Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/9661 E. 2024/12122 K. – İş Kazasından
Konu: İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/9661
- Karar No
- 2024/12122
- Karar Tarihi
- Konu
- İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/3609 E., 2023/1446 K. KARAR : Kısmen kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 5. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/692 E., 2022/269 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne ve duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hâllerden hiçbirine uymadığından, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalılar yanında demirci ustası olarak çalışmakta iken 21.02.2015 günü saat 09:00 sıralarında ... Mah. 654 ada 1 parsel Döşemealtı adresindeki ... Konakları inşaatı alanında davalılardan ...'un kullandığı (davalılardan ... 'a ait) iş makinesinin sepetinin düşmesi sonucunda, davacının sağ ayak liflerinin koptuğunu ve bu yolla işini yapamayacak şekilde ağır özürlü ... geldiğini, kaza sonrasında Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmüş soruşturmanın Savcılık makamının "şikayet yokluğu" nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile sonlandırıldığını ve kararın kesinleştiğini, müvekkilinin bu kaza nedeniyle kaza tarihinden bu yana ve halen çalışamadığını, yaşı, uğradığı hasarın niteliği gözetildiğinde bundaki sonraki yaşamında bir işte çalışma ve bu yolla gelir elde etme yetisini neredeyse bütünüyle kaybettiğini, bu bağlamda davacının şimdilik fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte 5000,00 TL maddi tazminat ile her ne kadar özürlü ... gelmiş davacının uğradığı ve yaşamı boyunca artarak süreceği açık olan manevi elemin giderimi olanaksız olsa da kusurlu davranışları ile zararlandırıcı sonucun açığa çıkmasına neden olmuş davalının bu elem halinin giderimine katkı sunmakla yükümlü tutulması gerektiği bu nedenle müvekkili için 150.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı ... İnş.Taah.Tur.Mim.Müh. Tarım Tic.Ltd.Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının davaya esas kaza sebebiyle Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturma aşamasında, müvekkili firma hakkında vaki şikayetinden vazgeçtiği gibi yine müvekkil yetkililerinin bildirdiği üzere davacının tüm kusurun kendisinde olduğunu, müvekkili hakkında olası tüm maddi ve manevi tazminat vb taleplerinden de feragat ettiğini, feragatin davacıyı bağladığı ve dava hakkını ortadan kaldırdığını, davacının müvekkili şirketin personeli olmadığını, dava dışı ...nin personeli olduğunu, müvekkilinin yapımını üstlendiği Antalya ... Konakları inşaatı yapım işi ile ilgili olarak dava dışı bu firma ile ekli kalıp, demir, beton işçilik yapımı konulu kaba inşaat sözleşmesi başlıklı sözleşmeyi yaptığını ve anılan işleri bu firmaya beledi mukabili taşere ettiğini, yine aynı şantiyeye ilişkin olarak dava dışı ... adına davalı ... ile Kırma Vinç Kira Sözleşmesinin imzalandığını, şantiyedeki iş güvenliği ve iş sağlığı ile ilgili keza somut kaza ile ilgili tüm sorumluluğun dava dışı şirket ve ...'a ait olduğunu, kazada müvekkili şirketin hiçbir kusurunun bulunmadığını, davacının tek ve tam kusurlu olduğunu, davacının gerçekleşen kazadan sonra 27.04.2015 tarihine kadar raporlu olduğu ancak bu tarihten sonra çalışır raporu aldığı ve 2015 yılı Kasım ayına kadar da çalıştığını ve tüm maaşlarını da aldığını, bu itibarla davacının işgücü kaybının bulunmadığını, bu yöndeki tüm tazminat taleplerinin haksız ve dayanaksız olduğunu, müvekkili şirketin gerek yetkilileri gerekse çalışanları aracılığıyla davacının tedavisi süresince hep yanında olduğunu, tüm giderlerini ödediğini, maddi ve manevi desteğini esirgemediğini, tedavisinin sonuçlanmasından sonra da davacının işbaşı yaptığını ve 7 ay çalıştığını, akabinde de bu haksız davayı açtığını, davacının manevi tazminat taleplerinin açıkça fahiş ve zenginleşme amacına matuf olduğunu, bu nedenlerle davacının haksız davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, "...davaya konu kazanın; 21.02.2015 tarihinde saat 09:00 sıralarında ... Mah. 654 ada 1 parsel Döşemealtı adresindeki ... Konakları inşaatında demirci ustası olarak TÜİK ve emsal ücret yazı yanıtları ile asgari ücretin 1,5 katı oranında çalışmakta iken davalılardan ...'un kullandığı (diğer -tefrik olunan- davalı ... 'a ait) iş makinesinin sepetinin düşmesi sonucunda kazanın meydana geldiği ve kaza nedeniyle en son Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 03.06.2020 tarihli raporuyla; davacı ...'ın %16,0 oranında malul kaldığı ve dava dosya kapsamı ile sabittir. Toplanan deliller çerçevesinde dosya üzerinde kusur yönünden bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilerek dosya mahkememiz aracılığıyla İstanbul 30. İş Mahkemesine sevki sağlanarak iş güvenliği uzmanları üçlü bilirkişi heyetine (2 A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı Makine Mühendisi ve 1 A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı İnşaat Mühendisi) tevdii edilmiş bilirkişiler tarafından mahkememize 29.12.2018 tarihli ibraz edilen rapor ile: davalı asıl işveren (... İnş. Taah. Tur. Mim. Müh. Tar. Ltd. Şti) davalının %20 oranında kusurlu olduğunu, ihbar olunan alt işverenin (Kamu Özel Eğt. Öz. Sağ. İnş. Mim. Taah. Turz. Pey. Ö.D.S. Tic. Şti) %40 oranında kusurlu olduğu, vinci kiraya veren ..., %30 oranında kusurlu olması (bu kusurun %10'uncu vinci ehliyetsiz olduğu halde kullanan ...'a ait olacağı), diğer çalışanlarla birlikte aynı alanda çalışırken aynı alanda vincin de çalıştığını görüp bildiğinden demir bağlama işlerini yaparken, etrafını da kendi ... emniyetini düşünerek gözetlemesi, fazla dalgın ve dikkatsiz bir durumda iş görmeyerek vincin hareketinden önce sesli uyarıyı fark edip, diğer çalışanlar gibi sepet düştüğünden, bulunduğu yerden kaçabilmiş olması normal şartlarda beklenilir olduğu halde böyle tutum ve davranış sergilememiş olmasından olayda belli oranda kusuru bulunmaktadır. Bu hususlara riayet etmediğinden olayın meydana gelmesinde davacının %10 oranında kusurlu olduğu yönünde görüş ve kanaatlerini sundukları ve rapordaki tespit ve değerlendirmelerin Mahkememizce de uygun bulunarak ve belirlenen kusur oranlarının isabetli olduğu anlaşılmıştır. Davanın HMK 107 nci madde işaret edilmek üzere belirsiz alacak davası olarak 04.12.2015 tarihinde açıldığı, davacı vekilinin 23.11.2020 tarihinde "dava değerinin" artırılması konulu dilekçesi ile bedel artırım talebinde bulunduğu, bir davada ikinci kez talep artırım yapılamayacağından, davacı vekilinin son celsede ikinci kez bedel talep artırım dilekçesini sunmak üzere süre talebi yerinde bulunulmamış olmakla hükme esas alınan aktüerya bilirkişisinin 17.09.2020 tarihli raporuna göre davacının talep edebileceği maddi zarar 65.393,44 TL olarak hesap edilmiş olup aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. Olayın oluş şekli, tarafların kusur durumları, sıfatları, işgal ettikleri makam, sosyal ve ekonomik durumları, olay tarihi ve paranın o tarihteki alım gücü, ekonomik koşullar, hak ve nesafet kuralları, davacı işçinin yaşı, maluliyet oranı, olay nedeniyle duyduğu elem ve acı birlikte değerlendirilerek, talep edilen manevi tazminat miktarından takdiren indirim yapılarak, 25.000,00 TL manevi tazminata karar vermek gerekmiş ..." gerekçesiyle; "Maddi tazminat davasının kabulü ile 65.393,44 TL maddi tazminatın 21.02.2015 kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına, Manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 25.000,00 TL manevi tazminatın 21.02.2015 kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin isteminin reddine..." şeklinde karar vermiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece aktüerden 17.03.2022 günlü ek rapor alınmakla rapora itiraz edildiği, itiraza itibar edilmemesi halinde dava değerini artırmak üzere süre verilmesi istendiği, Mahkemece bu istem reddedilerek maddi tazminat istemine ilişkin kaldırma kararı öncesi verilmiş kararda geçen şekli ile ve ancak "fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına" şeklindeki kabul ile kararı verildiği, uygulamada geçen kabule aykırı düşmüş kabul ile kurulmuş hüküm hatalı olduğu, kaldırma kararı öncesinde yapılmış işlemin HMK'nın 107 kapsamında dava değerinin artırılması işlemi olduğu ve geçerli sonuç doğurduğu, ikinci kez bu kurumun kullanılmasının hukuken olanaksız olduğunun kabul edilmesi halinde ise aynı Kanun'un 176 ncı maddesinin "(1) Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir. (2) Aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir." şeklindeki amir hükmünün tanıdığı kısmi ıslah yolu ile dava değerinin artırılabileceği ve bu hakkın henüz ayakta (kullanılmamış) olduğu görülerek bu hakkın kullanımına olanak tanınmalı ve bu yolla yargılama sürecinin sürdürülmesi gerekirken aksi yöndeki kabul ile kurulmuş hüküm hatalı olduğundan bahisle istinaf yasa yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Kaldırma kararı sonrasında Mahkemece güncel veriler dikkate alınarak yeniden aktüer bilirkişisinden rapor alınmakla davacı tarafından sunulan değer artırım talebinin aynı yargılamada ikinci kez bedel artırım talebinde bulunamayacağından reddedilerek yazılı şekilde hüküm tesis edildiği anlaşılmaktadır. 6100 sayılı HMK’nın 107 nci maddesinde,“(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) (Değişik:22.07.2020-7251/7 md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.” hükmü yer almaktadır. 6100 sayılı HMK uyarınca belirsiz alacak davası olarak yöneltilen uyuşmazlıklarda 107 nci madde uyarınca bedel artırımı ve 176 ncı madde uyarınca ıslah imkanı bulunmaktadır. Yani bir yargılamada iki defa bedel artırımı veya iki defa ıslah imkanı mümkün değildir. Öncelikle Mahkemece Dairemiz kaldırma sonrası gerekçe de uyuşmazlığın açıkça belirsiz olduğu nitelendirilmiş olmakla hükümde fazlaya ilişkin kısmın saklı tutularak yazılması bu haliyle kendi içerisinde çelişki yaratması isabetli olmamıştır. Öte yandan İlk Derece Mahkemesince, davacı tarafından yapılan 20.11.2020 tarihli dilekçe, bedel artırım talebi olarak nitelendirilmiş ise de maddi tazminat yönünden dava dilekçesinde açıkça belirsiz alacak davası olarak yöneltmiş olmadığı, fazlaya ilişkin kısmı saklı tutulduğundan bu kalem yönünden davanın niteliğinin kısmi dava olduğu açıktır. Bu durumda davacı tarafından sunulan 20.11.2020 tarihli dilekçenin hukuki mahiyetinin mahkemece bedel artırımı olarak değerlendirilmesi de yerinde değildir. Davacının bu taraf işleminin ıslah dilekçesi olduğunun kabulü gerekir. Şu halde Dairemiz kaldırma kararı sonrası davacının değere ilişkin talebi, dosya özelinde ikinci ıslah talebi niteliği taşıdığından itibar edilmeyerek istinafa konu hükmün tesis edilmesi, gerekçesi isabetli olmamakla birlikte netice itibariyle yerindedir..." gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında; "Davanın kısmen kabulü ile Maddi tazminat davasının kabulü ile 65.393,44 TL maddi tazminatın 21.02.2015 kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına, Manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile 25.000,00 TL manevi tazminatın 21.02.2015 kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin isteminin reddine," şeklinde karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21 inci maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesi 3. Değerlendirme Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacının aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; Mahkemece Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma kararı öncesinde hükme esas alınan 17.09.2020 tarihli hesap raporunda davacının maddi zararının 65.393,44 TL olarak hesaplandığı, davacı vekilince anılan rapora süresi içerisinde itiraz edildiği, Mahkemece 18.11.2020 tarihli celsede davacı vekilinin itirazlarının reddi ile ıslah dilekçesi sunmak üzere 1 haftalık kesin süre verildiği, davacının da ara karar üzerine itiraz ve fazlaya ilişkin ... saklı kalmak kaydıyla 20.11.2020 tarihli dilekçesi ile 65.393,44 TL maddi tazminat talebinde bulunduğu, Mahkemece 10.03.2021 tarihli 1. kararı ile maddi tazminat talebini talep gibi kabul ettiği, davacı vekilince yargılama aşamasında ileri sürdüğü itirazları yineler biçimde kararı istinaf etmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince dosyada yeterli araştırma yapılmadığı gerekçesiyle esasın incelenmeksizin İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verildiği, Mahkemece kaldırma kararı sonrası yargılamaya devam olunduğu, maddi zararın tespitine yönelik 17.03.2022 tarihli ek raporun alındığı ve raporda davacının maddi zararının bu kez 153.148,16 TL olarak hesaplandığı, davacı vekilince raporda belirlenen tutar üzerinden talep arttırım dilekçesi sunmak üzere süre talep edildiği, Mahkemece talep ile ilgili ara karar kurulmadığı, devamında 20.04.2022 tarihli temyize konu kararında davanın kısmen kabulü ile davacının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla önceki hüküm gibi 65.393,44 TL maddi tazminata hükmolunduğu, 2. kararın gerekçesinde ise davacının maddi zararının 2. kez talep arttırım dilekçesi sunulamayacağı gerekçesiyle 17.09.2020 tarihli hesap raporunun hükme esas alınması suretiyle 65.393,44 TL olduğunun açıklandığı, davacı vekilince kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkeme hükmünün gerekçe ile hüküm kısmının çeliştiği, gerekçenin hatalı tesis edildiği, davanın kısmi dava olduğu ve davacının önceki aktüer hesap raporu doğrultusunda maddi zarar yönünden davasını ıslah ettiğini, Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma kararından sonra alınan rapor doğrultusunda miktar arttırım dilekçesi sunma talebinin davanın kısmi dava niteliğinde olması ile kaldırma kararından önce davasını ıslah etmiş olması dikkate alındığında ıslah hakkının sadece 1 kez kullanılabilecek olduğu değerlendirilerek talebinin reddine karar verilmesi gerektiği ve bu yönde hüküm tesis edilmesi gerektiği açıklanarak İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 6100 sayılı HMK ile ... davası niteliğinde belirsiz alacak davası türü kabul edilmiştir. 107 nci maddeye göre “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.” Bu davadaki temel amaç ise alacağın belirsiz olması nedeni ile zamanaşımının tüm alacak için dava tarihi itibari ile kesilmesidir. Kanunun ilgili maddesindeki gerekçeye göre “Hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilir. Özellikle, zararın baştan belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tam olarak tespiti mümkün olan tazminat taleplerinde böyle bir durumla karşılaşılabilmesi söz konusudur. Hukuk sistemimiz içinde, böyle bir durumla karşılaşan kişinin hak araması bakımından birçok güçlük söz konusudur. Öncelikle kendisinden aslında tam olarak bilmediği bir alacak için dava açması istenmekte, ayrıca, daha sonra kendi talebinden daha fazla bir miktar alacağının olduğu ortaya çıktığında da bunu davayı genişletme yasağı çerçevesinde ileri sürmesi mümkün olabilmekteydi. Böyle bir durumda, gerçekten bilinmeyen bir alacak için dava açmaya zorlamak gibi, hak aramanın özüyle izah edilemeyecek bir yol ve aslında tarafın kendi ihmali ya da kusuru olmadığı hâlde bir yasakla karşılaşması gibi de bir engel söz konusuydu. Oysa, hak arama özgürlüğü, böyle bir sınırlamayı ve gerçek dışı davranmaya zorlamayı değil, gerçekten ... ihlâl edilen veya ihlâl tehlikesi altında olan kişiyi, mümkün olduğunca geniş şekilde korumayı amaçlamalıdır. Son dönemde, gerek mukayeseli hukukta gerekse Türk hukukunda artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek "etkin hukukî koruma"nın gündeme gelmiş olması da bunu gerektirir. Kaldı ki, miktar ya da değeri belirsiz bir alacak için dava açılması gerektiğinde birtakım sınırlamalar getirmek, dava içinde yeni taleplere veya o davanın dışında yeni davalara yol açarak, usûl ekonomisine aykırı bir durum da meydana getirecektir. Ayrıca, miktarı veya değeri bilinmeyen bir alacak için klasik kısmî davanın da tam bir çözüm üretmediği gerçektir. Esasen tam veya kısmi olmasına bakılmaksızın her edâ davasının temelinde bir külli tespit unsuru vardır. Başka deyimle edâ hükmünde tertip olunan her durumun arkasında sorumluluk saptanmasını içeren bir zorunlu ön tespit kabulü mevcuttur” Bu doğrultuda HMK'nın 107 nci maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasını açabilmesi için alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirlemesinin objektif olarak mümkün olmaması gerekir. Alacak miktarı biliniyorsa ya da bilinebilecek durumda ise böyle bir dava açılamaz. Çünkü bu durumda her davada arandığı gibi hukuki yarar aranacak olup alacak miktarının biliniyor ya da bilinebilecek olması halinde davacının hukuki yararından söz edilemez. Belirsiz alacak davasında yapılan yargılama sırasında alacağın miktarının tam olarak belirlenmesi ile davacı talebini iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın artırabilecektir. Alacağın belirli ... gelmesi sonrasında ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilirse davacının bundan sonraki yeni artırma isteği iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır. Çünkü böylesi bir durumda alacağın belirsizliği değil davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur. Öte yandan HMK`nın 33 üncü maddesine göre "Hâkim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme ise Hâkime aittir." Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile hâkim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur. Bu açıklamalar doğrultusunda, iş kazasından kaynaklı tazminat davalarında davacının maddi tazminat alacağının tespiti, yargılama sürecinde taraflarca gösterilecek delillere göre belirlenip hesap edilecek olmasına göre, davanın açıldığı tarih itibariyle davacının maddi tazminat alacağını tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyecek olması nedeniyle ve hukuki nitelendirmenin hakime olduğu hususu da dikkate alınarak, davayı 6100 sayılı HMKnın 107 nci maddesine dayalı "belirsiz alacak davası" olarak değerlendirerek dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin de bu doğrultuda irdelenmesi, sonucuna göre yargılama sürecinde sunulan maddi tazminatın artırılmasına dair istemin de ıslah olarak değil; talep artırım talebi olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. (Dairemizin 19.04.2022 tarih ve 2021/3834 E - 2022/5880 K sayılı ilamı da bu yöndedir) Ayrıca 7251 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi ile değişik 107/2 nci maddesine göre "Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır." hükmü ihdas edilmiştir. Öte yandan her usuli işlemde uygulanma imkanı olan ıslah müessesinin belirsiz alacak davasında da uygulanmasına engel bir durum söz konusu değildir. Ancak taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın ıslah ile ortadan kaldırılması mümkün değildir. Nitekim bu husus 7251 sayılı Kanun'un 18 inci maddesi ile 177 nci maddenin 2 nci fıkrasına eklenen "Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz." hükmüyle açıkça düzenleme altına alınmıştır. Bu aşamada ıslah ile ilgili düzenlemelere de yer vermek uygun olacaktır. Şöyle ki; Islah Kurumu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nın 176 ncı ve devamı maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Islah, davacı veya davalının, iddianın ve savunmanın değiştirilmesi yasağı kapsamındaki usul işlemlerini, karşı tarafın iznine ve hâkimin onayına bağlı olmaksızın belli kurallar çerçevesinde bir defaya mahsus olmak üzere düzeltmesini sağlayan bir usul hukuku kurumudur. Bilindiği üzere, usul hukuku alanında geçerli olan temel ilke, yargılamaya ilişkin kanun hükümlerinin derhal yürürlüğe girmesidir. Bu ilkenin benimsenmesinin nedeni ise usul hükümlerinin kamu düzeni ile yakından ilgili olmasıdır. Nitekim 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın “zaman bakımından uygulanma” başlığını taşıyan 448 inci maddesi; “Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanır.” hükmünü içermektedir. Mahkeme karar tarihi itibari ile 04.02.1948 tarihli ve 1944/10 Esas, 1948/3 Karar ve 06.05.2016 tarihli ve 2015/1 Esas, 2016/1 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararlarında da belirtildiği üzere bozmadan sonra ıslah yapılmasının mümkün olmadığı ve bu içtihadın değiştirilmesine gerek bulunmadığı kabul edilmiş olduğundan, bozma ilamından sonra yapılan ıslah geçerli olmayacaktır. Diğer taraftan, 6100 sayılı HMK'nın 177 nci maddesine 22.07.2020 tarihinde 7251 sayılı Kanun'un 18 inci maddesi ile eklenen fıkra ile bozmadan sonra da ıslah yapılabilmesinin önü açılmıştır. Buna göre; "Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz." Yapılan değişiklik ile kural olarak bozma ilamından sonra İlk derece mahkemesinde tahkikat ile ilgili bir işlem yapılması halinde iş bu tahkikat bitinceye kadar ıslah yapılması mümkün ... getirilirken iş bu kuralın istinası ise yapılacak ıslah ile bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durumun ortadan kaldırılamayacağıdır. Somut olayda davacı vekilinin, müvekkili sigortalının iş kazasından kaynaklı sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi tazminat alacağı miktarını davanın açıldığı tarih itibariyle tam ve kesin olarak belirleyemediğinin açık olmasına göre maddi tazminat istemi yönünden davanın Mahkemece "belirsiz alacak davası" olarak kabul edilmesi gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı şekilde kısmi dava olarak kabulü hatalı olduğu gibi, Mahkemece 20.11.2020 tarihli talep artırım dilekçesinin ıslah dilekçesi ve 20.04.2022 tarihli celsede ıslah için süre verilmesine dair davacı vekili talebinin de mükerrer nitelikte ıslah yapılacağına ilişkin bir talep olarak değerlendirilmesi isabetsizdir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 28.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.