Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2023/5750 E. 2024/7600 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/5750
Karar No
2024/7600
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/753 Esas, 2023/796 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/990 E., 2021/42 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ile dava dışı ... İnşaat Ticaret A.Ş. arasında 08.09.1989 tarihinde sözleşme imzalandığını, davacının da bu sözleşmeyi davalının garantörü sıfatıyla imzaladığını, davalının sözleşmeden kaynaklanan ödeme yükümlülüğünü yerine getirmediği iddiasıyla davacı ve davalı aleyhine alacak davası açıldığını, davanın kısmen kabul edildiğini, davalı şirket ve müvekkili aleyhine ilamlı icra takibi başlatıldığını, bu ilamlı icra takibine konu edilen para borcunun davalı şirkete ait olmasına rağmen davalı şirketin ödeme yapmaması üzerine icra ve haciz tehdidi altında olan müvekkilinin icra dosya kapak hesabında belirtilen toplam 1.208.074,01 TL dosya borcunu ödemek zorunda kaldığını, davalı şirketin yasal olarak ödemek zorunda olduğu bir borcu ödemeyerek sebepsiz olarak zenginleştiğini, davacının ödeme yaptıktan sonra davalıya ödeme yükümlülüğünü yerine getirmemesi sebebiyle ödenmek zorunda kalınan bedeli geri ödemesi için öncelikle ihtarname gönderildiğini ve davalı şirketin bu ihtarnameye olumsuz cevap vererek müvekkiline ödeme yapmadığını, davalı şirketin ödeme yapmaması üzerine müvekkilinin bu alacağın tahsili için davalı aleyhine icra takibi başlatıldığını, bu takibin davalının itirazı nedeniyle durduğunu ileri sürerek itirazın iptalini ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; 08.09.1989 tarihli devir sözleşmesinin yapıldığı tarihte davalının davacının topluluk şirketlerinden birisi olduğunu, dolayısıyla şirketin kazanç ve hakedişleri dolayısıyla edilen karlar ve menfaatlerin bu holding bünyesine aktarıldığını, garanti sözleşmesinin bir özelliği olan menfaat şartı uyarınca davacının, davalıya sözleşme uyarınca garantör olmasının bu menfaat dolayısıyla olduğunu, anılan sözleşmenin 13/2 nci maddesi uyarınca davalının sözleşmenin 5 inci maddesi uyarınca ödemekle yükümlü olduğu tutarı davacının ödemeyi taahhüt ve garanti ettiğini, taraflar arasında kontrgaranti sözleşmesi ya da taraflar arasında başkaca sözleşme olmadığını, sebepsiz zenginleşmenin koşullarının bulunmadığını, garanti sözleşmesi uyarınca ödeme yapanın alacaklarının haklarına halef olmayacağını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince, davalı ile dava dışı ... İnşaat Ticaret Sanayi A.Ş. arasında 08.09.1989 tarihli devir sözleşmesi yapıldığı, davacının sözleşme taraflarından davalının garantörü sıfatıyla sözleşmeyi imzaladığı, davacının İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 18.04.2018 tarih, 2015/11 E., 2018/488 K. sayılı ilamı ile hükmedilen alacağı garantör sıfatı ile icra dosyasına ödediği, söz konusu borcun davalı tarafça ödenmesi gerektiği iddiasıyla sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca ödediği bedelin davalıdan rücuen tahsilini talep ettiği, 08.09.1989 tarihli devir sözleşmesi incelendiğinde davacının sözleşmeyi garantör sıfatıyla imzaladığı gibi sözleşmenin 13.2 nci maddesi uyarınca davalının anlaşmanın 5 inci maddesi uyarınca yükümlü olduğu meblağların ödenmesini davacının taahhüt ve garanti ettiği, teminatın edimin objektif olarak yerine getirilmesine ilişkin olduğu, sözleşme tarihinde davalının, davacının topluluk şirketlerinden birisi olduğu ve dolayısıyla menfaat kıstasının da somut olayda mevcut olduğu, tarafların sözleşmeyi düzenleme biçimleri bakımından taraflar arasındaki hukuki ilişkinin kefalet sözleşmesi olmayıp garanti sözleşmesi niteliğinde olduğu, kefilin kefaletten doğan borcunu ödedikten sonra, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) 596 ncı maddesi hükmü uyarınca asıl borçluya yasadan ötürü rücu hakkı bulunduğu halde, garanti sözleşmesinde teminat verene bu hak tanınmadığından somut olayda garantör sıfatıyla ödeme yapan davacının da rücu hakkı bulunmadığı ve davalının sebepsiz olarak zenginleştiğinden bahsedilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/11 E. ve 2018/488 K. sayılı kararına konu, dava dışı ... İnşaat Sanayi Ticaret A.Ş. tarafından dava dışı Emlak Bankası A.Ş.'ye karşı üstlenilen inşaat yapım işlerinin davalıya devri amacıyla imzalanan 08.09.1989 tarihli devir sözleşmesinin 5 inci maddesinde davalının yapacağı ödemenin belirlendiği, sözleşmenin 13.2 inci maddesinin; "Eltes'in iş bu anlaşmanın 5. maddesi uyarınca yükümlü olduğu meblağların ödenmesini davacı ...Ş. taahhüt ve garanti etmektedir." şeklinde düzenlendiği, sözleşmenin tanımlar kısmında davacının, davalı Eltes İnşaat Tesisat Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin garantörü şeklinde tanımlandığı, buna göre sözleşmenin 13.2 nci maddesinde yer alan düzenlemenin, sözleşmenin imza tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 110 uncu maddesi ve dava tarihinde yürürlükte olan 6098 sayılı Kanun'un (6098 sayılı Kanun) 128 nci maddesinde tanımlanan üçüncü kişinin fiilini taahhüt niteliğinde olduğu konusunda bir tereddüt bulunmadığı, üçüncü bir kişinin fiilini başkasına karşı üstlenen kimse/garanti veren, bu fiilin gerçekleşmemesinden doğan zararı gidermekle yükümlü olduğu, garanti sözleşmesinde garanti verenin kefalet sözleşmesinde olduğu gibi, lehtara karşı kanuni bir rücu hakkı bulunmadığı, garanti veren açısından 6098 sayılı Kanun'un 127 nci maddesi uyarınca bir halefiyet ilişkisinin varlığı ve alacaklının, sözleşme açısından garanti alanın, asıl borçluya karşı ileri sürebileceği hak ve taleplere halef olma imkanı söz konusu olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, ilamlı icra takibine istinaden davacı tarafından ödenen meblağın davalıdan rücuen tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi ile 818 sayılı Kanun'un 110 uncu maddesi. 3. Değerlendirme Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 24.10.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/5750, K. 2024/7600, T. 24.10.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2023-5750-e-2024-7600-k-c1f22f34cfe2