Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/6024 E. 2024/8622 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/6024
- Karar No
- 2024/8622
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2434 E., 2022/1650 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Konya 2. İş Mahkemesi SAYISI : 2022/538 E., 2022/612 K. Taraflar arasındaki uyuşmazlıkta iş kazasında iş göremezliğe uğradığını iddia eden sigortalının tazminat istemi davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararın davacı vekili tarafından temyiz edildiği; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı iş yerinde akaryakıt satış görevlisi olarak çalışmaya başladığı, davalı iş yerinde başka bir çalışan tarafından işyerine gelen müşteriye yanlış yakıt ikmal edilmesinden kaynaklı (hakkında tefrik kararı verilen) davalılar ... ve ...'nın müvekkilinin çalıştığı işyerine geldiği, yaşanan tartışma neticesinde ...'nın silahla müvekkilini yaralandığını bu şekilde diz kapağı arka kısmına isabet eden saçmalar nedeniyle iş göremez durumda olduğunu beyanla geçici iş göremezlik devresi için 500 TL, sürekli iş göremezlik devresi için 10.000 TL ve manevi kaybını tazmin için 150.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir. 2.Mahkemece dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen davalılar ... ve ... hakkındaki davaların iş bu dava dosyasından tefrikine karar verildiği anlaşılmıştır. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; bu davaya konu alacağın anlaşma kapsamına alındığı alacaklar bakımından arabulucuya başvurulduğu ve arabulucuda anlaşma ile sonuçlandırıldığı, bu durumda davacının yalnızca davalı dışındaki davalılara dava yöneltme hakkı olup bu da genel hükümler çerçevesinde mümkün olduğu, bu konuda da genel mahkemeler görevli olduğu, davanın iş mahkemesinde görülmesi mümkün olmadığı, davalı müvekkil, yaşanan ve iş kazası olduğu iddia edilen olayda asıl mağdur olan taraf olduğu, davacının diğer davalılarla olan kavgası ve kamera kayıtlarında da görülen tahrik eden ve olayın yaşanmasına neden olan eylemleri nedeniyle, davalı şirketin işyerinde adli bir olay yaşandığı ve davalının ticari itibari zedelendiği, bu nedenlerle haksız ve hukuki mesnetten yoksun davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; tüm dosya birlikte değerlendirildiğinde davacının davaya konu ettiği kazanın iş kazası olduğu ve davacı ile davalı şirketin iş kazası tazminatına ilişkin ihtiyari arabuluculuk yolunda anlaştıkları ve bu nedenle davacının ihtiyari arabulucukta anlaşmadan kaynaklı olarak davalı şirketten iş kazasına ilişkin talep edebileceği bir alacağının kalmadığı anlaşılmakla davalı şirket yönünden davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ihtiyari arabuluculuğun davacının tazminat alacaklarını yok etmek için kullanıldığını, belgenin baskıyla imzalatıldığını, alacak kalemlerinin tek tek gösterilmediğini, hukuken geçerli bir belge olmadığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18 inci maddesinin 5 inci fıkrasına 7036 sayılı Kanun'la eklenen düzenlemeye göre, “Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz.” Bu hüküm Kanunun gerekçesine göre, “dava açma yasağı” olarak nitelendirilmektedir. Kanun'da dava açma yasağının hukuki niteliği, bu yasağa rağmen dava açılması durumunda bunun sonucunun ne olacağı ve dava açma yasağının istisnalarının olup olmadığı düzenlenmemiştir. Anlaşma belgesinin ilâm niteliğinde belge sayılacağı hükmünden (HUAK m. 18) hareketle artık anlaşılan hususlarda tarafların dava açma ihtiyacının ortadan kalktığı söylenebilir. Bu sebeple dava açma yasağı, dava şartlarından olan hukukî yarar bulunması (HMK m. 114/1, h) şartının özel bir görünümüdür, daha açık bir ifadeyle özel bir dava şartıdır. Somut olayda; davacı yanca iş kazası nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat talepli davanın yargılaması sonunda, davacı ile davalı şirket arasında dava açılmadan önce 24.06.2021 tarihinde iş kazası tazminatı ve diğer işçilik alacaklarına ilişkin olarak arabuluculuk yolunda anlaşıldığından, hukuki yarar bulunmayan dava hakkında, İlk Derece Mahkemesi tarafından, davanın reddine dair verilen kararda isabetsizlik görülmemiştir." gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf nedenlerini tekrarla; arabulucuya gitmeden önce ödemelere başlandığını, müvekkilinin işten çıkarıldıktan sonra 14.202,10 TL tazminat hakkı olduğu ve bu alacağın üç taksit şeklinde ödeneceğinin bildirildiği ve ilk taksidin 5.000 TL olarak ödendiği, ikinci taksit ödenmeden arabulucuda prosedür gereği imza atması şart kılınarak ve imza atılmaması halinde kalan alacakların ödenmeyeceği belirtilerek arabulucu belgesinin bu irada fesadı kapsamında imzalatıldığını, arabuluculuk tutanağının ilgili daire başkanlığından sorulması halinde böyle bir tutanağın olmadığının ve imha edilmeye çalışıldığının tespit edileceğini, iş kazasına dayalı tazminat davaları kapsamında arabuluculuğun dava şartı olmadığını, müvekkilinin iradesinin fesada uğratıldığını ödemenin TBK'nın 420 nci maddesinde belirtilen şartları taşımadığını beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme İş kazası nedeni ile iş göremezliğe uğradığını iddia eden sigortalının tazminat istemiyle ilgili ihtiyari arabuluculuk sonunda düzenlenen tutanağın uyuşmazlığı sona erdirip erdirmediği, arabuluculuk anlaşma tutanağı nedeni ile aynı isteklerle ilgili dava açılıp açılmayacağı noktasında olup aşırı yararlanma ve irade fesadı nedeni ile arabuluculuk anlaşma tutanağının geçersizliğine ve geçersizlik halinde fark maddi ve manevi tazminat alacağına hak kazanılıp kazanılamayacağına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 7, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 28 ila 39, 417 ve 420 nci maddeleri, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 15, 17 ve 18 inci maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4 üncü maddeleridir. 3. Değerlendirme: 1. Dairemizin 02.05.2023 tarih ve 2021/2800 E- 2023/4645 K sayılı ilamında da açıkça belirtildiği üzere; iş hukuku açısından işçi alacaklarına mahsus olmak üzere ibraname ile ilgili ağırlaştırılmış şekil şartları getirilmiştir. Hükme göre (TBK Mad. 420 II), ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi gerektiği gibi buna ilişkin ödemenin hak tutarına nazaran noksansız olarak yapılması gerekmektedir. Bu hükmü, lafzına uygun olarak, ibra konusu alacağın tamamının belirtilmesi ve ayrıca bu belirtilen alacağın tamamının ödenmesi şeklinde anlamak mümkündür. İşçi ve işveren arabuluculuk sürecine hiç başvurmadan, doğrudan borcu sona erdiren bir sözleşme yaptıklarında, TBK'nın 420 nci maddesi gereğince bu sözleşme içerik itibariyle her zaman başta Anayasa açısından olmak üzere iş mevzuatının emredicilik yapısı ve TBK bakımından denetime tabi olabilecektir. Dolayısıyla, işçilik alacaklarının sulh sözleşmesine ya da ibra sözleşmesine veya benzeri bir sözleşmeye konu olması halinde sözleşmeler geçersiz kabul edilebilecek veya sözleşmeler olası bir davada örneğin hizmet tespit davasında delil teşkil edecektir. 2. Arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenecek anlaşma belgesi, her şeyden önce borçlar hukuku anlamında bir sözleşmedir. Arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenecek anlaşma belgesinin konusunu, uyuşmazlığın çözümüne yönelik taraflarca benimsenen yöntemler oluşturacaktır. Bu çözüm yöntemi, bir sulh sözleşmesi şeklinde olabilecektir. Öğretide anlaşma belgesinin sulh benzeri sözleşme olarak nitelendirildiği görülmektedir. (Kıyak, Emre. Arabuluculuk Sonucunda Ulaşılan Anlaşma Belgesinin Hukuki Niteliği. ....tr. TAAD, Yıl:6, Sayı:21 (Nisan 2015) s: 532. ..., Melis, Türk Hukukunda Arabuluculuk, Yetkin, Anka-ra, 2012. S: 185). Nitekim damga vergisine, ne şekilde tabi olacağını genelge ile belirleyen Maliye Bakanlığı, Adalet Bakanlığı’nın yazısı üzerine verdiği cevapta “Kanun'un aradığı şartlarda düzenlenmesi durumunda sulh sözleşmesi olarak değerlendirilmesi” gerektiğini belirtmiştir(Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünün 01.11.2017 tarihli ve 86493661-19259 sayılı yazısına, Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığının verdiği 09.03.2018 gün ve E. 30833 sayılı yazı. İcra edilebilirlik şerhi verilmeden resmi işlemlerde kullanılması halinde damga vergisine tabi tutulacağı da belirtilmiştir). 3. İşçinin feragat ve irade serbestini sınırlayan hükümler bu nedenle kabul edilmiştir. Bu hükümlere örnek olarak birbirini tamamlayan 4857 sayılı İş Kanunu’nun 32/5 ve 6098 sayılı TBK'nın 420 nci maddeleri gösterilebilir. 6098 sayılı TBK.’un 420 nci maddesi uyarınca; "İşçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur. İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün tazminat alacaklarına da uygulanır". 4. TBK m. 420’de düzenlenen konu belirli bir isim taşıyan sözleşme değil, işçinin haklarından vazgeçme yasağıdır. Madde işçinin alacağının vazgeçmesiyle değil, ancak ve ancak ifa ile sona erebileceğini düzenlemiştir (Ekmekçi/Özekes/Atalı.s:137.). Taraflar arasındaki bu sözleşmeye arabulucunun dahil olması, arabuluculuk faaliyetinin olması bu olguyu değiştirmez. Zira arabulucu da sonuçta sözleşmede üçüncü kişi olarak bulunmakta, sözleşmenin niteliğini değiştirmemekte ve usul sözleşmesi niteliğini vermemektedir. Belirtmek gerekir ki arabuluculuk bir yargılama faaliyet değildir. Yargılama faaliyetinin konusu olan davada sulh ve feragat, arabuluculukta geçerli olmadığı gibi arabuluculuk faaliyeti ile iş yargılama süreci de eş değer değildir. 5. İşçi ve işverenin arabuluculuk faaliyeti sonucunda arabulucu vasıtası ile düzenlediği tutanağın (sözleşmenin) TBK'nın belirtilen kuralarına göre şekil şartlarına tabi tutulması, aşırı yararlanma, yanılma, korkutma ve aldatma durumlarda geçersizliğini ileri sürülmesi olanaklıdır. Arabuluculuk anlaşma tutanağı, kural olarak maddi hukuka ilişkin bir sözleşme olduğuna göre, şekil şartı yönünden 6325 sayılı HUAK hükümlerine tabi tutulmalı, yasadaki şekle uygun yapılmamış ise TBK. 12/2 maddesi uyarınca geçersiz kabul edilmelidir. 6. Anlaşma tutanağının tarafların iradesi esas alınarak değerlendirilmesi gerekir (TBK. 19). Kanun'un emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan arabuluculuk anlaşma tutanakları hükümsüzdür (TBK. mad. 27) . 7. Gabin (aşırı yararlanma) halinde, arabuluculuk tutanağına karşı bağlı olmadığı bildirilerek alacağın tamamının tahsili veya oransızlığın giderilmesi istemi ile dava açılabilir(TBK. mad. 28) . Arabuluculuk süreçlerinin işçilik alacaklarını bertaraf etme yönünde bir amaca hizmet etmesi halinde İş Hukuku çerçevesinde bulunabilecek çözümlerden biri de, anlaşma tutanağı kapsamında yapılan ödemelerin, gerçek tazminat ve alacak tutarlarına göre aşırı oransız olması halinde, anlaşmaya varılan hususlarda dava açılabileceğinin kabulüdür (Çil, .... Dava Şartı Olarak Arabuluculuk. s:49). 8. Anlaşma tutanağı; yanılma (hata, TBK. mad. 30 vd , Ki, TBK. mad. 31/1.5 “Yanılanın, gerçekte üstlenmek istediğinden önemli ölçüde fazla bir edim için veya gerçekte istediğinden önemli ölçüde az bir karşı edim için iradesini açıklamışsa, bunun esaslı bir yanılma olduğunu kabul etmiştir. Kısaca gabin halini yanılma olarak belirtmiştir), aldatma (TBK. 36.) ve korkutma (TBK. 37) hallerinde imzalanmış ise geçersizliği ileri sürülebilir. 9. 6098 sayılı TBK'nın 39 uncu maddesine göre “Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya ver-diği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır. 10. Somut uyuşmazlıkta; iş kazası olduğu iddia edilen 23.11.2019 tarihli zararlandırıcı olay ile ilgili olarak davalı tarafça dosyaya ibraz olunan 2021/185906 dosya no.lu "İhtiyari Arabuluculuk Anlaşma Belgesi" başlıklı 24.06.2021 tarihli tutanağın öncelikle geçerli bir arabuluculuk belgesi olup olmadığı yöntemince araştırılıp söz konusu belgenin davacının iddia edildiği gibi imha olunup olunmadığı ortaya konulmalıdır. Giderek geçerli bir arabuluculuk belgesi olduğunun kabulü halinde ise yukarıda açıklanan olgular bir bütün olarak değerlendirilerek, anılan belgede iş kazası tazminatı ile beraber, hizmet sözleşmesine bağlı diğer alacakların toplamına karşılık gelmek üzere 14.202,10 TL'lik bir tutarın taksitler halinde ödenmesinin kararlaştrıldığı gözetilerek, davacı tarafından "bu tutanaktan önce ödemeye başlandığının ve bu belgenin imzalanmaması halinde kalan taksitlerin davacıya ödenmeyeceğine dair" olguya dayalı irade fesadı haline dayanılmış olmakla, davacı tarafça bu olguyla ilgili gösterilecek deliller toplanıp, değerlendirilerk, bu deliler sonucu ortaya çıkan durumun irade fesadı halinin varlığını ortaya koyması halinde; davanın esasına girilmesi, giderek maddi tazminat isteminin hesabına girişilmesi halinde ise TBK'nın 420 ve 55 inci maddeleri kapsamında ifaya dayalı ödemelerin hesaplanan tazminattan tenzili noktasında "denkleştirme metodu" da dikkate alınarak, iş bu tutanağa bağlı iş kazası nedeniyle ne miktar ödemede bulunduğu tespit edilerek, tespiti halinde bu ödemenin maddi tazminattan tenzil edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olmuştur. 11. Öte yandan, davanın esasına girilmesi halinde; dava konusu edilen zararlandırıcı olay nedeniyle dava dilekçesinde davalı olarak gösterilip, haklarında tefrik kararı verilen davalılar ile ilgili olarak davacının müteselsil sorumluluk hükümlerine dayanmış olduğu da gözetilerek, hakkında tefrik kararı verilen dosya araştırılıp, yargılama sürecinin birlikte görülmesinin usul ekonomisi açısından bir gereklilik arz ettiği de dikkate alınarak, 6100 sayılı HMK'nın 166 ve devamı maddelerine göre işlem yapılması, mümkün olmaması halinde ise iş bu dosyasının sorumluluğun varlığının tespiti halinde tahsilde tekerrür yaratmayacak şekilde hüküm tesisine riayet etmekten ibarettir. 12. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. 13. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları gözetilerek, bozma sebebine göre bu aşamada davacı vekilinin sair temyiz itirazları incelenmeksizin Bölge Adliye Mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır. VI. KARAR: Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının davacı vekilinin temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, 3. Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.