Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2026/2967 E. 2026/4104 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/2967
- Karar No
- 2026/4104
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi (İlk Derece) SAYISI : 2025/4 Esas, 2025/8 Karar HÜKÜM : Davanın reddi
Bölge Adliye Mahkemesi (İlk Derece sıfatıyla) kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 30.06.2026 günü hazır bulunan davacı vekilleri Av. ..., Av. ..., Av. ... ile davalılar vekilleri Av. ..., Av. ...dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
KARAR
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların enerji yatırımı konusunda anlaştıklarını, davalı şirketlerin yönetim kurulu başkanı ...nin, yatırımı finanse etmeyi garanti etmesi üzerine, 30.10.2007 tarihinde imzalanan Ön Sözleşme ile müvekkilinin ortak olduğu şirketlerin %90 hissesini ... grubuna devrettiğini, ön sözleşme konusunu oluşturan ve tamamı lisansa hazır olan projelerin çoğunun çeşitli bahanelerle yapılmadığını, ...A.Ş.'de yapılan sermaye artırımları ile müvekkilinin paylarının yok edilmeye çalışıldığını, .... tarafından müvekkiline imzalatılan 10.09.2015 tarihli Borç Ödeme ve Alacak Temlik Protokolü ile 5.794.359,17 USD sermaye borcunun müvekkiline kabul ettirildiğini, müvekkilinin tüm projelerini, ruhsatlarını ve şirketlerin %90 hissesini davalılara devrettiğini, kelepçeleme sözleşmeleri imzalatıldığını, müvekkilinin son çare olarak ortağı olduğu şirketlerin feshi talebi ile davalar açması üzerine hakim ortak İltek tarafından Hasanbeyli, ...şirketlerinde müvekkili aleyhine çıkarma davası açıldığını, tahkime konu 29.10.2020 tarihli hisse alım sözleşmesinin, bu koşullar altında imzalandığını, müvekkilince açılan davalarından feragat ettirildikten sonra 30.10.2020 tarihli ek protokol, 30.10.2020 tarihli 2. ek protokol, 30.10.2020 tarihli beyanın dayatıldığını, bu arada müvekkilinin terör örgütü üyelerince birçok kez tehdit edildiğini, müvekkilinin hisse devir sözleşmesini imzaladığı Şirketlerin nominal sermayelerinin dahi 29.10.2020 tarihinde 68.341.310,00 USD olduğunu, müzayaka halinin, hisse alım sözleşmesinden önce başladığını ve hisse alım sözleşmesi uyarınca kendisine ödenen meblağın borçlarını karşılamadığını, müzayaka halinin daha da arttığını, taraflar arasındaki uyuşmazlık yönünden hakeme başvurulduğunu, 30.10.2007 tarihli Ön Sözleşme kapsamında müvekkilinin alacağı olan, ödenmeyen 680.455,00 euro sözleşme bedeli ile Bilecik Kapaklı ...projesi için yapılan 2.000.000,00 USD masrafın ön sözleşme tarihinden itibaren işleyecek faizi ile davalılardan tahsili talebi hakkında Hakem tarafından karar verilmediği gibi müvekkilinin 7 şirketteki hisse oranları %15 olarak değerlendirilerek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 119.201.227,97 USD- 25.259.402,93 = 93.941.825,04 USD'nin faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile davacıya ödenmesine ilişkin de karar verilmediğini, bilirkişi raporunda 29.10.2020 tarihli sözleşme ile müvekkilden fazladan 1.457.123.65USD mahsup yapıldığı tespit edilmesine rağmen, bu alacak hakkında dahi bir karar verilmediğini, müvekkilince itiraz edilmesine ve müvekkili lehine usuli müktesep hak doğmasına rağmen, davalıların talebi üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na aykırı olarak bilirkişi raporuna itiraz için 2 kez ek süre verildiğini, bu 2. ek süre içinde de davalıların itirazları sunulmamasına rağmen, davalıların süresinden sonra sundukları deliller kabul edilerek, hükme esas alındığını, ticari sır adı altında hiçbir belge/bilginin müvekkiline gösterilmediğini, EPDK dosyalarının talep edilmediğini, davalıların belge asıllarını ibraz etmemesi ve ticari sır iddiası sebebiyle fotokopiler üzerinden müvekkilinin isticvap edildiğini, tarafınca davalılara devri yapılan bir ilmühaber bulunmadığı ve usulüne uygun olarak devir gerçekleşmediği için halen müvekkilinin davaya konu hisselere sahip olduğunu, davalıların pay defterlerinde usulsüzlük iddiası üzerine, davalıların 12.11.2020 tarihinde cirolanmış gibi gösterilen ilmühaber fotokopilerini ibraz ettiğini, müvekkili tarafından imza, tarih ve yazı inkarında bulunulması üzerine ilmuhaberlerin ibrazı toplantısı yapıldığını, yazı incelemesi yapılmayıp sadece imza incelemesi yapıldığını, yazı incelemesine karar vermesine rağmen, bilirkişinin yazı incelemesi yapmasına izin verilmediğini, hakemin kendi kararına uyması hususundaki taleplerinin reddedildiğini, hisse devrine ilişkin yönetim kurulu kararları, pay defterindeki kayıtlar, ... yazı fotokopilerindeki çelişki giderilmek üzere...ya yazılarak hisselere ilişkin dosyanın celbi istenilmiş ise de bu talebin gerekçesiz reddedildiğini, hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini, davalıların sunduğu fotokopilere göre ... belgesindeki sözde imzanın "vekil" olarak göründüğünü, davalıların sunduğu her belge fotokopinin, çelişkili, hukuka ve gerçek/fiili duruma aykırı olduğunu, mevzuat çerçevesinde, hisselerin ancak nama yazılı olabileceği ve nama yazılı hisse senedi çıkarılabileceği, ancak tek hakemin kendi kitabına aykırı olarak hamiline yazılı paylar içinde ilmühaber çıkarılabileceğine kararında yazdığını, pay devir işleminin hiçbir zaman yapılmadığını, iddiaların MK'nın 2. maddesine aykırı olduğundan söz edilemeyeceği gibi yokluğun ileri sürülmesinde herhangi bir zamanaşımı süresi, hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahsedilemeyeceğini, 29.10.2020 tarihli sözleşme, 30.10.2020 tarihli protokol, ek protokol ve beyan ahlaka aykırılık sebebiyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 27. maddesi uyarınca geçersiz olduğundan, zamanaşımı savunması yapılamayacağını, ahlaka aykırılığın kamu düzenine aykırılık teşkil ettiğini, Hakemin TBK'nın 27. maddesini dikkate almadığını, bilirkişi kök ve ek raporlarında hisselerin değeri konusunda aşırı oransızlık tespit edildiğini, bu durumun sadece gabin olarak nitelendirilmesi mümkün olmayıp bunu aşan bir oransızlık söz konusu olduğunu, bu durumda TBK'nın 27. maddesi anlamında ahlaka aykırılıktan söz edileceğini, 29.10.2020 tarihlî hisse alım sözleşmesi, 30.10.2020 tarihli protokol, 30.10.2020 tarihli ek protokol ve beyan, davacının kişilik haklarını ihlal ettiğinden TBK'nın 27. maddesi uyarınca mutlak butlanla batıl olduğunu, ikrah sebebiyle de sözleşme ve protokollerin geçersiz olduğunu, davalıların Ön Sözleşme hükümlerini ihlal ederek, şirketlerin yönetimindeki pozisyonlarını davacı aleyhine istismar ederek, olmayan alacaklar (davacı aleyhine borçlar) yaratarak müvekkilinin alacaklarını ödemeyip gelirlerini keserek kurdukları baskı, hukuka aykırı bir tehdit olduğu halde hakem kararında "müvekkilin sulhen hisselerini devretmek istediği, görüşmeleri onun başlattığı gerekçesiyle irade sakatlığı bulunmadığı sonucuna varıldığını, ancak müvekkilinin içinde bulunduğu durum dikkate alındığında müvekkili üzerindeki baskının, korkunun, müzayakanın ortadan kalkmadığı ve zamanaşımı süresinden söz edilemeyeceğini, Hakem nihai kararı incelendiğinde HMK hükümlerine ve Anayasa'ya aykırı olarak somut bir gerekçe gösterilmeden, müvekkilinin iddialarının dikkate alınmadığını, tarafların eşitliği ilkesi ve hukuki dinlenilme hakkına riayet edilmediğini, kararın kamu düzenine aykırı olduğunu, mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmesine yol açıldığını ileri sürerek hakem kararının asıl davanın reddine dair 1. bendi, taraflarca ileri sürülmüş diğer tüm taleplerin reddine dair 5. bendi, 08.09.2025 tarihli Ek kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; Hakem kararının iptali koşullarının oluşmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının bir kısım talepleri hakkında hiç karar verilmediğinin ileri sürüldüğü, davacının taraflar arasındaki ilişkinin 30.10.2007 tarihli sözleşmeye dayandığını, bu durumun da hakemin görevine girip girmediğinin “ön sorun” olarak karara bağlanması talebinin 17.05.2025 tarihli, 28 sayılı Usuli Karar ile reddedildiği, tahkim şartının ilk olarak 29.10.2020 tarihli Pay Devri Sözleşmesinde öngörüldüğü ve daha evvel düzenlenen ön sözleşme, sözleşme, protokollere atıf yapılmadığı tespitiyle bu taleplerin dayandırıldığı sözleşmelerde tahkim şartı bulunmadığı hususunda bir tereddüt olmadığından tahkim sözleşmesi kapsamında olmayan sözleşmelerden kaynaklanan alacak taleplerinin tahkim yargılaması dışında bırakılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı, HMK'nın 439/2-ğ hükmünde hakem kararının kamu düzenine aykırı olduğunun tespiti halinde hakem kararının iptaline karar verilebileceği düzenlenmiş ise de hakem kararının kamu düzenine aykırı olup olmadığının denetlenmesi, esasa ilişkin olarak hakemlerin doğru karar verip vermediğinin denetlenmesi anlamına gelmediği, Hakem kararının kamu düzenine aykırı olduğunun kabulü için "yalnızca hukuka aykırı olmasının yetmeyeceği, emredici olsun veya olmasın bir kanun hükmünün uygulanmamış veya yanlış uygulanmış olmasının da yeterli olmadığı, bu aykırılığın aynı zamanda toplumun temel değerlerine, genel ahlak ve adaba, Anayasa'da kabul edilen temel hak ve değerlere aykırı olması gerektiği, bir kararın kamu düzenine aykırı kabul edilebilmesi için tarafların sözleşmesel yükümlülüklerini aşan toplumsal boyutu olan, toplumun kabul edemeyeceği, toplumsal vicdanı yaralayan toplumda rahatsızlık oluşturan bir karar olması gerektiği, davacı vekili delillerinin toplanmadığını, bilirkişi raporuna karşı tarafın süresinde itiraz etmediğini, müvekkili lehine kazanılmış hak teşkil ettiği halde karşı tarafın itirazının dosya kapsamına katıldığını, toplanan delillerinin de hatalı yorumlandığını, dava dilekçesinde belirtilen sebeblerle zamanaşımı veya hak düşürücü sürelerin hatalı yorumlandığını, sözleşmenin davacının müzayaka halinde bulunması, aldatma, korkutma irade bozukluğu ve davalının sürekli olarak hisse devir bedelini düşürebilmek için davacıyı baskı altında tuttuğu, hisse devir bedelinin ileri sürdüğünden çok fazla olduğu, kendi yaptırdığı hisse devir bedeline göre dahi çok düşük belirlenerek, davalıların hakim durumunu kötüye kullanarak ahlaka aykırı bir sözleşme imzalattıkları, davalıların sundukları tüm delillerin şüpheli ve çelişkili olduğu, maddi hukuka göre geçerli bir hisse devir işlemi gerçekleşmediği halde hakemin tüm içtihatlara, kendi kitabındaki görüşüne aykırı karar verdiği, edimler arasındaki farkın müzayakadan daha öte ahlaka aykırı ölçüde bir nispetsizlik olması nedeniyle tüm bu usulü ve esasa yönelik eksikliklerin kararın verilmesinde etkili olduğunu ileri sürdüğü, davacının tüm bu eksikliklere ilişkin iddialarını "kamu düzeni"ne aykırılığa ilişkin iptal sebebine bağladığı, Hakem kararının Türk kamu düzenine aykırı olup olmadığının değerlendirilmesi ile hakem kararının esas bakımından denetiminin farklı olduğu, taraflar arasındaki hisse devir sözleşmesi, protokol, ek sözleşme ve beyan nedeniyle Hakem tarafından yapılan değerlendirmelerde ve verilen hükümde kamu düzenini ilgilendiren bir husus bulunmadığı, TBK'da düzenlenen gabin iddiası nedeniyle hak düşürücü sürenin değerlendirilmesi konusunda, maddi hukuk hükümlerinin uygulanması konusunda Hakemin yaptığı değerlendirmelerin, iptal davası kapsamında denetlenmesinin mümkün olmadığı, iptal sebeplerinin HMK'da sınırlı olarak sayıldığı, gabin yönünden hak düşürücü sürenin geçtiğine ilişkin hakem kararının bu sınırlı sebepler kapsamında incelenmesinin mümkün olmadığı, HMK'nın 439(2)-e hükmünde, usule aykırılığın kararın esasına etki etmesi halinde iptal sebebi olarak düzenlendiği, Hakem yargılamasında tarafların bildirdiği delillerin toplandığı, davacının iddiası talep ettiği belgelerin dosyaya kazandırılmadığı olup uyuşmazlığın çözümü için gereken delillerin yargı yetkisi kapsamında hakem tarafından takdir edilmesi gerektiği, kararın esasına tesir edecek usul hükmüne aykırılık görülmediği, davacının taleplerinin, tahkim yargılamasının bütünüyle hatalı yapıldığı, davacının hukuki dinlenilme hakkının, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği ileri sürülerek kamu düzenine aykırılık ve tarafların eşitliği ilkesine riayet edilmediği iptal sebebine bağlanıldığı, taraflarca ileri sürülen bütün talepler değerlendirilerek usul kararlarına bağlanıldığı, yazı inkar edildiği halde inceleme yapılmaması, ... dosyalarının aslının istenilmemesi, bilirkişi raporuna itiraz edilmemesinin usulü kazanılmış hak teşkil edip etmediği, rehinli ilmühaberlerin ciro edilip edilmeyeceği, imza incelemesi yapılan evrakın ne zaman iade edileceği, emredici hukuk kurallarına aykırılık teşkil etse de kararın kamu düzenine aykırı olduğu sonucuna varılamayacağı, yargılamada tüm iddiaları incelenen davacının hukuki dinlenilme, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası da ispatlanamadığından bu iptal sebebinin de yerinde görülmediği, Hakem yargılamasında, uygulanacak hukuk kurallarının tespiti ve tahlili de hakeme ait olup Hakem kararının esasının, yerinde olup olmadığı, hukuku doğru uygulayıp uygulamadığı gibi hususları hakem kararının iptali istemli davada tartışma konusu yapılamayacak olup hakemin takdirine kamu düzeni gerekçesiyle müdahale edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, hakem kararının iptali istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
VI. SONUÇ: Açıklanan sebeplerle davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 02.07.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.