Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/4281 E. 2026/2423 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/4281
- Karar No
- 2026/2423
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 57. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2015 E., 2025/1284 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 4. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2019/130 E., 2022/1120 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin 01.08.2011 tarihli ve ... yevmiye numaralı vekaletname ve 02.08.2011 tarihli avukatlık ücret sözleşmesi uyarınca davalı ...'e vekaleten İstanbul Anadolu 19. Aile Mahkemesinin 20113/31 E. sayılı boşanma davasını açtığını, ancak davalının müvekkiline haber vermeksizin davaya feragat dilekçesi verdiğini, müvekkilinin davalı ... adına mal paylaşımından kaynaklanan alacak davası ve beş farklı soruşturma dosyası ile üç ayrı ceza davasını layıkıyla takip ettiğini, davalar ve soruşturmalar devam ederken davalı ... ve eşi diğer davalı ...'in neredeyse sonuçlanmak üzere olan boşanma ve mal paylaşımı davalarında sulh ile sonlanmasına karar verdiklerini ve bu durumun müvekkiline bildirildiğini, müvekkili ile davalı ... vekili bir araya gelerek boşanma protokolü taslağı ile mal paylaşımı ve boşanma davasını sonlandırmaya yönelik sulh anlaşması taslağı hazırlanarak taraf vekillerince imzalandığını, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun (1136 sayılı Kanun) 165. maddesi gereğince davalı ... ve ...in müteselsil borçlu olduğunu, müvekkilinin davalıların çocukları diğer davalılar ... ile ...'ın da sözlü anlaşma gereği düzenlenen vekaletnameler ile vekilliklerini üstlendiğini, müvekkilinin takip ettiği hukuk davalarında davalı asillerin müvekkilinden habersiz davalarından ve taleplerinden vazgeçtiklerini, davalıların amacının müvekkilinin yasal ve ücret sözleşmesi ile ödenmesi gereken vekalet ücretini ödemekten kaçmak olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak ve belirsiz alacak davası olarak, hukuk davaları yönünden; 110.000,00 TL avukatlık ücretinin feragat tarihi olan 20.03.2013'ten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ... ve ...'den müştereken ve müteselsilen tahsiline, soruşturma ve ceza davaları yönünden; 15.000,00 TL avukatlık ücretinin feragat tarihi olan 20.03.2013'ten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ..., ... ve ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsiline, karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili; davacı ile müvekkili ... arasında imzalanan ücret sözleşmesi gereği müvekkilinin davacıya bir borcunun bulunmadığını, davacının müvekkilini yanlış yönlendirdiğini, eksik bilgilendirme yaptığını, taslak protokole çekince koyduklarını ve müvekkili ... tarafından imzalanmadığından geçerli olmadığını, 1136 sayılı Kanunun 165. maddesinin müvekkili ... yönünden uygulanamayacağını, müvekkili ... dışındaki müvekkilleri yönünden davacılar vekilinin baroya bilgi verip vermediğinin araştırılmasını gerektiğini, müvekkilleri ... ve ...'ın davacıya vekaletname vermiş olmalarının aralarında sözlü akit kurulduğu anlamına gelemeyeceğini, müvekkillerinin davacının vekalet ücretini ödemekten kaçınma amacıyla hareket ettiği iddiasının gerçeği yansıtmadığını, müvekkilleri ... ve ...in evlilik birliğini devam ettirme kararı alarak bunu yazılı ve sözlü olarak davacıya bildirdiklerini savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı ile davalı ... arasında gereçli bir avukatlık ücret sözleşmesi bulunduğu, boşanma davasının feragatle sona ermiş olması nedeniyle davacının sözleşmede belirlenen 3.500,00 TL ücrete hak kazandığı, Kartal Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/28719, 2011/400 60... /2772 sayılı soruşturma dosyalarının takibinden dolayı ayrı ayrı 330,00 TL, anılan Başsavcılığın 2011/469 40... /19029 soruşturma sayılı dosyalarının takibinden dolayı ayrı ayrı 360,00 TL, Kartal 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/311 E. sayılı dosyasının ve Kartal 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/77 E. sayılı dosyasının takip edilmesi nedeniyle ayrı ayrı 1.320,00 TL, boşanma davasında karşı yan vekalet ücreti olarak 1.320,00 TL, mal rejimi davasında dava değerinin 100.000,00 TL olarak gösterildiği, 1136 sayılı Kanunun 164. maddesinin son fıkrası gereği dava başında feragat edilmesi nedeniyle takdiren %10 üzerinden yapılan hesapla davacının 10.000,00 TL ve bu davada karşı vekalet ücreti olarak 1.320,00 TL olmak üzere, davacının davalı ... yönünden toplam 20.490,00 TL vekalet ücretinden sorumlu olduğu, ancak 05.08.2021 tarihli makbuzla 2.000,00 TL vekalet ücreti ödemesi yapıldığı ve bunun mahsubunun gerektiği, davalı ...in boşanma ve mal rejimi davalarından feragat edilmiş olması nedeniyle ayrı ayrı 1.320,00 TL olmak üzere toplam 2.060,00 TL yönünden diğer davalı ... ile birlikte sorumlu olduğu, davalı ... yönünden; taraflar arasında sözleşme olmadığından tarife esas alınarak, Kartal Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/28719, 2011/400 60... /2772 sayılı soruşturma dosyalarının takibinden dolayı ayrı ayrı 330,00 TL, anılan Başsavcılığın 2011/469 40... /19029 soruşturma sayılı dosyalarının takibinden dolayı ayrı ayrı 360,00 TL, Kartal 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/311 E. sayılı dosyasının ve Kartal 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/77 E. sayılı dosyasının takip edilmesi nedeniyle ayrı ayrı 1.320,00 TL olmak üzere toplam 3.990,00 TL vekalet ücretine hak kazandığı, davalı ... yönünden; taraflar arasında sözleşme olmadığından tarife esas alınarak, Kartal Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/28719 soruşturma sayılı dosyasının takip edilmesi nedeniyle 330,00 TL ve İstanbul Anadolu 16. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/763 E. sayılı takip dosyasının takip edilmesi nedeniyle de 1.320,00 TL olmak üzere toplam 1.650,00 TL vekalet ücretine hak kazandığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile, 19.490,00 TL vekalet ücretinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalı ...'in sorumluluğu 2.640,00 TL ile sınırlı olmak kaydıyla, davalı ... ve ...'den tahsiline, 3.990,00 TL vekalet ücretinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'dan tahsiline, 1.650,00 TL vekalet ücretinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'dan tahsiline karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 02.08.2011 tarihinde davacı ile davalı ... arasında imzalanan avukatlık ücret sözleşmesinin geçerli olduğu, sözleşmenin konusunun 4320 sayılı Ailenin Korunmasına İlişkin Kanuna göre tedbir kararı almak ve çekişmeli boşanma davası ile tazminat olarak belirlendiği, karşı davanın ayrıca ücrete tabi olduğu ve ücretin taraflarca kararlaştırılacağının kabul edildiği, mal rejiminden kaynaklı davanın sözleşme kapsamında değerlendirilemeyeceği, İlk Derece Mahkemesince dört ayrı bilirkişiden rapor alındığı, taraf vekillerinin imzası bulunan Protokolün, 09.03.2013 tarihinde imzalanmış olduğu, davalı asillerin imzalarının yer almadığı ve Protokole, karşı taraf vekilince, “Yukarıda yazılan protokol prensip olarak kabul edilmiş olup, davacı tarafa imzalandıktan sonra davalı müvekkile sunulacaktır.” şeklinde çekince koyduğu, 19.03.2013 tarihinde, davacı vekile, davalı müvekkili tarafından, eşi ile barıştıkları, davadan feragat etmesi yönünde yazılı talimat verildiği ve 20.03.2013 tarihinde, asillerce, söz konusu boşanma ve mal paylaşımı dosyalarına, davadan feragat ettiklerine ilişkin beyanda bulundukları, davacı tarafça, her ne kadar müvekkilinin bu beyanından sonra, davalı eşi ile ayrı yaşadıklarını iddia etmiş ise de, nüfus kaydından, evlilik birliğinin feragatten sonra da devam ettiği, ancak tarafların yaklaşık 01.05.2014 tarihinde, yani yaklaşık 10 ay sonra boşandıkları, TAKBİS sorgulamasında, davacı tarafın iddia ettiği gibi, davalı ...'ya 11.06.2013 tarihinde satış yoluyla devredilen bir taşınmaz kaydına rastlanmadığı, bunun dışında, ispat yükü kendisinde olan davacı tarafça, müekkilinin vekalet ücretini ödemekten kaçınmak için davadan feragat ettiğine ilişkin söz konusu iddialarını ispata yönelik başkaca herhangi bir delil sunulmadığı, bu nedenle, avukatlık ücret sözleşme maddesi kapsamında maddi menfaat elde edilerek gerçekleşmiş bir sulhün sözkonusu olduğu yönündeki iddiasının, davacı tarafça ispatlanamadığı, sözleşme uyarınca, davacının, davalı müvekkilinin davadan feragatinin sözkonusu olduğu, davacı ve dava ... arasında imzalanan avukatlık ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmü incelendiğinde, davacının vekalet ücretinin tamamını (Emsal Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 27/09/2017 tarihli, ve 2016/9767 E. 2017/8676 K. sayılı kararı), yani, davacının, davalı ...'e vekaleten açmış olduğu boşanma ve tedbir talepli dava için 3.500,00 TL akdi vekalet ücreti talep edebileceği, davacı ve davalı ... arasındaki avukatlık hizmetleri ücret sözleşmesinin ücret başlığının; “Bu işle ilgili olarak iş sahibi tarafından Avukat'a net ücret 3.500,00 TL + açılacak tazminat davası sonucunda takdir olunacak miktarın %15'inden az olmamak üzere hesaplanan miktar ücret olarak ödenecektir. Karşı dava ayrıca ücrete tabii olup, taraflarca kararlaştırılacaktır. Tarafların ihtilafın her hangi safbasında sulh olmaları veya iş sahibinin davayı takip etmemesi ve benzer sebepler doğduğu taktirde, Avukat ücretin tamamına bak kazanacaktır. Karşı taraf aleyhine hükmedilecek ücret avukata aittir.” şeklinde olduğu, sözleşme ile belirlenen tazminat davasına ilişkin ücretin belirli olmadığından, Yargıtay İçtihatları kapsamında geçerli kabul edilemeyeceği (emsal Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 13.10.2015 tarihli ve 2014/33147 E. 2015/29890 K.), İlk Derece Mahkemesince; 1136 sayılı Kanunun 166. maddesinin dördünü fıkrası kapsamında, harçlandırılan dava değeri 100.000,00 TL'nin %10 oran üzerinden akdi vekalet ücreti ve yine 1136 sayılı Kanunu 164. maddesinin son fıkrası kapsamında davacının hak kazandığı 1.320,00 TL karşı yan vekalet ücretini davacının müvekkili davalı ...'ten talep etmekte haklı olduğu değerlendirilmişse de, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 23.10.2019 tarihli ve 2016/17296 E. 2019/10433 K. sayılı kararında özetle; "...Boşanma davasının özelliği gereği tarafların boşanmaya zorlanması mümkün değildir. Aksine yasa gereği hakimin tarafları evlilik birliğini devam ettirmeye davet etmesi gerekir. Boşanma davalarında aslolan öncelikle tarafların barışmaları ve aile birliğinin devam etmesidir. Davanın boşanma davası oluşu, Anayasa'nın aile birliğinin korunmasına ilişkin hükümleri, aile birliği esas olup, TMK 166. maddesi gereğince hakimin gerektiğinde boşanmanın mali sonuçları konusunda müdahale edebileceği gibi, gerekli gördüğü değişiklikleri yapabileceği,yine TMK’nin 182. maddesinde hakime takdir yetkileri verilmiş olması sözleşmede tarafları boşanmaya teşvik eden hükümlerin yer almaması gerektiği, bütün bu hususlar değerlendirildiğinde taraflar arasındaki sözleşmenin davalı açısından bağlayıcı olmayacağı kabul edilmelidir. Bu nedenlerle tarafların boşanma davasından vazgeçmeleri nedeniyle davacı avukatın sadece maktu vekalet ücreti talep edebileceği ve boşanma ile birlikte talep edilen maddi ve manevi tazminat ve nafaka istemlerinin ise, boşanma talebine bağlı fer’i nitelikteki talepler olup,harca tabi olmadığı gibi, vekalet ücreti yönünden de dikkate alınamayacağı,feragat ile sonuçlanan katılma alacağı davasında ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 225. maddesine göre; mal rejimi, eşlerden birinin ölümüyle, başka bir mal rejiminin kabulüyle, Mahkemece boşanmaya, evliliğin iptaline veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesiyle sona erer. Yargıtay'ın sapmaksızın devam eden uygulamalarına göre, mal rejiminin tasfiyesi ile alacak hakkında bir karar verilmesi için eşler aralarındaki mal rejiminin sona ermesi gerekir. Başka bir anlatımla, şahsi hak niteliğindeki mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak hakkının dava konusu yapılabilmesi için muaccel (istenebilir) hale gelmesi gerekir, bu da mal rejiminin sona ermesi ile gerçekleşir. Mal rejiminin sona ermesi, mal rejiminin tasfiyesiyle katkı payı,değer artış payı ve artık değere katılma alacağı davalarının görülebilirlik ön koşuludur. Mal rejimini sona erdiren boşanma davasının derdest olduğunun anlaşılması durumunda usul ekonomisi gereğince (6100 s.lı HMK'nin 30. m) bekletici mesele yapılmalıdır. Tasfiye davasında, mal rejiminin sona ermemiş ve sona erdirecek davanın da henüz açılmamış olduğunun anlaşılması durumunda ise davanın görülebilirlik ön koşul yokluğundan reddine karar verilmesi gerekir. Somut olayda, davacı vekil tarafından yürütülen katılma alacağı davası henüz boşanma davası sonuçlanmadan, boşanma davası ile birlikte açılmış ve boşanma dosyasından tefrik edilmiştir. Boşanma davası da tarafların vazgeçmesi ile sonuçlanmıştır. Aile birliğinin devamı esas olup, bunun gerçekleşmesini önleyecek şekilde sözleşme yapılmasının davalı açısından geçersiz olması da dikkate alınarak, boşanma davası sonucuna bağlı katkı payı alacağına yönelik yapılan vekalet ücreti alacağına dair sözleşme de geçersiz olup, davacı açıklanan nedenlerle ve ön koşulun oluşmadığı katılma alacağı davası için davalıdan ancak maktu vekalet ücreti talep edebilir..." şeklindeki kararı dikkate alındığında, davacının davalı ...'ten maktu akdi vekalet ücreti talep edebileceği, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 26.04.2018 tarihli ve 2015/43311 E., 2018/5190 K. sayılı kararında özetle "...Davacı, vekil olarak takip ettiği boşanma davasının taraflarının sulh olmaları nedeni ile Avukatlık Kanunun 165. maddesi uyarınca vekalet ücretinin ödenmesinden müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını ileri sürmüş olup, Mahkemece de avukatın takip ettiği davanın sulh yolu sonuçlandırılması nedeniyle davalının borçlu olduğu kabul edilmiştir. Ne var ki; boşanma davasının özelliği gereği tarafların boşanmaya zorlanması mümkün değildir. Aksine yasa gereği hakimin tarafları evlilik birliğini devam ettirmeye davet etmesi gerekir. Boşanma davalarında aslolan öncelikle tarafların barışmaları ve aile birliğinin devam etmesidir. Somut olayda bu durum gerçekleşmiş olup Avukatlık Kanunu'nun 165. maddesinin uygulanması mümkün değildir. O halde, dava konusu avukatlık ücretinden davalının bu yasa maddesi gereği sorumlu tutulması mümkün olmayıp, davanın reddi gerekirken yazılı şekilde davanın kabulüne yönelik hüküm tesis edilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir..." Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 07.11.2017 tarihli ve 2016/10799 E., 2017/10728 K. sayılı kararında özetle "... davacılar, davalı ... ile imzaladıkları vekalet sözleşmeleri gereği doğan vekalet ücreti alacaklarının tahsili için başlattıkları icra takibine itirazın iptali istemi ile eldeki davayı açmıştır. Davalılar ise, sözleşmenin anlaşma halinde verilecek vekalet ücretine ilişkin maddesinin geçersiz olduğunu, bu ücretin davacıların yaptığı iş göz önüne alındığında fahiş miktarda olduğunu, sözleşmenin ücrete ilişkin kısımlarının kanuna ve hakkaniyete aykırı olduğunu savunmuşlardır. Mahkemece, hükme esas alınan bilirkişi raporunda da kabul edildiği üzere, davalıların sulh oldukları, bu halde müteselsilen sorumlu oldukları, belirlenen ücretin makul bir ücret olduğu kanaatiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Boşanma davası için talep edilen vekalet ücretine ilişkin temyizler yönünden, öncelikle boşanma davasının özelliği gereği tarafların boşanmaya zorlanması mümkün değildir. Aksine yasa gereği hakimin tarafları evlilik birliğini devam ettirmeye davet etmesi gerekir. Boşanma davalarında aslolan öncelikle tarafların barışmaları ve aile birliğinin devam etmesidir. Somut olayda bu durum gerçekleşmiş olup Avukatlık Kanunu'nun 165. maddesinin uygulanması mümkün değildir. O halde, dava konusu avukatlık ücretinden davalı ... 'in bu yasa maddesi gereği sorumlu tutulması mümkün olmayıp, davalı ... yönünden davanın reddi gerekir. Diğer yandan, davalı ... yönünden de yine davanın boşanma davası oluşu, Anayasa'nın aile birliğinin korunmasına ilişkin hükümleri, aile birliğinin esas olup, TMK 166. maddesi gereğince hakimin gerektiğinde boşanmanın mali sonuçları konusunda müdahale edebileceği gibi, gerekli gördüğü değişiklikleri yapabileceği, yine TMK.nın 182. maddesinde hakime takdir yetkileri verilmiş olması sözleşmede tarafları boşanmaya teşvik eden hükümlerin yer almaması gerektiği, bütün bu hususlar değerlendirildiğinde taraflar arasındaki sözleşmenin davalı ... açısındanda bağlayıcı olmayacağı kabul edilmelidir. Bu nedenlerle davalı ...'ın boşanma davasından feragat etmesi nedeniyle davacı avukatların sadece maktu vekalet ücreti talep edebilecekleri göz önüne alınarak buna göre değerlendirme yapılıp hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde sözleşmede yazılı ücretin kabulüne yönelik hüküm tesis edilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Davacılar, feragat ile sonuçlanan katılma alacağı davası nedeniyle de itirazın iptalini istemişlerdir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 225. maddesine göre; mal rejimi, eşlerden birinin ölümüyle, başka bir mal rejiminin kabulüyle, Mahkemece boşanmaya, evliliğin iptaline veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesiyle sona erer. Yargıtay'ın sapmaksızın devam eden uygulamalarına göre, mal rejiminin tasfiyesi ile alacak hakkında bir karar verilmesi için eşler aralarındaki mal rejiminin sona ermesi gerekir. Başka bir anlatımla, şahsi hak niteliğindeki mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak hakkının dava konusu yapılabilmesi için muaccel (istenebilir) hale gelmesi gerekir, bu da mal rejiminin sona ermesi ile gerçekleşir. Mal rejiminin sona ermesi, mal rejiminin tasfiyesiyle katkı payı, değer artış payı ve artık değere katılma alacağı davalarının görülebilirlik ön koşuludur. Mal rejimini sona erdiren boşanma davasının derdest olduğunun anlaşılması durumunda usul ekonomisi gereğince (6100 s.lı HMK'nun 30. m) bekletici mesele yapılmalıdır. Tasfiye davasında, mal rejiminin sona ermemiş ve sona erdirecek davanın da henüz açılmamış olduğunun anlaşılması durumunda ise davanın görülebilirlik ön koşul yokluğundan reddine karar verilmesi gerekir. Somut olayda, davacı vekiller tarafından yürütülen katılma alacağı davası henüz boşanma davası sonuçlanmadan açılmış, boşanma davası da feragat ile sonuçlanmıştır. Aile birliğinin esas olup, bunun gerçekleşmesini önleyecek şekilde sözleşme yapılmasının davalılar açısından geçersiz olmasıda dikkate alınarak, boşanma davası sonucuna bağlı katkı payı alacağına yönelik yapılan vekalet ücret alınacağı sözleşmeside geçersiz olup, davacılar açıklanan nedenlerle ve ön koşulun oluşmadığı katılma alacağı davası için davalılardan ancak maktu vekalet ücreti talep edebilir. Mahkemece, bu hususlar gözetilmeden sözleşmede yazılı ücrete yönelik davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir..." şeklindeki kararları da dikkate alındığında, davacının boşanma ve tedbir talepli davalar için, davalı ...'den 1136 sayılı Kanunun 165. maddesi uyarınca karşı yan vekalet ücreti talebinin yerinde olmadığı, davacının mal paylaşımı nedeniyle davalı ...'ten de ancak maktu akdi vekalet ücreti talep edebileceği, davalı ... yönünden ödenen vekalet ücretinin mahsubu sırasında İlk Derece Mahkemesince maddi hata yapıldığı görülmüş ise de, karara karşı davalılar tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmadığından bu husus eleştirilmekle yetinildiği, vekalet ücretine esas dava ve işlemler için takdir edilen vekalet ücretlerinin karar tarihleri itibariyle geçerli Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine (AAÜT) göre belirlenmesinin isabetli olduğu, en vekalet ücretleri isabetli, davalılar yararına takdir edilen vekalet ücretinin AAÜT 13. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarına uygun olduğunu, davanın alacak davası olması nedeniyle anılan maddenin üçüncü fıkrasının uygulanmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; derece Mahkemelerindeki iddialarını tekrar ederek, davalı ... ile diğer davalı ...'in boşanma ve mal paylaşımı davalarında sulh ile sonlanmasına karar verdiklerini ve bu durumun müvekkiline bildirildiğini, davalı ...'e vekaleten müvekkili ile davalı ... vekili bir araya gelerek boşanma protokolü taslağı ile mal paylaşımı ve boşanma davasını sonlandırmaya yönelik sulh anlaşması taslağı hazırlanarak taraf vekillerince imzalandığını, bu durumun gerekçeli kararda tartışılmadığını, protokol gereği müvekkilinin 640.000,00 TL üzerinden vekalet ücretine hak kazandığını, davalı ... ile ...'in feragat görünümlü sulh olduklarını, 20.03.2013 tarihinde yapılan feragat sonra davalı ...'in 11.06.2013 tarihinde üzerine taşınmaz aldığını, taşınmazın satın alınmasından da beş buçuk ay sonra İstanbul Anadolu 16. Aile Mahkemesinin 2014/6 E., 2014/82 K. sayılı kararıyla birbirlerinden hiçbir talepleri olmaksızın anlaşmalı boşandıklarını, davalıların ortak iradelerinin evliliği sürdürmek değil, müvekkilinin vekalet ücretini ödemekten kaçınmak olduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 22.06.1983 tarihli ve 4/2329-699 sayılı ilamına göre; "...taraflar arasında dava dışı meydana gelen sulh nedeniyle davacının davasından feragat etmiş olması avukatın alacağı ücretin miktarını azaltmaz. Davacının dava dışında elde ettiği hak ve yarar belirlenip bu yarar üzerinden karşı yana yükletilmesi gereken avukatlık ücretinin hesaplanması ve avukata verilmesi gerekir." gereğince davalı ...'in protokol taslağında belirtilen 640.000,00 TL nin %20'si oranında feragat tarihi 20.03.2013'den itibaren faizi ile birlikte vekalet ücretine hak kazandığının kabulü gerektiğini, emsal Yargıtay kararları ve 1136 sayılı Kanunun 165. maddesi gereği davalı ...'in diğer davalı ... ile birlikte müteselsil sorumlu olduğu, vekalet ücretin belirlenmesinde asıl olanın feragatle neticelenen davada sulh olunan miktarın tespiti ve taraflara kazandırılan menfaatin belirlenmesi olduğunu, bilirkişi raporlarına yapmış oldukları itirazların değerlendirilmediğini, müvekkilinin davalıların boşanma, mal paylaşımı ve üç ceza davası ile beş soruşturma dosyasını layıkıyla takip ettiğini, 03.09.2022 tarihli AAÜT 13. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücretin davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemeyeceğini, buna göre davalılar hakkında hükmedilen vekalet ücretinin hatalı olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, vekalet ücreti alacağının tahsili istemine ilişkindir. Temyiz olunan kararda belirtilen gerekçeye ve özellikle 1136 sayılı Kanunun 165. maddesi uyarınca davacı avukatın davalı ...'den karşı yan vekalet ücreti talebinin yerinde olmadığı, davacının mal paylaşımı davasında diğer davalı ...'ten maktu vekalet ücreti talep edebileceği, her ne kadar davalı ... yönünden ödenen vekalet ücretinin mahsubu sırasında İlk Derece Mahkemesince maddi hata yapılmışsa da temyiz edenin sıfatı ve kararın yalnızca davacı vekilince istinaf edildiği de gözetildiğinde bu hususun bozma sebebi yapılamayacağının anlaşılmasına göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370. maddesinini birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.