Yargıtay · 2. Ceza Dairesi
Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2022/16217 E. 2024/12013 K.
Konu: Karşılıksız Yararlanma
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 2. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2022/16217
- Karar No
- 2024/12013
- Karar Tarihi
- Konu
- Karşılıksız Yararlanma
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2018/38 E., 2022/524 K. SUÇ : Karşılıksız yararlanma HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6763 sayılı Kanun'un 33. maddeyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 305. maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 260/1. maddesi uyarınca temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310. maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun'un 317. maddesi uyarınca temyiz isteminin reddini gerektirir bir durum bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: Dosya kapsamına göre diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir. Ancak; 1) Yargıtay 17. Ceza Dairesinin, 2016/15855 Esas, 2017/15309 Karar sayılı 05.12.2017 tarihli bozma ilâmında da belirtildiği üzere, sanığa "bilirkişi tarafından suça konu tutanaklar nedeniyle normal tarifeye göre hesaplanan vergili ve cezasız kurum zararını varsa daha önce yapılan ödemeler kurumdan sorulup mahsup edildikten sonra kalan miktar belirlenip, verilecek makul sürede ödenmesi hâlinde etkin pişmanlıktan faydalanabileceği ve TCK'nın 168/5. fıkrası, CMK'nın 223/8. fıkrası uyarınca kovuşturma şartı gerçekleşmediği için düşme kararı verileceği ödenmediği takdirde yargılamaya devamla dosyadaki delillere göre hüküm kurulacağı" şeklinde açık şekilde ihtarat yapılması gerekirken yalnızca "kurum zararını ödediğiniz takdirde açılan kamu davasının TCK 168. maddesi uyarınca düşürüleceği ihtar olunur" şeklindeki ibareyle, bilirkişinin hesapladığı tutar ile kurum tarafından bildirilen zarar arasında açıkça farklılık bulunması da göz önüne alınarak usulsüz şekilde ihtar yapıldığı, sanığa usule uygun şekilde "bilirkişinin hesapladığı vergili cezasız toplam 225,01 TL'yi verilecek makul sürede ödemesi hâlinde etkin pişmanlıktan faydalanabileceği ve TCK'nın 168/5. fıkrası, CMK'nın 223/8. fıkrası uyarınca kovuşturma şartı gerçekleşmediği için düşme kararı verileceği ödenmediği takdirde yargılamaya devamla dosyadaki delillere göre hüküm kurulacağı" ibaresiyle açık ihtarlı davetiyle tebliğinin gerektiğinin gözetilmemesi, 2) Sanığa tebliğ edilen davetiyede duruşma gününün 18.10.2022 olduğu belirtilmesine rağmen hüküm duruşması 04.10.2022 tarihinde yapılarak sanığın savunma hakkının kısıtlanması, 3) Dosya kapsamına göre herhangi bir hukuki kesintinin olmadığı anlaşılan 07.01.2013 ve 06.04.2013 tarihli tutanaklarla ilgili eylemler için sanık hakkında zincirleme suç hükümlerine ilişkin 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinin uygulanması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi, 4) 18.06.2014 tarihinde kabul edilip 28.06.2014 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 81. maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanun'un 106/3. maddesi gereğince “Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilerek, hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına karar verilir. Günlük çalışma süresi, en az iki saat ve en fazla sekiz saat olacak şekilde denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenir. Hükümlünün, hakkında hazırlanan programa ve denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerilerine uymaması hâlinde, çalıştığı günler hapis cezasından mahsup edilerek kalan kısmın tamamı açık ceza infaz kurumunda yerine getirilir.” hükmü gözetilmeden, sanık hakkında yazılı şekilde ödenmeyen adlî para cezasının hapse çevrileceğinin ihtarına karar verilmesi, 5) Gerekçeli karar başlığında suç tarihinin 07.01.2013, 06.04.2013 olarak yazılması gerekirken sadece 07.01.2013 olarak yazılması, Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı isteme aykırı olarak BOZULMASINA, bozma sonrası kurulacak hükümde 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesinin gözetilmesine, 12.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.