Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2022/15294 E. 2023/8675 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/15294
- Karar No
- 2023/8675
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2020/53 E., 2021/315 K. HÜKÜM/KARAR : Davanın usulden reddi Taraflar arasındaki sistem kullanım anlaşması yapılmadan önceki döneme ilişkin idari para cezalarının haksız olduğunun tespiti ile yapılan ödemenin istirdatı istemine ilişkin davada, yargı yolu nedeniyle davanın usulden reddine dair verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece kararın bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; yargı yolu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı şirketin 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu hükümleri çerçevesinde Ağrı, Kars, Erzurum, Erzincan, Ardahan, Iğdır, Bayburt illerinde Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) tarafından verilen elektrik dağıtım lisansı kapsamında dağıtım faaliyetini yürüttüğünü, davacı şirketin TEİAŞ'a ait iletim hatlarını kullandığını, bu nedenle taraflar arasında sistem kullanım anlaşması imzalandığını, söz konusu sistem kullanım anlaşmasının davacı şirket ile davalı arasında ilk olarak 2010 yılının Haziran ayında imzalandığını, bu tarihten önceki dönemi kapsayan 2007-2010 yıllarına ilişkin ise İletim Sistemi Sistem Kullanım ve Sistem İletişim Tarifelerini Hesaplama Yöntem Bildirimi'nin 1.5 maddesi uyarınca dava konusu idari para cezalarının uygulandığını ve haksız olarak düzenlenen ceza faturalarına konu tutarın ihtirazi kayıtla davalıya ödendiğini belirterek, ceza faturalarının hukuka aykırı olduğunun tespiti ile 3.679.829,70 TL ceza bedelinin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; uyuşmazlığın idari yargının görev alanına girdiğini, ilgili dönemlerde taraflar arasında sistem kullanım anlaşması bulunmadığını, cezai yaptırımın EPDK tarafından çıkarılan Yönetim Bildirimi hükümlerine dayalı olarak uygulandığını belirterek davanın reddine karar verilmesi istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 08.07.2015 tarihli, 2014/874 Esas ve 2015/611 Karar sayılı ilamı ile elektrik dağıtım hizmetinin davalı TEİAŞ ile dağıtım şirketleri arasında akdedilen sistem kullanım ve bağlantı anlaşmaları ile gerçekleştirildiği, ancak idari para cezalarının kesildiği dönemler yönünden davacı şirket ile davalı TEİAŞ arasında bir anlaşmanın mevcut olmadığı, davalının tek taraflı iradesi ile gerçekleştirdiği İletim Sistemi Sistem Kullanım ve Sistem İletişim Tarifelerini Hesaplama Yöntem Bildirimi esasları çerçevesinde cezai şartı uyguladığı, sistem kullanım anlaşmasında ise cezai şart bulunmadığı, davalının kamu gücünü kullanarak tek yanlı irade açıklaması ile tesis ettiği işlemle para cezası uyguladığı, özelleştirme öncesinde gerçekte İktisadi Devlet Teşekkülü statüsünde bulunan iki kamu birimi arasında cereyan eden ilişkinin, idare hukuku ilkelerine tabi olduğu ve özelleştirme öncesi döneme ilişkin tesis edilen idari para cezasının idari işlem olması nedeni ile bu cezadan kaynaklanan davanın da idari yargının görev alanında olduğu gerekçesiyle yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkeme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 22.10.2019 tarihli, 2016/16458 Eesas ve 2019/4848 Karar sayılı ilamı ile ''...Dava konusu fatura dönemleri itibariyle yürürlükte olan mülga 6762 Sayılı TTK'nın 18'inci maddesinde kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek ve ticari şekilde işletilmek üzere devlet, vilayet, belediye gibi kamu tüzel kişileri tarafından kurulan teşekkül ve müesseselerin dahi tacir sayılacakları belirtilmiş, aynı Yasa'nın l2/11'inci maddesinde su, gaz, elektrik dağıtım, telefon, radyo ile haberleşme ve yayın yapma gibi işlerle uğraşan müesseselerin ticarethane sayılacakları hükme bağlanmıştır. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nın 16/1'inci maddesi uyarınca da ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, İl Özel İdaresi, Belediye ve Köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılırlar. Nitekim, davalının ana statüsünün 3/2' inci maddesinde de açıkça özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirket olduğu belirtilmiş olduğundan, mahkemenin, davalının kanunlar ve ilgili mevzuat çerçevesinde yetkisine dayalı olarak tek taraflı irade ile dava konusu ceza faturasını düzenlediği dolayısıyla uyuşmazlığın idari bir işlemden kaynaklandığı yönündeki gerekçesi yerinde değildir. Bu nedenle, mahkemece işin esasına girilerek neticesine göre bir karar vermek gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu idare mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin reddine karar verilmesi doğru olmadığından kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.'' gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; 02.12.2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan, 25.11.2020 tarihli 7257 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesi ile 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 8 inci maddesinin ikinci fıkrasına (ç) bendinden sonra gelmek üzere (d) bendi eklendiği, buna göre “İletim sisteminin normal işletme koşulları içerisinde işletilmesi ile işletme güvenliği ve bütünlüğü üzerinde risk oluşturan durumlara ilişkin olarak bağlantı ve sistem kullanım anlaşmalarında düzenlenen sistem kullanım ihlallerinin takibini yapmak, ihlal durumu tespit edilen tüzel kişilere sistem kullanım anlaşmasında düzenlenen cezai şartları ve diğer yaptırımları uygulamak” TEİAŞ’ın görev ve yükümlülükleri arasında gösterildikten sonra 6446 sayılı Kanun'a ek madde 3 ile “8 inci maddenin ikinci fıkrasının (d) bendinin uygulamasından kaynaklanan uyuşmazlıklar idari yargıda görülür.” hükmünün eklendiği, 46 ncı madde ile de Kanunun yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği düzenlendiği, sistem kullanım anlaşmalarından doğan cezai şart uygulamalarından kaynaklanan istirdat davalarında görevli yargı yerini düzenleyen yasal düzenleme karşısında derdest davalarda ne şekilde karar verileceğinin değerlendirilmesi gerektiği, mahkemece yapılan değerlendirmede Yargıtay 11. ve 15. Hukuk Dairelerinin bozma kararları emsal karar olarak kabul edilerek, davanın başında tamam olan dava şartının hüküm kesinleşinceye kadar devam etmesi gerektiği, kanun değişikliği kapsamında uyuşmazlık konusu davanın çözümünün İdari Yargının görev alanına girdiği gözetilerek, açılan davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının (b) ve 115 inci maddesinin 2 inci fıkrası uyarınca yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 02.12.2020 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren hükümler uyarınca, sistem kullanım anlaşmalarında yer alan cezaya ilişkin düzenlemelerin artık idari yaptırım haline getirildiği ve bu maddenin uygulanması sonucunda kesilen cezaların idari işlem mahiyetinde olduğu için yargı yoluna ilişkin usul hükmü düzenlediğinin açık olduğunu, davaya konu ceza faturasına bakıldığında ise; 6446 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin 2 nci fıkrasının (d) bendinin uygulanmasından kaynaklanan bir işlem olmadığını, dolayısıyla da aynı kanunun Ek 3 üncü maddesi ile belirlenen yargı yoluna tabi olmadığını, mahkemelerin görevinin davanın açıldığı an esas alınarak belirlenmesi gerektiğini, bir dava, görevli ve yetkili mahkemede açıldıktan sonra davayı gören mahkemenin görev ve yetkisinin dayandığı vakıalarda meydana gelen değişikliklerin mahkemenin görev ve yetkisini etkilemeyeceğini, usul kurallarının derhal uygulanması ilkesinin Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 448 inci maddesi gereği tamamlanmamış usuli işlemler için geçerli olduğunu, davanın görevli mahkemede açılmasıyla artık bu usuli işlem tamamlanmış olduğundan yeni yürürlüğe giren kanunun, mahkemenin görevine etki etmemesi gerektiğini, kanun koyucunun açık iradesi yoksa kamu düzeni gerekçesiyle bir kanunun geçmişe etkili bir şekilde yorumlanamayacağını, somut olayda, 7257 sayılı Kanun ile idare mahkemelerinin zaman yönünden faaliyete geçme tarihlerine yönelik özel bir düzenleme de getirilmediğinden eldeki dava yönünden adli yargının görevli olduğunun kabulü gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. 2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle usulden karar verildiğini, bu nedenle davalı yararına vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasında sistem kullanım anlaşması yapılmadan önceki döneme ilişkin idari para cezalarının haksız olduğunun tespiti ile yapılan ödemenin istirdatı istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesi delaletiyle mülga1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 427 vd maddeleri, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 8 inci maddesinin (d) bendi (7257 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 33 üncü maddesi ve 46 ncı maddesi) Ek 3 üncü maddesi. 3. Değerlendirme Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine, Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 06.07.2023 tarihinde Başkan ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesi gereğince idari yargı yerinde ancak ilgili idari kurum dava edilebilir. Bu yasal düzenlemeye göre, gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri aleyhine idare mahkemelerinde dava açılamaz. Davalı Türkiye Elektrik İletim A.Ş. Genel Müdürlüğü şirket olup kamu kurumu niteliğinde değildir. Bu durumda, uyuşmazlığın çözümünde adli yargı yerinin görevli olması nedeniyle, işin esasının incelenmesi gerekirken, yargı yolu nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olmasının doğru olmadığı kanaatinde olduğumdan, sayın çoğunluğun onama kararına katılmıyorum.