Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/11376 E. 2025/7279 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/11376
Karar No
2025/7279
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1660 E., 2024/925 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Mersin 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2017/66 E., 2022/199 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili ile fer'i müdahil Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 30.11.1994 tarihinde davalının babası ...'e ait narenciye bahçesinde bekçi - bahçıvan olarak çalışmaya başladığı, davalının babası ...'in bundan yaklaşık 12 yıl kadar önce vefat etmesi üzerine davacının bekçilik yaptığı narenciye bahçesinin davalılara intikal ettiği ve davalı ...'ın bahçenin işlerini yürüttüğü, davacı ...'un davalılardan ... tarafından yürütülen narenciye bahçesinde hiç ara vermeden bekçi ve bahçıvan olarak çalışmalarına devam ettiği, davacının görevli olduğu süre içinde ailesi ve çocukları ile birlikte bahçede bulunan evde ikamet ettiği, davacının bu süre içinde bahçenin bekçiliği yanında bahçenin sulanması, ilaçlanması, budanması ve gübrelenmesi gibi işleri yaptığı, davacının 2016 yılında bahçenin meyvelerin satılamadığından bahisle bahçede bekçi olarak oturduğu evi terk etmesi için müvekkile haber yolladığını, bunun üzerine müvekkilini sigortalı yapmadıklarının da anlaşıldığını, bu sebeple işbu davanın açılması zaruretinin doğduğu, açıklanan nedenlerle; dava dilekçesinin taraflara tebliği ile gereken yargılamanın yapılmasını, davacının, davalıya ait narenciye bahçesi işlerinde 30.11.1994 tarihinden beri bekçi ve bahçıvan olarak asgari ücret ile sigortalı çalıştığının tespitini talep etmiş, ıslah dilekçesiyle taleplerinin davacının 30.11.1994 - 20.10.2017 tarihleri arasında davalılara ait bahçede bekçi ve bahçıvan olarak çalıştığının tespitine yönelik olarak değiştirmiştir. II. CEVAP 1- Davalılar vekili cevap dilekçesinde; öncelikle davanın süresinde açılmadığını, hak düşürücü süre geçtiğinden davanın süre yönünden de reddinin gerektiğini, gerek taraflar arasında ve gerekse davalıların babası ile davacı arasında iş ve sigorta mevzuatı uyarınca kabul edilebilir bir iş sözleşmesinin mevcut olmadığını, davalıların babası ...'in 12 yıl önce değil, 17 sene önce 02.11.2000 tarihinde vefat ettiğini, iddia edildiği gibi davalıların babasının vefatından sonra narenciye bahçesinin davalılara da intikal etmediğini, zira babaları vefat ettiğinde adına kayıtlı herhangi bir taşınmazın da mevcut olmadığını, davalıların farklı parsellerden oluşan bu bahçeyi farklı tarihlerde edindiklerini Tapu Sicil Müdürlüğünden celbedilecek tedavüllü tapu kayıtlarından da denetlemenin mümkün olduğunu, davalılardan ...'ın ... 301 ada 943 parsel sayılı portakal bahçesini 20.10.2005 yılında satın aldığı, bu tarihe kadar da anılan narenciye bahçesi ile uzaktan ve yakından hiçbir ilgisi olmadığını, bu nedenle davalıların babası ...'in ölümünden sonra bahçe işlerini davalı ...'ın yürüttüğünün de doğru olmadığını, ...'ın, Adana'da öğretmenlik yaptığı ve devamlı olarak Adana'da ikamet ettiğini, 15 dönümlük bahçeyi satın aldıktan sonra emekli olan eşi ... ...'ın ilgilendiğini, diğer davalıların bahçesi ile önceleri eşleri ve çocuklarının ilgilendiğini, daha sonra da bunlarla beraber ... ...'ın da ilgilendiğini, narenciye bahçesinin toplam 30 dönüm tutarında 45-50 yaşındaki ağaçlardan oluştuğunu, başka da ekim alanı bulunmadığını, böyle bir bahçenin yıllık bakımı için azami 10-15 günlük işi bulunduğunu, davalıların da bu bakım için yevmiye ile adam çalıştırdıklarını, esasen davacının bahçenin ne bekçisi ne de bahçıvanı olduğunu, bahçenin yol kenarında 943 parsel içinde bulunan evde davalı ...'ın kiracısı olduğunu, tüccarın bahçenin meyvesini kabala satın aldıktan sonra da bahçenin bakım ve güvenliğini üstlendiğinden mal sahibinin bekçi tutmasına gerek kalmadığını, bahçenin budanması, ilaçlanması ve gübrelenmesi işi için yevmiyeci kişilerin tutulduğunu, davacının da bu yevmiyecilerden biri olduğunu, davacının kirada oturduğu evden kendi isteği ile haber vermeden ayrıldığını, daha uygun bir yer bulduğu için ayrıldığı zannedilirken açtığı dava dolayısıyla ayrıldığının anlaşıldığını, davacının hiç ara vermeden kesintisiz olarak çalıştığına dair iddiasının da asılsız ve mesnetsiz olduğunu beyanla davanın reddini istemiştir. 2- Fer'i müdahil Kurum vekili cevap dilekçesinde; davanın hak düşürücü süre yönünden reddinin gerektiğini, Kurum kayıtları incelendiğinde, davacı adına, diğer davalıların murisi ... ve diğer davalılara ait bahçe vasıflı iş yerinde herhangi bir çalışması olmadığını, herhangi bir bildirim yapılmadığının tespit edildiğini, ayrıca davalılar adına tescilli bir iş yeri bulunmadığını, çalışma olgusunun kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi gerektiğini, çalışmanın sigortalı çalışma niteliğinde olup olmadığı ya da ne zaman bu niteliğe kavuştuğu yönü üzerinde durulması ve çalışmayı kapsama alan yasanın yürürlük tarihinden sonraki dönem için hizmet tespitine karar verilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulü ile davacının 30.11.1994 - 13.03.2017 tarihleri arasında davalılar murisi Mehmet adına kayıtlı bahçede aralıksız kesintisiz asgari ücret ile çalıştığının tespitine, fazla istemin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili, davalılar vekili ile fer'i müdahil Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin, davalılar vekilinin ve fer'i müdahil SGK vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1- Davalılar vekili temyiz dilekçesinde; hak düşürücü süre geçtiğinden davanın süre yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini, gerek taraflar arasında ve gerekse davalıların murisi ile davacı arasında iş ve sigorta mevzuatı uyarınca kabul edilebilir bir iş sözleşmesinin mevcut olmadığını, davanın reddi gerektiğini beyan etmektedir. 2- Fer'i müdahil Kurum vekili temyiz dilekçesinde; çalışmanın başlangıcı, çalışmanın kesintisiz olup olmadığı hususları da ispat edilemediğini, kesintisiz çalışma olgusu ispat edilmeden tespit kararı verildiğini beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davacının 30.11.1994 - 20.10.2017 tarihleri arasında davalı iş yerinde geçen çalışmalarına ilişkin hizmet tespiti istemine ilişkindir. 1- Hizmet tespitine ilişkin talebin yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun geçiş hükümlerini içeren geçici 7. maddesi gereğince 506 sayılı Kanun'un 79/10. ve 5510 sayılı Kanun'un 86/9. maddeleri olup, bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır. Bu çerçevede, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re'sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 92. maddesinde, çalışanların işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olduğu, bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği, sözleşmelere sosyal sigorta yardım ve yükümlerini azaltmak veya başkasına devretmek yolunda hükümler konulamayacağı belirtilmiştir. Bu haliyle sigortalı olmak, kişi bakımından sadece bir hak olmayıp aynı zamanda bir yükümlülüktür. 5510 sayılı Kanun'un 4/a maddesi anlamında sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları başlıca üç başlık altında toplanmaktadır. Bunlar: a) Çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet akdine dayanması, b) İşin işverene ait yerde yapılması, c)Kanunda açıkça belirtilen sigortalı sayılmayacak kişilerden olunmaması şeklinde sıralanabilir. Sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur. Diğer taraftan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 313/1. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 393/1) maddesinde, hizmet sözleşmesi; “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımda sadece hizmet ve ücret unsurlarına yer verilmişken, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 8. maddesinde, “bağımlılık” unsuruna da yer verilmiştir. Hizmet akdi, her şeyden önce bir iş görme edimini zorunlu kılar. Bu sözleşmeyle sigortalıya yüklenen borç, işveren yararına bir iş görmek, hizmet sunmaktır. Bağımlılık ve bu kapsamda ele alınması gereken zaman unsuru, hizmet akdinin ayırt edici özelliğidir. Bağımlılık, iş ve sosyal güvenlik hukuku uygulamasında temel bir ilke olup, bu unsur, hizmetini işverenin gözetimi ve yönetimi altında yapmayı ifade eder. Ne var ki iş hukukunun dinamik yapısı, ortaya çıkan atipik iş ilişkileri, yeni istihdam modelleri, bu unsurun ele alınmasında her somut olayın niteliğinin göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılmaktadır. Bazı durumlarda, taraflar arasında sıkı bir bağımlılık ilişkisi bulunmasa da işverenin iş organizasyonu içinde yer alınmaktaysa bu unsurun varlığının kabulü gerekecektir. Önemli yön, işverenin her an denetim ve buyurma yetkisini kullanabilecek olması, çalışanın, edimi ile ilgili buyruklara uyma dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte teknik ve hukuki bir bağımlılığın bulunmasıdır. Genel anlamda bağımlı çalışma, işverenin belirleyeceği yerde ve zamanda, işverence sağlanacak teknik destek ve işverenin denetim ve gözetiminde yapılan çalışmadır. İşverenin yönetim (talimat verme) hakkı karşısında işçinin talimatlara uyma (itaat) borcu yer alır. Bir işin görülmesi süreci içinde işçinin faaliyeti, çalışma şekli, yeri, zamanı ve iş yerindeki davranışları düzenleyen talimatlar veren işveren onu kişisel bağımlılığı altında tutar. Bu sözleşmede var olan otorite/bağımlılık ilişkisi taraflar arasında kaçınılmaz olarak bir hukuki hiyerarşi yaratır. Bu nedenle hizmet akdinde bağımlılık hem işçinin kişiliğini ilgilendirmekte hem de bir hukuki bağımlılık niteliği taşımaktadır. 2- İnceleme konusu eldeki davada, davacının 30.11.1994 tarihinden, dava tarihini aşar şekilde 20.10.2017 tarihine kadar hizmet akdi ile çalıştığının tespitini talep ettiği, dosyaya ibraz olunan Kurum kayıtları incelendiğinde davacı adına herhangi bir bildirim yapılmadığı anlaşılmış olup, İlk Derece Mahkemesince dinlenen tanık beyanlarına göre 30.11.1994 tarihinden dava tarihine kadar olan sürelerde davacının hizmetinin tespitine yönelik kısmen kabul kararı verilmiş ise de yapılan araştırma yeterli olmayıp, Mahkemece sonuca eksik inceleme ile gidilmiştir. 3- Somut olayda, davacının davalılara ait portakal bahçesi içerisinde bulunan evde ailesi ile beraber ikamet ettiği, uyuşmazlık konusu dönem içerisinde davalının talebi ile bir kısım kira sözleşmelerini imzaladığını beyan ettiği, davalı tarafça davacıya yaptığı budama, ilaçlama gibi işlerle ilgili olarak yevmiye ödemelerinin yapıldığı, yöredeki genel uygulamaya göre narenciye ürünlerinin dalında tacire satıldığı, ürünler satıldıktan sonraki dönemle ilgili olarak üreticinin herhangi bir sorumluluğunun kalmadığı, güvenlik dahil tüm işlemlerin alıcı tacire ait olduğu, ürünün yetişmesinden yani satıştan önceki dönemde ise ürünlerin çalınmasını gerektiren bir durum bulunmadığı, davacının bahçe içerisindeki evde kendisinin ikamet ettiği ve söz konusu ev için bekçilik görevini gerektiren bir durum olmadığının da dinlenen tanık beyanlarına göre anlaşıldığı, öte yandan zabıta marifetiyle tespit edilen ve beyanlarına başvurulan komşu iş yeri tanıklarının davacının başka yerlerde de yevmiye usulü ile çalıştığını beyan etmeleri karşısında Mahkemece; hizmet aktinin ayırıcı unsurlarından olan “bağımlılık” unsurunun davalılar yönünden gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenmeli, gerçekleşmiş ise ne şekilde hizmet akdi oluştuğu tartışılıp sonucu değerlendirilmeli, taraflar arasında hizmet akdinin varlığının kabul edilmesi halinde ise aile yaşamı ile iş yaşamının iç içe geçmesi göz önüne alınarak, davacının mesaisinin günde ne kadarını davalılara hasrettiği yaptığı işlere göre belirlenip, çalışmanın kısmi ya da mevsimlik olup olmadığı değerlendirilmeli, buna göre davacının kısmi zamanlı çalışma durumunun günlük çalışma saatine göre (4857 sayılı İş Kanunu'nun 63. maddesi gereğince 7.5 saat çalışmanın 1 günlük çalışma hesabı ile) haftalık ve aylık çalışma süresinin kaç gün olduğu açıkça belirlenmeli, iş yerinin kapsam, kapasite ve niteliğine göre eylemli çalışmanın var olup olmadığı, sürekli veya kesintili olup olmadığı, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, çalışma olgusu böylece hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde belirlenmelidir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgulara gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. VI.KARAR Açıklanan sebeplerle; 1-Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgili davalılara iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/11376, K. 2025/7279, T. 30.04.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2024-11376-e-2025-7279-k-53132f941cc2