Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/2294 E. 2025/6974 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/2294
Karar No
2025/6974
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1330 Esas, 2025/106 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/1143 E., 2021/964 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava konusu meblağ 816.000,00 TL'nin altında bulunduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 369/2 hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının 01.04.2014 tarihinde satış danışmanı olarak işe başladığını, 20.03.2018 tarihinde emekliliğe hak kazandığından bahisle başvuru yaparak müvekkili şirketten ayrıldığını, davalının uzun süre çalışmanın getirdiği güven duygusu ile birlikte müvekkili şirketin birçok işletme sırrına özellikle parçaların ithal edildiği imalatçılara ait bilgilere vakıf olduğunu, satış danışmanı olması sebebi ile özellikle müvekkilinin portföyüne ilişkin bilgilere ulaştığını, davalının müvekkili işletmede çalıştığı dönemde öğrendiği bilgileri iş sözleşmesi sona erdikten sonra işverenin aleyhine onunla rekabet edecek şekilde kullanmaya başladığını, davacı ile akdedilen iş sözleşmesinin 8. maddesi kapsamında rekabet etmeme taahhüdünde bulunduğunu, ancak işten ayrılır ayrılmaz hazırlıklara başlayarak aynı faaliyet alanında ... ünvanlı şirketin ... ve ...... ile birlikte ortağı olduğunu, bu şahısların uzun zamandır müvekkilinin müşterisi olan ... Hidrolik San. ve Tic. şirketinin sahipleri olduğunu, davalının müvekkilinin müşterileri ile el ele vererek aynı faaliyet alanında iş kolu kurduklarını, müvekkili şirketin ... şirketi ile 2012 yılında beri çalıştığını, davalının bu şirket sahipleri ile ortak olarak, şirketi rakip hale getirdiğini, müvekkili şirkete zarar verdiğini, müvekkilinin ne kadar zarar ettiğinin tarafların ticari defterlerinin incelenmesi ile ortaya çıkacağını ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere rekabet etmeme ve sır saklama yükümlülüğüne aykırı davranarak haksız rekabet içine giren davalıdan şimdilik 10.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi tazminatın akdin fesih tarihinden itibaren en yüksek mevduat faizi uygulanarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin davacı şirketle imzalamış olduğu ve müvekkilinin 3600 gün prim gün sayısını doldurup emekliliğe hak kazandığı tarih olan 20.03.2018 tarihine kadar, iş sözleşmesinden kaynaklanan özen borcu kapsamında kesintisiz ve fasılasız bir şekilde davacı şirkette şube sorumlusu olarak çalışmasını sürdürdüğünü, davacının parçaların ithal edildiği tedarikçi bilgilerine vakıf olunduğu yönündeki beyanının tamamıyla gerçek dışı olduğunu, tedarikçi bilgilerini içeren program modülünün satış ekibine kapalı olduğunu, ne davalı ne de diğer çalışanlarca bu modüle erişimin yapılamayacağını, davacının tüm satım alımlarını Belçika'da bulunan TVH merkezinden yaptığını, müvekkilinin sektördeki müşterilerin büyük çoğunluğunu tanıdığının bir gerçek olduğunu, bu tanışıklığın, davacı şirketteki çalışmasından kaynaklı olmadığını, müvekkilinin teknik ve profesyonel anlamda uzun süredir yaptığı tek işin istif makineleri satışı ve yedek parça satışı olduğunu, müvekkilinin SGK kayıtlarının incelenmesi durumunda 2007 yılında ... Pazarlama şirketinde, daha sonra ... Makine isimli şirkette ve nihayet bu şirketin davacı tarafından satın alınması sebebiyle davacı şirkette çalışması sebebiyle müvekkilinin istif makinaları sektöründe faaliyet gösteren birçok firmayı tanıdığını, müvekkilinin ... şirket yetkilerince kendisine yöneltilen iş teklifini değerlendirerek, hali hazırda Çin'de kendi ürünlerini yaptırdığını, buna ek olarak yedek parça ithalatı yaptıklarını beyan eden şirket yetkilisi ... ile, iş akdinin sonlandığı 20.03.2018 tarihinden 6 ay geçtikten sonra 20.09.2018 tarihinde bir şirket kurduklarını, değil davanın açıldığı 03.10.2018 tarihinde, hala daha faaliyete başlamadıklarını, taraflar arasında akdedilmiş olan iş sözleşmesinde, rekabet konusunda verilen taahhüt ihlal edilmemiş olmasına rağmen, taahhüdün ihlali halinde uygulanacak müeyyidenin de belirlenmediğini, davacının ... müşterisinin artık kendisiyle çalışmadığı için mahrum kaldığı ciroyu dayanak göstermiş olmasına rağmen hem ... şirketi hem de ...... A.Ş.'nin halen davacı ile çalışmaya devam ettiğini, bu çalışmanın ... şirketi ile ...... A.Ş. şirketlerinin yurt dışından kendi yedek parçalarını ithal etmeleri nedeniyle asgari düzeye indiğini, davacının iddialarının hiçbirinin gerçeği yansıtmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının davalıya yönelttiği haksız rekabet teşkil eden eylemlerin; davalının dava dışı ... isimli şirketi kurması, yine kurduğu şirketin ortaklarının davacının müşterisi olan ... Hidrolik firmasının şirketinin ortaklarından olması sebebiyle bu müşteriyi kaybettiği, bazı müşterilerde kayıp olması sebebiyle davalının müşteri portföyünü çalışmakta olduğu diğer şirkete yönlendirmesi neticesinde zarara sebep olduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 54. maddesinde: "Haksız rekabete ilişkin bu kısım hükümlerin amacı, bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır. Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız hukuka aykırıdır." içeriğiyle haksız rekabet hallerinin düzenlendiği, çalışan personelin kendi isteğiyle görevden istifa ettikten sonra aynı konuda faaliyet gösteren yeni bir şirket kurmasının başlı başına haksız rekabet olarak kabul edilmeyeceği, zira bu durumun dürüstlük kurallarına aykırılık oluşturmayacağı, aynı konuda faaliyet gösteren firmaların ekonomik faaliyette bulunma hakkı mevcut olduğu gibi hizmet akdiyle çalışan işçilerin de Anayasadan kaynaklanan çalışma özgürüklerinin, ticari faaliyet kurma haklarının mevcut olduğu, dava konusuna ilişkin düzenleme olan TTK'nın 55/1-b/1. maddesinde:" Müşterilerle kendisinin bizzat sözleşme yapabilmesi için, onları başkalarıyla yapmış oldukları sözleşmelere aykırı davranmaya yöneltmek" fiilinin haksız rekabet hallerinden sayıldığı, unsurlarının ise; a)Müşterilerin daha önceden başkasıyla sözleşme yapması, b)Başkasıyla yapılan sözleşmelere aykırı davranmaya yöneltme(ayartma) eyleminin bulunması, c)Sözleşmeye aykırı davranmaya yöneltilen kişinin müşteri olması, d)Yöneltme neticesinde müşterinin sözleşmeye aykırı davranmasının şart olmaması, e)Sözleşmeye aykırı davranmaya yöneltmenin amacının müşterilerin kendisi ile sözleşme yapmasını sağlamak olması olarak sayılabileceği, unsurlardan b bendini kısaca değerlendirmek gerekirse; müşterinin önceden başkası ile yaptığı sözleşmeye aykırı davranması veya sözleşmeyi sona erdirmesi için onun iradesi üzerinde etki doğuracak eylemlerde bulunmak olarak nitelendirilebileceği, müşterinin iradesinde etki doğurmayacak davranışların tek başına yöneltme olarak nitelendirilemeyeceği, örneğin sözleşme teklifi göndermenin tek başına yöneltme sayılmayacağı, önemli olanın başkası ile yapılan sözleşmenin sona erdirilmesini sağlamaya yönelik eylemler olduğu, bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere, dava dosyasında davalının dava dışı şirkette ortaklık kurması neticesinde var olan müşteri portföyünü dava dışı ... isimli şirkete yönlendirdiğine (ayarttığına) ilişkin somut hiçbir yazışma, belge, mail vb. delil sunulamadığı, davacı firmanın müşteri ilişkisi içerisinde olduğu tanıkların davalıya kendilerinin iş teklifi götürdüğünü, başta kabul etmediğini ancak ortaklık teklif edince kabul ettiğini beyan ettikleri, yani davalının ayartması olmadığı gibi aksine davacının müşterisi şirket ortakları ...ve ...'ın bizzat kendilerinin iş teklifinde bulundukları, kaldı ki davalının ortağı olduğu şirketin 2018 yılında halen hiçbir faaliyetinin/satışının bulunmadığının da bilirkişice tespit edildiği, dava tarihi 03.10.2018 olup, dava dışı şirketin faaliyetini gösterir fatura basım iznini dava tarihinden sonra 13.04.2019 tarihinde aldığı, davacı rapora itirazında 2019-2020 yılları defterlerinin de incelenmesi gerektiğini beyan etmiş ise de; bu yıllara ait defterlerin dava tarihinden sonra olduğu nazara alınarak davacının bu talebinin uygun bulunmadığı, nitekim benzer nitelikte Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2015/7456 E. 2016/3511 K. sayılı ilamında: "Kural olarak her davanın açıldığı tarihteki koşullara göre sonuçlandırılması gerekmesine göre maddi tazminatın belirlenmesinde haksız rekabet fiilinin başladığı tarih ile dava tarihine kadar olan dönemde davacının, davalının haksız rekabet fiili nedeniyle uğradığı kazanç kaybının belirlenmesi zorunludur." gerekçesi ile bu hususa değindiği, yukarıda bahsedildiği gibi davalının, davacı müşterisi ile başka bir şirkete ortak olmasının başlı başına haksız rekabet teşkil etmeyeceği, yine dosyada bu kişiler yahut başka şirketlerle olan sözleşmelerde müşteri çevresini kullanarak davacının zarara uğratıldığı yahut ayartıldığına ilişkin delil bulunmadığı, dosyaya sunulmuş somut bir dürüstlük kuralına aykırı davranış örneği bulunmadığından sırf müşteri ortakları ile beraber şirket kurmanın haksız rekabet eylemi olarak nitelendirilmesinin ticari hayata aykırı olacağı, dava tarihi itibariyle incelenmesi gereken kayıtlarda da dava dışı kurulan şirketin herhangi bir ticari faaliyetine rastlanılmadığı, her ne kadar bilirkişilerce rekabet etmeme yasağına aykırılık hükümleri de değerlendirilmiş ise de; bu konuda talep bulunmadığından ayrıca değerlendirme yapılmadığı, yine tanık beyanları alındıktan sonra davacı vekili davalının kurduğu şirkete müvekkilinin bir kısım çalışanlarının geçtiğini iddia etmiş ise de; dava dilekçesinde bu yönde bir iddia bulunmadığı, böyle bir eylem varsa dahi ...'e yöneltilmesi gerektiğinden bu iddianın da uygun bulunmadığı gerekçesiyle davacının haksız rekabete dayalı maddi manevi tazminat davasının reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir.

IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dosya içeriği belgelere göre; taraflar arasındaki iş sözleşmesinin 8/1 maddesinde, "işçi, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren 6 ay süreyle işverenin faaliyet konusunda ve işverenin faaliyette bulunduğu Türkiye sınırları dahilinde, doğrudan ya da dolaylı olarak kendi nam ve hesabına işveren ile rekabete giren bir iş yapmayacağını, rakip bir işte işçi olarak çalışmayacağını, işveren ile aynı alanda faaliyet gösteren rakip bir şirkette ortak olarak veya diğer herhangi bir sıfatla doğrudan veya dolaylı ilişki kurmayacağını ve bu sıfatlarla her türlü haksız rekabet ortamı yaratacak çalışmalarda bulunmayacağını kabul ve taahüt eder." düzenlemesinin yer aldığı, dosyaya mübrez SGK kayıtlarına göre davalının davacı şirketten 20.03.2018 tarihinde ayrıldığı ve kurucu ortağı olduğu dava dışı ... Şirketi'nin 14.09.2018 tarihinde sicile tescil edilip, 20.09.2018 tarihinde sicil gazetesinde yapılan ilan ile kurulduğu, buna göre süre yönünden iş sözleşmesinde yer alan rekabet yasağına ilişkin hükme aykırılıktan bahsedilemeyeceği, nitekim davacının gerek dava dilekçesinde, gerekse 13.12.2019 tarihli açıklama dilekçesinde tazminat isteminin haksız rekabet hükümlerine dayandığının belirtildiği, mahkeme gerekçesinde belirtildiği üzere davalının daha önce çalıştığı işyeri ile aynı veya benzer faaliyet kolundaki bir şirkete ortak olmasının tek başına haksız rekabet teşkil etmeyeceği, aksi kabulün anayasal güvence altındaki iş ve çalışma hürriyetinin ihlaline sebep olacağı mahkemece yaptırılan mali bilirkişi incelemesi neticesinde dava dışı şirketin 2018 yılı boyunca herhangi bir ticari faaliyetinin bulunmadığının, işyeri ruhsatının 25.02.2019 tarihinde verildiğinin, fatura basım izninin 13.04.2019 tarihinde verildiğinin, kuruluşundan itibaren yedi ay boyunca ticari faaliyette bulunmadığının, davacı şirketin ise 2018 yılında önceki yıllara göre net kârını altı, yedi kat arttırdığının tespit edildiği, davacı tanıklarının beyanlarının aksine davacı defterlerine yansımış bir ciro kaybının söz konusu olmadığı, dava tarihinin 30.10.2018 olması ve dava dışı şirketin kurulduğu 2018 yılı Eylül ayından itibaren yedi ay boyunca herhangi bir ticari faaliyette bulunmamış olması karşısında, davacının dava tarihinden sonraki döneme ilişkin 20 19... yıllarına ait ticari defterlerin incelenmediği yönündeki itirazının yerinde olmadığı, davacı tarafından, davalının davacı müşterilerini dürüstlük kuralına aykırı ve haksız rekabet teşkil edecek şekilde ayarttığına, davacının iş ürünlerini kötülediğine, davacı bünyesinde çalışırken elde ettiği hususi bilgiler mevcut ise bu bilgileri davacı aleyhine ve ortağı olduğu şirket lehine kullandığına dair somut hiçbir delil sunulamadığı, yine aynı zamanda davacı çalışanı olan davacı tanıklarının, davalının haksız rekabet teşkil edecek şekilde davacı müşterilerini ayarttığına ilişkin açık bir beyanları bulunmadığı gibi, davacı cirosunun azaldığına yönelik anlatımlarının mali bilirkişi incelemesi sonuçları ile örtüşmemesi karşısında mahkemece bu beyanlara itibar edilmemesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, davacının davalı tarafından TTK'nın 54. ve 55. maddeleri kapsamında haksız rekabet teşkil eden eylemlerde bulunulduğuna yönelik iddiasını ispat edememiş olması karşısında, TTK'nın 56. maddesine dayalı maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, haksız rekabet nedeniyle uğranıldığı iddia olunan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 24.11.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/2294, K. 2025/6974, T. 24.11.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2025-2294-e-2025-6974-k-c4162fc5039e