Yargıtay · 4. Ceza Dairesi

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2024/7727 E. 2026/7339 K. – Cumhurbaşkanına

Konu: Cumhurbaşkanına Hakaret

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Ceza Dairesi
Esas No
2024/7727
Karar No
2026/7339
Karar Tarihi
Konu
Cumhurbaşkanına Hakaret

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/72 E. 2024/545 K. SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret HÜKÜM : Esastan ret TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde yapıldığı, temyiz dilekçesinde temyiz sebebine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince verilen mahkumiyet hükmüne yönelik olarak Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanığın temyiz istemi özetle; atılı suçu işlemediğine, suçun unsurlarının oluşmadığına beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir. III. GEREKÇE Sanığın belirttiği hukuka aykırılık nedenleri ve 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri de gözetilerek maddi ceza hukukuna ilişkin sair yönlerden yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa'nın 26. maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur. Türkiye'nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır. Nitekim Anayasa'nın 26. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürlüğü, aynı maddenin 2. fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasanın 13. maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz. Açıklamalar ışığında, somut olayda; sanığın eyleminin siyasi ve ağır eleştiri niteliğinde olduğu dolayısıyla Cumhurbaşkanına hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı düşünülmeden, sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi, Hukuka aykırı bulunmuştur. IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Tunceli 1. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.04.2026 tarihinde karar verildi.

(Muhalif)

KARŞI OY Yerel Mahkemece sanığın 02.11.2016 tarihli paylaşımının içeriğinde çift başlı yılan bulunduğu, yılanın başının birinde ... terör örgütü elebaşının, diğerinde ise Cumhurbaşkanının fotoğraflarının bulunduğu, buna ilaveten paylaşımın başlığında "çok doğru" değerlendirmesi yapılmak suretiyle Cumhurbaşkanına hakaret suçunu işlediği kabul edilerek cezalandırılmasına karar verilmiş, kurulan hükme yönelik istinaf başvurusu, Bölge Adliye Mahkemesince reddedilmiştir. Sanığın atılı suçu işlemediğini ve unsurlarının oluşmadığını ileri sürerek süresinde hükmü etmesi etmesi üzerine Dairemizce değerlendirilmiş; sayın çoğunluk tarafından özetle "Sanığın eyleminin siyasi ağır eleştiri niteliğinde olduğu dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı" gerekçesiyle mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar verilmiştir. Kanaatimizce sanığın eylemi Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturduğundan anılan bozma nedenleri yerinde değildir ve hükmün onanması gerekirdi. Şöyle ki; Dosya içeriğine göre sanığın ileri sürülen eylemi gerçekleştirdiği oluşa uygun olarak kabul edilmiştir. Cumhurbaşkanına hakaret suçu TCK'nın 299.maddesinde düzenlenmiş, ancak hakaretin tanımı 125.maddesinde yapılmıştır. Bu düzenlemeye göre hakaret; bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığını saldırmak olarak tanımlanmıştır. Yargıtay uygulamalarına göre bir eylemin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişmektedir. Kişilere yönelik yönelik ağır eleştiri ve veya rahatsız edici sözlerin hakret suçu olarak değerlendirilmemesi gerekmektedir. Söz ve diğer davranışların hakaret suçunu oluşturabilmesi için açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek ağırlıkta somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir. Anayasa’nın Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" kenar başlıklı 26. maddesi; "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar... Bu hürriyetlerin kullanılması,... başkalarının şöhret veya haklarının,... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir… Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir." hükmünü, Anayasa’nın 13. Maddesi ise; "Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmünü içermektedir. Anılan düzenlemelere, öğreti ve yargısal uygulamalara göre ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil, incitici, şoke edici yada endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Anayasa Mahkemesi pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya ve hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul etmiştir. Bu özgürlük, kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve gerçekleştirme konusunda başkalarını ikna etme çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesiyle olanaklıdır, demokrasinin işleyişi içinde yaşamsal önemdedir. Bu düzenlemelere nazaran Devletin düşünce açıklamasını yaptırıma tabi tutmama gibi negatif, etkili şekilde korum gibi de pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu hak, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişimi için ana temeli oluşturmaktadır. İfade özgürlüğünü sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için ise amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Ancak her hak gibi bu hak da sınırsız değildir. Bireylerin şeref ve itibarı, özel ve aile hayatı Anayasanını 17.madesiyle korunan manevi varlık kapsamındadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek zorundadır. Yasalarımıza göre bu eylemler ceza hukukunda hakaret suçu olarak düzenlenmiş, özel hukukta ise tazminatı gerektiren haksız fiil sayılmıştır Yasal düzenlemelere ve Ceza Genel Kurulunun karalarına göre, iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır. Yine Anayasa Mahkemesi karalarında ifade özgürlüğünün meşru bir amaç için, yasayla, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak (bunun için zorlayıcı sosyal ihtiyaç gerekir), ölçülü olacak ve özüne dokunmayacak şekilde ( ifadenin türü, şekli, içeriği, açıklandığı zaman ve sınırlama sebeplerinin niteliğine bakılarak bu kriter test edilmektedir) sınırlandırılabileceği ifade edilmektedir. Bozma kararında yer verilen siyasi eleştiri hakkı ifade özgürlüğünün önemli bin unsurudur. Yasal düzenlemeye ve Yargıtay uygulamalarına göre her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunludur. Ancak demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de kaynağını Anayasadan alan düşünceyi açıklama özgürlüğünün sonucudur. Bu nedenle eleştirinin sert bir üslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu olduğu için hakaret suçuna vücut vermez ise de, eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadelerin kullanılmaması, düşünceyi açıklama ve eleştiri sınırları içinde kalınması gerekmektedir. Burada ifade özgürülüğü ve bireyin şeref ve itibarının korunması çatışmakta, Devletin bunlar arasında denge kurması gerekmektedir. Bu dengeleme yapılırken şu nokta çok önemlidir. Şöhret ve itibarı korunan kişi siyasetçi, kamu gücü kullanan veya topluma mal olmuş kişi ise bu koruma daha esnek olacak, sade vatandaş ise üst düzeyde yapılacaktır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanığın paylaşımı bütün olarak değerlendirildiğinde Cumhurbaşkanını yılana benzettiği ve ... terör örgütü elebaşı ile eşit gösterme çabasına girdiği anlaşılmaktadır. Paylaşımın bu içeriği dikkate alındığından siyasi eleştiri veya kaba söz olarak kabulü mümkün değildir. Yargılamaya konu paylaşımın içeriği, yeri, zamanı ve söylenme nedeni dikkate alındığında görüş açıklaması niteliğinde sayılamayacağı, eylem gerçekleştirilirken herhangi bir eleştiri konusuna da yer verilmediği, açıklanan bir düşüncenin olmadığı, doğrudan saygınlığına zarar verme amacıyla söylendiği, dolayısıyla eylem sonucu katılanın onur, şeref ve saygınlığı rencide edilerek Cumhurbaşkanına hakaret suçunun unsurlarıyla oluştuğu kanaatine vardığımdan, sayın çoğunluğun hükmün bozulması yönündeki düşüncesine iştirak etmek mümkün olmamıştır.

Atıf: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2024/7727, K. 2026/7339, T. 21.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-ceza-dairesi-2024-7727-e-2026-7339-k-eff02f1aafc3