Yargıtay · 2. Ceza Dairesi
Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2026/2523 E. 2026/6970 K. – Hırsızlık
Konu: Hırsızlık
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 2. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2026/2523
- Karar No
- 2026/6970
- Karar Tarihi
- Konu
- Hırsızlık
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2022/1045 E., 2023/162 K. SUÇ : Hırsızlık KARAR : Mahkûmiyet KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması
I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14.01.2026 tarihli ve KYB-2026/2168 sayılı kanun yararına bozma isteminin; "Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 22/11/2016 tarihli ve 2016/950 esas, 2016/436 karar sayılı ilamında yer alan; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 150/3. maddesinde alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada şüpheli veya sanığa müdafii görevlendirilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlandığından, şüpheli veya sanığa zorunlu müdafii görevlendirilmesinde temel cezanın gözetilmesi gerekli olup hapis cezasının belirli bir oranda artırılmasını öngören nitelikli haller dikkate alınmayacağı, kanun koyucunun iradesinin, alt sınırı beş yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlarda, cezada belirli bir oranda artırım öngören nitelikli hallerin de bu madde kapsamında dikkate alınması gerektiği yönünde olması halinde, bu hususu açıkça düzenleyeceği şeklindeki görüşün değiştirilerek, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 14/10/2021 tarihli ve 2021/2-35 esas, 2021/473 karar sayılı ilamında yer alan; çağdaş ceza adaletini tam manasıyla temin etmek, savunma hakkının daha etkin bir şekilde kullanımına imkan sağlamak bakımından aleyhte yorumda bulunmak için haklı ve gerektirici bir nedenin olmaması, Kanun’da aksi yönde bir düzenlemeye de yer verilmemesi karşısında, ceza adalet sistemimizde, bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerinin, aynı suç sayılacağı ilkesi de gözetildiğinde, aynı suç sayılan bir suçun nitelikli hâlinin ve benzer şekilde fiilin ağırlaştırıcı neden altında işlenen şeklinin, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 150/3. maddesinde belirlenen ve zorunlu müdafi atanması için gerekli olan beş yıllık sürenin belirlenmesinde esas alınması gerektiği, ancak 15/6/1949 tarihli ve 4-11 sayılı içtihadı birleştirme kararında belirtildiği üzere, yargısal içtihat değişikliklerinin kural olarak geriye yürümeyeceği, yorum farklılığı sebebiyle içtihadın değişmiş olmasının, usul ve maddi hukuka aykırılık taşımayan karara yönelik, olağanüstü kanun yollarına başvuru nedeni oluşturmayacağının kabulü gerektiği şeklindeki görüşün benimsendiği nazara alındığında, Aydın 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 31.01.2023 tarihli kararının, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 14/10/2021 tarihli kararından sonra verilmiş olduğu gözetilerek yapılan incelemede; 5237 sayılı Kanun’un 142/1-a, 1 43... /5 maddelerinde düzenlenen nitelikli hırsızlık suçu için öngörülen cezanın alt sınırı beş yıldan fazla olup zorunlu müdafii görevlendirilmesinde suçun nitelikli hallerinin de göz önünde bulundurulması gerektiği cihetle, sanığa zorunlu müdafii görevlendirilmeden yargılamaya devam olunarak, yazılı şekilde sanığın mahkûmiyetline karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE Gerekçeli karar başlığında; 24.06.2022, 26.06.2022 olan suç tarihlerinden, yalnızca 26.06.2022 tarihinin suç tarihi olarak gösterilmesinin, mahallinde düzeltilmesi mümkün maddi hata olduğu kabul edilerek yapılan incelemede; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 08.11.2022 tarihli ve 2022/11-436 Esas, 2022/705 Karar sayılı kararında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanması suretiyle cezanın belirlenmesi konusunda, "Zincirleme suç, farazi bir birliktir. Bir yanda kanunun birden fazla ihlali yani birden fazla suç varken, diğer yanda bu suçların tümünü birleştiren, müşterek bir unsur olarak ortaya çıkan "suç işleme kararında birlik" vardır. Birden fazla suçu birleştiren ve tek suç olarak nazara alınmasını sağlayan "suç işleme kararında birlik"tir. Zincirleme suç bağımsız bir suç değildir ve zincirleme suçu oluşturan her bir suç, kanunda özel bir düzenleme olmadıkça, genel kurallara göre işlem görecektir. Suç işleme kararı, hiçbir şekilde zincirleme suçta yer alan suçları, zincirleme suçun bir parçası, bir safhası hâline getirmez ve neticede tüm suçları, her yönden tek bir suça indirgemeye yeterli değildir. Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde her suç bağımsızlığını korur (Türkan Yalçın Sancar, TBB Dergisi, Sayı 70, 2007, s. 248-249.). Temel cezanın belirlenmesinde izlenecek usul ve göz önünde bulundurulması gereken kriterler TCK'nın 61. maddesinde gösterilmiş olup maddenin ilgili ilk beş fıkrası; "(1) Hâkim, somut olayda; a) Suçun işleniş biçimini, b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları, c) Suçun işlendiği zaman ve yeri, d) Suç konusunun önem ve değerini, e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, g) Failin güttüğü amaç ve saiki, Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanunî tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler. (2) Suçun olası kastla ya da bilinçli taksirle işlenmesi nedeniyle indirim veya artırım, birinci fıkra hükmüne göre belirlenen ceza üzerinden yapılır. (3) Birinci fıkrada belirtilen hususların suçun unsurunu oluşturduğu hâllerde, bunlar temel cezanın belirlenmesinde ayrıca göz önünde bulundurulmaz. (4) Bir suçun temel şekline nazaran daha ağır veya daha az cezayı gerektiren birden fazla nitelikli hâllerin gerçekleşmesi durumunda; temel cezada önce artırma sonra indirme yapılır. (5) Yukarıdaki fıkralara göre belirlenen ceza üzerinden sırasıyla teşebbüs, iştirak, zincirleme suç, haksız tahrik, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsî sebeplere ilişkin hükümler ile takdiri indirim nedenleri uygulanarak sonuç ceza belirlenir" şeklindedir. Buna göre, öncelikle maddenin birinci fıkrası uyarınca, fıkrada belirtilen ilkeler göz önünde bulundurulmak suretiyle, suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırları arasında temel ceza tespit edilmeli, dördüncü fıkrası uyarınca bir suçun temel şekline nazaran daha ağır veya daha az cezayı gerektiren birden fazla nitelikli hâllerin gerçekleşmesi durumunda; temel cezada önce artırma sonra indirme yapılmalı, sonrasında da belirlenen ceza üzerinden beşinci fıkrası uyarınca sırasıyla teşebbüs, iştirak, zincirleme suç, haksız tahrik, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsî sebeplere ilişkin hükümler ile takdiri indirim nedenleri uygulanarak sonuç ceza belirlenmelidir. Bu düzenleme dikkate alındığında, kanun koyucu bilinçli bir şekilde zincirleme suç hükümlerini, daha ağır veya daha az ceza gerektiren suçun nitelikli hâllerinden ayrı değerlendirmiş ve suçun nitelikli hâlleri arasında kabul etmemiştir. Öğretide de TCK'nın 43. maddesi suçun nitelikli hâli olarak kabul edilmemektedir. "...Zamanaşımı süresinin belirlenmesinde, suç için kanunda öngörülen cezanın üst sınırı esas alınacaktır. Ancak, somut olayda faile daha ağır ceza verilmesini gerektiren nitelikli hâllerin varlığı durumunda, dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde bu hâller de göz önünde bulundurulmalıdır. Başka bir deyişle, bu sistemde, zamanaşımı süresinin belirlenmesinde, o suçla ilgili olarak hükmedilmesi mümkün olan en yüksek ceza miktarı esas alınmaktadır. Ancak örneğin yaş küçüklüğü dolayısıyla cezada yapılacak olan indirim miktar veya oranları, zamanaşımı süresinin belirlenmesinde göz önünde bulundurulmaz. Keza, suçun müteselsilen işlenmesi durumunda, zincirleme suç dolayısıyla ceza miktarında yapılacak olan artış oranı, zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dikkate alınmaz." (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınları, Ankara, 11. Baskı, s. 885.). Ceza Genel Kurulunun 26.11.2019 tarihli ve 208-666 sayılı kararında da; sanığın eyleminin zincirleme şekilde cinsel taciz suçunu oluşturduğu kabul edilen olayda cinsel taciz suçu bakımından dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği hususu değerlendirilirken zincirleme suç nedeniyle artırım dikkate alınmamak suretiyle TCK'nın 43. maddesi suçun nitelikli hâli olarak kabul edilmemiştir." Şeklinde yapılan açıklamalar dikkate alındığında; somut olayda, hükümlüye yüklenen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 142/1-a, 142/5 ve 43/1. maddelerinde öngörülen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirdiğinden söz edilemeyeceği, zira zincirleme suç hükümlerinin, daha ağır veya daha az ceza gerektiren suçun nitelikli hâllerinden olmadığı ve buna göre 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 150/3. maddesi uyarınca, hükümlüye zorunlu müdafi atanmasının gerekmediği değerlendirilmekle; mahkemece müdafi talebi de bulunmadığı anlaşılan hükümlüye müdafi tayin edilmeksizin yapılan yargılamada hükümlünün savunma hakkı kısıtlanmadığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
III. KARAR Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce, gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 309. maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN REDDİNE, dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.