Yargıtay · 12. Ceza Dairesi
Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2013/10310 E. 2013/15820 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 12. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2013/10310
- Karar No
- 2013/15820
- Karar Tarihi
Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi Dava : 466 sayılı Kanuna göre tazminat Hüküm : Davanın Reddi Davacının tazminat talebinin reddine ilişkin hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, davacı vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; Tazminat davasının dayanağı olan İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.05.2004 tarih ve 2003/365 - 2004/221 E.K sayılı dosyasına ait bilgi ve temin edilen belgeler incelendiğinde; sanık (davacı) ...'nın sahte nüfus cüzdanı, sürücü belgesi ve basın kartı düzenlemek, sahte abonman bileti oluşturmak ve sahte diploma düzenlemek suçlarından yargılandığı yapılan yargılama sonucu atılı suçlardan mahkumiyetine ve tutukluluk halinin devamına karar verildiği, anılan kararın sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 15/06/2006 tarih ve 2005/15620 - 2006/5915 E.K. sayılı ilamı ile sahte nüfus cüzdanı, sürücü belgesi ve basın kartı düzenlemek suçlarından verilen hükümlerin onanmasına, sahte abonman bileti oluşturmak suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün dosyada bulunan 11/03/2004 tarihli bilirkişi raporunun aksine kabulle; aldatma yeteneği oluşmayan İzmir Büyükşehir Eshot Genel Müdürlüğü antetli 3183 adet sahte abonman biletinin ne şekilde kamuyu kandırıcılık yeteneğine sahip olduğu karar yerinde açıklanmadan, mahkumiyet kararı verilmesi nedeniyle bozulmasına ve sahte diploma düzenlemek suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün ise, suçun sanık tarafından işlendiğini kabul ve nitelendirmesinde usul ve kanuna aykırılık bulunmadığı ancak; sanığın eylemine uyan 765 sayılı TCK'nın 342/1. maddesine göre, hükümden sonra 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın aynı suça uyan 204/1. maddesinde öngörülen özgürlüğü bağlayıcı cezanı türü ve üsr sınırı bakımından, anılan Kanunun 7/2, 5252 sayılı Kanunun 9/3. maddeleri ışığında sanık yararına olması ve 5237 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yeniden değerlendirme ve uygulama yapılmasında zorunluluk bulunması gerekçesi ile bozulmasına karar verilmesi üzerine yerel mahkemece bozma ilamına uyularak, yeniden yapılan yargılama sonucu aynı mahkemenin 25/09//2006 tarih ve 2006/296 - 2006/410 E.K sayılı ilamı ile sahte abonman bileti oluşturmak suçundan sanığın (davacının) beraatine, sahte diploma düzenlemek suçundan ise 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına (mahkumiyetine) dair verilen hükmün katılan vekili tarafından sadece beraat hükmü yönünden temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 13.07.2009 tarih ve 2009/13162 - 2009/14070 E.K sayılı ilamı ile 765 sayılı TCK'nın 102/4 ve 5271 sayılı CMK'nın 223. maddeleri gereğince zamanaşımının gerçekleştiği gerekçesi ile davanın düşürülmesine karar verildiği ve sanığın (davacının) 27.06.2006 tarihinde tahliyesine karar verildiği anlaşılmış olup; sanığın (davacının) sahte nüfus cüzdanı, sürücü belgesi ve basın kartı düzenlemek suçundan hükmedilen onanarak kesinleşen 2 yıl 4 ay hapis ve sahte diploma düzenlemek suçundan aldığı 3 yıl hapis cezalarının 5275 sayılı yasanın 99. maddesi gereğince toplanarak sonuç olarak 5 yıl 4 ay hapis cezası olarak içtima edileceği ve bu şekilde infazına karar verileceğinin anlaşılması ve varılan bu sonuçlara göre de, sanık (davacı) hakkında hükmedilen netice cezalar ve tutuklu kaldığı süre nazara alındığında, sanığın (davacının) ceza infaz kurumunda kaldığı sürenin 2 yıl 6 ay 10 gün olmasına karşın, sanık (davacı) hakkında sürdürülen ceza yargılaması kısa sürede sonuçlandırılmış olsaydı veya daha az süre ile tutuklu bırakılmış olsaydı hükmedilen 5 yıl 4 ay hapis cezasından sanığın (davacının) suç tarihi itibariyle 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 19/1. maddesi ve 2148 sayılı Kanuna göre hükümlü sayılması nedeniyle ve iyi halli olmak koşuluyla cezaevinde kalması gereken toplam süre 2 yıl 1 ay 18 günle sınırlı olacak iken, sanığın (davacının) tutuklu yargılanması ve hükümlü statüsüne geçememesi nedeniyle 4 ay 22 gün süre ile fazladan ceza infaz kurumunda kaldığı ve cezası kesinleşip hükümlü statüsünü almadığından dolayı kanunun infazda öngördüğü indirimden yararlanamadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda somut olayda çözümlenmesi gereken sorun; davacı yargılandığı suçlardan uzun süre tutuklu bırakılmasaydı veya ceza yargılaması daha kısa sürede sonuçlandırılmış olsaydı, cezaevinde kalması gereken sürenin daha az olacağı ileri sürülerek tazminat istenip istenemeyeceğidir. Davacı 2003 yılında tutuklandığından 5320 sayılı Kanunun 6/a maddesi gereğince tazminat davası 466 sayılı Kanun hükümlerine tabi olup Kanunun 7/1. maddesinde "Mahkum olup da tutuklu kaldığı süre hükümlülük süresinden fazla olan" kimselerin tazminata hak kazanacağı belirtilmektedir. Benzer düzenleme sonradan yürürlük kazanan 5271 sayılı CMK'nın 141/1-f maddesinde de yer almaktadır. Somut olayda; sanığın (davacının) uzun süre tutuklu kalmasının davacı yönünden mağduriyet oluşturduğu ve İnfaz Kanununun indirim öngören hükümlerinden yararlanamadığı sonucu ortaya çıkmakta, mağduriyetin ve sorunun çözümünde bu nedenle 466 sayılı Kanun ve 5271 sayılı CMK’nın 141-144. maddeleri yerine Türkiye Cumhuriyeti Anayasası çerçevesinde, Anayasasının 90. maddesi doğrultusunda, Türkiye Cumhuriyeti devletinin onaylayıp taraf olduğu İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye ile ilgili vermiş olduğu kararlar doğrultusunda çözümlenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Bu kapsamda Anayasanın Kişi hürriyeti ve güvenliği alt başlığında yer alan 19. maddesinde: “Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir. Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir, hükmü yer almakta, yine Anayasanın 90. maddesinde “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır” şeklinde düzenleme bulunmaktadır.(Dairemizin aynı yöndeki 2012/24083 esas, 2013/1 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, 2709 sayılı TC. Anayasası'nın 19/son, 40/son ve 90. maddeleri gereğince iç hukuk kapsamında kanun hükmünde bağlayıcılığı olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. maddesindeki özgürlük ve güvenlik hakkı düzenlemeleri ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına göre, davacının koruma tedbirine konu mahkum olduğu ceza davasında tutuklu kaldığı sürenin sonuç olarak tayin edilen ceza miktarı nazara alındığında uzun olduğu ve adı geçen Sözleşmenin 5/3. maddesine aykırılık oluşturulduğu, Bu itibarla; 2709 sayılı TC. Anayasası'nın 19/son ve 90. maddeleri gereğince iç hukuk kapsamında kanun hükmünde bağlayıcılığı olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. maddesindeki “yakalanan veya tutuklu durumda bulunan herkes hemen bir hakim veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir şeklindeki düzenleme ve aynı sözleşmenin 6/1.madesi kapsamında ''Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir'' açıklaması ile “özgürlük ve güvenlik hakkı düzenlemeleri ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararları da nazara alınarak; davacının koruma tedbirine konu mahkum olduğu ceza davasında tutuklu kaldığı 2 yıl 6 ay 20 günlük tutukluluk süresinin sonuçta aldığı cezalar nazara alındığında uzun olduğu ve her türlü zarar kavramı içinde düşünülmesi gereken şartla tahliye tarihinden itibaren tazminata hak kazanacağı ve bu itibarla tazminat istemine dayanak olarak gösterilen ceza yargılamasında adı geçen Sözleşmenin 5/3. ve 6/1. maddelerine aykırılık oluşturulduğu gözetilip, davacı lehine muhtemel şartla tahliye tarihine göre fazladan tutuklu kalınan ''4 ay 22 günlük'' süre için uğranıldığı iddia edilen maddi ve manevi zararla ilgili olarak makul bir tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi, Kanuna aykırı olup, davacı vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 10.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.