Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/1237 E. 2023/10685 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/1237
- Karar No
- 2023/10685
- Karar Tarihi
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/112 - 2020/225 HÜKÜM/KARAR : Davanın Kısmen Kabulü Taraflar arasında görülen manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının, evli olduğunu bildiği hâlde davacının eşiyle birlikte olduğunu, bu süreçte davacıyı arayarak eşinin kendisini sevdiğini söyleyip “istenmediğin evde niye kalıyorsun, her şeyi bırak git, boşanın biz evleneceğiz” dediğini, boşanmaya zorlamak için ilişkilerini davacının eşi ile yaşadığı müşterek konuta kadar taşıdıklarını, evli olduğunu bildiği hâlde davacının kocası ile ilişki yaşayan, evliliği sona erdirmek için davacıyı tehdit eden ve hakarette bulunan davalının bu ahlâka aykırı tavır ve davranışları nedeniyle davacının kişilik haklarının saldırıya uğradığını belirterek 50.000,00 TL manevi tazminatın 27.05.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının, dava dilekçesinin tebliği üzerine davacının eşinin evli olduğunu öğrendiğini, davalının kandırılması sebebiyle yaşanan olaylarda ahlâka aykırı bir davranışın söz konusu olmadığını, zarar ile davalının fiili arasında nedensellik bağı bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 22.10.2015 tarihli ve 2014/236 Esas, 2015/291 Karar sayılı kararıyla; davalının, davacı ile eski eşinin evlilik birliğinin devamı sırada evliliğin devam ettiğini bilmesine rağmen birlikte olduğu, davanın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 49 uncu maddesine dayalı açılmış olması karşısında davalının, ahlâka aykırı bir fiille kasten davacıyı zarara uğratmak maksadıyla hareket ettiği ve davacının manevi olarak zarar görmesine neden olduğu, bu nedenle Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) ilgili hükümlerinin değil TBK’nın ilgili hükümlerinin olayda uygulandığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 15.000,00 TL manevi tazminatın 27.05.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur. Dairemizin 24.12.2018 tarihli ve 2016/315 Esas, 2018/8320 Karar sayılı ilamı ile "…Dava konusu uyuşmazlık, evlilik birliği devam ederken, üçüncü kişi ile birlikte olma iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir... Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06/07/2018 tarihli ve 2017/5 E. - 2018/7 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere; TMK 185/3 maddesinde düzenlenen sadakat yükümlüğü, evlilik sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, ihlal edilmesi durumunda yalnızca sözleşmenin taraflarının yani eşlerin birbirlerine karşı ileri sürebilecekleri nisbi hak niteliğindedir. Yani mutlak bir hak mahiyetinde olmadığı için, herkese karşı ileri sürülemez. Davacı, kişilik hakkı ihlallerini düzenleyen genel hükümlere yani TMK’nun 24-25 ve TBK’nun haksız fiil sorumluluğuna ilişkin temel düzenlemesi olan 49/1 (BK. 41/1) ve kişilik değerlerinin zedelenmesine ilişkin TBK 58. (BK 49.) maddelerine de dayanamaz. sözkonusu yasa maddeleri gereğince haksız fiil sorumluluğundan söz edilebilmesi için, diğer şartların yanında ayrıca zarara sebep olan fiilin hukuka aykırı olması yani emredici bir hukuk normuna aykırı olması gerekir. Somut olayda, eş olmayan davalı yönünden fiilin hukuka aykırılık şartı gerçekleşmemiştir. Müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin de uygulanması mümkün değildir. Zira, TBK’nun 61. (BK 50.) maddesinde birden fazla kişinin ortak kusurlu davranışları nedeniyle bir zarara yol açmaları durumunda müteselsil sorumluluğun sözkonusu olacağı düzenlenmiştir. Bu kapsamda sorumluluğa gidilebilmesi için, aldatan eş ile birlikte olan davalının fiilinin de hukuka aykırı olması gerekir. Davalının dava dışı eş ile birlikteliği şeklindeki davranışı, aldatılan eş yönünden haksız fiil olarak nitelendirilemeyeceğinden, müteselsil sorumluluk esasına göre de sorumluluğuna gidilemez. Aldatılan eş yansıma yoluyla zarara uğradığını da iddia edemez. Zira, üçüncü kişinin aldatan eşe karşı herhangi bir hukuka aykırı eylemi ve verdiği herhangi bir zarar bulunmadığından, yansıma yoluyla istenebilecek zarar da sözkonusu olamaz. TBK’nun 49/2 (BK.41/2) maddeleri gereği, fiilin emredici bir norma değil de sadece ahlaka aykırı olması durumunda, sorumluluğa gidilebilmesi için, failin zarar görene zarar verme kastıyla yani somut olayda, davalının davacı aldatılan eşe bilerek ve isteyerek zarar vermeyi amaçlamış olması gerekir. Sadece birlikte olduğu eşin evli olduğunu bilmesi bu tür sorumluluk için yeterli değildir. Şu durumda; açıklanan yasal düzenlemeler ve Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun yukarıda anılan kararı uyarınca yerel mahkemece, evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan davalıya karşı açılan davanın tümden reddedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle bozma nedenine göre davacının temyiz itirazları incelenmeksizin hükmün bozulmasına karar verilmiş, davacı vekilinin kararın düzeltilmesi talebi Dairemizin 17.02.2020 tarihli ve 2019/2169 Esas, 2020/611 Karar sayılı ilamı ile reddedilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava dilekçesinde iki nedene dayalı manevi tazminat isteminde bulunulduğu, ilk olarak evlilik birliği devam ederken davalının, evli olduğunu bildiği diğer eşle ilişki yaşadığı iddiasına dayalı manevi tazminat istemi Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun (YİBBGK) 06.07.2018 tarihli ve 2017/5 Esas ve 2018/7 Karar sayılı kararı uyarınca yerinde değil ise de davacının bu iddia dışında dava dilekçesinde, cevaba cevap dilekçesinde ve aşamalarda "...müvekkile ağza alınmayacak küfür ve hakaretlerde bulunmuştur...", "...müvekkili evliliği sona erdirmek için tehdit eden aşağılayan, çeşitli hakaret ve küfürler eden davalı ......" şeklindeki beyanlar ile boşanma için müvekkilini defalarca arayarak baskı yaptığı, müşterek eve rıza dışı girdiğine ilişkin iddialar kapsamında da manevi tazminat talebinde bulunduğu, aldatma eylemi ile bağlantılı olarak üçüncü kişinin, aldatılan eşin konut dokunulmazlığını ihlâl etmesi, özel yaşamına müdahale etmesi, sır alanına girmesi, ele geçirdiği bazı özel bilgileri ifşa etmesi, kullandığı söz ve diğer ifadeler ile onur ve saygınlığını zedelemesi gibi durumlarda hukuka aykırılık unsurunun gerçekleşeceğinin içtihadı birleştirme kararında da kabul edildiği, dolayısıyla bu iddiaların da değerlendirilmesi gerektiği, İstanbul 14. Aile Mahkemesinin boşanma dosyası, tanık anlatımları, telefon kayıtları, davacının haksız fiile ilişkin açıklamaları, davalının davacıyı sık sık arayarak özel yaşamına müdahale ettiğine ve davacının müşterek konutuna girdiğine ilişkin iddialarını destekler nitelikte olduğu, bu durum kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğinden manevi tazminat isteminin bu yönden yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 15.000,00 TL manevi tazminatın 27.05.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; hükmedilen manevi tazminat miktarının düşük olduğunu, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 24.12.2018 tarihli ve 2016/315 Esas, 2018/8320 Karar sayılı bozma ilamı doğrultusunda davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. C. Gerekçe 1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kişilik haklarının ihlali iddiasına dayalı manevi tazminat talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 58 inci maddesi. 3. Değerlendirme 1. Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu, tüzel kişileri ve bilinçsizleri; öte yandan, acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir. Bunlar kişilik değerlerinin zedelenmesi (Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 24), isme saldırı (TMK m. 26), nişan bozulması (TMK m. 121), evlenmenin butlanı (TMK m. 158/2), boşanma (TMK m. 174/2) bedensel zarar ve ölüme neden olma (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 56) durumlarından biri ile kişilik haklarının zedelenmesi (6098 sayılı TBK m. 58) olarak sıralanabilir. Türk Medeni Kanunu’nun 24 üncü maddesi ile Türk Borçlar Kanunu’nun 58 inci maddesi diğer yasal düzenlemelere nazaran daha kapsamlıdır. Türk Medeni Kanunu’nun 24 üncü maddesinde; “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” düzenlemesi mevcuttur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 58 inci maddesinde ise “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.” hükmü yer almaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24 ve Türk Borçlar Kanunu’nun 58 inci maddelerinde belirlenen kişisel haklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir. Görüldüğü üzere TBK'nın 58 inci maddesi gereğince kişilik hakları zarara uğrayanların manevi tazminat isteme hakları vardır. Somut olayda; mahkemece verilen 22.10.2015 tarihli ilk kararda, davacının evlilik birliği devam ederken, eşi ile evli olduğunu bilerek birlikte olan davalının TBK’nın haksız fiil hükümlerine göre davacıya manevi olarak verdiği zarardan dolayı sorumluluğu bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verildiği, Dairemizin 24.12.2018 tarihli ve 2016/315 Esas, 2018/8320 Karar sayılı ilamında da bu kabulden hareketle evlilik birliği devam ederken, eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiden diğer eşin manevi tazminat isteminde bulunamayacağı, davanın tümden reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle mahkemece verilen hükmün bozulmasına karar verildiği, davacının bozma ilamına karşı karar düzeltme talebinin reddedildiği, bozma sonrası mahkemenin 16.07.2020 tarihli kararında ilk karar gerekçesine esas alınan olgu dışına çıkılarak bu defa davalının aldatma eylemi ile bağlantılı olarak gerçekleştirdiği kabul edilen davacıyı sık sık arayarak özel yaşamına müdahale etmek, hakaret, tehdit ve izinsiz şekilde müşterek konutuna girmek şeklindeki eylemlerinin kişilik haklarına saldırı oluşturduğu, dolayısıyla aleyhine hükmedilen manevi tazminatın yerinde olduğunun belirtildiği ve davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır. Dosyada mevcut tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; davalının, evli olduğunu bildiği halde davacının eşi ile birliktelik yaşadığı, buna karşılık davacıya yönelik hakaret ya da tehdit içerikli bir eylemi ile konut dokunulmazlığının ihlal edilmesi gibi bir durumun dosya kapsamına göre söz konusu olmadığı gözetilerek davacının kişilik haklarına bir saldırıda bulunulmadığı ve manevi tazminat isteminin yasal koşulları oluşmadığı anlaşılmakla, sübut bulmayan davanın tümden reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. 2. Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. VI. KARAR 1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan mahkeme kararının BOZULMASINA, 2- Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacı ve davalıya iadesine, Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 12.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.