Yargıtay · 2. Ceza Dairesi
Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2024/7993 E. 2026/11482 K. – Hırsızlık
Konu: Hırsızlık
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 2. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2024/7993
- Karar No
- 2026/11482
- Karar Tarihi
- Konu
- Hırsızlık
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/4743 E., 2024/596 K. SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü;
5271 sayılı Kanun’un 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'' ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek; katılan vekilinin temyiz isteminin, ''Sanığın hırsızlık suçunu işlediği her türlü şüpheden uzak, kesin ve yeterli delille ortaya konulduğundan sanığın hırsızlık suçundan beraatine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğuna, sanığın katılana saldırdığı esnada katılanın cebinden düşen telefonunun sanığın dükkânında olduğunu tespit ettiğine, buna rağmen telefonun teslim edilmediğine, katılanın zararının giderilmediğine, katılanın telefonunun sanık tarafından kendisine maddi yarar sağlamak amacıyla katılanın rızası olmaksızın alındığına, sanığın hırsızlık suçunu işlediğinin sabit olduğuna, telefonun sanık tarafından kullanılıp kullanılmadığının araştırılmadığına, hatta HTS kayıtlarının getirtilmediğine, Mahkemece telefonun sanığın dükkânında olduğu hususunun araştırılmadığına, kararın bozularak sanığın cezalandırılmasına ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesine'' yönelik olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesinin, 25.03.2022 tarihli ve 2021/544 Esas, 2022/177 Karar sayılı dosyasında verilen beraat hükmüne yönelik katılan vekilinin istinaf istemi üzerine yapılan inceleme neticesinde, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 31.01.2023 tarihli ve 2022/1657 Esas, 2023/325 Karar sayılı kararı ile “Sanığın suçlamayı kabul etmemesi, buna karşılık katılan kovuşturma aşamasında da tekrar ettiği hazırlık ifadesinde özetle, tehlikeli vasıta kullanma nedeniyle sanıkla yaptıkları tartışma ve kavga sonrası olay mahallinde düşen cep telefonunu çevrede ararken sanığın gel gel telefonun bende diye söylendiğini, ancak çevrede bulunanlardan tanımadığı bir şahsın "bu adamlar tekin değil seni vururlar" deyince sanığın yanına gitmediğini, motosikletine binerek olay mahallinden ayrıldığını, ... bul uygulama programından yaptığı tespitte sanığın bulunduğu iş yerini gösterdiğini ifade etmiş olması, olaydan sonra suça konu telefon ile ilgili kullanım olup olmadığına ilişkin bilgi teknolojileri ve iletişim kurumu başkanlığına müzekkere yazıldığı halde buna ilişkin cevabi yazı ve dolayısıyla HTS kayıtlarının dosyada yer almaması karşısında; Öncelikle, varsa olaydan sonra kullanıma ilişkin kayıtlar, yoksa suça konu cep telefonuna ilişkin HTS kayıtları yeniden istenerek suç tarihinden sonra kullanım olup olmadığı, kullanım varsa olaydan sonra ilk kullanandan hareketle telefonu kimden ne zaman, ne şekilde aldığı, sanık ile bağlantısı olup olmadığı araştırılıp sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilmeden eksik soruşturma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulduğundan” bahisle hükmün bozulmasına karar verildiği, ancak bozma kararında belirtilen hukuka aykırılığın aynı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmek suretiyle yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı,
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 30.04.2025 tarihli ve 2024/6-490 Esas, 2025/197 Karar sayılı kararında “… bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları gerektiğinin…” kabul edildiği, keza Anayasa Mahkemesinin 12.06.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 09.01.2025 tarihli ve 2023/33667 sayılı kararı ile de “İstinaf Dairesi kanunda açıkça öngörülmüş hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermiş, bunun sonucunda başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma hakkının elinden alınmasına yol açmıştır. Böylelikle istinaf kanun yolu incelemesine ilişkin kuralların İstinaf Dairesince yapılan yorumun kişilerce öngörülebilecek belirlilikte olmadığı ve kanunun lafzıyla çeliştiği görülmüştür. Diğer bir ifadeyle İstinaf Dairesinin bu kararıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına kanuni dayanağı bulunmayan bir müdahalede bulunulmuştur. Açıklanan gerekçelerle İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir sebeple bozma kararı vermesiyle gerçekleşen müdahalenin kanuni dayanağının olmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine..." hükmedilmekle yukarıda anılan şekilde verilen bozma kararlarının “hukuka açık ve ağır aykırılıkla malûl” olduğunun teyit edildiği dikkate alınmak suretiyle; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 31.01.2023 tarihli ve 2022/1657 Esas, 2023/325 Karar sayılı kararı ile bozma üzerine verilen İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesinin, 03.10.2023 tarihli ve 2023/89 Esas, 2023/404 Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun olduğu belirlenerek yapılan incelemede; 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verilerek, duruşma açılıp, taraflar çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince giderilmesi sonucunda yeniden hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi, Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği Tebliğnâme'ye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, aynı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.