Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/12559 E. 2023/13673 K. – Tazminat
Konu: Tazminat
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/12559
- Karar No
- 2023/13673
- Karar Tarihi
- Konu
- Tazminat
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi DAVACILAR : 1-... Ergün 2-... 3-... vekilleri Avukat ... HÜKÜM/KARAR : Davanın Kabulü / Başvurunun Esastan Reddi SAYISI : 2017/537 E., 2020/103 K. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Karara karşı davalı ... vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; 10.01.2005 tarihinde davacıların desteğinin yolcu olarak bulunduğu, davalı ...’ın idaresindeki, davalı ... nezdinde ZMSS poliçesi olan aracın karıştığı tek taraflı trafik kazasında davacıların desteğinin vefat ettiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacılardan her biri için şimdilik 1.000,00’er TL olmak üzere toplam 3.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalı ... poliçe limiti dahilinde sorumlu olmak üzere olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş; ıslah dilekçesi ile taleplerini davacılardan ... için 330.853,38 TL'ye, için 53.201,78 TL'ye, Kemal için 38.653,61 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davaya konu aracın müvekkili şirket tarafından düzenlenmiş kaza tarihini kapsar bir trafik poliçesinin mevcut olmadığını, bu nedenle sorumlulukları bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ... davaya cevap vermemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi Başkanlığı'nın 31.01.2019 tarihli raporunda sürücü ...'ın %100 (yüzde yüz) oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, haksız eylemin suç niteliği taşıdığı anlaşıldığından somut uyuşmazlıkta 2918 sayılı KTK'nın 109/2 maddesinde düzenlenen uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, uygulanacak ceza zamanaşımı süresi ise suçun taksirle bir kişinin ölümü, birden fazla kişinin yaralanmasına ilişkin olması nedeniyle 5237 sayılı TCK'nın 85/2 ve 66/1-e maddeleri uyarınca 15 yıl olup dava tarihi itibariyle dolmadığı, 23.04.2019 tarihli hesap bilirkişisi raporuna göre zararın davacılar için toplam 422.708,76 TL olduğu, davalı ... şirketinin sorumluluğunun poliçede belirlenen limitlerle sınırlı olduğundan, sigorta şirketinin bu miktarın 40.000,00 TL'lik kısmından sorumlu olduğu, 10.01.2005 tarihinde meydana gelen kazada davacı ...'in eşi, diğer davacıların babası olan ...'ün vefat ettiği, meydana gelen kazada sürücü ...'ın %100 oranında kusurlu olduğu, ...'ın sevk ve idaresindeki plakalı otomobilin davalı ... tarafından sigortalandığı, sigorta poliçe limitinin 40.000,00 TL olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davacılardan ... için 330.853,38 TL, ... için 53.201,78 TL ve ... için 38.653,61 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalılardan sigorta şirketi yönünden poliçede belirlenen limitlerle sınırlı olmak kaydıyla ve 29.03.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, diğer davalı Abuzer Özbay yönünden ise haksız fiilin meydana geldiği tarih olan 10.01.2005 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak adı geçen davacılara verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde; mahkemece verilen kararın hatalı olduğunu, dava tarihi ile kaza tarihi arasında geçen süre bakımından davanın zamanaşımına uğradığını, davacı yanın davadan önce müvekkili sigorta şirketine gerekli evraklarla başvurusu bulunmadığını, temerrüt tarihi bulunmadığını, ancak dava tarihinden itibaren faiz talep edilebileceğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile her ne kadar davalı vekili uzamış zamanaşımı süresinin belirlenmesinde olay tarihi nazara alınarak, 765 sayılı TCK hükümlerinin esas alınması gerektiğini ifade etmiş ise de; Kahramanmaraş 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/7876 E. 2006/395 K. sayılı dava dosyasının incelenmesinde, sanık hakkındaki mahkumiyet hükmünün, daha lehine olması sebebiyle 5237 sayılı TCK uygulanarak verildiği, bu haliyle zamanaşımına ilişkin hükümler açısından da, ceza kanunlarının zaman bakımından uygulanmasındaki bütünlük gereği aynı yasanın uygulanması gerektiği, eylem için (TCK 85/1) uygulanan 5237 sayılı TCK'nın 66. maddesinde öngörülen ceza zamanaşımı süresinin 15 yıl olduğu dikkate alındığında, zamanaşımı süresinin dava tarihi itibariyle dolmadığı, 2918 sayılı KTK'nın 99/1. maddesi ve Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın B.2.b. maddesi uyarınca, rizikonun bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde sigortanın tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunduğu, bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüdün gerçekleştiği, sigortaya başvurulmadan dava açılması veya icra takibi başlatılması halinde ise bu tarihlerde temerrüdün gerçekleştiği, davalı kurum tarafından gönderilen cevabi yazıda dava konusu kaza ile ilgili olarak kendilerine 13.01.2015 tarihinde başvuruda bulunulduğu beyan edilmiş olup mahkemece hükmedilen bedele 29.03.2017 tarihinden itibaren faiz işletilmesinde istinaf başvurusunda bulunan tarafın sıfatına göre bir isabetsizlik görülmediği..." gerekçesiyle davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğradığını, müteveffaya ait alt ve üst soyu gösterir şekilde nüfus kayıt örneği alınmadan hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, hesap bilirkişisi raporunda sadece davacılara pay ayrıldığını, müteveffanın anne ve babasının da kaza tarihinde hayatta olma ihtimalinin bulunduğunu, temerrüt tarihinin hatalı olduğunu, davacıların davadan önce müvekkiline başvuru yapmadığını, müvekkilinin temerrüde düşmediğini, ancak dava tarihinden itibaren faize hükmedilebileceğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; davalıların sürücüsü ve Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortacısı olduğu aracın karıştığı trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle ölenin desteğinden yoksun kalanların destekten yoksun kalma tazminatı talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85, 89, 90, 91, 92, 109 uncu maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53 üncü maddesi, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları. 3. Değerlendirme 1. Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Kanun'un 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Davacılar ihtiyari dava arkadaşı durumunda olduğundan kesinlik sınırı her bir davacı yönünden ayrı ayrı gözetilmelidir. Dosya içeriğine göre hüküm altına alınan ve temyize konu edilen miktarlar davacılardan ... yönünden 38.653,61 TL ve için 53.201,78 TL olup Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında kalmaktadır. Bu nedenle davalı ... şirketinin bu davacılara yönelik temyiz dilekçesinin miktardan reddine karar vermek gerekmiştir. 2. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere, özellikle davalı ... vekilinin davaya karşı sunduğu 23.08.2017 tarihli cevap dilekçesinde zamanaşımı definde bulunmadığı, müteveffanın anne ve babasına destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanırken pay ayrılması gerektiği yönünde istinaf itirazında bulunmadığının anlaşılmasına göre davalı ... vekilinin davacılardan ... yönünden aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 3. Somut olayda, dosyada mübrez belgeyle davacıların eldeki dava açılmadan önce davalı ... Şirketine 29.03.2017 tarihinde başvuru yaptığı, ilk derece mahkemesince yanılgılı değerlendirmeyle davalı ... yönünden bu tarih itibariyle davalının temerrüde düştüğü kabul edilerek faiz işletilmesine karar verildiği anlaşılmıştır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 99 uncu maddesinde "Sigortacılar, hak sahibinin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarıyla belirlenen belgeleri, sigortacının merkez veya kuruluşlarından birine ilettiği tarihten itibaren sekiz iş günü içinde Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası sınırları içinde kalan miktarları hak sahibine ödemek zorundadırlar." hükmü bulunmaktadır. Buna göre davalı ... Şirketinin 11.04.2017 tarihinde temerrüde düştüğü anlaşılmış olup, İlk Derece Mahkemesince hüküm altına alınan tazminata 29.03.2017 tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar verilmiş olması doğru olmayıp bozmayı gerektirir. Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir. VI. KARAR 1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin davacılardan ... ve ... yönünden temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE, 2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin davacılardan ... yönünden yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 3. Değerlendirme bölümünün (3) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı ... vekilinin davacılardan ... yönünden temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının (1) numaralı bendinde yer alan "29.03.2017" ibaresinin çıkarılarak yerine "11.04.2017" yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalı ...Ş.'ye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.12.2023 tarihinde Üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi. (Karşı Oy) KARŞI OY Davacılar desteğinin yolcu ve işleten olduğu tek taraflı trafik kazasında vefat ettiği iddiası ile desteğin işleteninin olduğu aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısından destekten yoksun kalma tazminatı talep etmişlerdir. Mahkemece yapılan yargılama neticesi sürücünün %100 kusurlu olduğunu sigorta şirketinin bu zarardan sorumlu olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar vermiştir. İlk derece mahkemesinin kararına karşı davalı ... vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesi istinaf talebini esastan reddetmiştir. Dosyanın incelenmesinde; aracın işleteninin yolcu olarak bulunduğu tek taraflı kazada işletenin öldüğü ve mirasçılarının aracın kendi zorunlu mali sorumluluk sigorta şirketinden destekten yoksun kalma tazminatı talep ettiği anlaşılmaktadır. Sorumluluk sigortalarında sigortalı/işletenin kendisinin ölümü ve yaralanması sonucu kendi sorumluluk sigortasından tazminat talep edip edemeyeceğine karar vermek için öncelikle sorumluluk sigortasının sorumluluk kapsamını iyi belirlemek gerekir. Sorumluluk sigortası bir zarar sigortası olmakla birlikte bir mal sigortası değildir. Sorumluluk sigortasında sigortacı, sigorta ettirenin üçüncü kişilere karşı sorumluluğu riskini teminat altına almaktadır. Bu nedenle mal sigortalarında sigortalı ve sigortacı şeklinde ikili bir taraf bulunurken sorumluluk sigortalarında sigorta ettiren/sigortalı, sigortacı ile birlikte birde sigortalının zarar verdiği üçüncü kişi bulunmaktadır. Bir başka ifade ile Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası bir sorumluluk sigortası olarak işletenin veya sürücünün zararlarını değil işleten ve eylemlerinden sorumlu olduğu sürücüsünün üçüncü kişilere verdiği zararları teminat altına alır. Burada ki üçüncü kişi kavramı doğrudan trafik kazası nedeniyle ölen kişi ile ilgilidir. Yani destekten yoksun kalma zararından sorumluluk sigortasının sorumlu olabilmesi için trafik kazası sonucu ölen kişinin sigortalı ve sürücüsünün dışında üçüncü bir kişi olmalıdır. Zira sorumluluk sigortası sigortalının üçüncü kişilere karşı sorumluluğunu teminat altına alır. Ancak işleten veya onun eylemlerinden sorumlu olduğu sürücü üçüncü kişi olmadığı için onların zararlarından sorumluluğu bulunmamaktadır. Türk Ticaret Kanunu’nun “Sorumluluk Sigortaları” başlıklı 1473. maddesine göre; Sigortacı sorumluluk sigortası ile, sözleşmede aksine hüküm yoksa, sigortalının sözleşmede öngörülen ve zarar daha sonra doğsa bile, sigorta süresi içinde gerçekleşen bir olaydan kaynaklanan sorumluluğu nedeniyle zarar görene, sigorta sözleşmesinde öngörülen miktara kadar tazminat öder. Görüldüğü gibi bu maddede sorumluluk sigortalarında “sigortalı”, “sigortacı” ve “zarar gören” olarak üçlü bir ilişki belirlenerek sigortacının sigortalısının üçüncü kişiye verdiği zararı teminat altına aldığı açık bir şekilde hüküm altına almıştır. Ayrıca, Karayolları Trafik Kanunu 91. maddesine göre Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası araç işleteninin aynı kanun 85/1. maddesindeki sorumluluğu yani bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olması durumunda bu sorumluluğunu teminat altına alır. Burada açıkça belirtildiği gibi ölen kişi “bir kimse” yani işleten ve sürücünün dışında üçüncü bir kişi olmalıdır. Ölen kişi işleten ve sürücü ise sorumluluk sigortacısı bu zararı karşılamaz. Kazanın meydana geldiği ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının A-1. maddesinde de; “Sigortacı, poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında, bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'na göre işletene düşen hukuki sorumluluğu, zorunlu sigorta limitlerine kadar temin eder” hükmüyle sözleşmenin kapsamı ve amacı net olarak belirlenmiş, tazminat kapsamında kalan hususlar da A-6. maddede sayılarak “İşleten tarafından ileri sürülecek tazminat talepleri” sigorta teminatı kapsamı dışında bırakılmıştır. Görüldüğü gibi, karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında, sigorta ettirenin zarar verdiği kişi, sigorta sözleşmesinin tarafı olmadığı hâlde bu sigortadan yararlanmaktadır (Karasu, R: Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası, Ankara 2016, s. 23). Zira zorunlu trafik sigortası motorlu araç işleteninin KTK’nun 85/1. maddesinde yer alan üçüncü kişilere karşı sorumluluğunu belirlenen limitler dâhilinde üstlenir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; tek taraflı kaza yapan aracın sürücüsünün %100 kusurlu olduğu destek yolcu olarak araçta bulunmuş olsa dahi desteğin işleten/sigortalı konumunda olduğu destekten yoksun kalma zararlarından zorunlu mali sorumluluk sigortasının sorumlu olabilmesi için ölen kişinin sigortalı/işleten ve sürücü dışında üçüncü bir kişi olması gerektiği ölen işleten desteğin üçüncü kişi olmadığı anlaşılmasına göre davanın reddi gerektiği gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmesi gerekirken ilk derece mahkemesinin kabul kararına karşı istinaf başvurusunun reddine ilişkin kararın Çoğunluk tarafından onanması yönünde ki kararına katılmamaktayım.