Yargıtay · 12. Ceza Dairesi
Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2024/1183 E. 2026/1992 K. – Taksirle Yaralam
Konu: Taksirle Yaralama
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 12. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2024/1183
- Karar No
- 2026/1992
- Karar Tarihi
- Konu
- Taksirle Yaralama
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/ 1378 E., 2023/2693 K. SUÇ : Taksirle yaralama HÜKÜM : Beraat TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması
Sanık hakkında Dairemizce verilen bozma kararı üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; katılan vekili, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesindeki temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 89/1-2/b,e,3/b, 62, 50,52, CMK 251. Maddesi gereğince 7 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesine karar verilmiş, katılan vekili ve sanık müdafiinin istinafları üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince yeniden hüküm kurmak suretiyle sanığın taksirle yaralama suçundan CMK'nın 223-2-a.c maddeleri uyarınca beraatine karar verilmiş, kararın katılan tarafından temyizi üzerine Dairemizce verilen bozma kararı üzerine dosyanın gönderildiği Bölge Adliye Mahkemesince sanığın taksirle yaralama suçundan CMK'nın 223-2-a.c maddeleri uyarınca beraatine karar verilmiş, kararın katılan vekili ve Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı tarafından temyizi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ Katılan vekilinin temyiz sebepleri; sanığın kusurlu olduğuna, mahkumiyetine karar verilmesi gerektiğine ve saire ilişkindir.
Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının temyiz sebepleri; sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerektiğine, kırmızı ışık ihlali yaparak kazaya sebebiyet verdiğine, suçun unsurlarının oluştuğuna ve saire ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR İlk Derece Mahkemesince;10.05.2019 günü saat 22.30 sıralarında katılan sanık ...'ın yönetimindeki 35... plakalı motosiklet ile ... Caddesi üzerinde Adliye yönüne doğru seyir halindeyken olay mahalli ışık kontrollü kavşaktan yeşil ışıkta seyrini sürdürdüğü sırada aracıyla; seyrine göre sağ taraftan yaya geçidi mahallinden kaplamaya girerek karşıdan karşıya geçmek isteyen katılan sanık yaya ...'ya çarpması sonucu meydana gelen ve katılan sanıklardan ...'nın hayati tehlike geçirmeksizin, basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ve vücudunda hayat fonksiyonlarına ağır derecede etki eden kemik kırığı oluşacak biçimde, ...'ın ise hayati tehlike geçirecek, basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek, vücudunda hayat fonksiyonlarına ağır derecede etki eden kemik kırığı oluşacak ve organlarından birinin işlevinin sürekli yitirilmesine neden olacak biçimde yaralanmaları ile sonuçlanan olayda; kazanın meydana gelmesinde yaya katılan sanık ...'nın asli kusurlu, sürücü katılan sanık ...'nin tali kusurlu olduğu kabul ve tespit edilerek mahkumiyetlerine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, ''Bir olayda hukuki sorumluluk ile cezai sorumluluk farklı olup taksirli cezai sorumluluk daha dar olarak düzenlenmiş ve bunun çerçevesi TCK'nın 22. maddesinde çizilmiştir. Trafik kazasında yayanın hukuki sorumluluğunun bulunması cezai yönden de sorumlu olmasını gerektirmez. Yayanın kusurlu olması, Türk Ceza Kanununun uygulamasında, sürücünün cezasının belirlenmesinde ve hakkında lehe hükümlerin uygulanmasında nazara alınıp adaletli bir cezalandırma sağlanmaya çalışılmaktadır.
Yayaların kusurlu olmaları tazmini sorumluluğu gerektirir. Meydana gelen kazadan dolayı cezai sorumluluğun var olduğu kabul edilemez.
Bununla beraber Ceza Genel Kurulunun 21.10.1997 gün ve 1997/99-202 sayılı kararında sürücüler yanında yayaların da sanık olabileceğini kabul eden tek bir kararı bulunsa da Ceza Genel Kurulunun gerek bu karardan önce ve gerekse bu karardan sonraki kararları ile ceza dairelerinin istikrarlı uygulamaları, yayaların kusurlu davranışları ile birlikte trafik kazasına sebebiyet vermeleri durumunda sadece sürücüler hakkında kamu davası açılmakta ve sanık olarak bunlar gösterilmektedirler.
Her ne kadar bilirkişi raporunda katılan sanık yaya ...'nın olayda asli kusurlu olduğu belirtilmiş ve mahkemece de bu şekilde kabul edilerek cezalandırılmasına karar verilmiş ise de, meydana gelen olayda kim ya da kimlerin kusurlu olduğunun tesbiti sırasında, teknik uzmanlık gerektiren belirlemeler dışındaki kusur değerlendirmesinin mahkemenin görev ve yetkisi kapsamında bulunduğu, alınan bilirkişi raporlarındaki teknik uzmanlığı gerektiren belirlemeler yeterli ise, olayda kim ya da kimlerin kusurlu olduğunun tespitinin mahkemece yapılabileceği ve mahkemenin kusur tesbiti yönünden bilirkişi raporlarıyla bağlı olmadığı, buna göre, sanık ... ...'nın olayda kusurlu olmadığı anlaşıldığından beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine verilmesinin hukuka aykırı olduğu'' gerekçeleri ile ilk derece mahkemesi kararının ( sanık ... yönünden) kaldırılarak sanığın atılı suçtan beraatine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE VE KARAR Olay günü saat 22.30 sıralarında katılanın sevk ve idaresindeki motosiklet ile meskun mahalde, azami hız limiti 50 km/sa olan , bölünmüş, 2 şeritli, 7 metre genişliğinde, aydınlatmalı, düz, eğimsiz, asfalt kaplama yolda seyir halindeyken ışık kontrollü üç yönlü kavşağa geldiğinde kendisine hitaben yanan yeşil ışıkta seyrini sürdürdüğü sırada, istikametine göre sağ taraftan kendisine hitaben yanan kırmızı ışığa rağmen yaya geçidi mahallinden kaplamaya girerek karşıdan karşıya geçmek isteyen sanık yayaya çarptığı, kaza nedeniyle katılanın basit tıbbi müdahale ile giderilemez, 6. Derece kemik kırığı oluşacak, organlarından birinin işlevinin sürekli yitirilmesine neden olacak şekilde , sanığın basit tıbbi müdahale ile giderilemez, 6. Derece kemik kırığı oluşacak şekilde yaralandığı olayda; Yayanın sebebiyet verdiği trafik kazasından dolayı sanık olup olmayacağı sorunu öncelikle çözümlenmesi gerekmektedir.
Taksir, istisnai bir kusurluluk şeklidir. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alma ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir. Fail, tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme olanak ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradi bir hareketle neden olmak olup Türk Ceza Kanununun 22/2. maddesi ‘Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi’ olarak tanımlamaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun son olarak verdiği 07.06.20 11... -120 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında da vurgulandığı gibi, öğretide ve uygulamada taksirin unsurları;
1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hareketin iradi olması,
3- Neticenin iradi olmaması,
4- Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,
5- Neticenin öngörülebilir olmasına karşın fail tarafından öngörülememesi, şeklinde kabul edilmektedir.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinde trafik; yayaların, hayvanların ve araçların karayolları üzerindeki hal ve hareketleri olarak tanımlanmış, "Karayollarında trafiğin akışı" başlıklı 46. maddesinde sürücülerin, 81. maddesinde trafik kazalarına karışanların uymak zorunda olduğu kurallar hüküm altına alınmış ve anılan kurallara uymayanlar için idari para cezaları öngörülmüş, 68. maddesinde ise; "Yayaların uyacakları kurallar aşağıda belirtilmiştir.
a) Yayalar, aşağıda sayılan haller dışında, taşıt yolu bitişiğinde ve yakınında yaya yolu, banket veya alan varsa burada yürümek zorundadır. 1. Yönetmelikte belirtilen tedbirler alınmak şartı ile diğer yayalar için ciddi rahatsızlık verecek boyutta eşyaları iten veya taşıyan kişiler ile, taşıt yolunun en sağ şeridinden fazla kısmını işgal etmemek, gece ve gündüz görüşün az olduğu hallerde de imkan oranında tek sıra halinde yürümek şartı ile bir yetkili veya görevli yönetiminde düzenli şekilde yürüyen yaya kafileleri taşıt yolu üzerinde yürüyebilirler.
2. Yayaların yürümesine ayrılmış kısımların kullanılmasının mümkün olmaması veya bulunmaması hallerinde yayalar, bisiklet trafiğine engel olmamak şartı ile bisiklet yolunda bisiklet yolu yoksa taşıt yolu üzerinde, imkan oranında taşıt yolu kenarına yakın olmak şartı ile yürüyebilirler.
3. Her iki tarafında, yaya yolu ve banket bulunmayan veya kullanılır durumda olmayan iki yönlü trafiğin kullanıldığı karayollarında yaya kafileleri dışındaki yayalar, taşıt yolunun sol kenarını izlemek zorundadır.
b) Taşıt yolunun karşı tarafına geçmek isteyen yayaların taşıt yolunu, yaya ve okul geçidi ile kavşak giriş ve çıkışları dışında herhangi bir yerden geçmeleri yasaktır. Yayalar, bu yerlerden geçerken; 1. Yaya ve okul geçitlerinin bulunduğu yerlerde, geçitte yayalar için ışıklı işaret varsa bu işaretlere uymak,
2. Geçitte yayalar için ışıklı işaret yoksa ve geçit sadece taşıt trafiği ışıklı işareti veya yetkili kişi tarafından yönetiliyorsa geçecekleri doğrultu açıldıktan sonra taşıt yoluna girmek,
3. Işıklı işaret veya yetkili kişilerin bulunmadığı geçitlerde veya kavşaklarda güvenlikleri açısından yaklaşan araçların uzaklık ve hızını göz önüne almak, Zorundadırlar.
Ancak, yüz metre kadar mesafede yaya geçidi veya kavşak bulunmayan yerlerde yayalar, taşıt trafiği için bir engel teşkil etmemek şartı ile ve yolu kontrol ederek kendi güvenliklerini sağladıktan sonra en kısa doğrultuda ve en kısa zamanda taşıt yolunu geçebilirler.
c) Yaya yollarında, geçitlerde veya zorunlu hallerde taşıt yolu üzerinde bulunan yayaların, trafiği engelleyecek veya tehlikeye düşürecek şekilde davranışlarda bulunmaları veya buraları saygısızca kullanmaları yasaktır.
Bu madde hükümlerine uymayan yayalar 1.800.000 lira para cezası ile cezalandırılırlar" şeklindeki hükme yer verilerek yayaların uyacakları kurallar belirlenmiştir.
Karayolları Trafik Yönetmeliğinin "Karayollarında trafiğin akışı ve karayolunun kullanılması" başlıklı 94. maddesinde; "Karayollarında trafik sağdan akar.
Aksine bir hüküm veya işaret bulunmadıkça karayollarında; ...C) Yayalar; Bu Yönetmeliğin 95 inci maddesinde sayılan hal ve şartlar dışında; a) Taşıt yolu bitişiğindeki ve yakınındaki yaya yolu, banket ve alanlarda yürümek, buralarda ve mecburi hallerde taşıt yolunda yürüme halinde bu Yönetmeliğin 138 ncı maddesindeki şartlara uymak,
b) Taşıt yolunun karşı tarafına; yaya ve okul geçitleri ile kavşak giriş ve çıkışlarından, bunların bulunmadığı yerlerde ise, şartlarına uyulmak suretiyle taşıt yolunun uygun kısımlarından geçmek,
c) Yaya ve okul geçitlerinden geçerken, geçidin sağ bölümünden yürümek, Zorundadırlar", "Trafik İşaretlerine Uyma" başlıklı 95. maddesinde; "Araç ve hayvan sürücüleri ile yayalar yolu kullanırken; a) Trafiği düzenleme ve denetlemeye yetkili üniformalı veya özel işaret taşıyan görevlilerin uyarı ve işaretlerine,
b) Işıklı ve sesli trafik işaretlerine,
c) Trafik işaret levhaları, tertipleri ve yer işaretlemelerine,
d) Trafik güvenliği ve düzeni ile ilgili olarak Karayolları Trafik Kanununda ve Karayolları Trafik Yönetmeliğinde gösterilen diğer kural, yasak, zorunluluk ve yükümlülüklere,
Uymak zorundadırlar. Bunlara uymadaki öncelik yukarıda yapılan sıralamaya göredir",
"Yayalar" başlıklı 138. maddesinde; "Yayaların uyacakları kurallar aşağıda belirtilmiştir. a) Yayalar taşıt yolu bitişiğinde veya yakınında yaya yolu, banket veya alan varsa buralardan yürümek, her iki tarafında banket bulunan ve kullanılabilir durumda olan yollarda kendi gidiş yönüne göre sol bankette yürümek zorundadırlar.
Ancak; 1) Diğer yayalar için ciddi rahatsızlık ve tehlike verecek boyut veya biçimde eşya iten veya taşıyan kişiler, taşıt yolunun en sağ şeridinde mümkün olan en az kısmı işgal etmek, araçların ilerlemelerine engel olmamak, çarpmayı önleyici ve uyarıcı tedbirleri almak şartıyla taşıt yolu üzerinde yürüyebilirler.
2) Bir yetkili veya görevli yönetiminde düzenli şekilde yürüyen yaya kafileleri taşıt yolunun en sağ şeridinden fazla kısmını işgal etmemek, gece ve gündüz görüşün az olduğu hallerde imkan oranında tek sıra halinde yürümek, araçların hareketlerini engellememek ve güçleştirmemek, çarpmayı önleyici ve uyarıcı tedbirleri almak şartıyla taşıt yolu üzerinde yürüyebilirler.
3) Yayaların yürümesine ayrılmış kısımların kullanılmasının mümkün olmaması veya mevcut bulunmaması halinde, bisiklet yolu varsa bisiklet trafiğine engel olmamak şartıyla bisiklet yolunda, bisiklet yolu yoksa imkan oranında taşıt yolu kenarına yakın olmak şartıyla taşıt yolu üzerinde yürüyebilirler.
4) Her iki tarafında yaya yolu ve banket bulunmayan veya kullanılır durumda olmayan iki yönlü yollarda yaya kafileleri taşıt yolunun sağ kenarında diğer yayalar gidişlerine göre taşıt yolunun sol kenarında yürümek zorundadırlar.
b) Karşıdan karşıya geçişler; Taşıt yolunun karşı tarafına geçmek isteyen yayalar, taşıt yolunu yaya ve okul geçidiyle kavşak giriş ve çıkışlarından geçmek zorundadırlar.
1) Yaya ve okul geçitlerinin bulunduğu yerlerde yayalar için ışıklı işaret varsa bu işaretlere uymak,
2) Geçitte yayalar için ışıklı işaret yoksa ve geçit sadece taşıt trafiği ışıklı işareti veya yetkili kişi tarafından yönetiliyorsa, geçecekleri doğrultu açıldıktan sonra taşıt yoluna girmek,
3) Işıklı işaret veya yetkili kişilerin bulunmadığı geçitlerde veya kavşaklarda güvenlikleri açısından yaklaşan araçların uzaklık ve hızını göz önüne alarak uygun zamanda geçmek, Zorundadırlar.
Ancak, 100 metre kadar mesafede yaya geçidi, okul geçidi veya kavşak bulunmayan yerlerde yayalar, taşıt trafiği için bir zorluk veya engel yaratmamak şartıyla ve yoldan gelen taşıtların uzaklık ve hızını kontrol ederek kendi güvenliklerini sağladıktan sonra en kısa doğrultuda ve en kısa zamanda taşıt yolunu geçebilirler.
Yollarda güvenli geçiş, önce sola sonra sağa bakılarak sakınca yoksa taşıt yoluna girmek, geçiş sırasında sola ve sağa bakılarak yürüyüşe devam etmek, taşıt yoluna girmeden güvenle duramayacak kadar yaklaşmış taşıtlar varsa ilk geçiş hakkını onlara verip geçişlerini beklemek suretiyle yapılır. Yayalar için özel olarak yapılmış alt veya üst geçit, yaya köprüsü veya yaya tüneli gibi tesisler varsa yayalar buralardan yararlanmak zorundadırlar.
c) Yaya yolu bulunmayan yollarda yürümek zorunda kalan yayalar, araç sürücülerine karşı görünürlüklerini sağlamak, can güvenliklerini daha olumlu yönde artırmaları için alaca karanlık ve gece karanlığında üzerlerinde reflektif aksesuar bulundurmak, uyarıcı açık renk elbise giymek veya ışık taşımak gibi tedbirleri almak zorundadırlar.
d) Yaya yollarında, geçitlerde veya mecburi hallerde taşıt yolu üzerinde bulunan yayaların, trafiği engelleyecek, tehlikeye düşürecek davranışlarda bulunmaları, dikkatsiz hareket etmeleri, oynamaları veya bu yerleri saygısızca kullanmaları yasaktır", Şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir.
Görüldüğü gibi, Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Trafik Yönetmeliğinin münhasıran taşıtlara özgülenen kurallardan ibaret olduğu söylenemeyecektir. Zira kanunda bizzat "yayaların, hayvanların ve araçların karayolları üzerindeki hal ve hareketleri" olarak tanımlanan trafiğin tüm unsurlarının sorumlulukları ile ilgili düzenlemeler ayrıntılı bir şekilde öngörülmüştür. Belirtilen kanun ve yönetmeliğin amacı, karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğundan, bu hükümler sadece yayaların güvenliği için değil, tüm trafik güvenliğini ve düzenini sağlamak için kabul edilmiştir. Yayaların karşıdan karşıya nereden ve nasıl geçecekleri, karayollarında nasıl hareket edecekleri, ilk geçiş hakkının kime ait olduğu gibi hususlar kanuni düzenleme ile açıklanmak suretiyle yayalar da dahil olmak üzere herkesin uymakla yükümlü olduğu hükümler oluşturulmuştur. Bu kapsamda, trafikte kazaya karışmış olan kişinin ceza hukuku bakımından sorumluluğundan söz edilebilmesi için karayolu trafiği için belirlenmiş olan bu kurallardan en az birini ihlal etmiş olması gerekmektedir.
Diğer taraftan, 5237 sayılı TCK'nın “Taksirle öldürme” başlıklı 85 ve “Taksirle yaralama” başlıklı 89. maddelerindeki hükümler, münhasıran nakil vasıtaları ile işlenen ya da araç sürücüleri tarafından gerçekleştirilen eylemler için kabul edilmediğinden fail herkes olabilecektir. Nitekim 85. maddede; "Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi...", 89. maddede ise; "Taksirle başkasının ... neden olan kişi" denmek suretiyle, bu suçun herkes tarafından işlenebileceği kabul edilmiş ve failin herkes olabileceği ortaya konulmuştur. Bu hükümlerde belirli niteliklere sahip faile özgülenmiş suç tipi düzenlenmediğinden, bahse konu suçların münhasıran nakil vasıtaları ile işlenebileceği ya da sadece araç sürücülerinin gerçekleştirdiği eylemlerin taksirle yaralama ya da öldürme suçlarını oluşturacağı ileri sürülemeyecek, kategorik şekilde yayaların bu suçların faili olamayacaklarına ilişkin ön kabul de isabetli olmayacaktır. Kendileri için öngörülen trafik kurallarına uymamak suretiyle kusurlu hareket eden yayalar çoğunlukla bizatihi suçtan zarar görmüş oldukları için, örneğin kusurlu olan yayanın hareketi sonucunda kendi ölümü gerçekleştiği ya da ağır şekilde yaralandığı için yayaların sanık olarak yargılandığı uygulamaların sayıca az olduğu görülmektedir. Ancak bu durum, kusurlu hareket eden ve davranışı sonucunda başkalarının zararına neden olan yayanın taksirle öldürme ya da taksirle yaralama suçlarının faili olamayacağı anlamına gelmemektedir. Sürücü ya da yayanın, kurallara aykırı hareket ettiğinde bir trafik kazasının meydana gelebileceğini tahmin etme imkanının bulunduğu hallerde öngörülebilirlik şartının gerçekleştiği ve buna bağlı olarak kişinin taksirli hareketinden dolayı sorumlu olması gerektiği kabul edilmelidir. Nitekim 5237 sayılı TCK'nın 22. maddesinin gerekçesinde de açıkça; “...bir trafik kazasında sürücü ile yaya veya her iki sürücü de taksirle hareket etmiş olabilir. Bu gibi durumlarda neticenin oluşumu açısından her kişinin taksirli fiili dolayısıyla kusurluluğu bir diğerinden bağımsız olarak belirlenmelidir...” denilmek suretiyle meydana gelen trafik kazalarında yayaların da taksirle hareket edebilecekleri belirtilmiştir.
Kaldı ki, taksirli suçlarda öngörülebilir sonucun tüm detaylarının öngörülmesi ya da öngörülebilir olması da şart değildir, yayanın trafik kurallarını ihlal etmek suretiyle aniden yola çıkması halinde bir aracın ona çarpabileceği ya da çarpmamak için direksiyonu kırması nedeniyle trafik düzeninin bozulabileceği, böylelikle de başkalarının hayatı ve vücut bütünlüğüne yönelik olarak yaralanma ya da ölüm olayının gerçekleşebileceği herkes için öngörülebilir bir durumdur. Gerçekleşen neticenin bütün ayrıntı ve inceliklerinin tahmin edilebilir olmasına gerek bulunmayıp, sonucun genel olarak öngörülebilir olması taksirin varlığı için yeterlidir. Bunun yanında yayaların zarara uğrama ihtimalinin daha yüksek olması, araç yoluna kontrolsüz giren yayanın başkalarına zarar vermek suretiyle tehlikeye neden olacağının öngörülebilir olması gerçeğini değiştirmeyecektir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 15/11/20 16... /12-13 Esas ve 2016/424 sayılı kararında da, "taksirle öldürme ve yaralama suçları herkes tarafından işlenebilecek suçlardan olup kategorik olarak yayaların bu suçların faili olamayacaklarının söylenemeyeceği, trafik kazalarında sürücüler gibi yayaların da kendileri için öngörülen trafik kurallarına uymamak suretiyle kusurlu hareket ederek başkasının yaralanmasına veya ölümüne neden olması durumunda taksirle ilgili suçtan cezalandırılmalarının mümkün olduğu belirtilmiştir.
Öte yandan, yayaların trafik kurallarına uymamaları nedeniyle idari para cezası ile cezalandırılmalarının hüküm altına alınmış olması, TCK'nın 85. veya 89. maddeleri ile cezalandırılmalarına engel teşkil etmemektedir. Trafik kurallarına uymama nedeniyle idari para cezası ile cezalandırılabilir olma durumu araç sürücüleri için de söz konusu olduğundan bu hususun cezai sorumluluk ile karıştırılmaması gerekir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 18.02.2014 gün ve 10-80; 09.02.2016 gün ve 67-45 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Taksirle öldürme ve yaralama suçları herkes tarafından işlenebilecek suçlardan olup kategorik olarak yayaların bu suçların faili olamayacakları söylenemez. Dolayısıyla trafik kazalarında sürücüler gibi yayaların da kendileri için öngörülen trafik kurallarına uymamak suretiyle kusurlu hareket ederek başkasının yaralanmasına veya ölümüne neden olması durumunda taksirle ilgili suçtan cezalandırılması mümkündür. Buna göre, sanığın yola inme hareketinin iradi olması ve meydana gelen ölüm veya yaralama neticesinin iradi olmaması, hareket ile netice arasında nedensellik bağının bulunması ve "neticenin öngörülebilir olması" şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir. Buna göre meskun mahalde, bölünmüş, 2 şeritli, 7 metre genişliğinde, aydınlatmalı, düz, eğimsiz, asfalt kaplama , kontrollü kavşak çıkışında istikametine hitaben yanmakta olan kırmızı yaya ışığını dikkate alarak beklemesi, ilk geçiş hakkını solundan gelen ve kavşağa kendisine hitaben yanmakta olan yeşil ışıkta girerek seyrini sürdürmek isteyen katılan sanık idaresindeki motosiklete bırakması, yeşil ışık yanmasını müteakip kaplamaya girerek geçişini gerçekleştirmesi gerekirken bu hususlara riayet etmeksizin ışık ihlali yaparak kaplamaya girdiği ve solundan yaklaşan motosiklete rağmen geçişini sürdürerek kendi can güvenliğini tehlikeye düşürdüğü gibi kazaya sebebiyet eyleminde, olayın oluş şekline göre 5237 sayılı TCK'nun 22. maddesi uyarınca taksirin şartları ve 89. maddesi uyarınca taksirle yaralama suçundaki "neticenin öngörülebilmesi" unsurunun gerçekleştiği anlaşılmakla; yaya olan sanığın taksirle yaralama suçundan mahkumiyeti yerine delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde beraatine karar verilmesi,
Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenlerle katılan vekili ile Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 19..Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğu ile BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/2-b maddesi uyarınca takdiren İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesine, gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
26.02.2026 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY 5271 sayılı CMK'nın 286/2-d bendinin ilgili bölümünde yer verilen; “…İlk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adlî para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286/3. fıkrası kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında verilen kararın kesin olması sebebiyle temyize tabi olmadığı reddi gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum. KARŞI OY 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 3. maddesinde trafik insanlar, hayvanlar ve araçların kara yolu üzerindeki hareketleri olarak tanımlanmaktadır. Dosya içerisinde mevcut ve çok net olmayan çarpma anma ilişkin video kaydı incelendiğinde sanığın araçların seyri sırasında yola girdiği görülmekte ise de motor sürücüsü müştekinin seyrine göre meskun mahal içerisinde ve insanların yola kontrolsüz de olsa girebileceğini öngörerek hareket etmesi gerekirken buna yeterli özeni göstermediği, yolda yürüyen yayayı görünce sağa veya sola manevra yapabileceği, bu manevraları gerektiği şekilde yapmadığı veya yapamadığı ve kazanın bu şekilde gerçekleştiği de dikkate alındığında bir yayanın araçlar karşısında bedeninin her türlü çarpmada hayatının sona ermesi ile sonuçlanabilecek bir durumda araçlara göre zayıf ve savunmasız konumda bulunduğu yolun yaya erişimine engelli bir konumda bulunmaması nedeniyle araçların hem önlerinde seyreden araçları takip için gerekli bir mesafeyi korumaları ve yolun mahiyeti itibariyle her an bir yayanın girebileceğini öncelikli olarak öngörmeleri gerektiği bu haliyle sanığın gerçekleşen eylemde bir kusurunun bulunmadığı, Bölge Adliye Mahkemesinin sanığın beraati yönündeki kararının hakkaniyete, oluşa ve dosya kapsamına uygun olduğu, onanması gerektiği kanaatiyle sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılmamaktayım.