Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2026/44 E. 2026/4473 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/44
- Karar No
- 2026/4473
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/991 Esas, 2025/1495 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/288 E., 2023/29 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... ve ... ibareli çok sayıda markanın tescilli sahibi olduğunu, eğitim hizmetlerinde faaliyet gösterdiğini, davalı gerçek kişinin davaya konu 2019/58421 sayılı markasını müvekkille benzer olarak 43. sınıfta tescil ettirdiğini, davalı markası ile müvekkili markalarının benzer olduğunu, hizmet alanlarının iltibasa sebebiyet vereceğini, yine davalı markasının kötüniyetli olarak tescil edildiğini, ayrıca davalıların marka kullanımlarının eğitim öğretim hizmetleri alanında olduğunu, buna ilişkin tespit yapıldığını, davalıların bu eylemlerinin marka hakkına tecavüz niteliği taşıdığını, yine davacının markasının tanınmış marka olduğunu, davalıların eylemlerinin kötüniyet içerdiğini ileri sürerek marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve durdurulması ile şimdilik 1.000,00 TL maddi 10.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan alınması ile davalı gerçek kişi adına tescilli ... numaralı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; yetki itirazında bulunduklarını, hükümsüzlük yönünden markalar bütün olarak değerlendirildiğinde benzerlik olmadığını, farklı sınıfları içerdiklerini, davacı markasının tanınmış marka olmadığını, davacıya ait markanın davacıya ait tescilli sınıflarda kullanılmadığını, tecavüz ve haksız rekabet oluşmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Ankara 2. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2020/20 Değişik İş sayılı dosyası ile yaptırılan tespit ve aldırılan bilirkişi raporunda davalının işyerinin giriş katında yiyecek içecek satılan masaların bulunduğu, fakat işyerinin diğer katlarında masa sandalye ve tahta bulunan sınıflara benzer odanın olduğu, derslere ilişkin afişlerin bulunduğu yönünde tespit yapıldığı, yine davalı şirket yetkilisinin sanık sıfatıyla yargılandığı Ankara 1. Fikri Sınai Haklar Ceza Mahkemesinin 2020/333 E. sayılı dosyasında aldırılan bilirkişi heyet raporunda da davalı kullanımlarının marka hakkına tecavüz teşkil ettiği ayrıca taraf markaları arasında da benzerlik olduğu yönünde görüş bildirildiği, dosya kapsamında aldırılan bilirkişi raporunda ise hükümsüzlük yönünden markaların esas unsurlarının ... ibaresi olması sebebiyle benzer, fakat markaların farklı sınıfta tescilli olduğunun bildirildiği, tecavüz yönünden ise davalılara ait işyerinde kütüphane biçiminde ve sınıf biçiminde düzenlemeler olup eğitim öğretim hizmeti sunulduğu, bu durumun davacının marka hakkına tecavüz teşkil ettiği yönünde görüş verildiği, öncelikle hükümsüzlük yönünde yaptırılan değerlendirilmede; davacının, davalının davaya konu ... numaralı marka başvurusu tarihinden önce tescil edilmiş ... esas unsurlu çok sayıda markanın tescil sahibi olduğu, davacı markalarının 16... . sınıfları kapsadığı, ticari faaliyet alanınında eğitim öğretim hizmetleri ile basılı evrak, kitap basımı, kırtasiye ve büro malzemeleri emtiyalarına ilişkin olduğu, taraf markalarının esas unsurlarının ortak olarak ... ibaresinden meydana geldiği, davalının tescilinde yer alan ... ibaresinin tanımlayıcı mahiyette olduğu, bu yönüyle taraf markalarının kelime yapısı itibariyle benzerlik arz ettikleri, fakat tescil sınıflarının farklı olduğu, davalı tarafından davaya konu 2019/58421 sayılı markanın tescil için başvuru tarihinin 19.06.2019 tarihi olduğu, tarafların internet sitesi ve sosyal medya hesaplarının incelenmesine dair 16.10.2020 tarihli bilirkişi raporu incelendiğinde; davalının 20... tarihinden itibaren ... ismini kullandığı ve faaliyet alanınında eğitim öğretim hizmetleri olduğu hususunun bizzat davalının da www.enegitimkurumları.com isimli internet sitesinde belirtildiği, buna göre de davalının davaya konu marka tescil başvurusunu yapmadan önce "..." markasını 41. sınıfta kullanmaya başladığı, fakat buna rağmen tescili 43. sınıfta gerçekleştirdiği, zira 41. sınıfta başvuru yapmış olması halinde davacı şirketin "..." ibareli markaları nedeniyle başvuruların ret edilebileceği, buna göre de davalı kullanımlarının esas itibariyle 41. sınıfta eğitim öğretim hizmetlerinde olmasına rağmen tescilin 43. sınıfta yapılması, tarafların ortak olarak eğitim sektöründe hizmet vermesi ve davalının, davacının ... ibaresi ile uzun yıllardır eğitim sektöründe yer alması sebebiyle davacı markasından haberdar olduğu veya olması gerektiği, buna rağmen bu yöndeki tescilin sınıflar farklı olsa da kötü niyetli tescil olduğu, bu durumda davalı markasının hükümsüzlüğüne karar vermek gerektiği, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet yönünden ise; her ne kadar marka tescil sahibi olsa da 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 155/1 hükmü uyarınca tecavüz davalarında tescilli marka savunmasının önceki marka sahibine karşı ileri sürülemeyeceği, davalı şirketin ve davalı şirket yetkilisinin ... adı altında işyerinde yapılan tespit ile belirtildiği üzere eğitim öğretim faaliyetinde bulunulduğu, bu durumun davacının "..." markası üzerinde önceye dayalı üstün hak sahibi olması nedeniyle ortalama tüketici nezdinde davalı kullanımının davacıya ait markalar olarak değerlendirilebileceği, aynı kaynaktan gelmiş olabileceği izlenimi yaratacağı, bu durumun SMK'nın 29. maddesi uyarınca marka hakkına tecavüz teşkil ettiği, yine davacının uzun yıllardır eğitim ve basılı kitap ve kırtasiye ürünleri yönünden bilinen bir marka olması nedeniyle davalının, davacının bu bilinirliğinden faydalanmaya yönelik eyleminin haksız bir eylem olduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 55/1.a/4 hükmü uyarınca haksız rekabet teşkil ettiği, bu nedenle bu talepler yönünden davanın kabulüne karar vermek gerektiği, davacının SMK'nın 149. maddesi uyarınca maddi manevi tazminat talebinde bulunabileceği, maddi tazminat yönünden davacının lisans sözleşmesi talebinde bulunduğu, buna ilişkin dosyaya emsal lisans sözleşmeleri sunulduğu, bu sözleşmeler üzerinden bilirkişi heyetince ihlalin iki ayrı işyerinde olduğu belirtilerek toplam 140.000,00 TL tazminata hükmedilmiş ise de bilirkişi heyetince dosyaya sunulan üç ayrı lisans sözleşmesi ortalamasının 35 bin TL olarak alındığı ve bunun 4 ile çarpılarak 140.000,00 TL rakam bulunduğu fakat bu hesaplamanın dosya kapsamına uygun olmadığı, bu itibarla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca re'sen hesaplama yapılarak davalının 20 19... yıllarında davaya konu markayı kullanıp tecavüz ve haksız rekabette bulunduğunun tespit edildiği, buna göre iki yıllık lisans bedeli olarak yıllık 25.000,00 TL'den toplam 50.000,00 TL, ayrıca davalının davaya konu markayı farklı bir işyerinde de kullandığı hususu tespit edildiğinden fakat oradaki kullanımın küçük ve sınırlı bir kullanım olduğu da dikkate alınarak 10.000,00 TL de eklenmek suretiyle re'sen toplam maddi tazminatın 60.000,00 TL olarak kabulü ile bu miktara bilişim raporuyla tespit edilen ilk ihlal tarihi olan 20.01.2019 itibariyle ticari faize hükmetmek gerektiği, manevi tazminat talebi yönünden de takdiren 10.000,00 TL manevi tazminatın uygun olacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddi ile hükümsüzlük davası yönünden; davalı adına tescilli ... numaralı markanın hükümsüzlüğüne, marka hakkına yönelik tecavüz ve haksız rekabet yönünden; davalı tarafından davacının ... esas unsurlu markalarına yönelik tecavüz ve haksız rekabette bulunduğunun tespitine, önlenmesine, durdurulmasına, ... ibareli basılı yayınlara tanıtım vasıtalarına tabelalara el konulmasına, el konulan ürünlerin hüküm kesinleştiğinde imha edilmesine, manevi tazminat yönünden davanın kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın 20... tarihinden işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, maddi tazminat yönünden davanın kısmen kabulü ile 60.000,00 TL maddi tazminatın 20... tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı markasının kötü niyetli tescil olduğu ve hükümsüzlüğü gerektiği, davalı kullanımlarının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğu, davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulünün gerektiği, bu yöndeki İlk Derece Mahkemesi kararında bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi durdurulması, maddi ve manevi tazminat ile davalı ... . adına tescilli 2019/58421 sayılı "..." ibareli markanın hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe 1.Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından davacı vekilinin tüm, davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Mahkemece davalının kullanımlarının marka hakkına tecavüzün yanı sıra haksız rekabet de oluşturduğu benimsenerek tescilli markanın kümülatif olarak korunması cihetine gidilmişse de; bilindiği üzere kümülatif koruma, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını aynı anda taşıması halinde o mevzuatların tamamı ile korunabilmesidir. Yani, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını taşıması halinde hak sahibinin her bir yasal düzenlemeye birlikte dayanarak koruma talebinde bulunması ve mahkemelerce de eş zamanlı olarak her bir mevzuat hükümleri ile hak sahibinin tatmin edilmesidir (SULUK, Cahit/ KARASU, Rauf/NAL, Temel; Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara 2022, s. 20-21). Diğer bir ifade ile somut davada olduğu gibi markanın izinsiz kullanılmasının hem marka hakkına tecavüz davasına, hem haksız rekabet davasına konu edilmesi ve mahkemece de her iki müessese kapsamında taleplerin kabul görmesi kümülatif koruma olarak tanımlanmaktadır.
Tescilli haklar bakımından ise ilke olarak sadece ilgili özel düzenleme uygulama alanı bulacaktır. Bununla birlikte özel düzenlemede haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanacağına ilişkin açık bir hüküm bulunması halinde yine haksız rekabete dair düzenlemelerin de devreye gireceği tartışmasızdır.
Somut olay bakımından Dairemizin eski uygulamasına esas teşkil eden mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı TTK) 57. maddesinin beşinci fıkrasında ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarının iltibasa meydan verebilecek surette kullanılmasının da haksız rekabet hallerinden olduğu düzenlenmişti. Bu kapsamda tescilli marka ve tasarım haklarının bu şekilde kullanılmasının marka ve tasarım hakkına tecavüz ile birlikte haksız rekabeti de oluşturduğu, anılan haklara tecavüz ve haksız rekabetin kesiştiği alanda hem özel hükümler hem de haksız rekabet hükümleri ile kümülatif korunması gerektiği Daire uygulaması haline gelmişti. Başlangıçta kümülatif korumanın benimsenmiş olması, 6762 sayılı TTK’da yer alan bu düzenlemeden kaynaklanmaktaydı. Ancak 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (6102 sayılı TTK), 6762 sayılı TTK’da değinilen hükmün yerine getirilen 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinde, “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Anılan iki hüküm karşılaştırıldığında 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklinde olmasına rağmen, yerine ikame edilen 6102 sayılı TTK’nın 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” şeklindedir.
Görüldüğü üzere yeni hükümde “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Bunun temel nedeni; tescilli işletme adı ve ticaret unvanının 6102 sayılı TTK’nın 50. ve 53. maddeleri arasındaki hükümlerle düzenlenmesi ve dolayısıyla özel koruma getirilmesidir. 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinin gerekçesinde eski hükümden ayrılmanın nedeni “Anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşul, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK'da, 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında KHK'da, 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında KHK'da ve unvanla ilgili olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden gerekli görülemez” şeklinde ifade edilmektedir. Bu kapsamda belirtmek gerekirse, kanun koyucunun haksız rekabete ilişkin eski ve yeni hüküm bağlamında anılan gerekçelerle eski hükümden ayrılması ile kümülatif koruma yönünden yukarıda belirtilen özel hükümlerin getirilmesi tescilli marka ve tasarım ile tescilsiz tasarımın tıpkı faydalı model ve patent hakkı gibi sadece 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) kapsamında korunmasını yeterli bulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle artık, 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda, tescilli sınai haklar bakımından sadece özel kanun olan SMK hükümleri uygulanabilecek olup TTK'nın haksız rekabet hükümlerinin anılan özel hükümler yanında ve aynı anda uygulanması söz konusu olamayacaktır. Diğer bir ifade ile bu kapsamda kümülatif koruma uygulanmayacaktır (NOMER ERTAN, Füsun/HELVACI, Mehmet/KAYA, Arslan/ÜLGEN, Hüseyin; Ticari İşletme Hukuku, İstanbul 2022, s. 356 vd.; ARKAN, Sabih; Ticari İşletme Hukuku, Ankara 2024, s.363).
Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davacı marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ile önlenmesi taleplerinde bulunmuş, davalı ise davanın reddini istemiştir. Davacının ihlal edildiğini iddia ettiği marka hakkı Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescilli olup SMK ile getirilen özel hükümler haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirerek düzenlendiğinden, tescilli markanın koruma alanı ile haksız rekabetin koruma alanının kesişmiş olduğu dava konusu olayda, yalnızca özel hükümler uygulama alanı bulacağından, özel hükmün yanında haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektirir herhangi bir kanun hükmü de olmadığından, özel kanunla birlikte eş zamanlı olarak haksız rekabet hükümlerinin de uygulanmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca, Dairemizin daha önceki bazı kararlarında da benimsediği üzere (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 14.03.2022 gün ve 2019/5189 E., 2022/1852 K. sayılı, yine 22.04.2021 gün ve 2021/89 E., 2021/3954 K. sayılı kararları) somut olay bakımından, SMK ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif korumanın uygulama alanı kalmadığı gözetilerek talebin, haksız rekabetin tespiti ve men'ine dair kısmı yönünden ret kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.
VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm, davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının ilk bendinin ikinci paragrafında yer alan “...ve haksız rekabetle...”, dört numaralı bendinde yer alan “...ve haksız rekabet....” ibarelerinin hükümden çıkarılması suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararının DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine, peşin alınan temyiz karar harçlarının istekleri halinde davalılara iadesine, 10.09.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.