Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/3701 E. 2026/1934 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/3701
- Karar No
- 2026/1934
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/99 E., 2025/149 K.
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar davacı vekili tarafından duruşmalı istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 07.04.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde taraflardan gelen olmaması üzerine, işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili; müvekkili aleyhine Gaziosmanpaşa 1. İcra Müdürlüğünün 2013/4365 E. sayılı dosyası üzerinden başlatılan icra takibinin usulsüz şekilde kesinleştirilerek, müvekkiline ait taşınmazlar üzerine haciz konulduğunu ve haczedilen taşınmazların satışının gerçekleştirildiğini, ancak müvekkilinin davalıya herhangi bir borcunun bulunmadığını ileri sürerek; borçlu olmadığının tespiti, söz konusu icra takibinin iptali ile cebri icra satışları sonucunda davalı adına tescil edilen taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile müvekkili adına tesciline, davalı adına kayıtlı bulunmayan taşınmazlar yönünden ise karar tarihindeki rayiç bedelin faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; davacı aleyhine yapmış olduğu ilamsız icra takibinin hukuka uygun olduğunu, 2004 yılında davacıdan almış olduğu eve karşılık olarak 100.000,00 TL ödediğini ancak tapunun kendisine verilmediğini, icra takibinin de bu nedenle başlatıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 02.06.2016 tarihli kararıyla; menfi tespit davalarında asıl amacın, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığının tespiti olup, somut olayda davalının takibe konu alacağın taşınmaz satışına karşılık ödediği bedelden kaynaklandığını savunduğu, davacının ise kendisine ait taşınmazın davalı tarafından uzun yıllardır bedelsiz şekilde kullanıldığını ve haksız işgal nedeniyle hukuki yollara başvuracağını ileri sürdüğü, buna göre taraflar arasında taşınmaz satışına ilişkin bir anlaşma bulunduğunun anlaşıldığı, davacının takibe süresinde itiraz etmediği ve usulsüz tebligat iddiasının reddedildiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1. Dairemizin 04.12.2018 tarihli kararıyla; ispat yükünün davalı alacaklı üzerinde olduğu, bu nedenle davalının 07.04.2016 tarihli celsede yapılan satışlara ilişkin belgelerin bulunduğunu iddiası üzerinde durularak sonucu dairesinde hüküm verilmesi gerektiğinden bahisle, hükmün bozulmasına karar verilmiştir. 2. Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının, davalıya herhangi bir borcunun bulunmadığını; davalının ise oturduğu evi kendisine satan ve parasını alan davacının, evin tapusunu vermediğini iddia ettiği, davacının kendisine ait evi davalının neden uzun süredir bedelsiz olarak kullanmasına izin verdiğini açıklayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; Mahkemece, yalnızca davalı tarafın soyut beyanlarından hareketle karar verildiğini, uyulan bozma ilamında açıkça ilamsız icra takibine karşı açılan menfi tespit davalarında ispat yükünün davalı icra alacaklısında bulunduğu belirtilerek, davalı tarafa alacağını ispatlaması için delillerini sunma imkânı tanınması gerektiğinin vurgulandığını, Mahkemece bozma ilamına uyulmasına ve davalıya bu yönde süre ve imkân verilmesine rağmen, davalı tarafça herhangi bir delil sunulmadığı halde; önceki gerekçeler aynen tekrar edilerek yeniden davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini, bozma ilamına şeklen uyulmuş olmasına rağmen fiilen direnme kararı niteliğinde hüküm kurulduğunu, ispat yüküne ilişkin temel hukuk kurallarının her iki yargılama aşamasında da hatalı uygulandığını, bu süreçte haksız icra takibi nedeniyle müvekkilinin iki taşınmazını kaybettiğini, uzun yargılama sebebiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, aleyhinde başlatılan takip nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile kesinleşen takip sonrası satışı gerçekleştirilen taşınmazların tapularının iptali ile tescili, mümkün olmaması halinde ise bedellerinin iadesi istemine ilişkindir. 1. Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK). Yargıtay Dairesince bozulan bir hükmün, bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme, kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez (04.02.1959 tarihli ve 13/5 sayılı YİBK). Dairemizce verilen 02.06.2016 tarihli ilamla; takip konusu borcun varlığına ilişkin ispat yükünün davalı alacaklı üzerinde bulunduğu, davalının yapılan satışlara ilişkin belgelerin mevcut olduğu, bunları ibraz edebileceğine yönelik beyanı da dikkate alınarak, taraf delillerinin toplanıp birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak, davalı tarafa iddia olunan taşınmaz satışına ilişkin elinde bulunduğunu ileri sürdüğü belgeleri ibraz etmesi için süre verilmiş ise de, davalı tarafça dava konusu taşınmaz satışına ve takip dayanağı alacağa ilişkin herhangi bir yazılı belge sunulmadığı, bu durumda, bozma ilamında da açıkça belirtildiği üzere, davalının davacıya taşınmaz satışı karşılığında para verdiği ve takip konusu 100.000,00 TL tutarındaki alacağın hukuki sebebinin bulunduğu hususlarını ispat edemediği, öte yandan davacı tarafın da söz konusu bedelin davalıdan alındığına ilişkin herhangi bir kabul veya ikrarının bulunmadığı anlaşılmakla, ispat yükü üzerinde bulunan davalının iddiasını kanıtlayamadığı gözetilerek davacı taleplerinin esasına girilip oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan Mahkeme kararının davacı yararına6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri kanunu'nun Geçici 3. maddesi atfıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 1086 sayılı Kanunun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 07.04.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.