Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/2117 E. 2025/5369 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/2117
- Karar No
- 2025/5369
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/597 E., 2025/618 K. DAVA TARİHLERİ : 28.09.2015/ 28.10.2020 / 30.03.2023 İLK DERECE MAHKEMESİ : Siverek 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2015/518 E., 2024/1820 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1. Davacılar vekili asıl davada; 19.07.2015 günü davalı ... EDAŞ'a ait olan bakım, tamir ve diğer işlerini davalı ... Şti.nin yapmış olduğu direğe bağlı kaçak bir trifaz prizine davacılar .... ve .... küçük çocukları olan .... dokunması sonucu elektrik çarptığını ve bu çarpma neticesinde küçük ... önce ... Devlet Hastanesinde tedavi gördüğünü, oradan Şanlıurfa İline sevk edildiğini, bu hastanede 11 gün süre ile yoğun bakımda kaldıktan sonra 30.07.2015 tarihinde vefat ettiğini, davalı ... EDAŞ çalışanının savcılık dosyasında; kaçak prizin kimin tarafından çekildiğinin tespit edilemediğini beyan ettiğini, söz konusu ölüm olgusunun davalıların özensizliği ve sorumsuz davranışları neticesinde meydana geldiğini, haksız fiil ile ölüm olayı arasında illiyet bağının mevcut olduğunu, meydana gelen ölüm olayı nedeniyle davacı anne ve babanın destekten yoksun kaldığını, diğer davacıların küçük .... ölümünden üzüntü keder ve elem duyduklarını belirterek; fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydıyla, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 107. maddesi uyarınca davacılardan baba ... için 10.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi, anne Adalet için 10.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi, ........ ve .... için 30.000,00'er TL manevi tazminatın olay tarihinden işletilecek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davacılar vekili birleşen 2020/329 E. sayılı dava dosyasında; asıl davada alınan bilirkişi raporu çerçevesinde tespit edilen zarar miktarı nedeniyle ek dava açtıklarını belirterek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla, 6100 sayılı Kanunun 107. maddesi uyarınca anne Adalet için 23.718,00 TL'nin, baba ... için 7.555,00 TL'nin haksız fiil tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiş, 25.05.2022 tarihli talep artırım dilekçesiyle anne için 98.698,00 TL daha artırarak toplam 122.416,00 TL, baba ... yönünden 41.439,00 TL daha artırarak toplam 48.994,00 TL maddi tazminatın tahsilini istemiştir. 3. Davacılar vekili birleşen 2023/343 E. sayılı dava dosyasında; asıl davada bilirkişi raporu çerçevesinde tespit edilen zarar miktarı nedeniyle ek dava açtıklarını belirterek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla, 6100 sayılı Kanunun 107. maddesi uyarınca anne Adalet için 232.872,00 TL'nin, baba .... için 112.047,00 TL'nin haksız fiil tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birliktte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiş, davacılar vekili 27.06.2024 tarihli talep artırım dilekçesi ile 671.705,00 TL daha artırarak toplam 904.577,00 TL, baba yönünden ise 297.191,00 TL artırarak toplam 409.238,00 TL maddi tazminatın tahsilini istemiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... EDAŞ vekili; olayın tamamen ölenin kusuru neticesinde meydana geldiğini, davalı şirketin bir kusurunun olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. 2. Davalı ... şirketi vekili; 3. kişinin eylemi ile illiyet bağının kesildiğini, belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar olmadığını, manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; asıl davada maddi tazminat talebinin kabulüne, birleşen 2020/329 E. ve 2023/343 E. sayılı dosyaları ile tahsilde tekerrüre neden olmamak kaydıyla, davacılardan Adalet yönünden taleple bağlılık ilkesi gereği, 16.101,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, ... yönünden taleple bağlılık ilkesi gereği, 10.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte Dicle EDAŞ ve ... Şti'nden müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile, davacılar Adalet ve ... için 85.000,00'şer TL, .................. için 20.000,00'şer TL, .... ve ... için 20.000,00'şer TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline, birleşen 2020/329 E. sayılı davada: tahsilde tekerrüre neden olmamak kaydıyla, davacı ... yönünden taleple bağlılık ilkesi gereği, 122.416,00 TL maddi, davacı ... yönünden 48.994,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, davalı DEPSAŞ'a yöneltilmiş husumet bulunmadığından hüküm kurulmasına yer olmadığına, birleşen 2023/343 E. sayılı davada tahsilde tekerrüre neden olmamak kaydıyla, davacılardan Adalet yönünden 904.577,00 TL ve ... yönünden davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalılardan Dicle EDAŞ vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacıların desteği ...'ın elektrik direğine temas etmesi sonucu vefat ettiği, kazaya sebebiyet veren prizin kaçak kullanılmak maksadı ile gizli olarak yapıldığı, dosyaya sunulan 11.05.2024 tarihli raporda Dicle EDAŞ'ın %15, ... şirketin %15, kazazedenin anne ve babasının %15, kimliği belirlenemeyen üçüncü kişinin %55 kusurlu olduğunun, ölen çocuğa kusur yapılamayacağına dair görüş bildirildiği, raporun hüküm kurmaya elverişli olduğu, davacıların belirsiz alacak davası açtığı, davanın mahiyetinden kaynaklanan bedel artırım hakkı ve ayrıca ıslah hakkı bulunduğu, davacının asıl dava yönünden 26.07.2017 tarihli dilekçesinin bedel arttırım, 26.09.2018 tarihli dilekçesinin ıslah dilekçesi olarak kabul edilmesi ve bu talebe göre karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesinin hatalı olduğu, belirsiz alacak davası açan davacının, talep artırım yahut ıslah suretiyle neticei talebini artırabileceği, ayrıca belirsiz alacak davası türünde dava açılması durumunda alacağın tamamı dava konusu edildiğinden aynı dava konusu ile ilgili ek dava açılması halinde derdestlik dava şartının söz konusu olacağı (Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 14.03.2022 tarihli ve 2022/1985 E., 2022/3372 K. sayılı ilamı), davacılar yönünden takdir edilen manevi tazminat miktarı az olsa da istinaf yoluna başvuran davalı lehine hüküm kurulamayacağı gerekçesiyle; davalı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davada maddi tazminat talebinin kabulü ile davacılardan Adalet yönünden 16.101,00 TL, ... yönünden 10.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, asıl davada manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulü ile davacılardan Adalet ve ... için 85.000,00 TL, ..........için 25.000,00 TL ve .... için 20.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, birleşen 2020/329 E. ve 2023/343 E. sayılı dosyaların derdestlik nedeniyle usulden reddine, karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili; uzun süren yargılama, değişen hâkimler ve alınan raporlar neticesinde ek dava açılması zorunluğunun doğduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydı ile (ek dava açılamayacağı yönünde) İstinaf Mahkemesinin asıl davada talep edilen tazminat miktarını da hatalı hesapladığını, manevi tazminat miktarının az olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, küçük ...'ın elektrik çarpması sonucu vefat etmesinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 1. Dava dosyasının incelenmesinde; İlk Derece Mahkemesince hüküm altına alınan manevi tazminatın davacı tarafça istinafa getirilmediği, istinafta ileri sürülmeyen hususların temyizde ileri sürülemeyeceği, davalı yönünden usuli kazanılmış hak oluşturduğu anlaşılmakla davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2. 6100 sayılı Kanunun 107. maddesiyle, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir. 6100 sayılı Kanunun “Belirsiz alacak ve tespit davası” başlıklı 107. maddesinin 28.07.2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun (7251 sayılı Kanun) ile değiştirilmeden önceki metninde; “(1)Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2)Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. (3)Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.” düzenlenmesi bulunmakta iken, 7251 sayılı Kanunun 7. maddesi ile madde başlığı “Belirsiz alacak davası”; ikinci fıkrası “(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.” şeklinde değiştirilmiş, maddenin üçüncü fıkrası ise yürürlükten kaldırılmıştır. Hükümet tasarısında yer almayan bu madde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu tarafından esasen baştan miktar veya değeri tam tespit edilemeyen bir alacakla ilgili hak arama durumunda olan kişinin, hukuk sisteminde karşılaştığı güçlüklerin bertaraf edilerek hak arama özgürlüğü çerçevesinde mümkün olduğunca en geniş şekilde korunmasının sağlanması gerekçesi ile ihdas edilmiş ve kanunlaşmıştır. Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna yada objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır. Madde gerekçesinde; “Bu davanın kabul edilmesinin artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek “etkin hukukî koruma”nın gündeme gelmiş olmasının da bunu gerektirdiği belirtildiği gibi, hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilecektir. Belirsiz alacak ve tespit davalarına ilişkin hükümlerin mukayeseli hukukta da yer aldığı dikkate alınarak, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukukî ilişki ile asgarî bir miktar ya da değer belirterek belirsiz alacak davası açabilmesi kabul edilmiştir. Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Belirsiz alacak veya tespit davası açıldıktan sonra, yargılamanın ilerleyen aşamalarında, karşı tarafın verdiği bilgiler ve
sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin, bilirkişi ya da keşif incelemesi sonrası), baştan belirsiz olan alacak belirli hâle gelmişse, davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilmesi benimsenmiştir.” şeklindeki açıklamayla alacağın belirsiz olup olmadığı ile ilgili olarak bazı kıstaslar kabul edilmiştir. Bu kıstaslar; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin; İ. Davacının kendisinden beklenememesi, İi. Bunun olanaksız olması, İii. Açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olması olarak belirtilmektedir. Belirsiz alacak davasının getirdiği en önemli etkin koruma, usul ekonomisi ve hak arama özgürlüğüne hizmet etmesi yanında davacının yüksek yargılama giderlerine katlanma ve dava konusu hakkın zamanaşımına uğrama riskini azaltmasıdır. Zira zamanaşımı süresi, belirsiz alacak davası açılması ile tüm alacak için kesildiğinden davacının belirleyemediği alacağının zamanaşımına uğraması söz konusu olmayacaktır. Eldeki davanın yasal dayanağı olan 6100 sayılı Kanun'un 107 nci maddesinin ikinci fıkrasının ilk hâlinde yer alan düzenlemeye göre belirsiz alacak davasını açan davacı, alacağı belirlenebilir hâle geldikten sonra kesin talep sonucunu Mahkemeye bildirecektir. Talep sonucunun kesin olarak belirlenmesi genellikle geçici talep sonucunun artırılması şeklinde olacaktır (Hukuk Genel Kurulunun 2022/10-795 E., 2023/641 K. sayılı ilamıda aynı yöndedir). Somut olayda; davacılar vekilinin belirsiz alacak davası olarak açtığı asıl davada, davacılardan anne Adalet yönünden 10.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi; kardeşler ve anneanne, dede için 30.000,00’er TL manevi ve baba ... yönünden ise 10.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ettiği, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporlarından sonra asıl davada 17.07.2017 tarihinde anne için 2.075,00 TL maddi tazminat talebini artırarak ıslah ettiği, 26.09.2018 tarihinde anne için 4.026,00 TL maddi tazminat talebini artırarak talep artırım dilekçesi verdiği, 22.04.2019 tarihinde anne için 19.692,00 TL; baba için 7.555,00 TL artırarak 2. talep artırım dilekçesi verdiği, 28.10.2020 tarihinde ek dava açarak anne için 12.075,00 TL (asıl davadaki talep ve 17.07.2017 tarihli ıslah dilekçesiyle artırdığı talep) hariç olmak üzere 23.718,00 TL talep ettiği, baba için ise 10.000,00 TL (asıl davadaki 10.000,00 TL talep) hariç olmak üzere 7.555,00 TL talep ettiği, 25.05.2022 tarihli talep artırım dilekçesi ile anne yönünden 98.698,00 TL, baba yönünden ise 41.439,00 TL bedel artırımında bulunduğu, 30.03.2023 tarihinde açtığı ek dava ile (12.10.2023 tarihli açıklama dilekçesi vererek) anne için 131.174,00 TL, baba için 70.608,00 TL talep ettiği, 27.06.2024 tarihli talep artırım dilekçesi ile anne yönünden 671.705,00 TL, baba yönünden ise 297.191,00 TL artırım talep ettiği, taraf vekillerinin itirazları üzerine 15.06.2024 tarihinde alınan bilirkişi raporu doğrultusunda ek davaların ve talep artırım dilekçelerinin verildiği anlaşılmıştır. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; tüm deliller toplanmadan hazırlanan ve taraf vekilleri tarafından itiraz edilen raporlar sonrasında 15.06.2024 tarihli bilirkişi raporuyla davaya konu edilen tazminatının tam ve kesin olarak belirlenebilir hâle geldiği, davacılar vekilinin talebin netleşmesi üzerine her bir davada (asıl ve ek davalar) talep artırım ve ıslah dilekçesi ile talebini artırdığı, davacılar vekilinin mükerrer talebinin olmadığı, ek davalarda bu anlamda derdestliğin söz konusu olmadığı, usul hükümlerinin hak kaybına neden olacak şekilde uygulanmasının adil yargılanma hakkının ihlaline neden olacağı değerlendirilmekle Bölge Adliye Mahkemesince yanılgılı gerekçe ile birleşen ek davalar yönünden davanın usulden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 371. maddesi uyarınca davacılar yararına BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.11.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Uyuşmazlık; davacıların desteği olan ...’ın elektrik çarpması sonucunda ölümü nedeniyle, destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 107. maddesiyle, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir. 6100 sayılı Kanunun 107. maddesi; "1-Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. 2-Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. 3-Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var oldugu kabul edilir." şeklinde düzenlenmiş iken, 28.07.2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanunu’nun (7251 sayılı Kanun) 7. maddesi ile madde başlığı “Belirsiz alacak davası”; ikinci fıkrası “(2) Karsı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasanına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.” şeklinde değiştirilmiş, maddenin üçüncü fıkrası ise yürürlükten kaldırılmıştır. Hükümet tasarısında yer almayan belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. madde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu tarafından; esasen baştan miktar veya değeri tam tespit edilemeyen bir alacakla ilgili hak arama durumunda olan kişinin, hukuk sisteminde karsılaştığı güçlüklerin bertaraf edilerek hak arama özgürlüğü çerçevesinde mümkün olduğunca en geniş şekilde korunmasının sağlanması gerekçesi ile ihdas edilmiş ve kanunlaşmıştır. Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen, miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır. Madde gerekçesinde; "Bu davanın kabul edilmesinin artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek “etkin hukukî koruma”nın gündeme gelmiş olmasının da bunu gerektirdiği belirtildiği gibi, hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu iliksiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilecektir. Belirsiz alacak ve tespit davalarına ilişkin hükümlerin mukayeseli hukukta da yer aldığı dikkate alınarak, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukukî ilişki ile asgarî bir miktar ya da değer belirterek belirsiz alacak davası açabilmesi kabul edilmiştir. Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Belirsiz alacak veya tespit davası açıldıktan sonra, yargılamanın ilerleyen aşamalarında, karsı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin, bilirkişi ya da keşif incelemesi sonrası), baştan belirsiz olan alacak belirli hâle gelmişse, davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın basında belirtmiş olduğu talebini artırabilmesi benimsenmiştir.” şeklinde tespit ve değerlendirme yapılmıştır. Belirsiz alacak davasının düzenlenme nedeni, davacının dava açarken alacağının tümü için dava açmak istediği hâlde, alacağının miktarını belirlemesi imkânsız veya kendisinden beklenemeyecek olmasıdır. Davacının belirsiz alacak davası açarken amacı alacağının tümünü dava etmek ve tümü hakkında karar verilmesini sağlamaktır. Kısmî dava açmakta olduğu gibi, alacağının bir kısmını dava etmek değildir. Dava dilekçesinde belirttiği talep sonucu da geçicidir, dava açarken asıl amacı alacağının belirlenir belirlenmez bu miktar üzerinden karara bağlanmasıdır. Belirsiz alacak davasında, davacıya alacağını belirlemesinin imkânsız veya kendisinden beklenemeyecek olduğu istisnai bir durumda böyle bir dava açma olanağı tanınmıştır. Kanun koyucu, alacağın belirlenmesinin imkânsız veya kendisinden beklenemeyecek durumda olması hâlinde belirsiz alacak davası açma imkânı tanıdığına göre, böyle bir davanın sonuçlarının da amaca uygun olarak değerlendirilmesi gerekir. Diğer taraftan belirsiz alacak davasını açan davacı, alacağı belirlenebilir hâle geldikten sonra kesin talep sonucunu mahkemeye bildirecektir. Talep sonucunun kesin olarak belirlenmesi, genellikle geçici talep sonucunun artırılması seklinde olacaktır. Kanun talep sonucunun artırılmasına açıkça izin verdiğinden, ayrıca karşı tarafın iznine veya ıslah yoluna başvurmasına gerek bulunmamaktadır. Davacı tarafça talep sonucunun kesinleştirilmesi üzerine, geçici talep sonucu değil, kesin talep sonucu esas alınmalıdır. 6100 sayılı Kanunun 107. maddesinin 2. fıkrası ile tahkikatın sona ermesine kadar davanın basında belirtilen talebin artırılabileceği kabul edilmişken, 7251 sayılı Kanunun 7. maddesi ile anılan fıkrada yapılan değişiklikle talep sonucunun belirlenmesi mümkün olduğunda hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacının talebini artırabileceğine dair düzenleme yapılmıştır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.02.2020 tarihli ve 2017/9-2782 E., 2020/87 K., 06.07.2021 tarihli ve 2020/9-1 E., 2021/931 K. sayılı ilamları da aynı yöndedir.). . Öte yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.06.2023 tarihli ve 2022/10-795 E., 2023/641 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere;: 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanunun 7.maddesi ile 6100 sayılı Kanunun 107/2 maddesinde yapılan değişiklikle; talep sonucunun belirlenmesi mümkün olduğunda hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacının talebini artırabileceğine dair düzenleme yapılmış ise de, kanunların geriye yürümemesi ilkesi ve talep artırımının yapılmakla tamamlanmış usuli işlem teşkil edecek olması nedeniyle, kanunda yapılan değişiklikten önce verilen talep artırım dilekçelerinde, yeni kanun hükmü uygulanamayacağı kabul edilmeli, ayrıca tüm deliller toplanmadan hazırlanan ve taraflarca itiraz edilen bilirkişi raporuyla alacağın tam ve kesin olarak belirlenebilir hâle geldiğinin kabul edilemeyeceği göz önünde tutulmalıdır Somut olayda; davacılar, destekleri olan ...’ın 19.07.2015 tarihinde elektrik çarpması sonucunda yaralanması ve tedavi gördüğü hastanede 30.07.2015 tarihinde öldüğünü ileri sürerek; 6100 sayılı Kanunun 107. maddesi uyarınca, asgari miktarları göstermek suretiyle (davacılardan baba ... için 10.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi, anne Adalet için 10.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi, ........... ve ... için 30.000,00'er TL manevi tazminat) dava açmışlardır. Dava dilekçesinden açıkça anlaşıldığı üzere, 28.09.2015 tarihinde açılan bu dava, belirsiz alacak davası olarak açılmıştır. Davacılar vekili yargılama sürecinde alınan; 1. 22.06.2017 tarihli hesap bilirkişisi raporuna karşı itirazlarını da içeren 17.07.2017 tarihli bedel artırım dilekçesiyle; davacı anne için belirlenen tazminatın %30 kusura isabet eden tutarı esas aldığını belirterek, maddi tazminat talebini 2.075,00 TL artırarak 12.075,00 TL’ye yükseltmiş, 2. 26.09.2018 tarihli bedel artırım dilekçesiyle; davacı anne için aynı raporla belirlenen tazminatın %40 kusura isabet eden tutarı esas aldığını belirterek, maddi tazminat talebini 4.026,00 TL daha artırarak 16.101,00 TL’ye yükseltmiş,
3. 10.04.2019 tarihli hesap bilirkişisi raporu üzerine verdiği 22.04.2019 tarihli bedel artırım dilekçesiyle; bilirkişi tarafından belirlenen tazminatın %40 kusura isabet eden tutarı esas aldığını belirterek, maddi tazminat talebini anne için 19.692,00 TL artırarak 35.793,00 TL’ye, baba için 7.555,00 TL artırarak 17.555,00 TL’ye yükseltmiş, 4. 09.05.2022 tarihli hesap bilirkişisi raporu üzerine verdiği 25.05.2022 tarihli talep artırım dilekçesiyle; bilirkişi tarafından belirlenen tazminatın %40 kusura isabet eden tutarı esas aldığını belirterek, davacılardan anne için (asıl ve birleşen 2020/329 E. sayılı davada talep edilen 35.793,00 TL’ye ek olarak) 98.698,00 TL, baba için ((asıl ve birleşen 2020/329 E. sayılı davada talep edilen 17.555,00 TL’ye ek olarak) 41.439,00 TL bedel artırımında bulunmuş, 5. 15.06.2024 tarihli hesap bilirkişisi raporu üzerine verdiği 27.06.2024 tarihli talep artırım dilekçesiyle; bilirkişinin kusur indirimi neticesinde talep edilebilecek tazminatı davacılardan anne için 940.370,00 TL, baba için 426.793,00 TL olarak belirlediğini belirterek, davacılardan anne için talep edilen 268.665 TL’ye ilaveten 671.705,00 TL, baba için talep edilen 129.602,00 TL’ye ilaveten 297.191,00 TL bedel artırımında bulunmuş, 6. 28.10.2020 tarihinde davacı anne ve baba vekili olarak açtığı 2020/329 E. sayılı ek davada; asıl davada alınan 10.04.2019 tarihli hesap bilirkişi raporunun tebliği ile hesaplanan tazminatın %40 kusura isabet eden tutarının davacılardan anne için 35.793,00 TL, baba için 17.555,00 TL olduğunun öğrenildiğini, asıl davada davacı anne için maddi tazminatın 17.07.2017 tarihli dilekçeyle 2.075,00 TL artırılarak 12.075,00 TL’ye yükseltildiğini ileri sürerek; davacılardan anne için (asıl davada 17.07.2017 tarihli ıslah dilekçesiyle artırdığı talebe ek olarak) 23.718,00 TL maddi, baba için ise (asıl davadaki 10.000,00 TL talebe ek olarak) 7.555,00 TL maddi tazminatın tahsilini talep etmiş; 7. 30.03.2023 tarihinde davacı anne ve baba vekili olarak açtığı 2023/343 E. sayılı ek davada; asıl davada alınan 07.02.2023 tarihli hesap bilirkişi raporunun tebliği ile hesaplanan tazminatın %40 kusura isabet eden tutarının davacılardan anne için 268.665,00 TL, baba için 129.602,00 TL olduğunun öğrenildiğini, asıl ve ek dava ile talep edilen tutarlar düşüldüğünde, davacılardan anne için 232.872,00 TL, baba için 112.047,00 TL tazminat alacağının doğduğunu ileri sürerek; bu tutarların tahsilini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince; belirsiz alacak davasında, yapılan yargılama sırasında alacağın miktarının tam olarak belirlenmesi ile davacının talebini iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın artırabileceği, her usuli işlemde uygulanma imkânı olan ıslah müessesinin belirsiz alacak davasında da uygulanmasına engel bir durumun söz konusu olmadığı, dolayısıyla belirsiz alacak davasında davacının ayrı ayrı talep artırım ve ıslah dilekçesi sunma imkânının bulunduğu, alacağın belirli hale gelmesi sonrasında ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilirse, davacının bundan sonraki yeni artırma isteğinin iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacağı, böyle bir durumda alacağın belirsizliği değil davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durumun söz konusu olduğu, belirsiz alacak davası açan davacının davanın mahiyetinden kaynaklanan ilk dava hakkı, bedel artırım hakkı ve bilirkişi raporundaki miktar ve usuli müktesep hakla sınırlanmamış ise ayrıca ıslah hakkının bulunduğu, davacı vekili tarafından dava dilekçesi ile 6100 sayılı Kanunun 107. maddesi gereği belirsiz alacak davası açıldığı, davacılar vekilinin asıl dava yönünden 26.07.2017 tarihli ıslah dilekçesi, 26.09.20 18... .04.2019 tarihli talep artırım dilekçelerini sunduğu, davacı vekilinin ıslah ve talep artırım hakkını kullandıktan sonra alacağın belirli hale gelmesi sonrasında ortaya çıkan yeni talebini eksik belirttiği, bu nedenle davacının 22.04.2019 tarihli yeni artırma isteğinin iddianın genişletilmesi yasağı kapsamında değerlendirildiği ve bu talep artırım dilekçesine itibar edilmediği, söz konusu dilekçenin beyan dilekçesi olarak kabul edildiği ve asıl dava yönünden 26.07.2017 tarihli ıslah dilekçesi ve 26.09.2018 tarihli talep artırım dilekçesi kapsamında taleple bağlılık ilkesi gözetilerek maddi tazminat istemlerinin kabulüne karar verildiği, Birleşen 2020/329 E. sayılı davada; davacılardan anne için dava açılırken 23.718,00 TL, 25.05.2022 tarihli talep artırım dilekçesi ile 98.698,00 TL olmak üzere toplam 122.416,00 TL, baba için dava açılırken 7.555,00 TL, 25.05.2022 tarihli talep artırım dilekçesi ile 41.439,00 TL olmak üzere toplam 48.994,00 TL talep edildiği, bu miktarlar üzerinden ek davanın kabulüne karar verildiği,
Birleşen 2023/343 E. sayılı davada; davacılardan anne için dava açılırken 232.872,00 TL, 27.06.2024 tarihli talep artırım dilekçesi ile 671.705,00 TL olmak üzere toplam 904.577,00 TL , baba için 112.047,00 TL, 27.06.2024 tarihli talep artırım dilekçesi ile 297.191,00 TL olmak üzere 409.238,00 TL maddi tazminat talep edildiği, talep edilebilecek toplam tazminat miktarının davacılardan anne için 1.141.877,84 TL, baba için 518.248,40 TL olduğu, davacıların her üç davada talep ettiği tazminat miktarları toplamının bu değerleri aşmadığının anlaşılması nedeniyle ek davanın kabulüne karar verildiği gerekçesiyle; 1. Asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen 2020/329 E. ve 2023/343 E. sayılı dosyalar ile tahsilde tekerrüre neden olmamak kaydıyla, taleple bağlılık ilkesi gözetilerek, davacılardan anne için 16.101,00 TL maddi ve 85.000,00 TL manevi, baba için 10.000,00 TL maddi ve 85.000,00 TL manevi, kardeşler için 25.000,00’er TL manevi ve dede ve anneanne için 20.000,00'şer TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline, 2.Birleşen 2020/329 E. sayılı davada; asıl ve birleşen 2023/343 E. sayılı dosyalar ile tahsilde tekerrüre neden olmamak kaydıyla, taleple bağlılık ilkesi gözetilerek, davacılardan anne için 122.416,00 TL, baba için 48.994,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, 3. Birleşen 2023/343 E. sayılı davada; asıl ve birleşen 2020/329 E. sayılı dosyalar ile tahsilde tekerrüre neden olmamak kaydıyla, taleple bağlılık ilkesi gözetilerek, davacılardan anne için 904.577,00 TL, baba için 409.238,00 TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalılardan Dicle EDAŞ vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince; davacılar vekili tarafından 6100 sayılı Kanunun 107. maddesi uyarınca belirsiz alacak davası açıldığı, yargılama sırasında alınan hesap bilirkişisi raporları doğrultusunda davacılar vekili tarafından ıslah ve bedel artırım dilekçeleri verildiği, ayrıca ek davaların açıldığı, belirsiz alacak davası açan davacıların, davanın mahiyetinden kaynaklanan ilk dava, bedel artırım ve ıslah haklarının bulunduğu, bu itibarla davacının asıl dava yönünden 26.07.2017 tarihli dilekçesinin bedel artırım, 26.09.2018 tarihli dilekçesinin ıslah dilekçesi olarak kabul edilmesi ve bu talebe göre karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesinin hatalı olduğu, belirsiz alacak davası açılması durumunda alacağın tamamının dava konusu edildiği, aynı dava konusu ile ilgili ek dava açılması halinde derdestlik dava şartının söz konusu olacağı, buna göre birleşen 2020/329 E. ve 2023/343 E. sayılı dosyalar yönünden derdestlik nedeniyle usulden ret kararı verilmesi gerekirken esastan kabul kararı verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle, davalılardan Dicle EDAŞ vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden asıl davanın kısmen kabulüne, taleple bağlılık ilkesi gözetilerek, davacılardan anne için 16.101,00 TL maddi ve 85.000,00 TL manevi, baba için 10.000,00 TL maddi ve 85.000,00 TL manevi, kardeşler için 25.000,00’er TL manevi ve dede ve anneanne için 20.000,00'şer TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline, birleşen 2020/329 E. ve 2023/343 E. sayılı davaların derdestlik nedeniyle usulden reddine karar verilmiş; karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; tüm deliller toplanmadan hazırlanan ve taraflarca itiraza uğrayan bilirkişi raporları ile davaya konu edilen maddi tazminat talepleri, kesin ve belirlenebilir hale gelmemiştir. Öte yandan, davacılar vekili tarafından 6100 sayılı Kanunun 107/2 maddesinde yapılan değişiklikten önce verilmiş olan talep artırım dilekçeleri hakkında, anılan yeni hüküm uygulanamayacaktır. Ne var ki, davacılar vekili tarafından yukarıda da açıklandığı üzere, belirsiz alacak davası açılırken amaçlanan şeyin, alacağının tümünü dava etmek ve tümü hakkında karar verilmesini sağlamak olduğu, davacıya alacağını belirlemesinin imkânsız veya kendisinden beklenemeyecek olduğu istisnai bir durumda böyle bir dava açma olanağının tanındığı gözetilmeden, belirsiz alacak davasının amacına aykırı olacak şekilde ek davalar açılması suretiyle derdestlik hali oluşturulduğu gibi, İlk Derece Mahkemesince
yanılgılı değerlendirmeyle verilen karara karşı da istinaf yoluna başvurulmamıştır. Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesince, davacılar vekili tarafından açılan ve asıl dava ile birleştirilen ek davaların derdestlik nedeniyle usulden reddine karar verilmiş olması, usul ve kanuna uygundur. Açıklanan bu nedenlerle, davacılar vekili tarafından temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerektiğini düşündüğümden, Daire çoğunluğunun anılan kararın bozulması gerektiği yönündeki görüşüne katılmıyorum.