Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2023/3653 E. 2024/6207 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/3653
Karar No
2024/6207
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/2130 Esas, 2023/288 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 4. Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2017/365 E., 2019/212 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davaya konu olan ... İcra Müdürlüğü'nün 2017/9340 E. sayılı takibi ve bu takibe konu senet nedeniyle müvekkilinin alacaklı görünen ... ile bir alışverişi ve borcu bulunmadığını, müvekkilinin oğlu ...'un 2015 yılı sonuna kadar Fatsa İlçesinde ortağı olan ... ... ... ile kurdukları şirket üzerinden inşaat işleriyle meşgul oldukları, davalı ...'den inşaat malzemesi almak üzere anlaştıkları, ödemenin ise bir kısmı peşin bir kısmının ise çek karşılığı yapılacağı konusunda da anlaştıkları, davalıdan bir kısım malzemelerin alındığı, oğlunun ve ortağının başlamış oldukları inşaat işi bitirilemediği için davalı ...'e ödeme yapamadıkları, davalının parasını malzeme verdiği kişilerden tahsil edememesi üzerine, oğlunun borcunu babası ödeyebilir düşüncesiyle müvekkile yüklenmeye başladığı, müvekkilinin bu olay öncesinden davalı ile hiç bir tanışıklığı olmadığı ve yapılan işlerle hiçbir ilgisinin bulunmadığı, davalının müvekkiline ulaşarak zorla elinden senet aldığı ve senede dayanarak icra takibi başlattığı, müvekkilinin borçlu olmadığı halde icra tehdidi altında olduğunu, müvekkili ile davalı arasında bu miktar bir alışverişin veya para transferinin olmadığı, böyle bir borcun bulunmadığı, senedin bedelsiz olduğunun ortaya çıkacağını ileri sürerek ... İcra Müdürlüğünün 2017/9340 E. sayılı takibi ve bu tabibe konu 500.000,00 TL bedeli bono nedeniyle borçlu olmadığının tespitine ve bononun iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde;taraflar arasında inşaat malzemesi alışverişinden kaynaklanan ticari ilişki olduğunu ve takip konusu bononun da davacı tarafından davalıya bu kapsamda verildiği, bu konuda ticari defterler ve başka deliller üzerinde inceleme yapılmasına dahi gerek bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile icra takibine dayanak olan 08.05.2016 keşide, 08.06.2016 vade tarihli 500.000,00 TL bedelli bononun "nakden" kaydını içerdiği, bu durumun davalı alacaklının borçluya ödünç para verip karşılığında bonoyu aldığını gösterdiği, ancak davalı tarafın cevap dilekçesinde, taraflar arasında inşaat malzemesi alışverişinden kaynaklanan ticari ilişki olduğu ve takip konusu bononun da davacı tarafından davalıya bu kapsamda verildiğinin iddia edildiği, böylece davalı tarafın bono metnindeki nakden kaydını ta'lil ettiği ve davalı tarafın davacıya mal verdiğini ispatlaması gerektiği, davalının bu iddiasını yazılı belge ile ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının ... İcra Dairesinin 2017/9340 Esas sayılı dosyasında takibe konu edilen 08.06.2016 vade tarihli ve 500.000,00 TL bedelli bonodan dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine, kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı tarafın takibe geçmekte kötü niyetli hareket ettiğini ve alacağı olmayan bir parayı tahsile giriştiği için aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekirken bu konuda red kararı verilmesini kabul etmediklerini, belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının bu yönden kaldırılmasını istemiştir. 2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflarınca yapılmış bir talilden bahsedilmesinin mümkün olmadığını, ancak (kabul anlamına gelmemekle birlikte) kabule göre dahi taraflarının beyanları ile de örtüşen davacı beyanları göz önüne alınarak olayda çift taraflı talil olduğunun ve dolayısıyla ispat yükünün yer değiştirmediğinin (davacıda olduğunun) kabulü gerektiğini, zira davacı ile müvekkili arasında bir borç alacak ilişkisi olmadığını, müvekkilinden borç para almadığını, oğlunun borcu için bu senedin verildiğini iddia ettiğini, yaptıkları açıklamalarla çelişmemek kaydı ile taraflarının beyanı da talil olarak kabul edilirse talilin çift taraflı olduğunun açık olduğunu, anılan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 200 ve 201 inci maddeleri göz önüne alındığında, davacının davasını ispat edemediği ve davanın reddine karar verilmesi gerekirken aksi yönde hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafın davaya konu senedin kendisinden zorla alındığını, senedin bedelsiz olduğunu iddia ettiği, davalı tarafın ise taraflar arasında inşaat malzemesi alışverişinden kaynaklanan ticari ilişki olduğunu ve takip konusu bononun da davacı tarafından davalıya bu kapsamda verildiğine ilişkin savunmada bulunduğu, davaya konu 500.000,00TL lik bono üzerinde nakden kaydının olduğu, davalı tarafça ise senedin taraflar arasındaki inşaat malzemesi alışverişinden kaynaklı senedin verildiğini ileri sürdüğü, dolayısıyla davalının senedi talil ettiği, yani senet üzerindeki nakden kaydının doğru olmadığını senedin malen verildiğini kabul etmiş olduğu, senedi talil eden davalı olduğundan ispat yükününde davalıda olduğu, davalının davacı ile aralarında bir ticari ilişki olduğunu sunulan delillerle ispatlayamadığı dolayısıyla davacının davaya konu senet nedeniyle davalıya borçlu olmadığı, bu itibarla İlk Derece Mahkemesince verilen kabul kararının yerinde olduğu, her ne kadar davacı taraf, davalı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmemesi nedeni ile kararı istinaf etmiş ise de; davacının, davalının kötü niyetli takip yaptığını sunulan delillerle ispatlayamadığından İlk Derece Mahkemesince kötüniyet tazminatının reddi yönünde kurulan hükümde bir isabetsizliğin görülmediği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, menfi tespit davasında taraf beyanları nedeniyle ispat yükünün kimden olacağı hususunda toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ve 200 ile 201 inci maddeleri. 3. Değerlendirme Dava, kambiyo senedine dayalı yapılan icra takibi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6 ncı maddesi). İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir. Menfi tespit davasında borçlu, ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle ortadan kalktığını ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkâr ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle sona erdiğini ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir. Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu, senedin varlığını kabul etmekle birlikte bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir. Kambiyo senedi olan bonoya dayalı açılan menfi tespit davaları bakımından bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senet olduğundan kural olarak bu menfi tespit davasında ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak senette borcun nedeni “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır (6100 sayılı Kanun m. 191/1, 4721 sayılı Kanun m. 6). Eğer yanlardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, buna senedin talili denmektedir. Bu anlamda talil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu hâlde ispat yükünün kaydın aksini iddia edene ait olacağında kuşku bulunmamaktadır. Bonoda yazılı bulunan bedel kaydının hem borçlu hem de alacaklı tarafından talil edilmesi hâlinde ispat yükünün hangi tarafta olduğu hususu da üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. Bonodaki bedel kaydının her iki tarafça talil edilmesi hâlinde ispat yükü borçlu üzerindedir. Diğer bir ifade ile bu durumda ispat yükü yer değiştirmez. 6100 sayılı Kanun'un 191 inci maddesinin 2. fıkrası ve 4721 sayılı Kanun’un 6 ncı maddeleri uyarınca borçlunun bononun bedelsiz olduğunu ispat etmesi gerekir. Somut olaya gelince; davacı dava dilekçesinde oğlu ...'un davalı ...'den inşaat malzemesi alış verişi nedeniyle aldığı mal karşılığında borçlu olduğunu, ancak; malzeme verdiği kişilerden parasını tahsil edememesi üzerine, davalının davacıya ulaşarak tehdit ile senet aldığını ve senede dayanarak icra takibine giriştiğini iddia etmiş, davalı taraf ise, dava konusu bononun inşaat malzemesinden kaynaklanan ticari ilişki nedeniyle düzenlendiğini savunmuştur. Her ne kadar bono üzerinde ihdas nedeni olarak '' nakden'' şeklinde düzenlenmiş ise de davalı da bononun düzenlenme nedenini talil etmiş, mal karşılığı düzenlendiğini iddia etmiştir. Bu durumda, dava konusu bono hem borçlu hem de alacaklı tarafından düzenlenme nedeni talil edildiğinden yukarıda açıklanan gerekçelerle ispat yükü davacı borçluya aittir. Mahkemenin ihdas nedeninin her iki tarafça talil edildiğini gözden kaçırarak, yalnız davalı tarafından talil edildiğini kabul ile davalının mal teslim ettiğini kanıtlaması gerektiği ve ispat edemediği gerekçesiyle davayı kabulü doğru olmamıştır. Davacının iddiası, her iki tarafça davalıdan alınan mal karşılığı verildiği benimsenen senedin irade fesadı-tehdit sonucu düzenlendiğine ilişkin olup, bu iddia üzerinde durularak ve bu iddianın ispat yükünün davacıda olduğu kabul edilerek delillerin toplanması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken mahkemece ispat yükünün tayininde hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 10.09.2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/3653, K. 2024/6207, T. 10.09.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2023-3653-e-2024-6207-k-024828f7eb67