Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2022/13863 E. 2022/18085 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/13863
Karar No
2022/18085
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesi Asıl davada davacı ... tarafından, davalı ... aleyhine 26.09.2013 gününde verilen dilekçe ile haksız haczin kaldırılması ve tazminat istenmesi, karşı davada davacı ... tarafından davalılar ..., ... ve ... Hiz. A.Ş. aleyhine verilen 04.11.2013 gününde verilen dilekçe ile tasarrufun iptali istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonucunda; asıl davanın görev nedeniyle usulden reddine, karşı davanın süre nedeniyle reddine dair verilen 19.12.2019 günlü karara karşı davacı-karşı davalı ... ile davalı-karşı davacı ... istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemede; istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine dair verilen 03.01.2022 günlü İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi kararının Yargıtay’ca incelenmesi davalı-karşı davacı ... tarafından süresi içinde istenilmekle, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. K A R A R Asıl davada davacı vekili; müvekkilinin İstanbul, Kağıthane, 6923 ada, 1 parsel, 1/64 arsa paylı 1 nolu bağımsız bölümün maliki olduğunu, söz konusu bu taşınmazın 2/8 hissesinin müvekkiline ölen kocası ...'tan miras yolu ile kalan 6/8 hissenin ise oğulları tarafından yapılan satış yolu ile intikal ettiğini ancak davalı kurumun dava dışı ... Hizm. A.Ş unvanlı şirketin vergi borcundan kaynaklı olarak takibe geçtiğini ve haksız bir biçimde 3.kişiye ait bir borç nedeniyle davacıya ait taşınmaz üzerine haciz işlemi uyguladığını belirterek müvekkiline ait taşınmaz üzerindeki ihtiyati haczin kaldırılmasını talep etmiştir. Asıl davada davalı kurum vekili; müvekkili idare nezdinde vergi mükellefi olan ..... Hizm. A.Ş'nin süresinde ödenmeyerek kesinleşen 881.474,16 TL vergi borcu bulunduğunu, söz konusu vergi borcunun tahsili amacıyla 6183 sayılı Kanun kapsamında ödeme emirleri düzenlenerek vergi borçlusu hakkında takibe geçildiğini, herhangi bir tahsilat yapılamaması üzerine de şirket temsilcileri olan ... ve ... aleyhine de takibe geçildiğini, ancak adı geçen şirket temsilcilerinin kendilerine ait İstanbul İli Kağıthane İlçesi Merkez Mahallesindeki 6923 ada 1 parseldeki 3/8'şer hisselerini alacaklıdan mal kaçırma amacıyla anneleri olan ...'a devrettiklerinin tespit edildiğini, bu devrin muvazaalı bir devir olması nedeniyle 12.01.2012 tarihinde yapılan haciz işleminde hukuka aykırılık bulunmadığını gerekçesi ile davanın reddini savunmuştur. Karşı davada davacı kurum vekili; müvekkili kurumun davalı ... Tem. Hizm. A.Ş'den kesinleşen vergi borcu kapsamında alacaklı olduğunu, borçlu şirketin gerekli ödemeyi yapmaması üzerine şirket temsilcisi ... aleyhine takibe geçildiğini, bu takip sırasında ...'ın sahibi olduğu Kağıthane Merkez Mahallesi 6923 ada 1 parselde bulunan gayrimenkuldeki 3/8 hissesini annesi olan diğer davalıya mal kaçırmak amacıyla devrettiğinin belirlendiğini beyan ederek davalılar arasında yapılan taşınmaz hisse devrine ilişkin tasarrufun 6183 sayılı Yasa'nın 24 ve devamı madde hükümleri uyarınca iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Karşı davada davalı davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. İlk derece mahkemesince; iddia, savunma, toplanan deliller, İstanbul 6. Vergi Mahkemesine ait dava dosyası ile tüm dosya kapsamı gözetilerek; davacı/karşı davalı ...'a ait dava konusu taşınmaz üzerine İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığınca gerçekleştirilen haciz işlemi neticesinde konulan haczin, ... tarafından İstanbul 6. Vergi Mahkemesinde açılan dava sonucunda verilen 01.07.2014 gün ve 2014/338 E., 2014/1381 K.sayılı ilamı ile kaldırıldığı ve dava konusu haciz işleminin iptaline karar verildiği, bu kararın Danıştay denetiminden geçmek suretiyle kesinleştiği, bu durumda davacı ...'ın açtığı asıl davaya bakma görevinin adli yargının görevinde bulunmadığını, birleşen davadaki tasarrufun iptali davasında da dava tarihinin 04.11.2013, iptali istenen tasarruf tarihinin de 05.06.2008 olduğu gözetildiğinde 6183 sayılı Yasa'nın 26. maddesi hükmü uyarınca tasarruf tarihinden 5 yıl geçtikten sonra dava açılamayacağından, birleşen davanın da süre yönünden reddi gerektiği gerekçesi ile asıl davanın görev nedeniyle usulden reddine, karşı davanın süre yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davacı-karşı davalı ... ile davalı-karşı davacı ... vekili tarafından istinaf edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince taraflar vekillerinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı reddine karar verilmiş, istinaf mahkemesi kararına karşı davalı-karşı davacı ... vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur. Dava dilekçesindeki ileri sürüşe ve yargılama sırasındaki sözlü ve yazılı açıklamalara göre davanın TBK’nın 19.maddesinde tanımını bulan muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal davası olduğu anlaşılmaktadır. HMK'nin 33. maddesine göre Hakim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme Hakime aittir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hakim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur. Yüzeysel bakıldığında iptal davaları ile muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de bu benzerlik her iki davanın güttüğü amaçtan öte gitmemektedir. 6183 sayılı Kanunun 24.maddesi ile paralel olan İİK'nin 277. maddesinde sözü edilen iptal davaları borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılırken, muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tespit ettirmeyi amaçlar. Kural olarak muvazaa nedeniyle hakları ihlal olunan ve zarar gören 3. kişiler tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. 3. kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesinin önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapılması gerekir. Davalı-karşı davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamaktır. Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek yoktur. Çünkü yukarıda açıklandığı gibi İİK 277 ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkan verdiği tasarruflardır. Muvazaaya dayalı iptal davasında ise davacı muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürmektedir. İİK 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere, muvazaaya dayanarak dava açmasına engel değildir. Davacının iddiasını kanıtlaması halinde ise iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK 283/1,2 maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekecektir. Somut olayda ilk derece mahkemesince; 6183 sayılı kanuna dayanılarak açılan tasarrufun iptali isteğine ilişkin birleşen dava tarihinin 04.11.2013 olduğu ve iptal isteğine konu tasarruf tarihinin de 05.06.2008 bulunduğu gözetildiğinde 6183 sayılı kanunun 26.maddesi hükmü uyarınca, tasarrufun iptali davasının hak düşürücü sürenin geçirilmiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı-karşı davalı vekili ile davacı-karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; tasarrufun iptali davasının hak düşürücü sürenin geçirilmiş olması nedeniyle reddedilmiş olmasında bir isabetlik bulunmadığı gerekçesi ile istinaf isteminin ayrı ayrı esastan reddine karar verilmişse de; varılan sonuç dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düşmemektedir. Şu durumda; davalı-karşı davacının vergi borcundan kaynaklanan alacağı olduğu ve bu alacağın tahsili için takibe geçildiği ve takibin semeresiz kaldığı, vergi borcu olan şirketin ortakları tarafından dava konusu edilen taşınmazın 05.06.2008 tarihinde davacı-karşı davalı anneleri adına satış yoluyla tescilinin yapıldığı, bu hali ile vergi borçluları tarafından dava konusu taşınmazın elden çıkarıldığı sabittir. Bu halde mahkemece işin esasına girilerek dava konusu 1 nolu bağımsız bölümün 05.06.2008 tarihinde dava dışı vergi borçluları tarafından davacı-karşı davalı Aynur Kolbaş’a satıldığı anlaşıldığından, bu satışı yönünden BK'nun 19.maddesindeki muvazaa olgusunun araştırılarak, bu olgunun isbatı halinde karşı davanın davanın kabulü ile borçlular adına tesciline gerek olmadan davalı-karşı davacıya haciz ve satış isteme yetkisi verilmesine, aksi halde davanın reddine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK 373/1. maddesi gereğince kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının HMK 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine 29.12.2022 tarihinde Başkan ...'ın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Asıl davacı karşı davalı ..., 26.09.2013 tarihli dilekçe ile adına kayıtlı Kağıthane Merkez Mahallesi 6923 ada 1 parselde bulunan gayrimenkuldeki hissesi üzerine kamu borçlusu ... Hizmetleri A.Ş.‘nin vergi borcundan dolayı 12.01.2012 tarihinde konulan haczin kaldırılması talebi ile dava açmıştır. Açılan dava 6183 sayılı Yasa’nın 66 ve devamı maddelerine göre açılmış bir istihkak davasıdır. Ancak yargılama sırasında bu haciz idare mahkemesi kararı ile kaldırıldığından davanın konusu kalmamış, asıl davacı-karşı davalı ...'ın temyize gelmemiş olması nedeni ile bu dava ile ilgili değerlendirme yapılması gerekli görülmemiştir. Asıl davalı-karşı davacı Vergi Dairesi 04.11.2013 tarihinde asıl davaya karşı dava olarak 6183 sayılı Yasa’nın 24 ve devamı maddelerine dayalı olarak, kamu borçlusu şirketin temsilcisi ... alayhine takibe geçildiğini, anılan borçlunun mal kaçırma amacı ile asıl davanın konusu olan Kağıthane Merkez Mahallesi 6923 ada 1 parselde bulunan gayrimenkuldeki 3/8 hissesini davacı-karşı davalı annesi ...’a 05.06.2008 tarihinde devredildiğini belirterek, bu tasarrufun iptali ile tapu kaydının eski hale iadesini talep etmiştir. İİK’nun 97.maddesinin 17.bendinde istihkak davalarına karşı dava olarak aciz belgesi aranmadan açılan tasarrufun iptali davası düzenlenmiş olmasına rağmen, buna paralel bir düzenleme 6183 sayılı Yasa’da bulunmamakla birlikte, aynı amaçla karşı dava olarak tasarrufun iptali davası açılmasını engelleyen bir düzenleme de mevcut değildir. Dava dilekçesindeki açıklamalar ve yargılama boyunca verilen dilekçelerde bu davanın 6183 sayılı Yasa’nın 24 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali davası olduğu açık ve net bir şekilde ortaya konulmuştur. Dava dilekçesinde ve açıklamalarda BK’nun 19.maddesine dayalı bir dava olduğu yönünde bir açıklama da bulunmamaktadır. İİK’nun 280/1.maddesine paralel düzenleme 6183 sayılı Yasa’nın 30.maddesinde yer almaktadır. Madde başlıkları "Zarar verme kastından dolayı iptal" ve "Kamu alacağınının tahsiline imkan bırakmamak maksadıyla yapılan tasarruf" olarak geçmekle birlikte uygulmada muvazaaya dayalı tasarrufun iptali olarak da ifade edilmektedir. Bu nedenle davalı -karşı davacı vergi idaresi dava dilekçesinin 2. sayfasının ilk paragrafında "Yapılan satış işlemi 6183 sayılı kanunun 24. ve 30. maddesi gereğince muvazaalı işlemler olarak tanımlanmaktadır.” şeklinde açıklamalara yer vermiştir. Bu ve benzeri açıklamalardan yola çıkılarak davanın BK’nun 19.maddesine dayalı olarak açıldığının kabulü mümkün değildir. HMK’nın 33. maddesine göre hukuki niteleme hakime ait olmakla birlikte, dava dilekçesindeki açıklamalar yeterli ve kuşku ile duraksamaya imkan bırakmadığı hallerde zorlama yorumla, HMK’nın 26. maddesindeki talepten fazlaya hükmedilmemesi gerektiği kuralını ihlal edecek bir yoruma da cevaz verilmemelidir. Bu halde, açılan karşı davanın 6183 sayılı Yasa’nın 24 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davası olduğu, tasarruf 05.06.2008 tarihinde gerçekleşmesine rağmen davanın anılan yasanın 26. maddesinde belirtilen 5 yıllık süreden sonra 04.11.2013 tarihinde açıldığı davanın hak düşürücü süreden reddinde bir isabetsizlik bulunmadığı kanaati ile aksi yöndeki çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/13863, K. 2022/18085, T. 29.12.2022, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2022-13863-e-2022-18085-k-d288acc902c5