Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/193 E. 2025/4026 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
3. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/193
Karar No
2025/4026
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1252 E., 2024/605 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 41. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/65 E., 2021/87 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı Üniversite vekili; taraflar arasında sağlık hizmeti alımına ilişkin sözleşme imzalandığını, sözleşme kapsamında davacı Üniversiteye ait Hastanede davalı Kurum sigortalılarına sağlık hizmeti sunulduğunu, davalı Kuruma fatura edilen Kasım 2015 dönemine ait 3.532.412,28 TL işlem bedelinden, malzeme ve ilaç bedellerine ilişkin 700.804,28 TL ile hastalardan Kurum adına tahsil edilen muayene katkı payı tutarı 6.468,05 TL'nin müvekkiline ödendiğini, ancak bakiye 2.825.140,40 TL'nin hiçbir gerekçe gösterilmeksizin ödenmediğini, yapılan kesintinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek; 2.825.140,00 TL'nin fatura teslim tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsillini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; davacı tarafından 2015 yılı Kasım ayı için 3.532.412,73 TL alacağın fatura edildiğini, Kurum tarafından yapılan inceleme sonucunda mevzuata uygun olarak kesinti yapıldığını, 31.12.2015 tarihinde davacının sözleşmesinin feshedilerek ödemelerin durdurulmasına dair karar tesis edildiği için ödeme yapılmadığını, kesinti tutarına fatura teslim tarihinden itibaren faiz talep edilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1. İlk Derece Mahkemesinin 11.07.2017 tarihli kararıyla; hükme esas alınan denetime elverişli bilirkişi raporu ile de sabit olduğu üzere, davalı Kurum tarafından ... Hastanesi hakkında yapılan inceleme sonucunda, ... Rehberlik ve Teftiş Başkanlığının 02.02.2016 tarihli yazısı ile davacının ödemelerinin durdurulmasına dair komisyon kararı gereği adı geçen hastanenin ödemelerine bloke konulduğu, söz konusu karar gereği her bir fatura dönemi için bloke konan tutar fatura tutarının %80'inden fazla olamaz denildiğinden, 31.12.2015 tarihinde Kasım 2015 dönemi için ilaç malzeme bedeli olarak 700.804,28 TL'nin ödendiği, kalan tedavi bedeli olan 2.825.140,40 TL'nin Şubat 2016 tarihinde bloke hesabına alındığı, blokede bekletilen Kasım 2015 dönemi için 2.819.462,14 TL'den 1.000.949,72 TL'nin daha Kurumca tespit edilen başka yersiz alacaklara mahsup edildiği, kalan 1.818.512,42 TL'nin SSK prim borçlarına kapatıldığı, 667 ve 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerle yapılan düzenlemeler gereği ... Üniversitesinin kapatıldığı, mal varlıkları ile alacak ve haklarının Hazineye geçtiği ve davanın taraflarının davacı ... Hazinesi ve davalı ... olduğu, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin (11.3.) maddesine göre davalı Kurum tarafından kişi borcu, yersiz ödeme ve prim alacakları karşılığı olarak yapılan mahsup işlemlerinin dayanağının bulunduğu, davacı ... Hazinesi tarafından davalı Kurumca yapılan mahsup işlemlerine herhangi bir itirazda bulunulmadığı, tasarruf ilkesi gereği tarafların dava konusu üzerindeki tasarruf yetkilerinin dava açıldıktan sonra da devam ettiği, davacı tarafın talebini geri çekmesinin mümkün olduğu, yapılan bu beyanların alacaktan feragat olarak değerlendirildiği, taraflar arasındaki ihtilafın ortadan kalktığı gerekçesiyle; konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, kararın süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 12.10.2018 tarihli kararıyla; somut olayda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda (6100 sayılı Kanun) tanımlanan davadan feragat niteliğinde bir beyan bulunmadığı halde, Mahkemece kararın gerekçe kısmında beyanların alacaktan feragat olarak değerlendirildiği belirtilerek hüküm kısmında davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına şeklinde hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle; istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 2. İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konu edilen işlemin sadece açıklanan Komisyon kararı olmadığı, davacı tarafın Sağlık Hizmeti Satın Alma Sözleşmesinden kaynaklanan alacak talebinin de bulunduğu, bilirkişi heyeti tarafından ibraz edilen kök ve ek raporlarda; Sağlık Hizmet Sunucularının Ödemelerinin Durdurulmasına İlişkin Usul ve Esasların 16. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen hükmüne uygun olarak alınan ve onaylanan 01.02.2016 tarihli ve 2016/04 sayılı komisyon kararı uyarınca ödemelerin durdurulmasına ilişkin kararın yerinde olduğu, ödemelerin durdurulması neticesinde icra takibi yapılmamış prim ve işsizlik sigortası primi alacağına mahsuben yapılan kesintiler ile Kurum müfettişince düzenlenen 31.05.2016 tarihli ve 03 sayılı inceleme raporu uyarınca Sağlık Hizmeti Satın Alma Sözleşmesi kapsamında yapılan mahsubun yerinde olduğu, 134.343,48 TL fark tutarının neticeyi değiştiremeyeceğinin bildirildiği, dava konusu ihtilafın niteliğine uygun olarak oluşturulan bilirkişi heyetinden alınan kök ve ek raporların denetimine elverişli bulunduğu, taraflar arasındaki Sağlık Hizmeti Satın Alma Sözleşmesi kapsamında mahsup edilmiş olan 998.566,11 TL ile iade edilen 5.678,26 TL dışında kalan toplam 1.820.896,03 TL tutar yönünden, davalı Kurum tarafından kapatılan Hastanenin prim ve işsizlik sigortası primi borçlarının mahsup edilmesinin ve bloke konulmasının yerinde olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; hükme esas alınan raporların hüküm kurmaya ve istinaf denetimine elverişli olduğu, ancak davacı Hazinenin yasal hasım olması nedeniyle aleyhine vekâlet ücretine karar verilmemesi gerekirken, Mahkemece davalı lehine vekâlet ücretine takdir edilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle; istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili; Mahkemece davanın açıldığı tarihteki duruma göre kapatılan Hastanenin davalı Kurumdan alacağı olup olmadığı, yapılan mahsubun yasal düzenlemelere uygun olup olmadığının incelenmesi gerektiğini, davanın açıldığı tarihten sonraki işlemlerin ve mahsuplaşmanın dikkate alınamayacağını, denetime elverişli bulunmayan bilirkişi raporlarının hükme esas alındığı gibi bu raporlara yaptıkları itirazların da dikkate alınmadığını, 670 sayılı KHK ile kapatılan kurumların borç ve alacakları ile ilgili yapılacak işlemlerin çerçevesinin ilgili KHK'lar ile çizildiğini, mahsuplaşma ile ilgili herhangi bir düzenleme bulunmamasına rağmen davalı Kurumun mahsuba ilişkin savunmasının dikkate alınmasının yerinde olmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte davalı Kurumun mahsuba konu ettiği alacağını kanıtlayamadığını ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir. 2. Davalı vekili; davacı Hazinenin yasal hasım olması nedeniyle müvekkili Kurum lehine vekâlet ücretine hükmedilemeyeceği yönündeki Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davalı Kurumun, davacının hak edişlerinden yaptığı kesintinin haksız olduğu iddiasıyla tahsili istemine ilişkindir. 1. 6100 sayılı Kanun'un 266. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkes gibi hakimin de bildiği konularda bilirkişi dinlenmesine karar verilemeyeceği gibi, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konularda da bilirkişi dinlenemez. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir. 6100 sayılı Kanun'un 281. maddesinde, tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabileceği açıklanmıştır. Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir. Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez. Somut uyuşmazlıkta; davacı, sözleşmeye uygun olarak hizmet verilmesine rağmen, 2015 yılı Kasım ayı alacaklarından haksız kesinti yapıldığı iddiasıyla eldeki davayı açmış, Mahkemece alınan kök ve ek bilirkişi raporunda; davalı Kurum tarafından, davacının Kasım 2015 dönemine ait alacak tutarı olan 2.825.140,40 TL'nin 5.678,26 TL'sinin kişi borcu kapsamında kesilerek kalan tutarın 01.02.2016 tarihli ve 2016/04 sayılı Kurum kararı gereği bloke hesaba alındığı, bu kısımdan 1.000.949,72 TL'nin Kurumca tespit edilen yersiz alacaklara mahsubu neticesi kalan tutar olan 1.818.512,42 TL ile prim borçlarının kapatıldığı, mahsubu yapılan 1.000.949,72 TL'nin 31.05.2016 tarihli ve 03 sayılı rapor doğrultusunda yapıldığı, rapora istinaden alacaklardan mahsup edilmesi gereken toplam 2.879 adet işlemli kesinti listesine göre, 837.175,69 TL asıl alacak ve bu tutara 161.390,42 TL yasal faizi ile birlikte toplamda 998.566,11 TL olduğu, 5.678,26 TL kişi borcuna ilişkin mahsup edilen tutarın davacı hesabına iade edildiği, toplamda mahsup edilen 1.820.896,03 TL'ye ilişkin Kurum işleminin yerinde olduğu görüşü bildirilmiştir. Ancak 31.05.2016 tarihli ve 03 sayılı rapor doğrultusunda mahsubu yapılan 1.000.949,72 TL yönünden tek tek işlem bazında değerlendirme yapılmadığı gibi davacının bu husustaki itirazlarını giderir şekilde de rapor düzenlenmemiştir. Bu nedenle Mahkemece; kesintiye konu işlemlerin tek tek değerlendirilmek suretiyle, davanın açıldığı tarihteki duruma göre kesintinin yerinde olup olmadığı tartışılarak, tarafların Mahkemece alınan bilirkişi raporlarına karşı yaptıkları itirazlar da karşılanmak suretiyle, tereddüde yer vermeyecek şekilde hüküm kurmaya elverişli bir rapor aldırılarak, varılacak sonuç dairesinde bir hüküm kurulması gerekirken, yetersiz bilirkişi raporu benimsenerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. 2. Bozma sebebine göre, davalı vekilinin vekâlet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, 2. Bozma sebebine göre, davalı vekilinin vekâlet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/193, K. 2025/4026, T. 15.09.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-3-hukuk-dairesi-2025-193-e-2025-4026-k-d05ea37992b9