Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/5493 E. 2026/1976 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/5493
- Karar No
- 2026/1976
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1693 E., 2025/2032 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 9. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2024/273 E., 2025/349 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili; müvekkili ...'in davalı şirkete ait hastanede dünyaya geldiğini ve doğum sonrası rutin kontrollerinin de burada yapılıp faktör (V) eksikliği tanısı konularak tedavisine başlandığını, çocuğun 09.11.2016 tarihinde tekrar rahatsızlanması üzerine davalı hastaneye giderek tetkik ve tahliller yaptırdıklarını, diğer davalı doktorun tahlil sonuçlarını inceledikten sonra müvekkillerine diğer müvekkili çocukta anne karnındaki titreşime bağlı olarak gaz sıkışması olabileceği ve iki saat arabayla dolaştırılması halinde rahatsızlığın geçeceğini bildirdiğini, bunun üzerine müvekkillerinin diğer müvekkili çocuğu arabayla dolaştırdıktan sonra eve gittiklerini, aynı gün çocuğun tekrar kusmaya başlaması üzerine dava dışı ... Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürdüklerini, yolda müvekkili çocuğun sol tarafının tutmadığını ve bilincinin kapalı olduğunu farkettiklerini, dava dışı hastanesinde yapılan tetkikler sonucu müvekkili çocuğun beyin kanaması geçirdiğinin tespit edildiğini ve acil ameliyata alındığını, ameliyat sonrası çocuğun 2,5 ay kadar hastanede yatılı olarak tedavi gördüğünü ve halen de tedavisinin devam ettiğini, müvekkili çocuğun evvelce 17.10.2016 tarihinde davalı hastaneye götürüldüğünü ve davalı doktor tarafından tetkiklere göre tedavi edilmeden gönderildiğini, 09.11.2016 tarihindeki kontorlünde davalı doktorun teşhiste hatasından dolayı müvekkili çocuğa erken müdahalede bulunulamadığını, müdahalede gecikmiş olunması nedeniyle müvekkili çocuğun sakat kaldığını ve vücut fonsiyon kaybı oranının %71 olduğunu, çocuğun henüz iki aylık iken sakat kalması nedeniyle kazanç kaybı yaşayacağını, bu nedenle müvekkillerinin elem, keder ve ızdırap yaşadıklarını, müvekkillerince İstanbul Tabip Odasına davalı doktoron kimlik numarası ve adresinin bildirilmesi için başvuruları sonucunda kaydının bulunmadığının bildirildiğini, davalı doktor aleyhine şikayetleri sonucu başlayan Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/30519 soruşturma sayılı dosyasının halen devam ettiğini ileri sürek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik müvekkili çocuk yönünden 1.000,00 TL maddi ve 300.000,00 TL manevi, diğer müvekkilleri yönünden ayrı ayrı 1.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili; müvekkillerinin davacı çocuğun sağlığına kavuşması için yapılması gereken her türlü müdahaleyi yaptığını, dava dilekçesinde iddia edilenin aksine müvekkil hastane ve çalışanlarının üzerine düşen tüm yükümlülüğü yerine getirdiğini, herhangi bir kusur ya da ihmal içeren bir davranışları bulunmadığını, davanın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1. İlk Derece Mahkemesinin 12.10.2021 tarihli kararıyla; dava konusu olaya dair Bakırköy 31. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.12.2020 tarihli ve 2019/227 E., 2020/553 K. sayılı kararıyla davalı doktorun kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle beraatine dair verilen kararın kesinleştiği, bu dosya kapsamında alınan Adli Tıp Kurumu (ATK) raporunda; davalı doktorun kusurunun bulunmadığının belirtildiği, böylece davalıların herhangi bir kusurunun bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. 2. Bölge Adliye Mahkemesinin 18.04.2024 tarihli kararıyla; hükme esas alınan raporda sadece davalı doktorun kusur değerlendirilmesi yapıldığını, davacı çocuğa uygulanan müdahalenin zamanında olup olmadığı ve doğru tıbbi tedavi yapılıp yapılmadığı, müdahale sonrası oluşan arazlar sonucunda süresinde müdahale edilip edilmediği, meydana gelen sakatlanmayla davalı hastane ve diğer davalı doktorun ilgisi olup olmadığı varsa kusurlarının bulunup bulunulmadığı hususunda yeterli açıklama yapılmadığı, özen yükümlülüğü hususunda her hangi bir değerlendirme yapılmadığından raporun hüküm kurmaya elverişli olmadığı, Üniversitelerin ana bilim dallarından seçilecek aralarında dava konusu olayda rapor düzenlemeye ehil ve donanımlı uzman doktorlardan oluşturulacak bir bilirkişi kuruluna dosya tevdi edilerek denetime ve hüküm kurmaya elverişli rapor alınarak sonucuna uygun karar verilmesi gerektiği, hukuk hakiminin ceza mahkemesince yapılan kusurun takdiri ve zarar miktarının tayini kararıyla bağlı olmadığı, Mahkemece davalıların ihmal sorumluğunun irdelenmemesinin hatalı olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 3. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; kaldırma kararının ardından alınan denetime elverişli, ayrıntılı ve gerekçeli bilirkişi raporunda; davacı ...'in engellilik nedeninin faktör V eksikliğine bağlı intrakranial kanama olduğu, beyin kanaması geçirdiği 09.11.2016 tarihinde huzursuzluk ve kusma nedeni ile gittiği muayanede, tam idrar tetkik ve abdomen ultrasonu yapıldığı ve aynı tetkiklerin olaydan 23 gün önce 17.10.2016 tarihinde de yapıldığı, huzursuzluk ve kusura şikâyeti ile gelen hastada yapılması gereken ilk tetkikler doğru şekilde planlandığı, aynı tarihte dava dışı ... Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çekilen beyin tomografisinde tespit edilen kanamanın, davalı hastaneye başvurusu sırasında olduğu belirtilen huzursuzluk ve kusma şikâyeclerinin yanında nörolojik bulgular (kol ve/veya bacakta kuvvetsizlik, bilinç etkilenmesi gibi) ile ortaya çıkması gerektiği, dual patolojiler birbirinden bağımsız olarak mide ve bağırsak patolojisi ile henüz belirti vermemiş olmasına karşın beyin dokusu içinde yerleşmiş ve ileride kanamaya neden olabilecek lezyonun varlığı (Kavermoma, okult AVM gibi) de göz önünde bulundurulması gerektiği, bu boyutta büyük bir kanamanın hızlı bir şekilde gelişeceği göz önüne alındığında, davalı ...'in beyin kanamasının iki hastaneye başvuru arasında gelişmiş olmasının mümkün olabileceği kanaatinin bildirildiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; kaldırma kararına uygun şekilde Üniversite öğretim üyelerinden alınan bilirkişi raporunda, kanamanın hızlı bir şekilde gelişebileceği ve iki hastaneye başvuru arasında gelişmiş olmasının mümkün bulunduğunu bildirildiği, ceza yargılaması sırasında alınan rapor ile benzer şekilde davalı doktor tarafından yapılan tedavi işlemlerinin tıp kurallarına uygun olduğunun tespit edildiği, meydana gelen neticede davalı doktorun ve diğer davalı hastanenin kusurunun bulunmadığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacılar vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili; bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya elverişli olmadığını, Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararında belirtilen eksikliklerin giderilmediğini, dava hastaneye ilk başvurduğu anda yapılan muayene ve tetkiklerin tıp kurallarına uygun olup olmadığı, hangi testlerin yapıldığı ve yapılması gereken bir tetkik varsa bunun eksik bırakılıp bırakılmadığı, ilk muayene ile daha sonra çekilen beyin tomografisi arasında geçen sürenin, kanamanın gelişim hızını ve seyrini nasıl etkilediği, faktör V eksikliğinin kendi başına bu kanamayı oluşturma ihtimali ve olayda görülen tablonun temel sebebinin bu olup olmadığı, davalı doktor ya da hastane tarafından geç kalınmış veya eksik bir müdahale varsa bunun yaşanılan nörolojik probleme ne ölçüde etki ettiği ve zararın ne kadarının bu eksiklikten kaynaklandığı, zamanında uygulanması gereken farklı bir tedavi ya da yöntem bulunsa, bunun sonucu değiştirip değiştirmeyeceğinin açıklığı kavuşturulmadığını, davalı hastanenin baş ağrısı ve kusma şikayetiyle giden müvekkili küçüğün ilk başvurusunda sadece gastrointestinal sistem odaklı değerlendirme yaptığını, nörolojik açıdan değerlendirme yapmadığını, kanamanın ve diğer semptomların ilk başvuru sırasında başlamış olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu, bu nedenle beyin tomografisi ve MR çekilmemesinin tıbbi hata olduğunu, farklı iki tarihte aynı şikayetlerle davalı hastaneye başvurulmasına rağmen müvekkili küçüğe ileri tetkikler yapılmadan taburcu edildiğini, hükme esas alınan raporlarda buna yönelik kusur değerlendirmesi yapılmadığını, davalı hastanede müvekkili küçüğe yapılan tetkikler ile aynı gün şikayetlerin devam etmesi üzerine götürüldüğü dava dışı hastanede yapılan tetkiklerle arasında belirgin bir fark olduğu, dava dışı hastanede hem ayrıntılı bir fiziksel muayene yapılmış hem de transfontanel serebral ultrasonografi ve kranial bilgisayarlı tomografi (BT) gibi beyinle ilgili hayati görüntüleme tetkiklerinin uygulandığını, bu kapsamlı değerlendirme sonucunda beyin kanaması geçirdiğinin tespit edildiğini ve acil tedavi sürecinin başlatıldığını, davalı hastanede diğer davalı doktor tarafından gerekli özen gösterilmiş olsaydı bu kritik tetkiklerin zamanında uygulanacak, tanı konulacak ve tedavisine gecikmeksizin başlanabileceğini, davalı doktorun ihmali nedeniyle tanının geciktiğini ve bu gecikme sonucunda müvekkili küçüğün kalıcı olarak engelli hale geldiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davalı özel sağlık kuruluşu ile davalı doktorun vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davrandığı iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Temyiz edilen kararda belirtilen gerekçeye ve özellikle ceza yargılamasında alınan ATK raporu ile işbu dosya kapsamında alınan üniversite öğretim görevlilerinden oluşan bilirkişi heyeti raporunun birbiriyle uyumlu, denetim ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, davalı doktor tarafından yapılan işlemlerin başvuru anındaki bulgulara ve tıp kurallarına uygun olduğu, meydana gelen neticede davalı doktor ve diğer davalı hastanenin kusurunun bulunmadığının anlaşılmasına göre, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.