Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/8482 E. 2024/1371 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/8482
- Karar No
- 2024/1371
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2676 E., 2022/871 K. KARAR : Kısmen kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : Adana 2. İş Mahkemesi SAYISI : 2013/488 E., 2019/100 K. Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen rücuan tazminat istemli davada verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraflarca temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; Müvekkili Kurumda 4.4120.01.01,1113305.01 sicil numarasında kayıtlı ... Madencilik Üretim San. AŞ taşeronu 2.2420 01.01.1041413.031.05-49 sicil numarasında kayıtlı ... Makine İmalat ve Montaj San. Tic. Ltd. Şti. çalışanı 35012004199771 sigorta sicil numaralı...'nın 27.07.2011 tarihinde Çelemli Beldesi Vişneli Mahallesi kireç fabrikası sahası içerisinde taşeron firmaya ait vincin kupasında ve yerden yaklaşık 7 metre yükseklikte ölçüm çalışması yaptığı sırada matkap ara kablosundan kaynaklandığı değerlendirilen elektrik kaçağı nedeniyle enerji çarpmasına bağlı olarak vuku bulan iş kazası sonucu hayatını kaybettiğini, sigortalısının ölümü üzerine 5510 sayılı Kanun'un 20, 32 ve 35 inci maddeleri uyarınca 15.05.2013 onay tarihli tahsis kararı ile ....'ya 187.348,72 TL ... 'ya 55.098,32 TL ve ....'ya 61.360,87 TL ilk peşin değerli ölüm aylığı bağlandığını, 24.04.2013 tarihinde de 656,00 TL cenaze yardımı ödendiğini, ayrıca ... sigortalı için 06.05.2013 tarihinde 51,16 TL tedavi gideri sarf edildiğini, olayla ilgili Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesinde sanıklar ..., ... ile ... hakkında 2011/486 Esas sayılı ile kamu davası açıldığını, ceza dosyası tetkik edildiğinde ..., ... ile ...'ın sigortalının ölümüyle sonuçlanan iş kazasında kusurlu oldukları olgusunun, fenni raporlarla ortaya çıktığını, SGK Teftiş ve Rehberlik Başkanlığı müfettişi .... ... tarafından düzenlenen 31.01.2013 tarih ve 400576/İNC/01 sayılı rapor ile somut olaydaki çalışma şeklinin hizmet akdine dayaı olduğu, olayın iş kazası olduğu iş kazası ve sigortalı bildiriminin yasal süresinde yapılmamış olması nedeniyle 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin 2 nci fıkrası ile 23 üncü maddesinin uygulanması gerektiğini, ayrıca asıl işveren ... Madencilik Üretim San. A.Ş. ile taşeron ... Makine İmalat ve Montaj San. Tic. Ltd. Şti.'nin 21 inci maddenin 1 inci fıkrası ile 76 ncı madde 4 üncü fıkrası kusurlu üçüncü kişilerin de 21 inci madde 4 üncü fıkra hükümlerine göre sorumlu olduklarını, müvekkili Kurum zararının mevcut aşamada belirli veya belirlenebilir olmadığını, bu nedenle iş bu davayı belirsiz alacak davası şeklinde açtıklarını, belirtilen nedenlerle zararlandırıcı sigorta olayı nedeniyle müvekkili Kurumun yapmış olduğu masraflar toplamı 304.515,07 TL zararın şimdilik 15.190,40 TL gelir, 32,80 TL cenaze yardımı ve 2,56 TL tedavi gideri olmak üzere toplam 15.225,76 TL sinin sarf, ödeme ve onama tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi, yargılama giderleri ile vekalet ücretiyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ...Ş. ve ... vekili vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; Eldeki davada hasım eksikliğinin bulunduğunu, dava dilekçesi incelendiğinde, olayla ilgisi bulunmayan müvekkili şirket ve çalışanı dahi davalı yapıldığını, ancak ölen kişinin sigorta primlerinin ödendiği firma olan 1051651 sicil numaralı Metal Yapı A.Ş. firmasının nedense eldeki davada hasıl olarak yer almadığını, öncelikle adı geçen davalının onayla ilgili berebir kusuru bulunduğundan ve ölen kişinin mirasçıları tarafından açılan İskenderun 1. İş Mahkemesinde açılmış bulunan alacak davasında dahi davalı olarak yer almakta olduğunu, ancak nedense davacı taraf bu şirketi hasım göstermediğini, anılan şirkete karşı da dava açılması ve eldeki dava ile birleştirilmesi gerektiğini, Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/486 Esas sayılı dosyası ve İskenderun İş Mahkemesinin 2011/1217 sayılı dosyalarının bekletici mesele yapılması gerektiğini, konu ile alakalı dava dilekçesinde de belirtildiği gibi Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/486 Esas sayıl dosyası bulunmakta olup dosya halen derdest olduğunu, belirtilen dava aşamasında alınacak olan kusur raporları vs. olgular eldeki davayı etkileyecek nitelikte olduğunu, bu nedenle öncelikle bu davanını sonucunun beklenmesi anılan dava sonucunun kesinleşmesinden sonra yargılamaya devam edilmesi gerektiğini, kaldı ki ölenin mirasçıları tarafından açılmış bulunan İskenderun 1. İş Mahkemesinin 2011/1217 Esas sayılı dosyasının da sonucunun beklenmesinin zururi olduğunu, bu hususta düzenlenen bir içtihatta da değinildiği gibi yalnızca karara çıkması değil, kesinleşmesi de beklenmek gerektiğini, müvekkili firma ile ... Makine Ltd. Şti. arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi olduğunu, taraflar arasında alt işveren - üst işveren ilişkisinin bulunmadığını, davanın husumetten reddinin gerektiğini, ölen kişi ile müvekkili firma arasında iş ilişkisi bulunmadığını, müvekkili firma yalnızca kazanın gerçekleştiği taşınmazın maliki olduğunu, davacılarla başkaca alakasının bulunmadığını, kaza ölen kişinin kendisine ait matkabın arızalı olmasından kaynaklandığını, bu hususun ceza dosyası ile sabit olduğunu, somut olayda illiyet bağı kesilmiş olup müvekkil firmaya bu nedenle sorumluluk atfedilemeyeceğini, kazanın gerçekleştiği tarihte eser henüz müvekkilini kurulup teslim edilmediğinden, müvekkiline ve yetkilisine kusur yüklenmesi söz konusu olmadığını, ... Makine firması ile müvekkili firma arasındaki dosyaya mübrez sözleşme gereğince elektrik ekipmanlarını sağlamak ve tedbirleri almak ... Makine Ltd. Şti.'nin yükümünde olduğunu, yukarıda arz edilen nedenlerle öncelikle eksik hasım hakkında dava açılması için davacı tarafa süre verilmesini ve bu şekilde hasım eksilinin tamamlanmasını, akabinde cevap dilekçesi doğrultusunda davanın reddini talep etmiştir. 2.Davalı ... Makine İml. Montaj ve San. Tic. Ltd. Şti. ve ... vekili vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; SGK tarafından açılan rucuen tazminat davalarında zamanaşımı süresinin 1 yıl olduğunu, hiçbir şekilde zararı ve davayı kabul anlamına gelmemek üzere zarar zamanaşımına uğramış olduğundan talep edilmesinin mümkün olmadığını, işbu davanın fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak suretiyle belirsiz alacak davası olarak açılmış olması, 6100 sayılı HMK 107 nci maddesine aykırı olduğunu, ön inceleme aşamasında davanın bu nedenle reddinin gerektiğini, belirsiz alacak davası ancak talep sonucu miktarın belirlenmesinin imkansız veya davacıdan beklenemeyecek olması durumunda açılabileceğini, ancak davacı Kurum bir zarara uğradığı iddiasında ise zararın miktarının belli olduğunu, peşin sermaye değerlerini zarar olarak kabul eden Kurumun gerekli begelere ulaşma imkanı olduğundan uğradığı zararın belirsiz olarak kabul edilerek davanın bu şekilde açılmasının mümkün olmadığını, davanın bu nedenle reddinin gerektiğini, davacı Kurum tarafından ölümlü iş kazasına bağlı olarak ölenin mirasçılarına yapılan ödemeler ve bağlanan aylıklara ilişkin olarak Kurumun zarara uğradığını ve davalıların kusurlu olduğundan bahisle tahsili talep edildiğini, iş kazasında müvekkili şirketin kusurunun bulunmadığını, davaya konu kaza ... Madencilik Üretim San. Tic. A.Ş. isimli iş yerinde elektrik çarpması sonucu meydana geldiğini, murisin vefatıyla sonuçlanan iş kazasında, kazanın meydana geldiği yer davalılardan ... Madenciliğe ait olduğunu, kazan nedeninin matkap vefat edenin kendisine ait olmakla ve vefat edenin ... Yapı şirketinin işçisi olması, kazaya sebep olan elektrik panosunun ve kaçak rolesinin bulunmaması kusurununu ise diğer davalı ... Madenciliğe ait olması nedeni ile olayda hiçbir kasti kusur ve sorumluluğu olmayan müvekkilinin bu kaza nedeni ile sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, müvekkili diğer davalı ... madencilikle aralarındaki yazılı sözleşme uyarınca çelik konstrüksiyon imalat ve montajıyla sorumlu olduğunu, ancak montaj sırasında kullanılacak elektrik aksamı ve panosunun hazırlanması işlemi ve sorumluluğu, sözleşmenin 33 maddesine göre elektrik temini, işveren ... madenciliğe ait olup, ilgili elektrik tesisleri kuvvetli akım yönetmeliği, topraklama yönetmeliği, ile elektrik iç tesisat yönetmeliği gereğince, elektriğin temin edildiği panonun kaçak akım rolesi topraklama sisteminin tesisi ... madenciliğe ait olduğunu, bu nedenle elektrik aksamında meydana gelen bir arıza neticesinde hayatın kaybeden müteveffanın ölümünde müvekkilinin hiç bir sorumluluğu ya da ihmalinin bulunmadığını, zira bilirkişi raporunda da elektrik panolarına kaçak akım rolesi konması gerekirken konulmadığı tespit edildiğini, ancak bu durumun müvekkil şirketin değil, sözleşme uyarınca ... madenciliğin yükümlülüğü altında olduğunu, ayrıca müteveffanın müvekkili şirketin işçisi olmadığını, yukarıda açıklanan nedenlerle davanın reddine, mahkeme masrafları ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "taleple bağlı olarak davanın kabulü ile 1-Davalı ...’ın sorumluluğunun 30.522,22 TL ile sınırlı olmak kaydıyla Kurum zararının davalıların 5510 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesi Gereği sorumluluklarından sigortalı kusurun yarısının takdiren indirilmesi sonucu belirlenen kısımdan taleple bağlı olarak 243.046,33 TL hak sahiplerine bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin 15.05.2013 tarihinden, 524,80 TL cenaze giderinin 24.03.2013 olan ödeme tarihinden, 40,93 TL tedavi masrafının 06.05.2013 olan sarf tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte toplam 243.612,06 TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine," şeklinde karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... dışındaki tüm taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesince özetle; “1-Taraf vekillerinin aşağıdaki bentler dışındaki istinaf taleplerinin esastan reddine. 2- HMK 353/1-b.2 ve 355. Maddeleri gereğince İlk Derece Mahkemesi hükmünün aşağıdaki şekilde düzeltilmek üzere ortadan kaldırılmasına. 3- Davanın kısmen kabul, kısmen reddine; a-Davalı ...’ın sorumluluğunun 30.522,22 TL ile sınırlı olmak kaydıyla Kurum zararının davalıların 5510 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesi gereği sorumluluklarından sigortalı kusurun yarısının takdiren indirilmesi sonucu belirlenen kısımdan taleple bağlı olarak 243.046,33 TL hak sahiplerine bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin 15.05.2013 tarihinden, 524,80 TL cenaze giderinin 24.03.2013 olan ödeme tarihinden, 40,93 TL tedavi masrafının 06.05.2013 olan sarf tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte toplam 243.612,06 TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine” karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum ve davalılardan ..., ... Makine İmal ve Montaj San. Tic. Ltd. Şti. ve ... Madencilik Üretim San. A.Ş. vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 2. Dairece; “...1- 5510 sayılı Kanun'un 12 nci maddesi hükmüne göre aracı, bir işte veya bir işin bölüm veya eklentisinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran 3. kişidir. Asıl işveren taşeron ilişkisinin varlığı için öncelikle, işin başka bir işverenden alınmış olması, bir başka ifade ile asıl işverenin işverenlik sıfatına devredilen iş dolayısıyla sahip olması, asıl işyeri ya da işyerinden sayılan yerlerde kendi adına işçi çalıştırıyor olması gerekir. İşin belirli bir bölümünde değil de, tamamının bir bütün halinde, ya da bölümlere ayrılarak başkalarına devredildiği, işten bu yolla tamamen el çekildiği, sigortalı çalıştırılmadığı için işveren sıfatının haiz olunmadığı durumda ise, bunları devralan kişiler alt işveren, devredenler de asıl işveren olarak nitelendirilemeyecektir. Aracı sıfatının kazanılmasında diğer koşullar ise, asıl işverenden istenilen işin, asıl iş, ya da işyeriyle ilgili işin bir bölümünde veya işyeri eklentilerinde alınmış olması ve bu işte işi alanın kendi işçilerinin çalıştırılması ve bu nedenle de işveren sıfatına sahip olunmasıdır. İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, madde anlamında bir alt işverenlik, dolayısıyla dayanışmalı sorumluluk söz konusu olmayacaktır. Benzer şekilde, işveren kendisi sigortalı çalıştırmaksızın işi bölerek, ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı), asıl işveren olmayacağından, alt - asıl işveren ilişkisi de bulunmayacaktır. Burada önemli olan yön “devir” olgusudur. Devirden amaçlanan, yapılmakta olan işin, bölüm ve eklentilerinden tamamen bağımsız bir sonuç elde etmeye yönelik, işi alana bağımsız bir işveren kimliği kazandıracak bir işin devridir. Diğer iş yerlerinde sigortalı çalıştırması nedeniyle “işveren” sıfatına sahip olan kişi, devredilen iş dolayısıyla işverenlik sıfatına sahip olmadığı için asıl işveren olarak sorumlu tutulamayacaktır. Aynı şekilde, işi alan kişinin de işverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Alınan işte sigortalı çalıştırmayıp, tek başına işi yürüten kişi alt işveren olarak nitelendirilemeyecektir. Bu kimsenin diğer bir takım iş yerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi ise bulunmamaktadır. Alınan iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi veya yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Diğer bir anlatımla, bir işverene ait iş yerindeki çalışmaya, başka bir işverenin dahil olması durumunda “aracıdan” söz edilebilecektir. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin yardımcı parçası olup olmadığıdır. İş yerindeki çalışmayla ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi durumunda aracıdan söz etme olanağı kalmayacak ve ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendi iştigal konusu olmayan bir işi kendisi sigortalı çalıştırmaksızın bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Kanun'un tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır. Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında; Davalı ...Ş.’nin faaliyet alanının inşaat olmayıp madencilik olduğu, yaptırmakta olduğu kireç fabrikasındaki çelik konstrüksiyon işleri için diğer davalı ... Makine...Ltd. Şti. ile yapmış olduğu sözleşmenin anahtar teslimi olması nedeniyle ... Madencilik şirketinin ihale makamı olup asıl işveren olmadığı, varsa sorumluluğunun 3. kişi kusuru kapsamında olduğu gözetilerek yeni bir kusur raporu alınmalıdır. 3- İşverenler çalıştırdığı sigortalıları 5510 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinde öngörülen süre içerisinde Kuruma bildirmek zorundadır. Yasal düzenleme ile amaçlanan çalışanların sosyal güvenceye kavuşturulması ve kayıt dışı çalışmanın önlenmesidir. Bildirimle birlikte sigortalı tescil edilmekte ve sosyal haklardan yararlanmaya başlamaktadır. Aksi halde çalışanlar sosyal risklere karşı korumasız kalmaktadır. İşe giriş bildirgesinin süresinde verildiği Kurum kayıtları ile belirlenirken, bu durumun aksinin ispatı işverene düşmektedir. Sigortalılık, işçinin çalışmaya başladığı tarihten itibaren başladığı için, çalışılan tarihten bir gün önce işçinin girişinin yapılması gerekir. Ancak işçinin fiilen çalışmaya başlaması saat olarak ispatlanabiliyorsa işe giriş bildirgesi işe başlamadan önce olmak kaydıyla aynı gün de verilebilir. 5510 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinde, işe giriş bildirgesinin nasıl verileceği düzenlenmemiş ancak maddenin son fıkrasında "Sigortalı işe giriş bildirgesinin şekli ve içeriği, bildirgenin verilme yöntemleri ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esaslar Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir" denilmiştir. Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği 11 inci madde de ise, işverenlerin sigortalıları internet ortamında, Kuruma e-sigorta yoluyla bildirmekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. 5510 sayılı Kanun'un 8 inci maddesine göre; Kanun'un 4/1-a maddesi kapsamında sigortalı olanların Kuruma bildirim yükümlülüğü işverene ait olup; 7 nci maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sigortalılık başlangıç tarihinden önce, sigortalının işe giriş bildirgesi ile bildirilmesi gerekir. İnşaat, balıkçılık ve tarım işyerlerinde işe başlatılacak sigortalılar için, en geç çalışmaya başlatıldığı gün; yabancı ülkelere sefer yapan ulaştırma araçlarına sefer esnasında alınarak çalıştırılanlar ile Kuruma ilk defa işyeri bildirgesi verilecek işyerlerinde, ilk defa sigortalı çalıştırmaya başlanılan tarihten itibaren bir ay içinde çalışmaya başlayan sigortalılar için, çalışmaya başladıkları tarihten itibaren en geç söz konusu bir aylık sürenin dolduğu tarihe kadar; Kamu idarelerince istihdam edilen 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu'na göre işsizlik sigortasına tabi olmayan sözleşmeli personel ile kamu idarelerince yurt dışı görevde çalışmak üzere işe alınanların, çalışmaya başladıkları tarihten itibaren bir ay içinde, işe giriş bildirgesi ile Kuruma bildirilmeleri gerekir. 5510 sayılı Kanun'un “Süresinde Bildirilmeyen Sigortalılıktan Doğan Sorumluluk” başlıklı 23 üncü maddesinin 1 inci ve 2 nci fıkralarındaki düzenlemeye göre; işverenin rücu alacağından sorumluluğu için, çalıştırılan sigortalının işe giriş bildirgesinin süresi içinde Kuruma verilmemiş olması ve zararlandırıcı sigorta olayının da işe giriş bildirgesinin Kuruma verilmesinden veya sigortalı çalıştırıldığının Kurumca tespit edildiği tarihten sonra meydana gelmemiş olması gerekir. Başka bir deyişle; sigortalının bildirimi kanunda belirtilen sürelerden sonra yapılsa bile, zararlandırıcı sigorta olayı işe giriş bildirgesinin verildiği veya çalışmanın Kurumca tespit edildiği tarihten sonra meydana gelmiş ise; işverenin anılan düzenleme kapsamında sorumluluğu yoluna gidilemez. Sözü edilen madde ile işverenin kaçak işçi çalıştırmasının önlemesi amaçlanmış olup, maddenin düzenleniş şeklinden de açıkça anlaşılacağı üzere, 23 üncü maddeye göre işverenin sorumluluğu kusursuz sorumluluk ilkesine dayanır. Zararlandırıcı sigorta olayında işverenin hiç kusuru olmasa bile, şayet sigortalının işe girişi süresinde Kuruma bildirilmemiş ise, Kurumca yapılan sosyal sigorta yardımlarının tamamından sorumlu tutulması gerekir. Öte yandan; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 51 inci maddesindeki; “Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler.” ve 52 nci maddesindeki “Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir.” hükümleri gözetilerek, zarar gören (sigortalının) müterafik kusurları da nazara alınarak söz konusu maddeler kapsamında Hâkim tarafından takdir edilecek uygun bir indirimin yapılması gereği de göz önünde bulundurulmalıdır. Yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri çerçevesinde eldeki dava incelendiğinde, mahkemece işveren yönünden 5510 sayılı Kanun 23 üncü madde koşullarının varlığı irdelenmeli, yukarıda yazılı mevzuat ve ilkeler doğrultusunda davalıların sorumlulukları belirlenmelidir. 4- İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 21 inci maddeye göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1 inci fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalıdır. Mahkemece aldırılan bilirkişi raporundaki hesaplamalara itibar edilmişse de hesap raporundaki bir kısım tespitler hatalıdır. Şöyle ki; Kurum tarafından ölen sigortalının eşi Güllü’ye 187.348,72 TL Oğlu ...’e 55.098,32 TL Kızı ...’a 61.360,87 TL ilk peşin sermaye değerli gelir bağlanmıştır. Aktüer bilirkişi tarafından yapılan gerçek zarar hesabında eş Güllü’nün gerçek zararı 245.446,81 TL olarak tespit edilmiş olup, hesaplamada düşük olan ilk peşin değerli gelir miktarının hesaplanmış olması isabetlidir. Ancak oğlu ...’in gerçek zararı 38.538,89 TL kızı ...’un gerçek zararı ise 44.985,75 TL olarak hesaplanmış olup sorumluk belirlenirken düşük olan gerçek zarar miktarları esas alınması gerektiği halde, çocuklar bakımından da ilk peşin sermaye değerli gelir üzerinden belirlenen sorumluluk miktarları hatalıdır. 5- 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 21 inci maddesinin 1 inci fıkrasında, iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir davranışı sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirileceği, 4 üncü fıkrasında, iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle gerçekleşmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısının, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücu edileceği belirtilmiştir. Anlaşılacağı üzere 1 inci fıkrada işverenin, 4 üncü fıkrada üçüncü kişinin rücu alacağından sorumlulukları düzenlenmiş olup bunlara dayanılarak açılan rücuan tazminat davalarında işveren ile üçüncü kişi arasında müteselsil borçluluk ilişkisi bulunduğundan konuya ilişkin olarak 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun irdelenmesi de gerekmektedir. Söz konusu Kanunun 141-148 inci maddelerinde müteselsil borçlara yer verilmiş olup 141 inci maddede, alacaklıya karşı, her biri borcun tümünden sorumlu olma yükümü altına girdiklerini beyan eden birden çok borçlu arasında teselsül bulunduğu, böyle bir beyanın yokluğunda teselsülün ancak kanunun belirlediği durumlarda olacağı, 142 nci maddede, alacaklının, müteselsil borçluların tümünden veya birinden borcun tamamen veya kısmen ödenmesini istemekte serbest olduğu, borç tamamen ödeninceye dek borçluların tümünün sorumluluklarının devam edeceği, 145 inci maddede, yaptığı ödeme veya takas ile borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmiş olan müteselsil borçlulardan birinin, sona eren borç oranında diğer borçluları borçtan kurtarmış olacağı, 146 ncı maddede, borcun niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ödemeden birbirine eşit birer payı üzerine almak zorunda olduğu ve payından çok ödeme yapanın, fazla tutar yönünden diğer borçlulara rücu hakkının bulunduğu, 147 nci maddede, rücu hakkından yararlanan müteselsil borçlulardan her birinin, ödediği tutar oranında alacaklının haklarına halef olacağı bildirilmiştir. Diğer taraftan Kanun'un haksız eylem yönünden müteselsil sorumluluğa ilişkin 50 nci maddesinde, birden çok kimseler birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri takdirde, önayak olan (kışkırtan) ile asıl gerçekleştiren ve yardımcı olanların, ayırım gözetilmeksizin müteselsilen sorumlu olacakları, hakimin, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve gerektiğinde bu rücunun kapsamının derecesini saptayacağı belirtilmiş, çeşitli nedenlerin birleşmesi bakımından müteselsil sorumluluğa dair 51 inci maddesinde, birden çok kimseler çeşitli nedenlere (haksız eylem, sözleşme, kanun) dayanarak sorumlu oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarara sebebiyet veren kimselere ilişkin hükümlere göre işlem yapılacağı, kural olarak haksız bir eylemi ile zarara sebebiyet vermiş olan kimsenin en önce, tarafından hata gerçekleşmemiş ve üzerine borç alınmamış olmasına karşın yasal olarak sorumlu olan kimsenin de en sonra, zarar ile yükümlü tutulacağı açıklanmıştır. Müteselsil borç, birden çok borçlunun alacaklıya karşı borcun tümünden sorumlu olduğu, alacaklının tamamen veya kısmen edayı her bir borçludan isteyebildiği, eda tamamen yerine getirilinceye dek borçluların sorumluluklarının süregeldiği, her borçlunun iç ilişkideki payına bakılmaksızın borcun tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, borçlulardan birinin borcu ödemesi durumunda diğerlerinin de alacaklıya karşı borçtan kurtulduğu, borcun, her bir borçlu yönünden tali değil asli nitelik taşıdığı, alacaklı karşısında birden çok borç ve borçlunun bulunduğu borç ilişkisidir. Bu ilişkide ifa, asıl alacağı ortadan kaldırmayıp alacak hakkı, ödeme yapmak suretiyle rücu hakkını kazanan borçluya geçtiğinden, anılan borçlu, alacaklının halefi olarak diğerlerine rücu edebilmektedir. Bununla birlikte, rücuya konu olan borcun müteselsil niteliği bulunmadığından, sorumluluktan kurtulmak için her borçlunun borcun tümü yerine, kendine düşen payını ödemesi yeterli olmaktadır ki burada kanundan doğan halefiyet söz konusudur. Kuşkusuz, ödeme yapan borçlu ile alacaklının öncesinde, halefiyeti ortadan kaldırıcı sözleşme yapmak yetkileri de bulunmaktadır. Öğreti ve yargı kararlarında, borçların aynı sebepten doğması durumuna “tam teselsül” denilmekte ve değinilen 50 nci maddenin bunu karşıladığı ifade edilmekte, borçların farklı nedenlerden (kanun, sözleşme, haksız eylem) doğması halinde ise “eksik teselsül”ün varlığından söz edilerek 51 inci maddenin de bunu tanımladığı kabul edilmektedir. 50 nci maddede, aynı zarardan dolayı birden çok kişinin birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaları, birden çok kişinin ortak kusurlarıyla zarara birlikte sebebiyet vermiş olmaları koşuluna bağlanmıştır. 51 inci maddede ise, müteselsil sorumluluk, ortak kusur yerine farklı hukuksal nedenlere bağlanmıştır ve bunlar kanun, sözleşme veya haksız eylemdir. Birden çok kişi, kanun, sözleşme veya haksız eylem nedeniyle aynı zarar için, zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanmakta, kural olarak ilk önce, haksız eylemiyle zarara yol açan sorumlu tutulmakta, en son olarak da kusuru olmaksızın ve sözleşme gereği sorumluluğu olmadığı halde kanun hükmü gereğince sorumlu tutulan kişiye başvurulmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 gün ve 2013/9-1559 Esas-2013/1461 Karar, 15.05.2015 gün ve 2013/17-2267 Esas-2015/1352 Karar, 19.06.2015 gün ve 2013/10-2281 Esas-2015/1727 Karar, 24.06.2015 gün ve 2014/13-19 Esas-2015/1743 Karar sayılı ilamlarında aynı görüşlere yer verilmiştir. Önemle vurgulanmalıdır ki 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda eksik ve tam teselsül ayırımına son verilmiş, 61 inci maddede, birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı, 62 nci maddede, tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulacağı, tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olacağı bildirilmiştir. İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1 inci fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı, üçüncü kişi bakımından 4 üncü fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1 inci ve 4 üncü fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir. Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50 nci ve 51 inci maddeler (6098 sayılı Kanun'un 61 inci ve 62 nci maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146 ncı maddeye (6098 sayılı Kanun'un 62 nci maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1 inci fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4 üncü fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından hakkaniyete de uygundur. Yukarıda yazılı mevzuat ve ilkeler gözetildiğinde; Bölge Adliye Mahkemesince her ne kadar davalı ...’ın 3. kişi olup müteselsilen Kurum zararından sorumlu olacağı kabul edilmişse de, sorumluluk miktarının yukarıda yazılı esaslara göre belirlenmemiş olması isabetsizdir.” gerekçesiyle hüküm bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Kararda özetle: “-Davanın Kısmen Kabul, Kısmen Reddine; -Kurumca hak sahiplerine bağlanan gelirler ilk peşin değerinden dolayı; 243.046,33 TL'nin tamamından ..., 227.855,93 TL'sinden ... Makina Ltd. Şti. ve ... sorumlu olmak üzere 197.475,15 TL'sinden ... Madencilik ve ... sorumlu olmak üzere 15.05.2013 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte müşterek ve müteselsilen tahsiline davacıya verilmesine, - 524,80 TL cenaze masrafı tamamından ..., 293,40 TL'sinden ... Makina Ltd. Şti. ve ... sorumlu olmak üzere 260,80 TL'sinden ... Madencilik ve ... sorumlu olmak üzere 24.03.2013 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte müşterek ve müteselsilen tahsiline davacıya verilmesine, -40,93 TL tedavi masrafının 06.05.2013 olan sarf tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,” dair karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı SGK vekili, bilirkişi raporlarının gerçeği yansıtmadığını, bilirkişi raporuna karşı yapılan itirazlarının mahkemece dikkate alınmadan hüküm kurulması usul ve yasalara aykırı olduğunu iddia etmiş, Mahkeme hükmünün kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı ... Şirketi ve ... vekili, davalının sorumluluğunun bulunmadığını savunmuş Mahkeme hükmünün kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 3.Davalı ... Makine Şirketi ve ... vekili, taleplerin zamanaşımına uğradığını, ölenin kaza zamanında sigortasız olduğu yönündeki kabulün yerinde olmadığını, ölenin dava dışı Metal Yapı Şirketi yanında sigortalı olduğunu, müvekkillerinin olayda hiçbir kusurlarının bulunmadığını, müvekkili şirketin, diğer davalı ... Şirketinin çelik konstrüksiyon imalat ve montajı işini yaptığını, sözleşme gereğince yapılacak iş sırasında sağlanacak elektriğin ... Şirketinin sorumluluğunda olduğunu, kusur raporları arasında çelişki bulunduğunu, ölenin yakınlarının açmış olduğu tazminat davasının sonucunun beklenilmesinin gerektiğini savunmuş Mahkeme hükmünün kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 4.Davalı ... vekili, 22.07.2015 tarihli bilirkişi raporunda müvekkilinin kusursuz olduğunun tespit edilmiş olduğunu, kusur raporları arasındaki çelişkinin giderilmeden hüküm verilmesinin yerinde olmadığını, davalının kendisinin de ölen gibi bir işçi olduğunu, davalının "ekibim" diyerek ifade ettiği kişilerin aslında çalışma arkadaşı olduklarını, yaptığı iş dolayısıyla kendisinden sorulduğunda, çalışacak işçileri işverenlere tavsiye ettiğini, arkadaşlarına iş ayarlamaktan öte bir faaliyetinin olmadığını, kaza tarihinde de davalının başka bir işyerinde çalışıyor olduğunu, aksi kabulde dahi olayın oluşunda da davalıya kusur yüklenilemeyeceğini savunmuş, Mahkeme hükmünün kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık rücuan tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre aşağıda belirtilen husus dışındaki tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2.Eldeki davada, 27.07.2011 günü gerçekleşen iş kazasında yaşamını yitiren sigortalı için sigortalının hak sahiplerine bağlanan ölüm gelirleri nedeniyle uğranılan Kurum zararının davalılardan teselsül hükümlerine göre rücuen alınmasına ilişkin davanın mahkemece yapılan yargılamasında düzenlenen bilirkişi raporuyla, davalı ...Ş.'nin %10 oranında, bu kusurun içinde olmak kaydıyla ... Madencilik Üretim Sanayi A.Ş.'nin üretimden sorumlu yetkili şube müdürü ...'in %2 oranında, davalı ... Makine İmalat ve Montaj San. Tic. Ltd. Şti.'nin %50 oranında, bu kusurun içinde olmak kaydıyla ... Makine İmalat ve Montaj San. Tic. Ltd. Şti.'nin sahibi ...'un, %5 oranında, davalı ... 'ın %20 oranında, ... sigortalının %20 oranında kusurlu olduklarının belirlendiği görülmüş, denetime elverişli olan bilirkişi raporundaki kusur oranlarına Dairemizce de itibar edilmiştir. Davanın gelirler yönünden yasal dayanağı olan 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin 1 inci fıkrasında, iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir davranışı sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirileceği, 4 üncü fıkrasında, iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle gerçekleşmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısının, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edileceği belirtilmiştir. Anlaşılacağı üzere 21/1. madde işverenin, 21/4. madde üçüncü kişinin rücu alacağından sorumlulukları düzenlenmiş olup bu maddelere göre açılan rücuan tazminat davalarında işveren ile üçüncü kişi arasında müteselsil borçluluk ilişkisi bulunduğundan konuya ilişkin olarak 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun irdelenmesi de gerekmektedir. Söz konusu Kanun'un 141–148 inci maddelerinde müteselsil borçlara yer verilmiş olup 141 inci maddede, alacaklıya karşı, her biri borcun tümünden sorumlu olma yükümü altına girdiklerini beyan eden birden çok borçlu arasında teselsül bulunduğu, böyle bir beyanın yokluğunda teselsülün ancak kanunun belirlediği durumlarda olacağı, 142 nci maddede, alacaklının, müteselsil borçluların tümünden veya birinden borcun tamamen veya kısmen ödenmesini istemekte serbest olduğu, borç tamamen ödeninceye dek borçluların tümünün sorumluluklarının devam edeceği, 145 inci maddede, yaptığı ödeme veya takas ile borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmiş olan müteselsil borçlulardan birinin, sona eren borç oranında diğer borçluları borçtan kurtarmış olacağı, 146 ncı maddede, borcun niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ödemeden birbirine eşit birer payı üzerine almak zorunda olduğu ve payından çok ödeme yapanın, fazla tutar yönünden diğer borçlulara rücu hakkının bulunduğu, 147 nci maddede, rücu hakkından yararlanan müteselsil borçlulardan her birinin, ödediği tutar oranında alacaklının haklarına halef olacağı bildirilmiştir. Diğer taraftan Kanun'un haksız eylem yönünden müteselsil sorumluluğa ilişkin 50 nci maddesinde, birden çok kimseler birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri takdirde, önayak olan (kışkırtan) ile asıl gerçekleştiren ve yardımcı olanların, ayırım gözetilmeksizin müteselsilen sorumlu olacakları, hakimin, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve gerektiğinde bu rücunun kapsamının derecesini saptayacağı belirtilmiş, çeşitli nedenlerin birleşmesi bakımından müteselsil sorumluluğa dair 51 inci maddesinde, birden çok kimseler çeşitli nedenlere (haksız eylem, sözleşme, kanun) dayanarak sorumlu oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarara sebebiyet veren kimselere ilişkin hükümlere göre işlem yapılacağı, kural olarak haksız bir eylemi ile zarara sebebiyet vermiş olan kimsenin en önce, tarafından hata gerçekleşmemiş ve üzerine borç alınmamış olmasına karşın yasal olarak sorumlu olan kimsenin de en sonra, zarar ile yükümlü tutulacağı açıklanmıştır. Müteselsil borç, birden çok borçlunun alacaklıya karşı borcun tümünden sorumlu olduğu, alacaklının tamamen veya kısmen edayı her bir borçludan isteyebildiği, eda tamamen yerine getirilinceye dek borçluların sorumluluklarının süregeldiği, her borçlunun iç ilişkideki payına bakılmaksızın borcun tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, borçlulardan birinin borcu ödemesi durumunda diğerlerinin de alacaklıya karşı borçtan kurtulduğu, borcun, her bir borçlu yönünden tali değil asli nitelik taşıdığı, alacaklı karşısında birden çok borç ve borçlunun bulunduğu borç ilişkisidir. Bu ilişkide ifa, asıl alacağı ortadan kaldırmayıp alacak hakkı, ödeme yapmak suretiyle rücu hakkını kazanan borçluya geçtiğinden, anılan borçlu, alacaklının halefi olarak diğerlerine rücu edebilmektedir. Bununla birlikte, rücua konu olan borcun müteselsil niteliği bulunmadığından, sorumluluktan kurtulmak için her borçlunun borcun tümü yerine, kendine düşen payını ödemesi yeterli olmaktadır ki burada kanundan doğan halefiyet söz konusudur. Kuşkusuz, ödeme yapan borçlu ile alacaklının öncesinde, halefiyeti ortadan kaldırıcı sözleşme yapmak yetkileri de bulunmaktadır. Öğreti ve yargı kararlarında, borçların aynı sebepten doğması durumuna “tam teselsül” denilmekte ve değinilen 50 nci maddenin bunu karşıladığı ifade edilmekte, borçların farklı nedenlerden (kanun, sözleşme, haksız eylem) doğması halinde ise “eksik teselsül”ün varlığından söz edilerek 51 inci maddenin de bunu tanımladığı kabul edilmektedir. 50 nci maddede, aynı zarardan dolayı birden çok kişinin birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaları, birden çok kişinin ortak kusurlarıyla zarara birlikte sebebiyet vermiş olmaları koşuluna bağlanmıştır. 51 inci maddede ise, müteselsil sorumluluk, ortak kusur yerine farklı hukuksal nedenlere bağlanmıştır ve bunlar kanun, sözleşme veya haksız eylemdir. Birden çok kişi, kanun, sözleşme veya haksız eylem nedeniyle aynı zarar için, zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanmakta, kural olarak ilk önce, haksız eylemiyle zarara yol açan sorumlu tutulmakta, en son olarak da kusuru olmaksızın ve sözleşme gereği sorumluluğu olmadığı halde kanun hükmü gereğince sorumlu tutulan kişiye başvurulmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 gün ve 2013/9-1559 Esas - 2013/1461 Karar, 15.05.2015 gün ve 2013/17-2267 Esas - 2015/1352 Karar, 19.06.2015 gün ve 2013/10-2281 Esas - 2015/1727 Karar, 24.06.2015 gün ve 2014/13-19 Esas - 2015/1743 Karar sayılı ilamlarında aynı görüşlere yer verilmiştir. Önemle vurgulanmalıdır ki 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda eksik ve tam teselsül ayırımına son verilmiş, 61 inci maddede, birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı, 62 nci maddede, tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulacağı, tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olacağı bildirilmiştir. İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1 inci fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı, üçüncü kişi bakımından 4 üncü fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1 inci ve 4 üncü fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir. Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50 nci ve 51 inci maddeler (6098 sayılı Kanun'un 61 inci ve 62 nci maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146. maddeye (6098 sayılı Kanun'un 62 nci maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise, işverenden istenebilecek gerçek zararı aşmayan gelirin ilk peşin sermaye değerinin müteselsil sorumluların toplam kusuruna düşeninden işveren, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısının müteselsil sorumluların toplam kusuruna karşılık gelen tutarından da üçüncü kişi sorumlu tutulmalıdır. Daha açık anlatımla, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1 inci fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4 üncü fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur. Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında dava değerlendirildiğinde, davalı ... ile ... Madencilik Üretim Sanayi A.Ş.'nin anılan mevzuat hükümleri gereğince 3. kişi olduklarının anlaşılması karşısında, sorumluluklarının ilk peşin sermaye değerli gelirin yarısının %80 kusur karşılığına göre belirlenmesi gerekirken hatalı değerlendirilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma aykırı olup bozma nedenidir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgililere iadesine, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.