Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/5721 E. 2023/6434 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/5721
Karar No
2023/6434
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2355 E., 2023/407 K. KARAR : Esastan red İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 20. İş Mahkemesi SAYISI : 2022/314 E., 2022/466 K. Taraflar arasındaki 5434 sayılı Kanun kapsamında hak kazanılan fiili hizmet zammı süresi nedeniyle 01.06.2018 tarihinden yaşlılık aylığı bağlanması ve davalı Kurumdan yasal faizi ile birlikte tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalının başvurunun esastan reddine dair karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilin yaşlılık aylığına müstahak olduğunu, 23.05.2018 tarihli yaşlılık aylığı tahsis talebinin davalı kurum tarafından tahsis şartlarını taşımadığından bahisle talebinin reddedildiğini, davalı Kurumun fiili hizmet süresini yaş şartından düşmediğini, davalı Kurum işleminin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek 23.05.2018 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına müstahak olduğunun tespitine ve birikmiş aylıkların faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: davacının dava dilekçesinde iddia edildiği gibi 5434 sayılı Kanun'un 32 nci maddesine göre verilen fiili hizmet süresi zammının tabi olduğu yaştan düşülmesinin kanunen mümkün olmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 5434 sayılı Kanun’da da “itibari hizmet” kavramına yer verilmiştir. Ne var ki; anılan Kanun’un 35 ve devamı maddelerinde düzenlenen “itibari hizmet” 506 sayılı Kanun sistematiğindeki “itibari hizmet’ten farklıdır. Zira 506 sayılı Kanundaki itibari hizmet süresi, hem sigortalılık süresini uzatmakta hem de yaşlılık aylığı oranını yükseltmektedir. 5434 sayılı Kanundaki itibari hizmet süresi ise, yalnızca emekli aylığı oranını yükseltmektedir. Ancak, 5434 sayılı Kanun’da bir de “fiili hizmet zammı” kavramına yer verilmiş olup, 5434 sayılı Kanun’un 33, 34 ve 205 inci maddelerinde düzenlenmiştir. Söz konusu fiili hizmet zammı; hizmet süresini, emeklilik ikramiye miktarını ve emekli aylığı bağlama oranını artırmakta ve yaş haddinden de 8 yıla kadar indirim sağlamaktadır. Bu nitelikleri nazara alındığında 5434 sayılı Kanundaki fiili hizmet zammının 506 sayılı Kanundaki itibari hizmetin karşılığı olduğu, buna bağlı olarak da; 5434 sayılı Kanun fiili hizmet zammının 506 sayılı Kanun kapsamındaki hizmetlerle birleştirilmeleri durumunda sigortalılık süresine eklenmesi ve yaş haddinden de indirilmesi gerekeceği açıktır. Somut olayda davacı; 11.07.1971 doğumlu olup 15.07.1989-14.03.2008 tarihleri arasında 5434 sayılı Kanun kapsamında 18 yıl 8 ay çalışmış olup yine aynı yasa kapsamında 3 yıl 10 ay 15 gün gün fiili hizmet zammı bulunmaktadır. 23.05.2002 tarihi itibariyle hizmet süresi 15.07.1989-23.05.2002 tarihleri arasında (12 yıl 10 ay 8 gün olup bu süreye 23.05.2002 tarihine kadar gerçekleşen 2 yıl 5 ay 2 gün itibari hizmet süresi de eklendiğinde) 15 yıl 3 ay 10 gündür. Bu durumda 23.05.2002 tarihi itibariyle hizmet süresi 4759 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin (g) fıkrasında yer alan “sigortalılık süresi 14 (dahil) yıldan fazla, 15 yıl 6 aydan az olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 50 yaşını doldurmaları ve en az 5375 gün” şartlarına tabi olduğu görülmüştür. Davacının 23.05.2018 tahsis talep tarihi itibari ile 5434 sayılı Kanun kapsamında 18 yıl 8 ay fiili hizmeti ve 3 yıl 10 ay 15 gün gün fiili hizmet zammı toplamı olarak 22 yıl 6 ay 15 gün, 5510 sayılı yasanın 4a kapsamında ise 3653 prim ödeme gün sayısı mevcuttur. Davacının yasada öngörülen sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısını tamamladığı açık olup bu hususta bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır. Ancak, 11,07.1971 doğumlu olan davacı, 23.05.2018 tahsis talep tarihi itibari ile 46 yıl 10 ay 12 günlük olup Kurum tarafından davacının fili hizmet zammı süresi yaş haddinden indirilmediğinden 49 yaş şartı nedeni ile talebi reddedilmiştir. Anayasa Mahkemesince 14.01.2021 tarihinde E.2019/104 numaralı dosyada, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun mülga 62 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…çalıştığı işten ayrıldıktan sonra…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiş olduğu dikkate alınarak yaşlılık aylığı bağlanmasında, işten ayrılma koşulu aranmayacağı anlaşılmıştır. Yukarıda belirtilen olgular karşısında; davacının 50 yaş süresinden 3 yıl 10 ay 15 gün günlük fiili hizmet zammı süresi düşüldüğünde davacının yaşlılık aylığı yaş haddi şartı 46 yıl 1 ay 15 gün olarak bulunmaktadır. Davacının 11.07.1971 tarihinde doğduğu göz önüne alındığında 26.08.2017 tarihinde yaşlılık aylığına müstahak olduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak davacının kuruma 23.05.2018 tarihinde de aylık tahsis talebinde bulunduğu anlaşılmakla bu tarihi takip eden 01.06.2018 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına müstahak olduğu kanaatine varılmıştır. Davacı mahrum kalınan aylıkların ödenmesi gereken tarihlerden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir. Bilindiği üzere 5510 sayılı Kanun'un 116 ncı maddesi kapsamında 3 aylık süre içinde tahsis talebinin reddi durumunda red tarihini takip eden aybaşından itibaren, üç aylık süre içinde cevap verilmediği veya bu süre sonrasında reddedildiği durumlarda ise aylık tahsis tarihinden itibaren 3 ay sonra faiz başlangıç tarihinin tespiti gerekmektedir. Davacının 23.05.2018 tarihli tahsis talebinin 3 aylık sürenin geçmeden 28.06.2018 tarihinde reddedildiği göz önüne alındığında faiz başlangıcı red tarihini takip eden aybaşından itibaren 01.07.2018 tarihi olarak alınması gerektiği sonucuna varılmıştır. Yapılan yargılama, toplanılan deliller, hükme esas alınan bilirkişi raporu, Anayasa Mahkemesinin İptal edilen kararı, ... Bölge Adliye Mahkemesi İlamı ve tüm dosya kapsamından; davanın kabulü ile, davacının 01.06.2018 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına müstahak olduğunun tespitine, aksine kurum işleminin iptaline, davacının mahrum kaldığı aylıkların 01.07.2018 tarihinden başlamak üzere ödenmesi gereken tarihlerden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı SGK Başkanlığı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı SGK Başkanlığı vekili, davacı hakkında kurumca uygulanan işlemin hukuka ve mevzuata uygun olduğunu esasen fiili hizmet süresi zammının davacının talebinde belirttiği şekli ile uygulanmasının mümkün olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile,; "...toplanılan deliller, hükme esas alınan bilirkişi raporu, Anayasa Mahkemesinin İptal edilen kararı, ... Bölge Adliye Mahkemesi İlamı ve tüm dosya kapsamından; davanın kabulü ile, davacının 01.06.2018 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına müstahak olduğunun tespitine, aksine kurum işleminin iptaline, davacının mahrum kaldığı aylıkların 01.07.2018 tarihinden başlamak üzere ödenmesi gereken tarihlerden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerektiği" gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği görülmüştür. İncelemede; dosya kapsamı ve mahkemenin gerekçesine göre İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla, davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun oy birliği ile esastan reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmakla; 6100 sayılı Kanun'un 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı SGK Başkanlığı vekili, davacı hakkında fiili hizmet zammı süresinin hem yaş haddinden hem de sigortalılık başlangıcından indirilmesinin mümkün olmadığı, davacı hakkında kurumca yapılan işlemlerde herhangi bir hatanın bulunmadığını belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, 5434 sayılı Kanun'un 32. vd. maddeleri hükümlerince hak kazanılan fiili hizmet zammının hizmet birleştirilmesi ve tahsis aşamasında nasıl dikkate alınması gerektiği ile bu sürenin 2829 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereğince uygulanması gereken 506 sayılı Kanun kapsamındaki tahsis işlemlerinde sigortalılık başlangıç tarihinden geriye gidilmek suretiyle sigortalılık süresine eklenip eklenmeyeceği ve bu süre üzerinden belirlenecek yaş haddinden de düşülüp düşülemeyeceği hususundadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri 2829 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi ve 506 sayılı Kanun'un geçici 81 inci ve ek 39 uncu maddesi ile 5434 sayılı Kanun'un 32 inci maddeleri hükümleridir. 3. Değerlendirme Uyuşmazlığın çözümü bakımından, öncelikle davacının hak kazandığı fiili hizmet zammı kavramı, niteliği ve 5434 sayılı Kanundaki itibari hizmete ilişkin hükümlerin varlığı ile 506 sayılı Kanun kapsamında yer alan itibari hizmet süresi kavramları ile birlikte yaşlılık aylığı tahsis koşulları üzerinde durulmalıdır. 5434 sayılı Kanun'un 10 uncu kısmında (31 inci ila 34 üncü maddeleri arasında) fiili hizmet müddeti, 11 inci kısmında (35 ila 38 inci maddelerinde) ise itibari hizmet süresi düzenlenmiştir. 5434 sayılı Kanun'un 31 inci maddesinde “Fiili hizmet müddeti; iştirakçinin 30 uncu madde gereğince bu kanunla tanınan haklardan faydalanmaya başladığı tarihten itibaren tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği müddet” olarak tanımlanmış, 32 nci maddesinde; İştirakçilerin, 5434 sayılı Kanun kapsamında kesenek ödenen her yılı için görevlerine göre eklenecek fiili hizmet zamları belirlenmiş ve 32 nci maddede gösterilen vazifelere yılbaşından sonra girenlerin fiili hizmet müddet zamlarının, girdikleri ay hariç olmak üzere, o yılın geri kalan ayları için ve yılsonundan önce ayrılanların fiili hizmet müddeti zamlarının, ayrıldıkları ay da dâhil olmak üzere, yılın geçmiş ayları için hesaplanacağı belirtilmiş, ayrıca fiili hizmet müddeti zamlarının, emeklilik işlemlerinde fiili hizmet sayılacağı fakat toplamının 8 yılı geçemeyeceği belirtilmiş olsa da, Lokomotif makinist ve ateşçilerin bu süreden istisna olduğu, son olarak 34 üncü maddesinde ise, fiili hizmet sürelerinin her yıl ilgili kurumlarınca, yılsonlarından itibaren 3 ay içinde Sandığa göndermeye ilişkin zorunluluk düzenlenmiştir. Eklemek gerekirse; 5434 sayılı Kanun'un geçici 205 inci maddesinde de, 32 nci madde gereğince fiilî hizmet sürelerine zam yapılanların bu maddede belirtilen yaş hadlerinden, hizmetlerine eklenen fiilî hizmet süresi zammı kadar indirim yapılır. Hükmü yer almaktadır. 5434 sayılı Kanunda düzenlenen “itibari hizmet” süresi ise, 35 inci maddede “Bu kanun gereğince bağlanacak aylıklar ve yapılacak kesenek iadesi ve toptan ödemelerin hesabında fiili hizmet müddetlerine eklenen süredir” şeklinde tanımlanmış, 36 ncı maddede; iştirakçilerin, görevlerine göre fiili hizmet sürelerinin her yıl için fıkralarında gösterilen itibari hizmet süreleri ekleneceği belirtilmiş ve açıkça (zamlar hariç) tutulmuş olup, toplamlarının 3 aydan az ve toplamı 5 yıldan fazla olamayacağı belirtilmiştir. 506 sayılı Kanun'un ek 5 inci maddesinde de “itibari hizmet süresi” kavramına yer verilmiş olup, bu maddede ise, “506 sayılı Kanuna göre sigortalı sayılanların, kanunda sayılan görevlerde geçen sigortalılık sürelerine, bu sürelerin her tam yılı için, hizalarında gösterilen süreler, sigortalılık süresi olarak eklenir.” hükmü ile öncelikle; 18.02.2000 tarihli 1997/1 Esas ve 2000/1 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’na göre, salt sigortalılık süresine eklenmesi gereken süre olarak tanımlanmıştır. 506 sayılı Kanun'un Ek 39 uncu maddesinde de "Bu Kanunun Ek 5 ve Ek 6 ncı maddeleri gereğince sigortalılık süresine ilave edilen gün sayıları, beş yıldan çok olmamak üzere bu Kanun'un 60 ıncı ve Geçici 81 inci maddelerinde belirtilen yaş hadlerinden indirilir." düzenlemesine yer verilmiştir. Konu, son olarak 5510 sayılı Kanun ile düzenlenmiş ve 01.10.2008 günü itibarıyla yürürlüğe giren “Fiili hizmet süresi zammı” başlıklı 40 ıncı maddesinde, belirtilen iş yerlerinde ve işlerde çalışan sigortalıların prim ödeme gün sayılarına, bu iş yerlerinde ve işlerde geçen çalışma sürelerinin her 360 günü için karşılarında gösterilen gün sayılarının, fiili hizmet süresi zammı olarak ekleneceği, çalışmanın fiili hizmet süresi zammı kapsamında değerlendirilebilmesi için, tablonun (13) ve (14) numaralı sıralarında belirtilen sigortalılar hariç, sigortalının kapsamdaki iş yerleri ile birlikte işlerde fiilen çalışması ve söz konusu işlerin risklerine maruz kalmasının şart olduğu açıklanmıştır. 5510 sayılı Kanun'un “Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin bazı geçiş hükümleri” başlıklı geçici 1 inci maddesinde yer alan “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve diğer bağımsız çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ve bu Kanunla mülga 2926 sayılı tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında kabul edilir.” hükmü nedeniyle, tahsis koşulları bakımından davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun 60 ve geçici 81 inci maddelerinde yaşlılık aylığından yararlanmak için; kural olarak maddede belirlenen yaşa ulaşmış olmak, belirli bir süre prim ödemek, işten ayrılmak ve talepte bulunmak koşulları öngörülmüştür. Ne var ki, Anayasa Mahkemesi 2019/104 Esas, 2021/13 Karar ve 14.01.2021 tarihli kararı ile “17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası’nın mülga 62. maddesinin 1. fıkrasında yer alan “....çalıştığı işten ayrıldıktan sonra...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline” karar vermiş ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesinden de anlaşılacağı üzere işten ayrılma koşulunu özünde Anayasaya aykırı kabul etmiştir. 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun’un 4 üncü maddesindeki; “kurumlara tabi çeşitli işlerde çalışmış olanların hizmet süreleri, aynı tarihlere rastlamamak kaydıyla bu Kanuna göre aylık bağlanmasına hak kazanıldığında birleştirilir.” hükmü uyarınca çeşitli sosyal güvenlik kurumlarına tabi olarak geçen hizmet süreleri de yaşlılık aylığı bağlanmasına esas olmak üzere birleştirilmekte ve sigortalının yaşlılık aylığı bağlanması için tabi olduğu yaş, prim gün sayısı ve sigortalılık süresi tespit edilmektedir. Yukarıda sayılan düzenlemeler birlikte irdelendiğinde; mahkemece, 2829 sayılı Kanun kapsamında hizmetleri birleştirilen ve 506 sayılı Kanun kapsamında tahsis koşulları uyuşmazlık konusu olan, davacının 5434 sayılı Kanun'un 32 nci vd. maddeleri hükümlerince hak kazandığı “fiili hizmet zammının” tahsis koşullarından olan yaş haddinden indirilmesine ilişkin kabul, 506 sayılı Kanun'un Ek 39'uncu maddesi karşısında yerinde ise de, 5434 sayılı Kanunda yer alan “fiili hizmet zammının”, iştirakçilerin görev yaptıkları süreler boyunca ve tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği sürelere ilişkin olarak yapılan ek bir zam niteliğinde olduğu ve fiili hizmet süresine eklenmesi gerektiği, buna göre eklenen bu hizmetin, iştirakçilerin fiili hizmet süresini, emeklilik ikramiye miktarını ve emekli aylığı bağlama oranını artırdığı ve yaş haddinden de 8 yıla kadar indirim sağladığı, 5434 sayılı Kanun'un 11 inci kısmında 35 vd. maddelerinde ayrıca düzenlenmiş olan “itibari hizmet” sürelerinin de, istekle emekliye ayrılmak için gerekli olan, kadınlarda 20, erkeklerde 25 hizmet yılının hesabı ve emekli ikramiyesinin hesaplanmasında bu sürenin dikkate alınmayacağı, ancak keseneklerin iadesinde, toptan ödeme yapılmasında ödenecek paranın ve aylık bağlanmasına hak kazanılması halinde bağlanacak aylığın oranının artmasına etki ettiği dikkate alınarak, 5434 sayılı Kanun'un 32 nci vd. maddelerinde düzenlenmiş “fiili hizmet zammının”, 506 sayılı Kanun'daki ve içtihadı birleştirme kararı gereğince sadece sigortalılık süresine eklenmesi gereken “itibari hizmet” süresinden farklı bir kavram olduğu açıkça anlaşılmakta olduğundan, bu sürenin 506 sayılı Kanun kapsamında tahsise esas sigortalılığın başlangıç tarihinden geriye çekilmesi mümkün değildir. Başka bir deyişle, 5434 sayılı Kanun kapsamında hak kazanılan “fiili hizmet zammının” kişilerin fiili hizmetine eklenmesi gerektiği söylenebilir ise de, birleşen hizmetler sonrasında, 506 sayılı Kanun'un 60 ıncı ve geçici 81 inci maddesindeki yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin koşullar bakımından uygulama yapılırken, sigortalılık süresi yönünden, kişinin sigortalılık başlangıç tarihiden geriye doğru ekleme yapılması ile sigortalılık başlangıç tarihinin geriye çekilmesi suretiyle, ek bir sigortalılık süresine veya başkaca bir uygulama yapılmasına imkân vermediği hususu dikkate alınmalı ve buna göre tahsis koşulları yeniden irdelenmeli, sonucuna göre bir karar verilmelidir. Eklemek gerekirse, tahsis yapılmasına ilişkin eldeki davada, Kuruma başvuruda bulunulduğu tarih veya dava tarihi itibarıyla tümüyle oluşmayan tahsis koşullarının yargılama aşamasında gerçekleşmesi durumunda, özellikle, Anayasa’nın 141 inci maddesindeki, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının, yargının görevi olduğunu belirten hüküm, 6100 sayılı Kanun'un “Usul ekonomisi ilkesi” başlıklı 30. maddesinde yer alan, hâkimin, yargılamanın kabul edilebilir süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğu yönündeki düzenleme, sosyal koruma, dayanışma, sosyal denkleştirme ve zorunluluk ilkelerine dayanan sosyal sigortalar, bireyin onuru ile kişiliğinin geliştirilmesi için kaçınılmaz ekonomik, sosyal ve kültürel hakların doyurulması temeline dayanan sosyal güvenlik hukukunun ilkeleri dikkate alındığında, bütün şartların yerine getirildiği tarihi izleyen aybaşından itibaren aylığa hak kazanıldığının tespitine ilişkin hüküm kurulması, kuşkusuz, yargılama aşamasında gelir/aylık bağlama koşulları gerçekleşen sigortalı yönünden tahsis talep günü itibarıyla şartlar oluşmamakla Kurumun dava açılmasına sebep olan herhangi bir haksız işleminin de söz konusu bulunmadığı gözetilerek yargılama giderlerinin taraflar arasında paylaştırılıp vekil ile temsil olunan davalı Kurum yararına da avukatlık ücreti belirlenmesi gereği de bozma sonrası yapılacak yargılamada dikkate alınmalı ve buna göre bir karar verilmelidir. Eldeki dava bakımından ise, mahkemece, davacı hakkında fiili hizmet zammı süresinin yaş haddinden indirilmesi gerektiğine ilişkin kabul ve uygulama yapılması yerinde ise de, davacının hak ettiği fiili hizmet zammının sigortalılık süresine ilavesi ile bu aşamadan sonra tahsis şartlarından olan yaş şartının belirlenmesi suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Buna göre, 23.05.2018 tarihinde tahsis talebinde bulunduğu anlaşılan davacı hakkında, 5510 sayılı Kanun'un geçici 1 inci maddesinin 2 nci fıkrası gereği uygulanması gereken 2829 sayılı Kanun kapsamında uygulama yapılırken son 7 yıllık süre içerisinde en fazla 506 sayılı Kanun kapsamındaki hizmetlerinin geçtiği anlaşılmakla, tahsis şartları bakımından 506 sayılı Kanun'un 60 ve geçici 81 inci maddeleri hükümlerine tabi olduğu anlaşılmakta olduğundan, 18 yaşından sonra ve ilk kez Emekli Sandığı kapsamına alındığı 15.07.1989 tarihine göre, tahsis talep tarihi itibari ile 28 yıl 10 ay 8 gün, 23.05.2002 tarihi itibari ile de 12 yıl 7 ay 8 gün sigortalılığına ve 5450 den fazla gününün bulunmasına göre, geçici 81. maddenin ilk fıkrasının (B) bendinin (h) alt bendi gereğince 25 yıl sigortalılık süresi 5450 gün ve 51 yaş şartlarına tabi olduğu belirgin olup, 11.07.1971 doğumlu davacının 51 yaşını doldurduğu 11.07.2022 tarihinden 3 yıl 10 ay 15 günlük fiili hizmet süresi zammının geriye çekilmesi ile bulunacak tarihe göre ve davacının talebi de gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Kabule göre de: aylıkların geç ödenmesi nedeniyle işleyen faizler bakımından, 5510 sayılı Kanun'un 42 nci maddesinin “Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir.” hükmü uyarınca, Kurum'un, yaşlılık aylığı tahsis tarihini takip eden 3 aylık sürenin sonundan itibaren (örneğin 01.01.2019 tarihine göre 01.04.2019 tarihinden) faiz alacağı ile sorumlu tutulacağı nazara alındığında, mahkemece bu durumun dikkate alınmaması ve infazda tereddüt uyandıracak şekilde karar verilmesi de, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/5721, K. 2023/6434, T. 06.06.2023, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2023-5721-e-2023-6434-k-99ef7724f8de