Yargıtay · 12. Ceza Dairesi

Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2021/5006 E. 2024/7473 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
12. Ceza Dairesi
Esas No
2021/5006
Karar No
2024/7473
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2020/155 E. 2021/127 K. SUÇ : 2863 sayılı Kanuna aykırılık HÜKÜM : Mahkumiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Düzeltilerek onama Dairemizin bozma kararı üzerine yapılan yargılama sonucunda sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan kurulan hükmün sanık tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesindeki temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle işin esasına geçildi, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.Harran Asliye Ceza Mahkemesinin 24/02/2015 tarih, 2015/45 Esas, 2015/172 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, 2863 sayılı Kanun'un 65/1, 5237 sayılı Kanun'un 43, 62/1, 52/2. maddesi gereğince 1 yıl 13 ay hapis ve 100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. 2. Dairemizin 04/03/2020 tarih, 2017/2118 Esas, 2020/2360 Karar sayılı bozma ilamında;" Sanığın, Şanlıurfa ili, Harran ilçesinde, Şanlıurfa Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğünün 20.12.2011 tarih 107 nolu kararı ile III. Derece arkeolojik sit alanı olarak ilan edilen alanda, 08/05/2013 tarihli yapı tatil zaptı ile; inşaatın kolonları dikilmiş halde olduğu tespit edilerek durdurulduğu, 05/11/2014 tarihli kolluk tutanağı ile de; bahse konu kaçak yapının, tek katlı, dışı boyasız olduğu, ikametin iç kısmında yarısının dörde bölünmüş şekilde dükkanlar olduğu, diğer kısmının ise boş olduğunun tespit edildiği, mahallinde yapılan keşif neticesinde alınan inşaat bilirkişi raporu ile; yapının 1-2 yıllık olduğu, taşınmazın cadde cephesinde kalan kısmında 4 adet dükkan olduğu, taşınmazın yaklaşık 30-40 cm temel kazılarak 10 cm subasman kotunda tek kattan oluştuğu, betonarme karkas yapı tarız ile inşa edildiği hususlarının tespit edildiği, arkeolog bilirkişi raporu ile de; taşınmaz toprak altına açılan temel üzerinden yükseltildiğinden temelin sit alanına zarar verdiğinin, yapılan müdahaleler ile sit alanının bütünlüğüne ve doğal dokusuna zarar verildiğinin, toprak altında bulunan kültür tabakalarında da aynı şekilde tahribata sebebiyet verildiğinin, eylemin izinsiz fiziki ve inşai müdahale niteliğinde olduğunun belirlendiği dosya kapsamında, her ne kadar sanık, dava konusu alanın sit alanı olduğunu bilmediğini ileri sürmüş ise de; 2863 sayılı Kanunun 7. maddesinde 6498 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin amacının, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ya da sit alanı olarak tescil kararlarının, ilgililerince öğrenilmesini sağlamak olduğu, başka bir deyişle, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları yönünden tebliğ; sit alanları yönünden Resmi Gazete'de yayım ve internet üzerinden duyuru kurallarının, kişilerin, sahip oldukları veya kullandıkları taşınmazların durumunu bilmelerini ve ona göre hareket etmelerini sağlama amacı taşıdığı, belirtilen kuralların, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suçun oluşumu için şekil şartı niteliği bulunmayıp, aksi yöndeki kabulün, 6498 sayılı Kanunun amacına da ters düşeceği; Dolayısıyla, sözü edilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, şerhin varlığına veya tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılması gerektiği; Diğer yandan, taşınmaz bir varlığın korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmesinin ya da bir bölgenin, doğal, tarihi ve kültürel özellikleri nedeniyle sit alanı olarak belirlenmesinin, taşınmazın veya bölgenin özel bir statüye tabi tutulması gerektiği ve taşınmaz üzerinde ya da bölge içerisinde keyfi uygulamalarda bulunulamayacağı anlamına geldiği, bu bakımdan kural olarak, 6498 sayılı Kanun değişikliği sonrası tebliğ - yayım - internette duyuru; anılan değişiklik öncesi ise şerh - ilan yöntemleri ile taşınmazın ya da bölgenin tescilinden ilgililerin haberdar olmalarının sağlanacağı; Bununla birlikte, Türk Medeni Kanununda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde şerh bulunmayıp, tescil kararı mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilmemiş olsa dahi, failin, taşınmazın ya da bölgenin tescilinden haberdar olduğuna dair beyanının göz ardı edilemeyeceği, zira, maliki olduğu veya kullandığı taşınmazın korunması gerekli nitelik taşıdığını ya da sit özelliğiyle bölgesel bazda koruma altına alınan bir alanda bulunduğunu bilen kişinin, taşınmaz üzerinde dilediği zaman dilediği şekil ve kapsamda uygulama yapamayacağını, taşınmazın ya da bölgenin özel statüsünün mümkün kıldığı ölçüde, kamu kurumlarınca yürütülecek izin prosedürü çerçevesinde inşai ve fiziki müdahalelerde bulunabileceğini de bilmesi gerektiği, yapı ya da bölge bazında tescil kararından haberdar olduğu halde, ilgili kurumlara başvurarak, gerçekleştirmeyi düşündüğü inşai uygulamaya yönelik izin almayıp keyfi hareket eden kişinin iyi niyetinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla, taşınmazın ya da bölgenin niteliğini bilerek izinsiz inşai ve fiziki müdahalede bulunan ya da başlangıçta bilmeyip, kamu görevlilerince düzenlenen zabıt ve tutanaklar ile durumu öğrendiği halde müdahalesine devam eden failin, hukuki koruma altına alınamayacağı; Ayrıca, hukuka aykırı zeminde gerçekleştirilen fiiller bakımından da failin iyi niyetinden bahsetmenin mümkün bulunmadığı, başka bir deyişle, Dairemizce incelenen dosyalarda sıkça karşılaşıldığı gibi, hazineye ait veya devletin hüküm ve tasarrufundaki taşınmazlar üzerinde inşai ve fiziki müdahale yapılması durumunda, tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmemesinin sonuca etkili olmayacağı, zira bu halde failin, maliki olmadığı veya hukuka uygun şekilde yararlanma hakkını elde etmediği taşınmaza müdahalede bulunduğunu ve fiilinin hukuki korumadan yoksun olduğunu bildiğinin kabulü gerektiği, hukuka aykırı zeminde gerçekleştirilen inşai ve fiziki müdahaleler yönünden ilan kuralı aranmasının, hayatın olağan akışına ve mantık ilkelerine de uygun düşmediği; Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde; sanığın, maliki olmadığı veya hukuka uygun şekilde yararlanma hakkını elde etmediği taşınmaza müdahalede bulunduğunu ve fiilinin hukuki korumadan yoksun olduğunu bildiğinin kabulü gerektiği, bununla birlikte dava konusu taşınmazın arkeolojik sit alanı olarak tesciline ilişkin Şanlıurfa Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğünün 20.12.2011 tarih 107 nolu kararının, dosya kapsamında bulunan 11/01/2012 tarihli ilan tutanağı içeriğine göre, Harran Belediyesinde bir ay süreyle hoparlör ile ve ilan tahtasına asılmak suretiyle ilan edildiği, bu nedenle sanığın, taşınmazın arkeolojik sit alanı içerisinde kaldığını bildiğinin kabulünde isabetsizlik olmadığı anlaşılmakla; Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın hakkında dava konusu yerin ecrimisilini ödediğine, dava konusu yerin sit alanı içerisinde kaldığını bilmediğine ilişkin temyiz itirazlarının reddine, ancak; Sanığın, 3. derece arkeolojik sit alanı içerisine izin almaksızın yaptığı inşaatın, ilk olarak 08/05/2013 tarihli yapı tatil zaptı ile kolonları dikilmiş halde iken tespit edildiği, daha sonra kolluk kuvvetlerince tanzim edilen 03/11/2014 tarihli tutanak ile; bahse konu kaçak yapının, tek katlı, dışı boyasız olduğunun, ikametin iç kısmında yarısının dörde bölünmüş şekilde dükkanlar olduğunun, diğer kısmının ise boş olduğunun tespit edildiği, bu nedenle sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 43/1. maddesinin uygulanması gerektiği anlaşılarak mahkemece de bu yönde hüküm tesis edilmiş ise de; sanığın devam eden eylemlerinin iddianame içeriğinde yer almadığı, bu nedenle sanık hakkında, iddianamede belirtilmeyen eylemleri nedeniyle ek savunma verilerek TCK’nın 43/1. maddesi gereğince uygulama yapılamayacağı anlaşılmakla; sanığın 03/11/2014 tarihli tutanak ile tespit edilen devam eden eylemleri hakkında dava açılması sağlanarak, açılan dava ile eldeki davanın birleştirilmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde hüküm tesisi, Kabule göre de; 1- Tayin olunan 2 yıl 6 ay hapis ve 6 gün adli para cezasından TCK'nın 62. maddesi gereğince 1/6 oranında indirim yapılarak 2 yıl 1 ay hapis ve 5 gün adli para cezası yerine uygulama hatası yapılarak netice cezanın 1 yıl 13 ay hapis ve 5 gün adli para cezası şeklinde eksik tayini kanuna aykırı, 2- T.C. Anayasa Mahkemesinin, TCK'nın 53. maddesine ilişkin olan 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararının 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmış olması nedeniyle, iptal kararı doğrultusunda TCK'nın 53. maddesindeki hak yoksunluklarının yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, Bozmayı gerektirmiş olup, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince hükmün isteme aykırı olarak BOZULMASINA, aynı Kanunun 326/son maddesi gereğince sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına," gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. 3.Bozma ilamı sonrası sanık hakkında açılan Harran Asliye Ceza Mahkemesinin 2020/315 Esas sayılı dosyasının eldeki dosya ile birleştirildiği anlaşılmıştır. 4. Harran Asliye Ceza Mahkemesinin 03.03.2021 tarih, 2020/155 Esas, 2021/127 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, 2863 sayılı Kanun'un 65/1, 5237 sayılı Kanun'un 43/1, 62/1, 52/2, 53, CMUK 326/son maddeleri gereğince 1 yıl 13 ay hapis ve 100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim edilen 24.08.2021 tarih, 2021/81311sayılı ve düzeltilerek onama görüşlü tebliğname ile Dairemize tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanığın temyiz isteği; kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, üzerine atılı suçu işlemediğine ve diğer temyiz sebeplerine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Mahkemece, sanık hakkında Koruma Bölge kurullarından izin alınmaksızın inşaî ve fiziki müdahalede bulunarak 2863 sayılı yasaya muhalefet suçundan açılan davaya ilişkin yapılan yargılamada mahkememizin 2015/45 E. 2015/172 K. Sayılı ilamı ile mahkumiyet kararı verildiği, dosyanın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2017/2118 E. 2020/2360 K. Sayılı bozma ilamı ile kararın bozulduğu, bozma kararı doğrultusunda yeniden yapılan yargılamada; mahkememizce 05/02/2015 tarihinde keşfe gidilmiş, keşif sonucunda alınan bilrkişi raporlarına göre; suça konu yapının Hayati Harrani mahallesinde inşa edildiği yapının yapıldığı yerin III.Derece Arkeolojik Sit alanı içerisinde kaldığı, yapılan müdahalenin de tam anlamı ile bir fiziki ve inşai faaliyet teşkil ettiği, yapılan yapı için herhangi bir izin başvurusunun bulunmadığı gelen yazı cevaplarından ve bilirkişi raporlarından anlaşıldığı, Harran ilçesi, Kültür Bakanlığı Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nun 09.03.1979 tarihli kararı ile üzerindeki tüm taşınmaz kültür varlıklarıyla birlikte “Arkeolojik Sit Alanı” olarak tescil edilmiş, 06.09.1983 tarihinde bu karar ilan edilmiştir. 1992 yılında “Harran Koruma Amaçlı İmar Planı” yürürlüğe girmiştir. Şanlıurfa Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Müdürlüğünün dosyada mevcut yazılarına göre yapının yapıldığı Hayati Harrani mahallesinin bulunduğu yerin Anıtlar Yüksek Kurulu’nun 09.03.1979 tarihli kararı ile 1.Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak tescil edildiği, arkeolojik Sit Alanı sınırları Şanlıurfa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun 20/12/2011 tarih ve 107 sayılı kararı ile 1/5000 ölçekli koordinatlı sayısal haritada yeniden belirlenerek III.Derece Arkeolojik Sit Alanı içerisine alındığı, Arkeolog Bilirkişinin raporuna göre,Belediye yazı cevabı ve de 574 nolu parselin tapu kayıtları incelendiğinde suça konu yapının bulunduğu parselin Vakıflar Genel Müdürlüğü adına tescil olunduğu, III.Derece Arkeolojik Sit Alanı içerisinde kaldığı, suça konu taşınmaz için sanık tarafından izin alınarak ancak inşai ve fiziki faaliyetin yapılabileceği sanık tarafından ise izin alınmaksızın inşai ve fiziki müdahalede bulunulduğu, her türlü şüpheden uzak biçimde tespit edilmiştir. Sanığın sit alanı olarak ilan edilen alanda inşaat yaparak inşai ve fiziki müdahalede bulunduğu , yapılan yapının tam anlamı ile inşai bir faaliyet olduğunun bilirkişi raporu ile sabit olduğu, yapı için yetkili mercilerden herhangi bir izin de alınmadığı, belirtilen yerin sit alanı olarak kabul edildiğinin 11/01/2012 tarihinde bir ay süre ile ilan edildiği, (ilan tutanağı dosyada mevcuttur) dosyadaki belgelerden anlaşıldığı suç tarihinin değişiklikten önceye ait olması dikkate alındığında 2863 sayılı yasanın 08/10/2013 tarihli 6498 sayılı yasa ile değişiklikten sonraki 65.maddesi gereğince sanığın eylemleri nedeniyle cezalandırılabilmesi için; 6498 sayılı Kanunun 1. maddesi ile 2863 sayılı Kanunun 7. maddesinde yapılan değişiklik ile sit alanlarının, tabiat varlıklarının ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazların tescil kararlarının, Resmî Gazete’de yayımlanacağı ve Bakanlığın internet sayfasında bir ay süreyle duyurulacağı hükmünün getirildiği, ayrıca anılan Kanunun 3. maddesi ile 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde “Tescil edilen sit alanları ve korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarının bu kanuna göre tebliğ veya ilan edilmiş olmasına rağmen yıkılmasına, bozulmasına, tahribine, yok olmasına veya her ne suretle olursa olsun zarar görmesine kasten sebebiyet verenler ile koruma bölge kurullarından izin alınmaksızın inşaî ve fiziki müdahale yapanlar veya yaptıranların,cezalandırılacağının öngörüldüğü, gerek 2863 sayılı Kanunun 6498 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik öncesi yürürlükte bulunan 7. maddesi ile anılan madde gereğince çıkarılan Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının ve Sitlerin Tespit ve Tescili Hakkında Yönetmelik hükümlerinin, gerekse 6498 sayılı Kanunun 1. maddesi ile öngörülen tescil kararlarının, Resmî Gazete’de yayımlanma ve Bakanlığın internet sayfasında bir ay süreyle duyurulma zorunluğunun amacının, ilgili kurul kararlarından muhataplarını haberdar etmek olduğu,Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alındığında, ilgili Kurul kararının hoparlör ve askı yolu ile 11/01/2012 tarihinde ilanının yapıldığı, sanığın ilanın yapıldığı bölgede yaşadığının gerek beyanı, gerekse MERNİS kayıtları ile sabit olduğu,dolayısıyla sanığın bu yerin sit alanı olduğunu bilmediği yönündeki savunmalarına itibar edilmediği, Şanlıurfa İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünden alınan cevabi yazı ile inşaat yapılan yerin III. derece arkeololojik sit alanı içerisinde olduğu , tapu kaydı incelendiğinde ise parselin Vakıflar Genel Müdürlüğü adına tescil edildiği bu suretle eylemin hukuka uygun bir zeminde icra edilmediği ,sanığın dava konusu yerin sit alanı içerisinde yer aldığını bilmesine rağmen dava konusu taşınmaza fiziki müdahalede bulunduğu, yapılan değişikliğin sanığın hukuki durumunda bir değişiklik meydana getirmediği, bu kapsamda sanık savunması, yapılan keşif, alınan bilirkişi raporları ile dosyadaki tüm tutanak ve belgelerden üzerine atılı suçu işlediğinin tüm dosya kapsamı ile sabit olduğu anlaşılmakla sanığın 2863 sayılı yasanın 6498 sayılı yasa ile değişik 65/1.maddesi gereğince koruma bölge kurullarından izin alınmaksızın inşaî ve fiziki müdahalede bulunduğu anlaşılmakla sanığın atılı suçtan mahkumiyetine karar verildiği, sanık hakkında 08/05/2013 tarihinde kolluk görevlileri tarafından suç tutanağı düzenlendiği bu tutanakta inşaatın kolonlarının dikilmiş olduğunun belirtildiği, birleşen dosya kapsamındaki 03/11/2014 tarihli tutanakta ise inşaatın tek katlı dışı boyasız, inşaatın iç kısmının dörde bölünmüş olması dikkate alındığında,sanığın eylemlerine devam edip, tekrar suça konu taşınmaza fiziki ve inşai müdahalede bulunduğunun anlaşılması karşısında, sanığın tek suç işleme icrası kapsamında aynı yere ve yapıya ilişkin birden çok kez inşai faaliyette bulunmak suretiyle 2863 sayılı Yasaya muhalefet suçunu işlediği bu suretle sanığa verilen cezanın zincirleme suç hükümlerini düzenleyen TCK' nın 43. maddesi gereğince arttırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır. IV.GEREKÇE VE KARAR Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz sebeplerinin reddine, ancak, "Harran Asliye Ceza Mahkemesinin 24.02.2015 tarih ve 2015/45 Esas, 2015/172 karar sayılı, sanığın 2863 sayılı Kanunun 65/1. maddesi gereğince neticeten 1 yıl 13 ay hapis ve 100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin hükmün sadece sanık tarafından temyiz edildiği ve belirtilen cezanın sanık bakımından kazanılmış hak oluşturduğu hususunun CMUK 326/son maddesi gereğince infaz aşamasında gözetilmesine karar verilmesi gerekirken, sanığın neticeten 1 yıl 13 ay hapis ve 100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi, " hususu Kanuna aykırı bulunduğundan hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesi gereği hükümdeki "Sanığın aleyhine temyiz yapılmadığı anlaşılmakla 5320 sayılı kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1413 sayılı CMUK. 321. maddesi gereğince ve aynı kanunun 326/Son maddesi uyarınca Sanığın sonuç olarak 1 YIL 13 AY HAPİS VE 100 TL ADLİ PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA, " ilişkin paragraf çıkartılarak yerine "Harran Asliye Ceza Mahkemesinin 24.02.2015 tarih ve 2015/45 Esas, 2015/172 karar sayılı hükmünün sadece sanık tarafından temyizi üzerine bozulması nedeniyle sonuç ceza miktarı sanık lehine kazanılmış hak teşkil ettiğinden, 5271 sayılı CMUK'un 326/son maddesi dikkate alınarak, sanık hakkındaki 1 yıl 13 ay hapis ve 100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin mahkumiyet hükmünün İNFAZ AŞAMASINDA GÖZETİLMESİNE” ” ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün, oy birliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.12.2024 tarihinde karar verildi.

Atıf: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2021/5006, K. 2024/7473, T. 12.12.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-12-ceza-dairesi-2021-5006-e-2024-7473-k-c19836f83c9e