Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2026/259 E. 2026/4084 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/259
Karar No
2026/4084
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/648 E., 2025/1553 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 2. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2022/924 E., 2023/731 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkili ile davalı şirket arasında imzalanan 18.03.2022 tarihli harici taşınmaz satış sözleşmesiyle, davalının mülkiyetindeki taşınmazın 850.000,00 TL bedel karşılığında müvekkiline satılmasının kararlaştırıldığını, anlaşma üzerine müvekkilinin davalı şirket yetkilisi ... hesabına 10.000,00 TL kaparo yatırdığını ve satış için 120.000,00 TL kredi çektiğini, daha sonra davalı şirket yetkilisinin anlaşmadan vazgeçerek evin satışı için daha yüksek bir bedel talep ettiğini, bunun üzerine tarafların tekrar bir araya gelerek 30.03.2022 tarihli gayrimenkul satış sözleşmesini imzaladığını, bu sözleşme uyarınca aynı taşınmazın 900.000,00 TL karşılığında müvekkiline satılacağının kararlaştırıldığını, sözleşmenin 3/B maddesi ile satıcının sözleşmenin imzalanmasından sonra taşınmazı satmaktan vazgeçmesi halinde satışa mahsuben aldığı kaparo bedelini alıcıya geri vermeyi ve alıcıya 250.000,00 TL tutarında ceza bedeli ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, davalı tarafın yine bir gerekçe göstermeden evin satışından vazgeçtiğini, müvekkilinin sözleşmenin yerine getirilmemesinden kaynaklanan menfi zararlarının talep etme hakkı bulunduğunu, sözleşmenin kurulması ve devamı aşamalarında yapmış olduğu seyahat masraflarının, sözleşmenin yerine getirileceği inancıyla çektiği 120.000,00 TL bedelli krediden kaynaklanan zararlarının, sözleşmenin geçerliliğine inanarak başka sözleşme yapma fırsatını kaçırmasından kaynaklanan zararlar nedeniyle şimdilik 1.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; yargılama sırasında ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 176.824,46 TL'ye artırmıştır. II. CEVAP Davalı vekili; taraflar arasında resmi şekilde düzenlenmiş geçerli bir sözleşme bulunmadığını, sözleşme kapsamında davacının sadece 10.000,00 TL tutarında kapora bedelini yatırdığını, bu bedelinde davalı tarafından davacıya iade edildiğini, davacının menfi zararı talep edemeyeceğini, sözleşmeye aykırı davranış nedeniyle manevi borcunun doğması için taraflar arasında geçerli bir sözleşme bulunması, borçlunun sözleşmeye aykırı davranması ve bu yüzden alacaklının kişilik haklarında ihlalin gerçekleşmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasında kurulan son sözleşme kapsamında dava konusu daire bedelinin 900.000,00 TL olarak belirlendiği, davacı yanca ödenen kaparo davacıya iade edilmiş ise de, davacının dava konusu daireyi alamamasında ve davalının satıştan vazgeçmesinde haklı bir neden bulunmamakla birlikte, davacının sözleşme konusu malı alamayıp başka kişiden alma olasılığı kapsamında, o kişiye yapılacağı varsayılan ödeme ile sözleşmenin hükümsüzlüğü nedeniyle aynı malı almak için ödemek zorunda kalacağı tutar arasındaki farkın menfi zarar kalemini oluşturacağı ve bilirkişi heyetince yapılan hesaplamada, dava konusu dairenin sözleşmede belirlenen satış fiyatı (900.000,00 TL) ile ihtarname tarihinde sözleşmenin fesholunduğunun kabulü ile bu tarihteki fiyatı (1.255.000,00) arasındaki farkın talep edilebileceği, davacının ne amaçla yapıldığı sabit olmayan seyahat giderlerini ise talep edemeyeceği, kaldı ki şehir dışındaki işlemlerini vekalet vermek sureti ile de halledebileceği, manevi tazminat talebi yönünden ise; taraflar arasındaki uyuşmazlığın sözleşmeye aykırılıktan ibaret olduğu, herhangi bir şekilde bedensel bütünlüğün zedelenmesi veya kişilik haklarının zedelenmesinin söz konusu olmadığı gerekçesiyle; davanın kısmen kabulü ile 173.500,00 TL'nin ihtar tarihi olan 19.08.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiş; karara karşı, taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; gayrımenkul satış sözleşmesinin resmi şekil şartına tabi olduğu, dosya kapsamındaki sözleşmelerin geçerli sözleşme mahiyetinde olmadığı, bu nedenle tarafların sadece aldığını iade etmekle yükümlü olduğu, davacının geçersiz sözleşmeye dayanak başka talepte bulunmayacağı, manevi tazminat talebi yönünden davalı lehine vekalet ücreti hükmedilmesi gerektiği, Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilip, kabul ve ret oranı kapsamında vekalet ücreti ve yargılama giderlerine hükmedildiğini görülmüş ise de, davanın zorunlu arabuluculuğa tabi bir dava olduğu, arabuluculuk görüşme tutanağında toplantıya katılmadığının tespitinin yapıldığı, 07.11.2024 tarihli ve 7531 sayılı Kanunun 25. maddesinde 6325 sayılı Kanunun 18/A maddesi kapsamında davalının, davacının ödemekle yükümlü olduğu yargı giderlerinin yarısından sorumlu tutulması ve lehine tarifeye göre belirlenen vekalet ücretinin yarısına hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın düzeltilerek davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; sözleşmenin geçersizliğine karar verilmesi halinde menfi zararların kabulü gerektiğini, sözleşmeye duyulan güven ilkesi gereğince davalının sorumlu olduğunu, sözleşmedeki usul eksikliğinin müvekkilinin yaşadığı mağduriyeti ve manevi zararı ortadan kaldırmadığını, yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden verilen hükmün "sürpriz karar yasağı" kuralına aykırı olduğunu, karşı taraf lehine yarı oranda vekalet ücretine hükmedildiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, resmi şekilde yapılmayan taşınmaz satışına ilişkin sözleşmeden kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) “Dürüst davranma” başlıklı 2. maddesinde; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmüne yer verilmiştir. Anılan Kanun maddesinde hakların dürüstlük kuralına uygun kullanılması gerektiği ifadesinin ardından, hakların açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı belirtilmiştir. Bu ifade şeklinden yola çıkarak bir hakkın kullanılmasında dürüstlük kuralına uyulmamasının müeyyidesinin, bu hakkın açıkça kötüye kullanılmış sayılması ve hukuken korunmaması olduğu kabul edilebilir (Dural, Sarı, s. 225). Hakkın kötüye kullanılması yasağı hakların yasalarda ve sözleşmede öngörülen şekilde kullanılmasından doğabilece adaletsizlikleri önlemek amacına yöneliktir. Bu durumda hak sahibi bu hakkı kullanmakla istediği amaca ulaşamayacaktır. Hakkın kötüye kullanılması yasağının en geniş uygulama alanı bulduğu hâllerden birisi, geçerlilik şekline bağlı bir hukuksal işlemde bu şekle uyulmamış olması nedeniyle şekle aykırılık iddiasının ileri sürülmesidir. Şekle aykırılık hukuksal işlemin geçersizliği sonucuna doğursa da bu geçersizliği ileri sürme hak kötüye kullanıldığında dinlenmeyecek ve hukuksal işlem geçerli bir hukuksal işlemin bütün hüküm ve sonuçlarını doğuracaktır (Ahmet M. Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 24. Bası, Ankara, 2020, s. 210, 213). Geçersiz olan sözleşmeden doğan edimini diğer tarafa güvenerek ifa eden tarafın, sözleşmenin yerine getirilmemesi nedeniyle yapmış olduğu masrafları talep edebileceğinin kabulü gerekir. Bir tarafın sözleşme yapma vaadi ile güven telkin etmesi üzerine, sözleşmeye uyulacağına ve edimlerin yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin, geçerlilik koşullarını sağlamaması nedeniyle hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması nedeniyle, yapılan masrafları sözleşmeyi yerine getirmeyen tarafın karşılaması esastır. Aksi halin kabulü, eş söyleyişle sözleşmenin geçersizliğini bilerek imzalayan davalı tarafın daha sonra bu geçersizliğe dayanan savunmasına itibar edilmesi, dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacaktır. Nitekim bu hususa, Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 08.12.2011 tarihli ve 2011/11238 E., 2011/18434 K., Dairemizin 24.03.2011 tarihli ve 2010/22337 E., 2011/4844 K., 25.02.2013 tarihli ve 2012/19212 E., 2013/2919 K. sayılı ilamlarında da yer verilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 33. maddesi gereği hâkim, Türk hukukunu resen uygular. Diğer bir ifadeyle, vakıaları ileri sürmek davanın taraflarına, hukuki nitelendirmeyi yapmak hakime aittir. Yukarıda açıklanan bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında imzalanan 30.03.2022 tarihli sözleşmenin noterde düzenleme şeklinde tanzim edilmediğinden geçersiz olması nedeniyle, davacının sözleşmeye güvenerek yaptığı mutad yol gideri ile ispatlayabildiği ihtarname masrafı ve kredisine başvurusu nedeniyle ödemek zorunda kaldığı dosya masrafını talep edebileceği kabul edilmelidir. Şu durumda, Bölge Adliye Mahkemesince; davacının yalnızca davalı akidine güvenmesinden yani şekle riayet edilmemesine rağmen sözleşmeyi rızaen ifa edeceğini zannetmesinden doğan (davacı tarafın kendisine iade edilen kapora bedeli dışında kalan) yol masrafı, kredi başvurusu nedeniyle ödemek zorunda kaldığı dosya masrafı ve ihtarname masrafının bilirkişi marifetiyle belirlenmesine ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, geçersiz sözleşme nedeniyle tazminat talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddi yönünde yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2026/259, K. 2026/4084, T. 24.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-3-hukuk-dairesi-2026-259-e-2026-4084-k-cfe8c896d23f