğmuş ve var olan bir hakkın istenebilirliğini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu nedenle zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı BK.'nun 133. maddesinde zamanaşımını kesen sebepler sayılmış olup bunlardan biri de dava açılmasıdır. Davanın tamamen ıslahında dava baştan beri (dava dilekçesinden itibaren) ıslah edildiği için ıslah edilen kısım için de davanın açıldığı tarihte zamanaşımı kesilmiş olur. Kısmi davada ise zamanaşımı yalnızca dava edilen kısım için kesilir. Henüz açılmayan (saklı tutulan) ve daha sonra ıslahla artırılan bölüm için zamanaşımı işlemeye devam eder. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 60 ıncı maddesinde, haksız fiilden kaynaklanan tazminat taleplerinin, zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl, her halde zararı doğuran olayın gerçekleşmesinden itibaren on yıllık sürede zamanaşımına uğrayacağı; ancak haksız fiil aynı zamanda suç teşkil eden bir eylemden doğmuş ve Ceza Kanunu’nda daha uzun zamanaşımı süresi öngörülmüş ise uzamış ceza zamanaşımı sürelerinin uygulanacağı düzenlenmiştir. Dosyanın incelenmesinde; olay tarihi olan 2000 yılı Ocak ayı ile 2002 Temmuz ayı arasında davalılardan ..., ...ve ...'ın koruma ve güvenlik görevlisi, ..., ..., ... ve ...'ın bekçi, ...'nin geçici işçi, ...'ın müdür yardımcısı vekili ve ...'nın müze müdürü olarak Ayasofya Müzesinde görev yaptıkları, davacı kuruma yapılan şikayet ve ihbarlar üzerinde davacı kurum bünyesinde idari soruşturma başlatıldığı ve soruşturma sonucunda davalıların haksız kazanç elde ettiklerinin tespit edildiği, bunun üzerine ceza soruşturması da başlatıldığı ve davalıların İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/199 Esas ve 2005/432 Karar sayılı dosyasında yargılandıkları, mahkemece yapılan yargılama sonunda davalılar ..., ..., ..., ... ve ...'nın beraatine, davalılar ..., ..., ..., ..., ...'ın görevi kötüye kullanma suçundan cezalandırılmalarına karar verildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Ceza Dairesince tüm davalıların fikir ve eylem birliği içinde müzeye girişte ziyaretçilerin bir kısmına gişelerde bilet kesmeden açıktan para alıp serbest giriş kapısından geçirme, turnike aletinin altında bulunan vidaları gevşetip biletler okunmadan girişi sağlayıp aynı biletleri tekrar satmak ve dövizle bilet satışı yasak olmasına rağmen dövizle günlük kurun altında bilet satarak aradaki kur farkını mal edinmek biçiminde gerçekleştirdikleri eylemlerinin teselsül eden basit zimmet suçunu oluşturduğu gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Ceza mahkemesinde yapılan yargılama sırasında davalıların eyleminin basit zimmet suçunu oluşturduğu tespit edildiğinden olay tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 202 ve 102 nci maddeleri gereğince uygulanması gereken uzamış zamanaşımı süresi 10 yıldır. Dosya kapsamı itibarıyla davalıların son eylemlerini ne zaman gerçekleştirdikleri tespit edilemediğinden 31.07.2002 tarihi son eylem tarihi olarak kabul edilmiştir. Bu halde son eylem tarihi olan 31.07.2002 tarihi ile ıslah tarihi olan 10.12.2013 tarihleri arasında uzamış zamanaşımı süresi olan 10 yılın dolduğu anlaşılmaktadır. Şu durumda; davalılardan ... tarafından süresinde ıslaha karşı zamanaşımı defi ileri sürüldüğü dikkate alınarak Bölge Adliye Mahkemesince davalı ... yönünden ıslah edilen kısma ilişkin davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. Kararın açıklanan nedenle bozulması gerekmiştir. VI. KARAR 1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davalılar ... mirasçıları vekili, ..., ..., ... vekili, ..., ...vekili ve ...'ın tüm, davacı vekili ile davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin; (3) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalılar ... mirasçıları, ..., ..., ..., ..., , ...'a yükletilmesine, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya ve davalı ...'e iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.