Yargıtay · 12. Ceza Dairesi
Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2021/10457 E. 2023/5761 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 12. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2021/10457
- Karar No
- 2023/5761
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2020/452 E., 2020/2172 K. HÜKÜM : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Davalı vekilinin temyiz istemi yönünden; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen hükmün, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 42 nci maddesi ile değişik 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca kesin olduğu belirlenmiştir. Davacı vekilinin temyiz istemi yönünden; İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen hükmün; 6100 sayılı Kanun’un 361 inci maddesinin birinci fıkrası gereği hükmün temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 142 nci maddesinin sekizinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Davacı vekili 20.02.2019 havale tarihli dava dilekçesinde özetle; Anayasal Düzeni Zorla Değiştirmek İçin Silahlı ve Bombalı Eylemde Bulunmak suçlamasıyla 19.04.1994-30.05.2001 tarihine kadar gözaltında ve tutuklu kalan davacı hakkında yapılan yargılama sonunda beraat kararı verildiğinden ve davacının adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinin Anayasa Mahkemesi kararıyla da sabit olduğundan bahisle davacının maddi ve manevi zararlarının tazmini için 466 sayılı Kanun ve 5271 sayılı Kanunun 141 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince 5000.000,00 TL maddi, 10.000.000,00 TL manevi tazminatın 19.04.1994 tarihinden işleyecek faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir. 2. Davalı vekili 30.04.2019 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle;davanın yasal süre içerisinde yetkili mahkemede açılıp açılmadığının mahkemece re’sen incelenmesi gerektiğini, tazminat koşullarının oluşmadığını, istenilen tazminat miktarlarının sebepsiz zenginleşmeye neden olacak şekilde yüksek olduğunu, savunarak davanın reddini talep etmiştir. 3. İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinin, 14.11.2019 tarihli ve 2019/65 Esas, 2019/459 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 4. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin, 14.07.2020 tarihli ve 2020/452 Esas, 2020/2172 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir. 5. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.12.2021 tarihli 2020/83136 sayılı tebliğnamesi ile temyiz taleplerinin esastan reddiyle hükmün onanması talep edilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ 1. Davacı vekilinin temyiz istemi; davacının mesleki değişiklik ve süreçte edinilecek tecribe nedeniyle gelirinin artacağından hükmedilen maddi tazminatın çok az olduğuna, manevi tazminatın yetersiz olduğuna, yargılamanın tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması nedeniyle davacının mahkumiyeti sırasında görev yapan hakim ve Cumhuriyet savcılarının hukuki sorumluluğu bulunduğuna, dolayısıyla bu açıdan da tazminata hükmedilmesi gerektiğine ilişkindir. 2. Davalı vekilinin temyiz istemi; tazminat koşullarının oluşmadığına ve hükmedilen tazminatın fazla olduğuna ilişkindir. III. DAVA KONUSU Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü; Mahkeme gerekçesinde "...davacı vekili tarafından da tutuklanma tarihinden önceki dönemde davacının sosyal ve ekonomik durumu ile ilgili asgari ücret düzeyini aşan geliri olduğuna dair bir bilgi veya belge dosya kapsamına sunulmadığından, asgari ücret üzerinden zarar hesaplanması yapılarak, tüm bu hususlar, mevcut delil durumu ve dosya kapsamı ve mahkememizce aldırılan 05.08.2019 tarihli bilirkişi raporunda, davacının vekili tarafından tutuklandığı tarihten önce gelirine dair kesin ve inandırıcı delil yada belge dosya kapsamına ibraz edilmediğinden ve davacının dosyada mevcut SGK kayıtlarına göre tutuklanmadan önceki dönemde asgari ücreti aşar nitelikte gelir getirici faaliyette bulunduğu ispatlanamadığından ilgili yıllara ait asgari ücretler baz alınarak hesaplama yapıldığı davacının gözaltı ve tutuklulukta kaldığı sürelerin toplamının 2608 gün olarak belirlenerek davacı hakkında 2.995 TL maddi tazminata hükmedilmiş, 2.995 TL maddi tazminatın tutuklanma tarihi olan 19/04/1994 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte hazineden alınarak davacıya verilmesine fazlaya ilişkin talebin reddine,... hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklulukta kaldığı süre ve benzeri hususlar ile tazminat davasının kesinleşeceği tarihe kadar davacının elde edeceği parasal değer dikkate alınıp, hak ve nesafet ilkelerine uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekmekte olup, dosya içeriği itibariyle tüm bu hususlar nazara alınmak suretiyle yapılan değerlendirme sonucunda davacının manevi tazminat isteminin kısmen kabul kısmen reddi ile lehine takdiren 5.000 TL manevi tazminata karar verilmesi uygun görülmüş, 5000 TL manevi tazminata tutuklanma tarihi olan 19/04/1994 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte hazineden alınarak davacıya verilmesine fazlaya ilişkin talebin reddine karar vermek gerekmiştir. Davacının bir diğer talebi olan CMK 141/3 maddesi uyarınca tazminat talebine ilişkin incelemeye gelince; Ceza Muhakemesi Kanununa 18/06/2014 tarihli 6545 sayılı yasanın 70. Maddesi ile eklenen 3. Fıkranın "Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir." şeklinde olduğu, buna göre Davacının 20/02/2019 havale tarihli dava dilekçesinde belirttiği tazminata konu eylemlerin 6545 sayılı Kanunun 70. maddesi ile ekli 5271 sayılı CMK'nın 141/3. maddesinde belirtilen düzenleme öncesinde gerçekleştiği hususu dikkate alınarak ve aynı zamanda dilekçe içeriği ve tüm dosya kapsamına göre tazminat davasına dayanak teşkil eden soruşturma ve kovuşturma dosyasını yürüten Cumhuriyet savcıları ile Hakimler hakkında herhangi bir şikayet olduğuna tesadüf edilememesi, bahse konu Cumhuriyet Savcıları ile Hakimler hakkında idari soruşturma yürütüldüğüne dair bir iddianın bulunmaması, bu kişilerin özel amaçla hareket edip etmediği hususu müphem olduğu anlaşılmakla davacı vekilinin CMK 141/3. maddesi kapsamında tazminat taleplerinin reddine karar vermek gerekmiştir." denilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından hükmedilen manevi tazminat miktarı 35.000,00 TL şeklinde, vekalet ücreti ise; 4.529,45 TL şeklinde değiştirilmek suretiyle düzeltilerek esastan ret kararı verilmiştir. IV. GEREKÇE Tazminat davasının dayanağını oluşturan İstanbul (Kapatılan- CMUK 250. Maddesiyle yetkili) 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 2008/81 Esas – 2012/69 Karar sayılı ceza dosyası kapsamında, davacının Anayasal Düzeni Zorla Değiştirmeye Kalkışmak suçundan 19.04.1994-30.05.2001 suçundan 2.598 gün gözaltında ve tutuklu kaldığı yapılan yargılama sonunda mahkumiyetine karar verildiği ve kararın Yargıtay incelemesinden geçerek 13.06.2014 yılında kesinleştiği, Anayasa Mahkemesinin 27.06.2018 tarih, 2014/14284 başvuru numaralı kararıyla hak ihlali dolayısıyla ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın İstanbul (Kapatılan- CMUK 250. Maddesiyle yetkili) 12. Ağır Ceza Mahkemesinin yerine bakan mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi üzerine, aynı mahkemenin 05.11.2018 tarihli ek kararıyla davacının beraatine hükmedildiği, hükmün 20.11.2018 tarihinde kesinleştiği, gözaltına alınma ve tutuklama tarihi itibariyle davanın 466 sayılı Kanuna tabii olduğu, yasal süresi içerisinde açıldığı anlaşılmıştır. A. Davalı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden; Davalı vekilinin temyizinin katılma yolu ile yapılmadığı dikkate alınarak İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz kesinlik sınırının 72.070,00 TL olması, İlk Derece Mahkemesi tarafından hükmedilen 2.995,00 TL maddi, 5.000,00 TL manevi tazminatın, Bölge Adliye Mahkemesince 35.000,00 TL manevi tazminat şeklinde düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi nedeniyle toplam 37.995,00 TL tazminat miktarının 6100 sayılı Kanun’un, 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 42 nci maddesi ile değişik 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca davalı açısından kesin olduğu anlaşıldığından, temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerektiği belirlenmiştir. B. Davacı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden; 1.Davacının ilgili soruşturma ve yargılamada görev alan hakim ve Cumhuriyet savcılarının hukuki sorumluluu nedeniyle de tazminat talebinde bulunduğu anlaşılmakla; 5271 sayılı Kanunun 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasının 18.06.2014 tarihinde düzenlenmesi nedeniyle hangi mevzuatın uygulanacağı konusunda izahat yapmak gerekmiştir. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun (1086 sayılı Kanun) 573 ve devamı maddelerinde, “hakim ve icra reisi” aleyhine 573 üncü maddede düzenlenen yedi bent ile sınırlı olmak üzere tazminat davası açılabileceği, 25.03.1931 gün ve 19/35 sayılı İçtihatı Birleştirme Kararı ile ceza hakimlerinin de hakim kavramı içinde olduğu, mülga 1086 sayılı Kanunun 573 ve devamı maddelerinin, hakim ve icra reisi ile ceza hakimlerinin yargısal faaliyet nedeni ile oluşan zararlardan dolayı sınırlı sorumluluk halleri getirerek koruma sağladığı, Cumhuriyet savcılarının ise başlık ve madde metni dikkate alındığında 1086 sayılı Kanunun 573 ve devamı koruması içine alınmadığı, Cumhuriyet savcıları aleyhine genel hükümler çerçevesinde tazminat davası açılabileceği içtihatlar ile kabul edilmekteydi. 09.02.2011 gün ve 6110 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14. maddesi ile mülga 1086 sayılı Kanunun 573 üncü maddesinde değişiklik yapılmış, hâkimlerin yargılama faaliyetlerinden dolayı Devlet aleyhine tazminat davası açılabileceği düzenleme altına alınmış, 24.02.1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununa 93 üncü maddeden sonra gelmek üzere 93/A maddesi eklenmiş; Cumhuriyet savcıları da Devlet koruması altına alınmış, hakim ve cumhuriyet savcıları aleyhine kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk sebeplerine dayanılarak da olsa tazminat davası açılamayacağı düzenlenmiştir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 46 ıncı maddesi gereğince hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı Devlet aleyhine tazminat davası açılabilecektir. Madde gerekçesinde "Hükümde geçen “hâkim” kavramının genel anlamda kullanıldığı, buna yargı yetkisini kullanan tüm hâkimlerin dahil olduğu, ilk derece mahkemesi hâkimleri, bölge adliye mahkemesi hâkimleri, Yargıtay, Danıştay başkan ve üyeleri keza ceza mahkemesi hâkimlerinin de buraya dahil” olduğu ifade edilmiştir. 6100 sayılı Kanunun 47 nci maddesine göre, aynı Kanunun 46 ıncı maddesine istinaden Devlet aleyhine açılan tazminat davası, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı, Yargıtay ilgili hukuk dairesinde açılacak ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülecektir. Bu arada, 21.02.2014 gün ve 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 24.02.1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 93/A maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Böylelikle “hukuk hâkimleri” dışındaki hâkimler ve cumhuriyet savcıları aleyhine açılacak tazminat davalarında görevli mahkemenin neresi olduğu sorunu ortaya çıkmıştır. 5271 sayılı Kanunun “Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat” başlıklı 141 inci maddesinde suç soruşturması veya kovuşturması sırasında, 141 inci maddenin birinci fıkrasında düzenlenen haller nedeni ile zarar gördüğünü iddia eden kişilerin maddî ve manevî her türlü zararlarını Devletten isteyebilecekleri, 142 nci maddesinde ise koruma tedbirleri nedeni ile tazminat isteminin, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanacağı düzenlenmiştir. 18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla 5271 sayılı Kanunun 141 inci maddesine; “(3) Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir.(4) Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hâkimler ve Cumhuriyet savcılarına bir yıl içinde rücu eder.” şeklinde 3. ve 4. fıkralar eklenmiştir. Bu düzenlemeler ışığında 18/06/2014 tarihinden önce suç soruşturması ve kovuşturması sırasında hakim ve Cumhuriyet savcılarının işlemlerinden ötürü tazminat istemeyeceği gibi bir sonuca ulaşılamayacağı, bu tarihten önce suç soruşturma ve kovuşturma sırasında hakim ve Cumhuriyet savcılarının işlemlerinden ötürü bir zarar oluşup oluşmadığı, oluşmuşsa bu zararın hüküm altına alınıp alınamayacağının, o tarihte yürürlükte bulunan mevzuat dikkate alınarak belirlenmesi gerektiği anlaşılmakla; davacının tazminat davasına dayanak teşkil eden soruşturma dosyasını yürüten Cumhuriyet savcısı ve soruşturmada verilen kararlara iştirak eden hakimler hakkında, belirtilen iddialarla ilgili olarak, adli veya idari herhangi bir soruşturma bulunup bulunmadığı, varsa akıbetinin ne olduğu araştırılıp, sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde eksik araştırmayla karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür. 2. Nesnel bir ölçüt olmamakla birlikte, davacı lehine hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, gözaltına alınmasına ve tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre ve benzeri hususlar dikkate alınıp, hak ve nesafet ilkelerine uygun, makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, belirlenen ölçütlere uymayacak miktarda eksik manevi tazminata hükmolunması, hukuka aykırı bulunmuştur. 3. Asgari ücreti aşan bir geliri olduğunu belgeleyemeyen davacı lehine asgari ücret üzerinden hesaplanan maddi tazminat miktarında isabetsizlik görülmediğinden ve davacı vekilinin mesleki değişiklik ile süreçte edinilecek tecrübe nedeniyle davacının gelirinin artacağından bahisle talep ettiği zararın muhtemel zarar kapsamında olup, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davasına konu edilebilecek gerçek zarar kapsamında bulunmadığından maddi tazminata ilişkin temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. V. KARAR A. Davalı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden; Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin, 14.07.2020 tarihli ve 2020/452 Esas, 2020/2172 Karar sayılı kararına yönelik davalı vekilinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle REDDİNE, B. Davacı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden; Gerekçe bölümünde (B-2-3) bentlerinde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin, 14.07.2020 tarihli ve 2020/452 Esas, 2020/2172 Karar sayılı kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.12.2023 tarihinde karar verildi.