Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/2071 E. 2025/6602 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/2071
Karar No
2025/6602
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2150 Esas, 2025/258 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/179 E., 2022/188 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

KARAR

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin 1998 yılında kurulduğunu, “...”, “...”, “...”, “... ...” markalarının 15 yıldan fazla süredir tescilli olduğunu, davalı yanın, müvekkili şirket ile aynı sektörde faaliyet gösteren ve bilinirliği bulunan bir firma olduğunu, müvekkilinin ticaret unvanını ve tescilli markalarını iltibas yaratacak şekilde kullanması sebebiyle Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2015/294 E. sayılı dosya nezdinde dava açıldığını, mahkeme tarafından davalı şirketin ticaret unvanından ... ibaresinin terkinine ve haksız rekabetin tespit ve men’ine, davalıya ait www.....com.tr alan adlı siteye erişimin kalıcı olarak engellenerek 20.000,00 TL manevi tazminat talebinin kabulüne karar verdiğini, söz konusu yerel mahkeme kararının istinaf kanun yoluna taşındığını ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin 2018/96 E., 2018/832 K. sayılı kararı ile davalı şirketin ticaret unvanından ... ibaresinin terkinine, www.....com.tr alan adlı siteye erişimin kalıcı olarak engellenmesine ve fazlaya ilişkin taleplerin reddine hükmedildiğini, söz konusu kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2018/4554 E., 2019/6036 K. sayılı ilamı ile onandığını, ancak mahkeme kararında yalnızca kök URL’nin engellenmesine yönelik hüküm kurulmaması ve engellenmesine karar verilen URL’nin başında “www” ibaresinin bulunmasından dolayı ilgili internet sitesine kök URL üzerinden halen giriş yapılabildiğini, davalı şirketin ....com alan adında yeni bir internet sitesini faaliyete geçirdiğini ve bu alan adı üzerinden müvekkili şirket aleyhine haksız rekabet ve marka hakkına tecavüz teşkil eden eylemlerine devam ettiğini, yeni açılan sitenin kesinleşmiş mahkeme kararı ile engellenen internet sitesinin içeriği olarak çok benzer olduğunu, davalı yana ait ....com alan adlı internet sitesinin “Uzaktan Eğitim” isimli sekmesinden yönlendirme yapılan ....com alan adlı internet sitesinde müvekkili şirketin tescilli markalarıyla iltibas yaratacak şekilde benzerlerinin kullanıldığını ve müvekkili şirketin marka hakkına tecavüz edildiğinin tespit edildiğini, davalının ... numara ile 41. 44. sınıflarda, ... numara ile 41. 44. 45. sınıflarda “...” ibaresini içeren iki adet markayı kendi adına tescil ettirdiğini, ancak söz konusu markaların müvekkili şirketin tarihsel olarak daha önce tescili gerçekleştirilen ... ibareli markaları ile çok benzer olduğunu, marka tescil sınıflarının aynı olduğunu, müvekkilinin markalarıyla iltibasa ve karıştırılmaya sebebiyet verdiğini, davalı yanın internet sitesinin muhtelif sayfalarında kendisini “... ... Eğitim Öğretim Kurumu Eğitmen Kadrosu”, “... İşyeri Hekimliği Ve İş Güvenliği Uzmanlığı Eğitim Kurumu” olarak tanıttığını ve davalı eylemlerinin müvekkilinin marka hakkına tecavüz teşkil ettiğini, davalı yanın kötüniyetli olduğunu, müvekkili ile arasında bağlantı olduğu izlenimi yaratarak müvekkilinin sektördeki bilinirliğinden ve şöhretinden yararlanmaya çalıştığını, davalının, müvekkili şirket aleyhine haksız rekabet ve marka hakkına tecavüz teşkil eden eylemlerinin tespiti ve men’ini, eylemlerin gerçekleştiği ....com.tr ve ....com alan adlı internet siteleri ile tüm alt linklerine erişimin kalıcı olarak engellenmesini, iş bu davada hüküm verilinceye kadar ilgili sitelere erişimin tedbiren engellenmesini, ....com alan adlı internet sitesinden müvekkili aleyhine haksız rekabet ve marka hakkına tecavüz teşkil eden içeriklerin çıkarılmasını, mümkün değil ise erişimin kalıcı olarak engellenmesini, davalı yanın ... numara ile 41. 44. 45. sınıflarda ve ... numara ile 41. 44. sınıflarda tescilli “...” ibaresini içeren marka ve logolarının hükümsüzlüğünü, müvekkilinin haksız rekabet ve mütecaviz eylemler nedeniyle uğradığı manevi zararın giderilebilmesi amacıyla 50.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı definde bulunmuş, taraflar arasında kesinleşmiş mahkeme kararı karşısında iş bu davanın açılabilmesinin mümkün olamayacağını, müvekkili şirketin ve davacı yanın iştigal alanlarının birbirinden farklı olduğunu, öncelik hakkının müvekkili şirket olduğunu, haksız kullanımın söz konusu olmadığını, davacı yanın ticaret unvanının ayırt edici unsurunun “...” ibaresi değil “...” olduğunu ve marka tescil talebinin, müvekkilinin marka tescil talebinden sonra olduğunu, müvekkili şirketin kesinleşmiş mahkeme kararına istinaden erişim yasağı olan siteleri kullanmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu 2014/1...... /... sayılı marka kapsamında yer alan hükümde sayılan alt sınıfların davacıya ait hükümsüzlüğe mesnet gösterilen markaların kapsamlarında yer alan hizmetlerle aynı/aynı tür/benzer olduğu, birbirlerine yaklaşmış markalar söz konusu olduğunda iltibas tehlikesinin oluşabileceği, dava konusu markalar incelendiğinde, hükümsüzlüğü istenen davalı markalarından birinin “... İŞ SAĞLIĞI İŞ GÜVENLİĞİ EĞİTİM SAĞLIK DANIŞMANLIK LİMİTED ŞİRKETİ”, diğerinin “...+... İş Sağlığı İş Güvenliği Eğitim Sağlık Danışmanlık Ltd. Şti.” şeklinde olduğu, ticaret unvanı biçiminde olan her iki markanın da ayırt edici esaslı unsurunun ... kelimesi olduğu, davacıya ait hükümsüzlük iddiasına mesnet markalar incelendiğinde, 2004/2... sayılı markanın "...." ibaresinden, 2004/237...sayılı markanın "... ... SAĞLIK DANIŞMANLIK EĞİTİM HİZM. İŞ GÜVENLİĞİ MALZ. İÇ VE DIŞ SANAYİ TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ" ibaresinden oluştuğu, markalarda yer alan "..." ibaresinin "İş Sağlığı ve Güvenliği" ibaresinin yaygın kısaltması olduğu, bu nedenle söz konusu ibarenin markanın bütününde tali unsur durumunda bulunduğu, davacı markalarının esas unsurunun ... kelimesi olduğu, markaların esaslı unsurlarının "..." kelimesi olduğundan kaynaklı olarak markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunduğu, davacı şirketin ticaret unvanının 1998 yılında tescil edildiği, ticaret unvanının ayırt edici unsurunun ... ibaresi olduğu, bu ibare ile dava konusu markaların esas unsurları arasında işaret benzerliği bulunduğu, davacı tarafın https://....com alan adı tescilinin 18.07.2006 tarihinde yapılmış olup, 06.11.2006 tarihinden bu yana eylemli biçimde kullanıldığı, dava konusu davalı markalarından önceki tarihlere denk gelecek şekilde yapılan inceleme neticesinde, davacı şirketin İş Güvenliği Uzmanlığı “A-B-C” sınıfı standart ve yenileme eğitimleri ile İşyeri Hekimliği Standart ve yenileme eğitimlerini vermek üzere Yetkili Eğitim Kurumu olarak hizmet verdiği ve ... ... markası ile ticaret unvanını işbu hizmetler üzerinde eylemlli biçimde kullandığı, .... Noterliği’nin 06.05.2021 tarihli E-Tespit Tutanağı uyarınca, davalı şirketin http://.....com sayfasında ... ibaresinin marka işareti olarak kullanıldığı, yine davalı şirketin http://.....com.tr sayfasında ... ibaresinin ... ..., ... EĞİTİM biçiminde marka işareti olarak kullanıldığının görüldüğü, ayrıca, davalının bilirkişi inceleme tarihi olan 20.04.2022 tarihi itibariyle halen erişilebilen http://....com internet sayfasında “... İş Sağlığı İş Güvenliği Eğitim Sağlık Danışmanlık Hizmetleri | ... İzmir | ... İş Sağlığı |... İş Güvenliği | ... Danışmanlık | ... Eğitim Hizmetleri” ibarelerini ve yönlendirici kod, anahtar kelime olarak da “..., idealisg, idealegitim, idealizmir, ... izmir, izmir ..., ... iş sağlığı, ... iş güvenliği, ... danışmanlık hizmetleri, ... izmir danışmanlık, ... izmir iş sağlığı, ... izmir iş güvenliği, ... eğitim hizmetleri, ... izmir egitim hizmetleri” ibarelerini kullanıldığı, tespit edilen davalı kullanımlarına göre, davacıya ait önceki tarihli markalarının ayırt edici esaslı unsurunu teşkil eden ... kelimesinin davalı kullanımında aynen yer aldığı, davalının faaliyette bulunduğu alanların, davacıya ait markaların kapsamlarında yer alan hizmetlerle aynı ya da benzer olduğu, marka sahibinin izni olmadan gerçekleşen, iltibas yaratan kullanımın, marka hakkına tecavüz niteliğinde olduğu, marka hakkına tecavüz oluşturan bir eylemin, aynı zamanda genel hükümlere göre haksız rekabet niteliğinde olduğunu, tarafların mali, sosyal ve ekonomik durumları, ihlale konu ürünlerin niteliği, tarafların kusur oranları, sıfatları, davacının uğradığı zararın boyutu ile hak ve nesafet ilkesi birlikte değerlendirildiğinde 15.000,00 TL manevi tazminatın uygun olduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile; davalının, davacıya ait marka haklarına tecavüz ve davacı aleyhine haksız rekabet oluşturan eylemlerde bulunduğunun tespitine, bu eylemlerin men'ine, "....com.tr" ve "....com" ibareli internet siteleri ile tüm alt linklerine erişimin engellenmesine, "....com" alan adlı internet sitesinden davacı aleyhine haksız rekabet ve marka haklarına tecavüz oluşturan ve bilirkişi raporunda tespit edilen içeriklerin çıkartılmasına, bunun mümkün olmaması halinde söz konusu internet sitesine erişimin engellenmesine, 2014/... sayılı markanın sayılan hizmetler bakımından hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, fazlaya ilişkin istemin reddine, 2013/... sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, 15.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince istinaf edilmiştir.

IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemenin hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu 2014/1... sayılı ve 2013/48.. sayılı marka kapsamında yer alan sayılan alt sınıflar ile davacıya ait hükümsüzlüğe mesnet gösterilen markaların kapsamlarında yer alan hizmetlerle aynı/aynı tür/benzer olduğu, taraf markalarının esaslı unsurlarının "..." kelimesi olduğundan kaynaklı olarak markaların arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunduğu, davacı şirketin ticaret unvanının 1998 yılında tescil edildiği, ticaret unvanının ayırt edici unsurunun ... ibaresi olduğu, bu ibare ile dava konusu markaların esas unsurları arasında işaret benzerliği bulunduğu, davalının 2014/... sayılı markasının kapsadığı sınıfların davacı şirketin amaç ve konusu kapsamında yer alan ve fiilen faaliyette bulunduğu hizmetlerin örtüştüğü, davalıya ait olan 2014/1024 47... /... sayılı markaların varlığının, marka hakkının ihlali ve haksız rekabet iddialarını bertaraf edecek kabiliyette olmadığı, tespit edilen davalı kullanımlarına göre, davacıya ait önceki tarihli markalarının ayırt edici esaslı unsurunu teşkil eden ... kelimesinin davalı kullanımında aynen yer aldığı, davalının faaliyette bulunduğu alanların, davacıya ait markaların kapsamlarında yer alan hizmetlerle aynı ya da benzer olduğu, marka sahibinin izni olmadan gerçekleşen, iltibas yaratan kullanımın, marka hakkına tecavüz niteliğinde olduğu, marka hakkına tecavüz oluşturan bir eylemin, aynı zamanda genel hükümlere göre haksız rekabet niteliğinde olduğu, 15.000,00 TL manevi tazminatın uygun olduğu, işbu davadaki taleplerin Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2015/294 E. sayılı dosyasındaki taleplerden farklı olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esas yönünden reddine karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, markanın hükümsüzlüğü, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, meni ve tazminat istemine ilişkindir.

B.Değerlendirme ve Gerekçe 1.Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına, dava tarihi itibariyle 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) yürürlükte bulunmasına ve Mahkemenin ara kararında yazılı olduğu üzere SMK'nın 25/6 ve 157. madde hükmü yollaması ile uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi uyarınca hak düşürücü süre itirazı ile zamanaşımı def'inin reddine karar verilmiş olmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından davacı şirket vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2.Mahkemece, davalının kullanımlarının marka hakkına tecavüzün yanı sıra haksız rekabet de oluşturduğu benimsenerek tescilli markanın kümülatif olarak korunması cihetine gidilmişse de; bilindiği üzere kümülatif koruma, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını aynı anda taşıması halinde o mevzuatların tamamı ile korunabilmesidir. Yani, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını taşıması halinde hak sahibinin her bir yasal düzenlemeye birlikte dayanarak koruma talebinde bulunması ve mahkemelerce de eş zamanlı olarak her bir mevzuat hükümleri ile hak sahibinin tatmin edilmesidir (SULUK, Cahit/ KARASU, Rauf/NAL, Temel; Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara 2022, s. 20-21; Savaş, Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s.9). Diğer bir ifade ile somut davada olduğu gibi markanın izinsiz kullanılmasının hem marka hakkına tecavüz davasına, hem haksız rekabet davasına konu edilmesi ve mahkemece de her iki müessese kapsamında taleplerin kabul görmesi kümülatif koruma olarak tanımlanmaktadır.

Tescilli haklar bakımından ise ilke olarak sadece ilgili özel düzenleme uygulama alanı bulacaktır. Bununla birlikte özel düzenlemede haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanacağına ilişkin açık bir hüküm bulunması halinde yine haksız rekabete dair düzenlemelerin de devreye gireceği tartışmasızdır.

Somut olay bakımından Dairemizin eski uygulamasına esas teşkil eden mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı TTK) 57. maddesinin beşinci fıkrasında ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarının iltibasa meydan verebilecek surette kullanılmasının da haksız rekabet hallerinden olduğu düzenlenmişti. Bu kapsamda tescilli marka ve tasarım haklarının bu şekilde kullanılmasının marka ve tasarım hakkına tecavüz ile birlikte haksız rekabeti de oluşturduğu, anılan haklara tecavüz ve haksız rekabetin kesiştiği alanda hem özel hükümler hem de haksız rekabet hükümleri ile kümülatif korunması gerektiği Daire uygulaması haline gelmişti. Başlangıçta kümülatif korumanın benimsenmiş olması, 6762 sayılı TTK’da yer alan bu düzenlemeden kaynaklanmaktaydı. Ancak 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (6102 sayılı TTK), 6762 sayılı TTK’da değinilen hükmün yerine getirilen 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinde, “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Anılan iki hüküm karşılaştırıldığında 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklinde olmasına rağmen, yerine ikame edilen 6102 sayılı TTK’nın 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” şeklindedir.

Görüldüğü üzere yeni hükümde “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Bunun temel nedeni; tescilli işletme adı ve ticaret unvanının 6102 sayılı TTK’nın 50. ve 53. maddeleri arasındaki hükümlerle düzenlenmesi ve dolayısıyla özel koruma getirilmesidir. 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinin gerekçesinde eski hükümden ayrılmanın nedeni “Anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşul, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK'da, 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında KHK'da, 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında KHK'da ve unvanla ilgili olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden gerekli görülemez” şeklinde ifade edilmektedir. Bu kapsamda belirtmek gerekirse, kanun koyucunun haksız rekabete ilişkin eski ve yeni hüküm bağlamında anılan gerekçelerle eski hükümden ayrılması ile kümülatif koruma yönünden yukarıda belirtilen özel hükümlerin getirilmesi tescilli marka ve tasarım ile tescilsiz tasarımın tıpkı faydalı model ve patent hakkı gibi sadece SMK kapsamında korunmasını yeterli bulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle artık, 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda, tescilli sınai haklar bakımından sadece özel kanun olan SMK hükümleri uygulanabilecek olup TTK'nın haksız rekabet hükümlerinin anılan özel hükümler yanında ve aynı anda uygulanması söz konusu olamayacaktır. Diğer bir ifade ile bu kapsamda kümülatif koruma uygulanmayacaktır (NOMER ERTAN, Füsun/HELVACI, Mehmet/KAYA, Arslan/ÜLGEN, Hüseyin; Ticari İşletme Hukuku, İstanbul 2022, s. 356 vd.; ARKAN, Sabih; Ticari İşletme Hukuku, Ankara 2024, s.363).

Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davacı, arka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ile önlenmesi taleplerinde bulunmuş, davalı ise davanın reddini istemiştir. Davacının ihlal edildiğini iddia ettiği marka hakkı ... nezdinde tescilli olup SMK ile getirilen özel hükümler haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirerek düzenlendiğinden, tescilli markanın koruma alanı ile haksız rekabetin koruma alanının kesişmiş olduğu dava konusu olayda, yalnızca özel hükümler uygulama alanı bulacağından, özel hükmün yanında haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektirir herhangi bir kanun hükmü de olmadığından, özel kanunla birlikte eş zamanlı olarak haksız rekabet hükümlerinin de uygulanmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır.

Hal böyle olunca, Dairemizin daha önceki bazı kararlarında da benimsediği üzere (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 14.03.2022 gün ve 2019/5189-1852 sayılı, yine 22.04.2021 gün ve 2021/89-3054 sayılı kararları) somut olay bakımından, SMK ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif korumanın uygulama alanı kalmadığı gözetilerek talebin, haksız rekabetin tespiti ve men'ine dair kısmı yönünden ret kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.

Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.

VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı şirket vekilinin tüm, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının 1. bendinin birinci paragrafında yer alan "ve davacı aleyhine haksız rekabet" ibaresi ile ikinci paragrafında yer alan "haksız rekabet ve" ibaresinin, 5. bendinde yer alan "ve haksız rekabetin" ibaresi çıkartılmak suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcı peşin alındığından davacıdan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalıya iadesine, 04.11.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

K A R Ş I OY Sayın çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık; bozma kararının 1. bendindeki bozma nedenlerine aynen katılmaktayız. Ancak 2. bendindeki "kabule göre bozma" gerekçelerine aşağıdaki karşı oy gerekçelerimizle katılamıyoruz. Haksız rekabet hukuku hükümlerinin fikrî mülkiyet hukuku hükümleriyle birlikte uygulanıp uygulanmayacağı (Kümülatif Koruma) noktasında toplanmıştır.

Kümülatif koruma ilkesi “mevzuattaki birden fazla hükümle korunabilme” anlamına gelmektedir . Bu durumda, bir kişinin gerçekleştirdiği fiilin birden çok hükmün koruma kapsamında olması halinde, hak sahibinin bu hükümlerden dilediğine başvurabilmesine kümülatif koruma denilmektedir. Fikri haklar bakımından kümülatif koruma ilkesi ise, bir fikri ürünün birden çok kanuni düzenlemenin şartlarını taşıması halinde, hak sahibine her koruma yoluna başvurma yetkisi tanınmasıdır. Bu ilke kapsamında bir kümelenmenin meydana gelmesi için mevcut bir fikri mülkiyet korumasına ek olarak haksız rekabet korumasının var olması gerekir. Kümülatif koruma ilkesinin söz konusu olduğu halde hak sahibi seçme zorunluluğuna tabi olmayıp şartlarını taşıması koşuluyla hukuki sebeplerden birine, birkaçına veya tamamına bu ilke kapsamında dayanabilmektedir.

Diğer yandan, taleplerin yarışması hali ile taleplerin seçimlik olması hali birbirinden tamamen farklıdır. Taleplerin seçimlik olması halinde hak sahibine aynı vakıa bakımından öngörülen birbirinden farklı ve birden fazla yaptırımdan birini seçme imkanı tanınmaktadır. Taleplerin yarışması veya yığılması halinde ise bundan farklı olarak aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbiri ile seçimlik olarak sunulmayan ve birlikte ileri sürülebilen farklı hukuki sebeplere dayandırılmaktadır. Hakların yarışmasından bahsedebilmek için aynı talebin dayandırılan her bir sebep bakımından haklı görülmesi gerekeceği gibi bu hukuki sebepler arasında özel hüküm-genel hüküm ilişkisi de bulunmaması gerekir. Nitekim bu korumada özel hüküm-genel hüküm ilişkisi bulunmamaktadır.

Taleplerin yarışması veya yığılması halinde aynı vakıa bakımından birbiriyle seçimlik nitelikte olmayan, birbirini dışlamayan, birlikte var olabilen farklı hukuki sebeplere dayanılarak talepte bulunulduğundan kümülatif koruma ilkesi gereğince taleplerin yarıştığının kabulü gerekir. Bu durumda, aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbirini dışlamayan, bir arada ileri sürülebilecek birden fazla hukuki sebebe dayandırılmaktadır.

Fikri mülkiyet koruması, sahibine mutlak nitelikte tekelci yetkiler sağladığından mütecavizin fiilinden sorumlu tutulması bakımından herhangi bir sübjektif şart aranmayacak ve mütecavizin her türlü izinsiz kullanımı sorumluluğunu gerektirecekken haksız rekabet korumasında durum farklıdır. Yine fikri mülkiyet korumasının konusu bizatihi fikri ve sınai hakkın kendisi iken, haksız rekabet koruması dürüst ve bozulmamış rekabet ortamını sağlamayı amaç edinmektedir. Fikri mülkiyet koruması sadece ilgili hak sahibini koruduğundan hakkın ihlali halinde yalnızca hak sahibi dava açma hakkına sahip olacaktır. Ancak haksız rekabet koruması rakiplerin yanı sıra tüketicileri de koruduğundan hak ihlali halinde rakiplerin yanı sıra tüketiciler ve meslek örgütleri de dava açma hakkına sahip olacaktır.

Özel kanunun genel kanunu bertaraf edebilmesi için hem konusunu eksiksiz düzenlemiş hem de genel kanundan daha kapsamlı ve üstün koruma sağlamış olması gerekir. Fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf edeceğinin kabulü halinde ise, tüketiciler ve mesleki örgütler fikri haklarda ortaya çıkan haksız rekabete karşı korunma imkanından mahrum kalacağından bu kabul yerinde olmayacaktır.

Sayın çoğunluk gibi, fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf ettiği kabul edilirse fikri mülkiyet korumasına dayalı olarak açılan davada koruma konusunun şartları taşımadığı gerekçesiyle özel kanun kapsamında kalmadığı sonucuna varılırsa dava genel nitelikteki haksız rekabet koruması ile desteklenemeyeceğinden tecavüz eylemi kanıtlanamamış olacaktır. Bu itibarla, haksız rekabete ilişkin genel hükümler fikri mülkiyet koruması yanında ikinci dereceden değil, doğrudan uygulama alanı bulmalıdır.

Burada dikkat edilmesi gereken diğer bir hususda, hak sahibinin birden fazla talebini aynı davada istemesi halinde davaların yığılması gündeme geleceğinden, ortada tek bir dava olmasına rağmen esasında talep sayısı kadar dava bulunmakta olup hakim her bir talep bakımından ayrı ayrı karar verecektir. Bu halde mahkemece her ne kadar talepler birlikte incelenecekse de, bu talepler birbirinden bağımsız taleplerdir. İşte işbu davayı diğer davalardan ayıran da bu dava türünün davacının talepleriyle değil, bu talepleri haklı gösterecek hukuki sebeplerle ilgili bir durum olmasıdır. Bu halde hak sahibi dilediği koruma modeline başvurarak zararının giderilmesini talep eder. Kümülatif koruma kapsamında davacının ihlal edilen hakkı için hem haksız rekabet korumasına hem de fikri hak korumasına birlikte başvurması halinde davacı ya fikri hak korumasına göre yada haksız rekabet korumasına göre tek bir tazminat alabilecektir. TBK m.60’a göre: “Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.” Bu hükme göre davacı talebini hangi hukuki sebebe dayandırdığını belirttiyse hakim buna göre tazminata karar verir ancak belirtmediyse hakimin davacıyı zorlama yetkisi olmadığından hakim zararı en iyi giderim imkanı veren talep sebebine göre hüküm kurar. Zira tazminatın işlevi mütecavizin zararını karşılamak olup aynı haksız eylem birden fazla hukuk kuralını ihlal etse dahi oluşan zarar tektir.

Sayın çoğunluk, SMK sonrası sınai hakların haksız rekabet hükümleriyle korunmayacağı yönündeki görüşünün temel dayanaklarından bir gerekçesi de, 6762 sayılı TTK.nun 57/5. maddesi ile 6102 sayılı yeni TTK.nun 55/1.a.4. maddesi arasındaki farklılığa dayandırmaktadır. Bu itibarla bu husus da incelenmelidir. 2012 yılında yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin 54/1.a.4 hükmü ve gerekçesi, -henüz SMK kabul edilmeden önceki dönemde- fikrî mülkiyet haklarının bu hüküm kapsamında korunabilirliği hususunda tereddütlere neden olmuştur. Bu tereddüt, temelde hükmün 6762 sayılı eski TTK.nun 57/5. maddesine göre daha dar kapsamlı kaleme alınarak “mal, iş ürünü, faaliyet veya iş” ifadesinin tercih edilmesinden kaynaklanmıştır. Mülga 6762 sayılı TTK.nun 57/5. maddesi aynen” Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” hükmünü haiz iken 6102 sayılı yeni TTK.nun 55/1.a.4. maddesi aynen “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” hükmünü haizdir.

TTK m. 54/1.a.4 hükmüne ilişkin madde gerekçesi aynen şu şekildedir: “Bu bent karıştırılmayı, yani 6762 sayılı Kanun'un 57 nci maddesinin (5) numaralı bendinde kullanılan terimle iltibası düzenlemektedir. (4) numaralı alt bendin ilkeleri ve amacı, 6762 sayılı Kanun'un 57 nci maddesinin (5) numaralı bendi ile özdeş olmasına rağmen lafızda farklıdır. Ancak, bu değişiklik 6762 sayılı Kanun'daki hükmün öğreti ve mahkeme kararlarındaki birikiminin feda edilmesi, uygulanamaz kabul edilmesi anlamını taşımamaktadır. Çünkü, karıştırılma (iltibas) kavramı, pozitif hukuklar üstü anlamı ve işlevi ile varlığını sürdürmektedir. MarkKHK "iltibas" yerine "karıştırılma"yı kullandığı ve bu terim öğreti ve içtihatlarda yerleşmeye başladığı için, burada da aynı terim tercih edilmiştir. Bu sebeple bentte basit ancak kapsamı geniş bir ifadeye yer verilmiştir. "Karıştırılma", yanıltmayı, kandırmayı, yanlış algılattırmayı da kapsar. Hüküm, karıştırılmayı dış görünüş (tanıtım, takdim-görsellik) ve duyuruş (ses yönünden benzerlik) bağlamında düzenler. İç benzerlikten doğan karıştırılma (meselâ elektrik devrenin veya yarı iletken topografyasının benzerliği) hükmün kapsamı dışındadır. İç benzerlik "karıştırılma" kavramı ile tanımlanmaz. Dış görünüm koruması, takdim, şekil, tasarım ve donanım korumasıdır. Karıştırılma nesnel değerlendirmeyi gerektirir. 6762 sayılı Kanun hükmü, başkasının "ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları ile iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları" cümle parçasına yer vermiştir. Oysa, anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşulu, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani MarkKHK'da, ...'da, ...'da ve unvanla ilgili olarak TK'da ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikrî mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden de gerekli görülemez.” şeklindeki ifadeden, esasen hâlihazırda kümülatif koruma ilkesinin geçerli olduğu, ancak bu ilkenin varlığının da belirtilen cümle parçalarının maddede yer almalarını gerektirmediği anlamı çıkmaktadır. Dolayısıyla, gerekçedeki ifadelerin kümülatif uygulama ilkesini destekler şekilde anlaşılması ve TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesinin, fikrȋ mülkiyet mevzuatının yanında, ondan bağımsız olarak uygulanabileceğinin kabulü gerekir. Şu hususun özellikle belirtilmesi gerekir: özel hukuki düzenlemelerin korudukları konu ile haksız rekabetin koruduğu konu farklıdır. Şöyle ki, bir markanın taklit edilmesi marka hakkına zarar verebileceği gibi haksız rekabete de yol açmaktadır. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere ayırtedici işaretlerin ayrı ayrı sayılmamış olması, fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerle haksız rekabet hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez. (Prof. ... – Prof ..., Ticari İşletme Hukuku, 20. Baskı. 2024, s. 410. vd) SMK hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle TTK.nun haksız rekabet hükümleri kadük hale gelmemiştir. Aksinin kabulü aşkın yorumdur.(Prof.Arslan Kaya-Prof....,Rekabet ve Haksız Rekabet Hukukunun Esasları, Baskı 2024, s.122 vd) Haksız rekabet koruması fikri haklar korumasını tamamlayan bir konumda olmayıp bağımsız ve kendi kurallarını takip eden bir koruma olduğundan haksız rekabet kaynaklı talepler fikri haklar korumasından bağımsız olarak ileri sürülür. O halde korumanın şartları mevcut olduğu halde haksız rekabet hükümleri fikri mülkiyet hukukuna ilişkin hükümler yanında doğrudan ve birinci dereceden uygulama alanı bulur (Ünal Tekinalp Fikri Mülkiyet Hukuku 5.Bası s.37, 2012).

TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesi, mehaz İsviçre hukukundan aynen aktarılan başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almaya ilişkin TTK m. 55/1.a.4’tür. Bu hükümle, ürünlerin kaynağı konusunda tüketicinin kafasını karıştırma ihtimali olan fiillerin engellenmesi, piyasada açıklık ve şeffaflığın sağlanması amaçlanmakta, bu suretle rakiplerin yanı sıra tüketicilerin ve toplumun da menfaatleri korunmaktadır. Piyasada oluşması muhtemel karışıklığın engellenmesi, rekabetten beklenen işlevlerin sağlanması açısından da önem taşımaktadır.

Öte yandan AB hukukunda da kümülatif koruma ilkesi açıkça kabul edilmiştir. Yönerge ve Tüzük Tasarısı'ndaki düzenlemelerde tasarımların marka, patent, faydalı model gibi topluluğun fikri mülkiyet mevzuatı ile korunmasının üye ülke hukuklarındaki fikri mülkiyet mevzuatına göre ayrıca korunmalarına engel olmayacağı belirtilmiştir. Ancak, kümülatif olarak koruma üye ülke mevzuatlarına bırakılmış olup, ilkenin nasıl uygulanacağı gösterilmemiştir. Sınai Mülkiyet Kanun'un genel gerekçesi ve madde gerekçeleri incelendiğinde, sınai mülkiyet haklarının kanunla düzenlenme ihtiyacı yanında, uluslararası sözleşmeler ve AB mevzuatıyla uyumun arttırılması ve daha nitelikli ve etkin işleyen çağdaş bir sınai mülkiyet sistemine geçişin sağlanması için mevcut sistemin revize edilmesi gereğinin ortaya çıktığı, bu çerçevede marka, coğrafi işaret, tasarım, patent ve faydalı model haklarına ilişkin önemli yenilikler getiren düzenlemelerin yapıldığı, mevcut sistemde yer almayan geleneksel ürün adı korumasının sisteme dahil edildiği ve düzenlemelerde Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması (TRIPS), Paris Sözleşmesi, yeni 2015/2436 sayılı Avrupa Birliği (AB) Marka Direktifi ve 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğü, Patent Kanunu anlaşmasına (PLT) uygun olarak kanunun hazırlandığı belirtilmiştir. Dolayısıyla kümülatif koruma AB müktesabına da uygundur.

Sonuç olarak; Dairenin hiç değişikliğe uğramadan süre gelen görüşünde bir değişiklik yapılmasını gerektirecek hukuki bir değişiklik bulunmadığından kümülatif korumanın uygulanması gerektiği kanaatiyle sayın çoğunluğun, ilamın 2. bendinde yer alan "düzelterek onama" gerekçelerine katılmamaktayız.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/2071, K. 2025/6602, T. 04.11.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2025-2071-e-2025-6602-k-8a17a10ccc53